renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Pürüzsüz Patikalar IV

"…ya yadigârdı hani?...ta kuşların uçamadığı zamandan yadigâr....uçamayacakları zamana kadar yanındaydı...son neredeydi bu arada...başlangıcın içindeki şefkât neden son'da soğuk bir bûse kadar ürpertiye dönüşür?.." *

Onaltıncı Patika: "kadın ve erkek"

...kadınların ,’soyad’ kavgalarındaki ‘bireysel varlık kanıtlayıcı reflekslerini’ görmek hiç zor değil, değil mi?...kadınları çok sevdiğim kadar, sırf bu sebeple sevmediğim de ölçülür...

...parçalanmaya adres arayan bir kadın, kendi adına saygın değildir...egemenliğini zorbalığa dönüştüren bir erkek de...oysa; onları dizlerime oturtup pataklama güdülerim ne de gelişir ya...zavallılıklarını, asâlet zannettikleri zaman...bencilleşerek dağıttıkları yuvanın enkazına oturup ağlamaktansa, daha katı bireyselliğin konuklandığı meyhanelere koşmalı değiller mi?...ne ararlar içlerinde pişmanlığın...bindikleri kaydırak ,firensiz bencillik kaydırağıydı...kör müydü gözleri?....tek kusur ‘egemenlik ‘ ise, dağılan yuvaların laneti asla terk etmeyecektir, kadını-erkeği...

...evliliğin azâmeti tazeyken, elde ‘le livre de famille’, erkek "tapun bende!"çığlıklarıyla dolanır durur tatlı günlerin tepesinde bir zebâni gibi...ve o bordo defteri uzatırlar kadınlara...silinmiş soyadlarını değil, değişmiş kimliklerini görür ilk önce kadınlar...bu ruhlarındaki huzursuzluğu arttırır...onlar erkeğin güvenli gölgesine gelmişlerdir her şeyleriyle...İlk günden ihanet niye?...
…ve korku elbette olacaktı...’köprü’nün az ilerisine kadar ayı-dayı çelişkisi sürecekti...

...nedir?...akıllı kadın ve güçlü erkek, yuvasını mutlu bir kuşevine dönüştürebilendir...dişi kuşun gücü ve fedakarlığı istenir daima..erkek, aidiyetliğin verdiği kimliği ‘hoşaf’ niyetine kullandığı vakit, kişiliksizliği gelişir ve kimliksizleşir...soyadının da pek etiket değeri kalmaz...

...kadınlar ne istiyorlarsa onu yapsınlar...eğer ait olmak istemedikleri erkek güçlü değilse, kendi kimliklerinde kalsınlar…hiç ‘evli’ olmasınlar...erkeğine ait olmaktan onur duymayan kadın, ondan üreyecek nesle de saygı duymaz...güzel ve iyi çocuk yetiştiren kadın ise, erkeğin incitemeyeceği kadar asildir...( 44-23082002)

Onyedinci Patika: "ar damarı ve çıplaklık"

eteğinin boyuna karışmaz kimse elbette; başkasıysa o kadın...özgürdür çıplaklığında...lakin, doğrudan veya dolaylı ırsî kıstaslar içindeyse ve aile çerçevesi dahilindeyse, er veya kadın kişinin o kadın kişiye karışmaması söz konusu olamaz...karışır,aklının ve sözcüklerinin büyüsüne güvenerek; onun saygınlığına dokunacak tüm ‘kem’ duruşları hatırlatır ısrarla...o kişi için kutsaldır, kendisi unutsa da-unutmasa da...

...bakışların ve ellerin dokunduğu, bedensel açlıkların tatmin edildiği kutsallıkların ‘kir’ hâlesi içinde saygın olmasını düşünmek bile gaflettir...o masumiyetin sayısız bakışlarla zedelenerek, azar azar eriyişini ve zamanla yok olmasını er kişi içine sindiremez...o oğuşun güzelliklerini taşıyan ruha bu bakışlar altında yaşayacağı duyguların haz verip vermemesinden çok, bilinçaltında oluşturacağı ‘ar damarı çatlaması’nı düşünür...çıplaklığa aşina olan ruhun önündeki ‘edeb'e dair engeller’ çürür ve yok olur...çıplaklığı, ahlâkî çöküşün başlangıcı olarak kabul edilemez; çünkü başlangıç çıplaklığa ihtiyaç duymakla var olur...çıplaklık bu ihtiyacın geliştiği formdur...

...fiziksel görünümün, insan ruh yapısı üzerindeki etkilerini tüm araştırmacılar kabul etmekte iken, bunu reddetmek ne kadar akıllıca?...biliniyor zaten; ama beğenilmek ne kadar yüce bir amaç?...sizi beğenen de bir insan iken, bunu sevimlileştiren ne?...söyler misiniz; sizi beğenenin sizden ne istemesini beklersiniz?...herkese ait olamayacağınıza göre, beğenilmenin dayanılmaz gücünü neden bu kadar çok istemektesiniz?...elbette hükmetmek için...iyi ama bu yer kürede hükmeden herkesin, hüküm altında kalarak o güce eriştiğini bilmiyor musunuz?...( 45-25082002)

Onsekizinci Patika: "yazmak"

...yazma dürtüleri harekete geçtiğinde, sırılsıklam bir nâçar olursunuz değil mi?...ben olmam; konular akıverir...hiç değilse bir resim göremez mi gözleriniz?...resmi tasvir edin kelimelerle...yahut kartopu düşürün tepenize ve saçlarınızdan sızan damlaları anlatın...güneşle hemdem olun bazı zamanlar; sizi kavursun...

…nâçarlık niye?...konu dediğiniz nedir ki?...terinizin kiri…

…sevdâlarınızı yazmaktan ne zaman vazgeçeceksiniz ki?...sevdâlıların/sevdâların yazılmaya muhtaç olduklarını size kim söyledi?...birbirinizi kandırmak için yazarsınız su katılmış öykülerini aşkın...şiirlere sarınırsınız öpmeye niyetlendiğinizde ‘sevgili’nizi...nasıl güller aldatma aracıysa sabahtan akşama...sözcükleriniz de döner gider yamacına yaltaklanmanın...

...acımasız olmamam gerek belki, ama ne yapabilirim söylesenize; iki şâir ile şiiri sevenleri...iki ölü düşünürün fikirleriyle varlık kanıtlamasına girenleri...bir kaç ecnebî müzisyen ile tek vücut olan müzikseverleri...çıplak kadınların beden tavına râm olan resim sevicilerini...hani ya iki kelâm ile meşhur olan kalem takımının toplum design'leri için ‘bay bilir’ tavırlarını...özel muayenehâne'ye zorla ‘davet’ eden kart-vizit dr.larını...’hak yeme’ aracı olan karar vericileri...öğretemeyen câhil öğreticileri..koruyamayan ‘para yürütücü’ elitistleri...’bakarız’ refleksleri aşırı gelişmiş ‘tekno memurları’...ila nihâye ne idüğü belirsiz sokak serserileri kadar incelesek bu işleri...yazsak sonra?..nasıl acıyabilirim ki aklıyla evvel gelmeyip, ardıyla sürünenlere?...

...kalem yazadurmaz hani…klavyelerle örtüşürken dudakları beyninizin...köhne bir ‘cenabet’in içinde "umut vardır" dersiniz...ve kalkar, yıkarsınız tek tek kirlerinizi...yazarsınız…( 43-22082002)

Ondokuzuncu Patika: "siz bebeleri anlamazsınız"

...çocukların, bebeliklerine dair hâtırâlarına neden o kadar sâdık olduklarını, hep en çok neden onları yeniden yaşamak istediklerini bilirsiniz, değil mi?...nerden bileceksiniz, demeyeceğim; bilirim sizler de birer çocuksunuz...Hem siz hem çocuklar bebeklik hâtırâlarınızı asla hatırlamazsınız…o halde neden sadâkât?...

...iki temel şey ile döner devranları elbette bebelerin...yerler ve yediklerini çıkarırlar, işlendikten sonra "kalanlar" olarak...insan böyledir ya ...bu değişmez hiç; bazen kemiyet ile bazen de keyfiyet ile belirlenir bedenden içeri girenler...sonra da çıkar giderler…

...ah,dağların elçisi dedikleri çığ, ne güzel görünür ya koparken ,yuvarlanırken ve büyürken...sevgilerin
içinde alışverişler....dolanır gider hayat denen zamanın içinde...bir karış sonrasını göremediğini bilirim ya bebenin...gözleri laciverttir önce...hep benzetirler birilerine ...bir tek kendine benzemez diğerlerince...akıllarına gelmez kendi olduğu...sürüklenir gelir çığ gibi,gelecekten gelenlere doğru koşarak…

...öğrendiklerini,yaşadıkları kadar gerekli sanmazlar bebekler ve çocuklar...her an öğrenirler...ve sınıflandıramadığınız kadar kendi'dirler...bu dünya'ya ait olmayan ilk ‘gayr-i ihtiyârî’ fiilleri, ne de hoş gösterir onları..gülümserler..ve siz hiç anlamazsınız…(41-21082002)

Yirminci Patika:"konuşan mezarlar"

…mezarlar, geçmişin ve geleceğin kanıtlarıdır...onlar ne de sessiz dururlar öyle; kimsecikler yokmuş gibi...zaten kimse yok oralarda...o kimselerin bedenlerinden artakalanlar var...içiniz ürperir mi mezarlıkta?...ben hiç ürpermedim; ama çocuk haldeyken, oralarda karanlıkta olmak istemezdim...köpekler vardı ...

...bir mezarın başında durmaktan çekinmeyeceğiniz dengeye ulaştığınızda, oturun bakın orada yatanın bilmediğiniz bireysel geçmişine...

...diri kahkahalar atamamıştır belki o...ve doyamamıştır çocuklarına...askerlik dönüşü ölüvermiştir; iyileşmeyen ameliyatlı karnının dikişleri tekrar dikilemediğinden...ıssız bir köy...ölüm yeridir, doğduğu yer gibi...tek başına bir dev; dört yıl askermiş ikinci harbde...üç minik insan ve bir eş varmış öldüğünde... ölen ilk oğlu hariç; iki oğlan bir kız...

…ölüm döşeğinde yatar vaziyetteyken o, ağlarmış büyük oğlu...yedi yaşına varmaya az kala yetim kalacak çocuk...yirmibeşine varamamış bir kadın...ah, dikişler değirmen yolunda patlamıştı...yüklerken eşeği bir kaç çuval buğdayla...bir hafta yatmıştı sonra canlı canlı yatağında...hiç durmadan gidecekti mezarına....çok sonra , torunu bakarken görecekti bireysel geçmişinin azcık tarafını, mezarında...

...mezarlıklar geleceğin kanıtlarıdır dedim ya...elbette öyledir...gelecekse şimdi, geçmiş olmadan olabilir miydik?...şimdi'mizin kanıtları mezarlarımız değil midir?..kendinizden koptuğunuz zamanlarda; çıkın gidin çok sonraya...öldüğünüzden elli yıl sonraya...zamanın sizin olduğu vakitlere geri dönün...endişelenmeyin, kendinizle bağlarınız güçlenecektir; korkularınıza tutunan nefsinizi korkularınızla yüzleştirerek...( 42-22082002)

Not:Pürüzsüz Patikalarda kullanılan dil, yazı formunun özel yapısından kaynaklanmaktadır.

01.06.2008

* 23.07.2002