
Ölüm ile bir kapıyı kapatıp diğer bir kapıyı aralamak… Ardında nehirler bırakarak dirilen okyanuslar misali… Sanki çöküyor maveranın ağırlığı omuzlarımıza da gidişimize şiirden kaftanlar biçiyoruz… 'Yedi Güzel Adam'ın öyküsü, ölümsüz okyanuslarda dalgalanmakta; artık son noktasına doğru uzatıyor boynunu. Garip geldi, garip gidiyor birkaç iyi adam. Birkaç iyi adam şiirden destârını; hakikatten koparılmış bir tutam nebzeyi bizlere ödünç bırakıyor. Aşk'tan, tabiattan, ölümden, risaleler diziyor hayat güncesine… Okudukça çoğalıyoruz…
Şimdi 'Sen dur burada ey insan! Duy içinde tutuşan ormanı…
Ve yakıştırmasını bil üstüne ey âdemoğlu! Usta bir makasla biçilen toprağı…'
Belki de en çok ona yakıştı biçilen toprağın, sözden elbisesi… Belki de en çok ona ağladı gökler. Toprak en çok onu arzuladı, çünkü toprak şiirdi, o şiirin babası…
Ay Vakti bu sayısında, şairler bahçesinde bir kez daha açan ölüm çiçeğine son suyunu verdi ve sevgili Erdem Beyazıt'ın ötelere açtığı veda kapısında son duruşunu yaptı.
"Sevenler sevdiklerinin yanında güzelmiş…" Diyelim ve Ay Vaktinin yolculuğuna devam edelim…
'Duygusuz Yenidünya'nın eteklerinden bir sesleniş ile 'Kaf Dağı'nın ardına yankılar düşüren bir ses var bu kez karşımızda… 'Yeni başlayanlar için sevmek' nedir? Hak hukuk'a mı yaslanır bütün sevgiler… Aşk-ü nemâ iki sözcüğe mi tekabül eder? Gelin bu soruların cevabını Adem Özbay'dan alalım…
Recep Garip Erdem Beyazıt'ın bizlere bırakmış olduğu mirası tahlil ediyor, Ali Kurt Kafkasya yolculuğunda tuttuğu notları paylaşıyor.
Mustafa Özçelik'in 'Hicran Diliyle', Yavuz Ertürk'ün 'Olmak Bitip, Ölüm Baştan Alınca ya da Ayna', Yeprem Türk'ün 'Hızırın Eli, Tövbenin Eli', Murat Kaya'nın 'İhtilâl'ın Gölgesinde' adlı şiirleri okuyucularını bekliyor. 'Geceyi dinlerken' adlı şiirinde geceden duyduklarını bizlere fısıldayan Adem Erdoğan'ın ardından Mustafa Uğurlu 'Bilmem geceler Kaç Saat' adlı şiiriyle serzenişte bulunuyor. Nadir Aşçı 'Evroka Evroka' diye haykırıyor.
'Meşalesi ümit olan bir adamın firak'ı nasıl iman aynasında vuslata dönüşür, hüzün ve yalnızlık bir Müslümanın cemâlinde nasıl aks-i sada'ya bürünürse, Atasoy Müftüoğlu'nun mürekkebinden de böylesi kelâmlar dökülür. Fatih Pala'nın vesile-i tercümesi ile okuyacağımız bu yazıda; Atasoy Müftüoğlu'nun ilk eseri olan 'Firak' yüreklerinize misafir oluyor…
Necmettin Evci duygusuz yenidünya adlı hikâyesiyle, Hüseyin Kaya 'Huzurevi'den esen bir rüzigârın, gönül bahçemize sürüklediği rayihalara öncülük ediyor. Bir rüya yontucusu Yavuz Albayrak, karanlıktan topladığı 'Rüya Kırıkları'nı resmediyor Ay Vakti'ne…
'Boş çerçeveyi dolduran bir haykırış' vardır maveranın eteklerinden dökülen, mihenk taşları yuvarlanır ölümün yüreğinden. Metafizik umutların durakladığı bir Aksaray metrosunda, bir türkü nasıl akar derûnlara da ölümün yüreği üşür… Yunus Emre Tozal'ın kaleminden…
Yekta Haktan İnci Cahit Zarifoğlu şiirlerinin sır perdesini aralıyor, Mustafa Oğuz ıhlamur ağacının altından yitik bir aşkın rayihasını günışığına çıkarıyor, Üzeyir Süğümlü bir nehir disiplininde akan zamanın içinde mekânı sorguluyor, Şuayb Pişkin ateş soylu kelimelerle zarafet timsali kuğuları andıran gemilerde yolculuğa çıkıyor.
Ve 'Hû Makamı'ndan bir katre düşüyor kalplere Ceyhun Emre mürekkebinden. Sonra, 'Bir Tren ışığına, güneşe çekmek seni' kırmızı başlıklı kız! Naraları ile masallar diyarından güneşler toplamak ve manzarası olmak gerçekliğin ardına saklanmış düşlerin Nüzhet Arslan'a düşüyor…
'Şiir bir sır rüyası, şiir sözün son duası...' diyen Olcay Yazıcı'nın şiir perspektifine ışık tutan Senem Gergezeroğlu, Yazıcı'nın kalem serüvenini de gözler önüne seriyor…
İmdat Akkoyun kitaplarla muhabbet ediyor.
'Benim hikâyem değil' kalemin hikâyesi bu diyen Muhammed Aşır Karabacak, kalemin sûret-i ahval'ine vuran bir yakamozda duraklatıyor sözü…
Hicran diliyle, hayat resimleri buluşur, lâkin yine Şirâze'ye dokunur bu nehrin ucu…
* Erdem Beyazıt
Mehlika Toyga