Son on yıl içerisinde büyük ekonomik krizler yaşadık ve enflasyon rakamları üç hanelere kadar ulaştı. Türk Lirası döviz karşısında küçüldükçe küçüldü. Artık bir ecnebi para TL'den milyonlarca kat daha kıymetliydi. Saatler içinde iki kat değer yitirdiği zamanları yaşadık. Ticaret yapan ve borcu olanlarımızın gözleri her fırsatta döviz kurlarını kollar oldu. Ticaretimiz mahiyet olarak olmasa dahi, şekil itibariyle kumar oynamaya benzemeye başlamıştı. Hiçbir suçu ve günahı olmayan kendi halindeki insanlarımız, bir anda iflasın eşiğinde buluverdi kendini.
Bankalar, uzun vadeli olarak dağıttığı yüksek meblağlı kredileri hemen geri istedi mudilerinden. Ödeyemeyenlere temerrüt faizi adı altında tefeci muamelesinde bulundu. Memleket olmasa dahi halkın büyük bir kısmı ekonomik kuşatma altındaydı sanki.
Kapkaranlık günler yaşadık. Geleceğe bakan gözlerimizdeki tüm parıltı kayboldu zaman zaman. Yine halkın deyimiyle, paramız pul oldu. Küçük esnaf, ortalama rakamlı çeklerini ödeyebilmek için tomarlarca para taşımak zorunda kaldı yanında. Memleketi kuşatan ne bir savaş vardı ortada ne de bir felaket. Ülkemizin kaynaklarına bakıldığında, ortada hemen hiçbir sorun görünmüyordu. Neydi pekala paramızı pul eden sebep. Bence bunun tek bir açıklaması var. Kötü yönetim sonucu peyda olmuş dışa bağımlılık ve yiyicilik. Modern zamanların yeni silahıydı ekonomi. Artık bu şekilde de işgal edilebiliyordu ülkeler. Biraz içerden biraz dışarıdan gerçekleşen çirkef ve iğrenç bir sömürü çarkıydı kurulan. Özellikle sekülerleşen toplumlar için ekonomi her şey demekti. Onun iflası memleketin de iflası anlamına geliyordu bir yerde. Çok savaşlar yaşamış ve çok kıtlıklar çekmiş dedelerimizin sabrı ve fedakarlığı, tükenmiş olmamasına rağmen paramız gibi enflasyona uğramıştı. Bozuk bir ekonomi ve yüklü dış borca sahip bir ülke, kötü idarecilerin elinde egemenliğini kısmi olarak kaybetmiş demekti.
Minicik bir ticarethane ya da çiftliği idare edenlerin dahi bilebileceği kadar basit bir çözüm vardı. İsraf ve yiyiciliği ber taraf edip, ülke imkanlarını en verimli şekilde kullanarak, bir an önce iliğimizi kemiren bu dış borçlardan kurtulmanın yollarını aramak. Küreselleşen bir dünyanın kahrolası ekonomik gerçekleriyle karşı karşıyaydınız çünkü/ama. Ama diyorum; borsa ve faiz gibi daha önceden bir şekilde bulaştığınız hususlar ile, daha önceki hükümetlerce yapılan ticari anltlaşmalarınız vardı. Çünkü diyorum; acımasız bir çark olduğu için bir an önce ayaklarınızın üzerinde durmak zorundaydınız.
Hukuki ve gayri hukuki mahiyette kurulmuş çark tek taraflı da değildi maalesef. Bu menfi durumu ber taraf etmek ve düze çıkmak oldukça güçtü. Çünkü, dışarıdakiler kadar içerden kemirenler de bulunmaktaydı. Ve hemen hepsinin tek önemsediği husus kendi kasaları, kendi cepleriydi. Dışarıda villalar alınmış, paralar İsveç vb bankalara transfer edilmişti. Her an dışarıya gitmeye müsait vaziyetteydiler. Politik arenanın durumu, bu kulvarda bulunmak isteyenlerin üç kuruş maaş için tonlarca para harcamalarından belliydi.
Bu gün sizler için toz pembe bir tablo çizecek değilim. Hali hazırda ekonomimiz düze çıkmış değil. Vatandaşımızın büyük bir çoğunluğu asgari ücretle kölelik yapmaya devam etmekte ve açlık sınırının çok alt seviyelerinde yaşamakta. Hâlâ rüşvet çarkı çökertilmiş değil. Alışkanlıkların önüne gerçilemiyor. En büyük sorunlardan biri de, bizim kültürümüze hiç de uygun düşmeyen kartelleşme. Modern kapitalizm, servetin büyük kısmını bir avuç zümrenin eline veriyor. Kanun ve teamüller buna hizmet ediyor. Bu ise sosyal adeletsizliği doğuruyor. Parası olan istediği gibi rekabet imkanına sahip. Ortada serbest piyasa ekonomisi adı verildiği için kulağa ilk anda hoş gelen bir düzenbazlık var. Kanınlarla desteklendiği gibi, hukukun ayaklar altında çiğnendiği bir dönemde gayri hukuki işlerini de halledenlerin düzeni.
Bilmiyorum hükümetin bu hususla alakalı planları nedir ancak, ülkeyi soyup soğana çevirenlerin birer birer hesaba çekilmeleri ve variyetlerine el konulmasını müşahade etmenin Ülke için ümit verici bir gelişme olduğunu kabul etmeliyiz. Belki bunlar Buzdağı'nın üzerinde görünenler sadece. Ancak temayüz etmiş isimler olmalarını anlamlı buluyorum. Tüm bunlar için bir ümit taşıyor değildik daha yakın zamana kadar. Böyle gelmiş böyle gider demeye bağışıklık kazanmıştı dillerimiz. Hele bir de Askeriye'deki Generallerin yargıya intikal ettirilmeleri az buçuk bir mesele değil. Derinlerde yer aldıkları için bizim bilmediğimiz daha niceleri aynı şekilde yargıya intikal eder. Tüm her şeyin birden bire gerçekleşmesini beklemek akıl kârı değil. Kurulu düzenleri bozmak, sömürü çarklarına çomak sokmak köpekleri havlatır. Ancak memleketin fazla tahammülünün kalmadığı da ortada.
Şimdi gelelim asıl meselemiz Yeni Türk Lirasına. Bir süre önce Türk Lirasından altı sıfırın atılacağını duyduğumda, bu haber benim için hiçbir şey ifade etmemişti. Çünkü o günlerde enflasyon oranları son derece yüksekti. Kendimizi avutuyor olacağımızı ve belki ancak minicik bir psikolojik rahatlama ve düzelmeye (muhtemelen kısa vadeli) sebebiyet verebileceğini düşünmüştüm. Bu sebeple YTL beklentisi içerisine girenlerden olmadım. Bu gün yine aynı kanaatimi muhafaza ettirmekle birlikte, bu yenilikten dolayı daha da ümitli olduğumu itiraf etmeliyim. Bunun sebebi YTL'ye geçmekten ziyade, son dönemlerdeki ekonomik verilerdir. Paramızın döviz karşısında değerini uzunca bir süreden beri muhafaza etmesi ve enflasyon oranlarının düşmüş olmasıyla birlikte böyle bir uygulama ve yeniliğe geçmek biraz daha anlamlı oldu. Bu olumlu havanın üzerine, YTL'den zuhur edecek olumlu psikoloji inşallah işe yarar. Bu bir süreçtir. Müspet bir rüzgarı arkanıza aldığınız zaman, beklentiler tam olarak gerçekleşmese dahi ilerleme, bu olumlu hava neticesinde sizi bir süre de olsa idare eder.
Ekonomiden pek fazla anlamam ben. Göstergelerin reel olmadığını ve sadece kağıt üzerinde böyle göründüğünü ifade edenler de var. Tüccarın işlerinin rayına oturmamış olması bu şüpheleri kuvvetlendiriyor. Ancak hiçbir şey eskisi kadar kötü değil. Esnaf birkaç senelik ticari konjonktürden dolayı ümitli olmamakla birlikte, ümitsiz de değil.
Sözü fazla uzatmadan YTL hepimiz için hayırlı olsun diyorum. YTL'ler eskilerinin hemen hemen aynısı. Bu durum YTL'ye karşı merak içinde olan halkımızda hayal kırıklığına sebep olsa da, bence son derece isabetli olmuş. Bu durum, aldanma ve aldatılma vakılarını azaltacaktır. Halkımızla yaptığım görüşmelerde, henüz bu yeniliğe adapte olamadıklarını ve bir süre zorlanacakları izlenimine sahip oldum. Ancak, bizim milletin diğer bir çoklarına nispeten pratik zekalarının daha kuvvetli olduğu söylenir. Anlatılanların şovenist bir yaklaşımdan kaynaklandığını düşünmüyorum. Eee! Her yeniliğin kısa süreli bir zorluğu olur. Yeterki hayırlı bir sonuç versin.
Elli ve yüzlüklerin bastırılmasını da son derece isabetli buluyorum. Lüzum eden tomar tomar para taşımak zorunda kalmayacak. Sıfırların atılması ile birlikte, tomarların inceliyor olmasının da psikolojik etkisini göz ardı etmemek gerek.
Henüz kuruşları görmememe rağmen, bir kuruşların neden bastırıldığına bir anlam veremediğimi itiraf etmeliyim.
Yeni TL'mizle alakalı tek şikayetim ise, ülkemizdeki sayıları yedi yüz bini bulan görme özürlü vatandaşlarımızın bu paraları ayırt edemiyor oluşları. Bir hükümet para bastırırken, ülke nüfusunun yaklaşık yüzde birini oluşturan bir kesimini, ne pahasına olursa olsun göz ardı etmemeliydi. Tamam! Artık kuruşlarımız kıymetlendi lakin, zaten zor şartlar altında yaşayan bu insanlarımız için üç kuruşa tamah etmek yakışık almadı.