Rahat olmak… Acaba nedir şu rahatlık, rahatlığımız? Rahat olmak, herhangi bir sıkıntısı, derdi olmamak anlamında kullanıldığında gayet masumane bir davranış olarak karşımıza çıkıyor. Peki rahat olmayı hiç bir vurdumduymazlık türü olarak kendini soyutlama, kabuğuna çekilme ya da koza örme anlamında düşündünüz mü? Bu yaklaşımla ele alındığında rahat olan bir insan çevresindeki rahatsızlıklardan soyunan, onları türlü vesilelerle görmezden gelen, daha doğru bir tabirle kendisine ulaşmalarını engelleyen kişidir. Rahat olma durumu ile rahatsızlık durumu arasındaki ayrım kendini bir nevi duyarlılık-duyarsızlık ilişkisi olarak göstermektedir.
Çevremizdeki insanlardan çoğu kez duyduğumuz şeylerden biri de şudur: Kendisini rahat olarak görmedikleri kişiye; “Rahat ol!” , ”Rahatla be kardeşim!” şeklinde bir tutum sergilerler. Bu tutum üzerinde düşündüğümüzde aslında bu hareketin uyarılan kişinin rahatsızlığından doğan bir rahatsızlık olduğunu farkederiz. Bunun sebebi, uyarılan kişinin göstermiş olduğu rahatsızlığın bir karşı-rahatsızlıkla bertaraf edilmesidir. Böylesi bir bertaraf, rahatsızlıkla yapıldığı halde sonucundan bir rahat tezahürü beklenmektedir. Rahat olmayı telkin eden kişinin rahatlığı elbette bu noktada sorgulanabilir hale gelir. Aslolarak rahat olmak izafi bir durum olduğundan burada kimin rahat olduğu, kimin olmadığı konusunda sorular belirir.
Rahat olmanın bir erdem sayılabileceğini düşünürsek, herhalde ona ulaşmak için gösterilen çabaları da haklı kılmış oluruz. Bu, rahatlığın doğası açısından önemli bir durumdur. Rahat olmak istenen bir şeydir, ancak bu istemenin her zaman meşru olup olamayacağı konusundan tereddütlerle karşı karşıya kalabiliriz. Bizi tereddütte bırakacak bir rahatlık durumu için rahatsızlığın “tavır” olarak ortaya konulması mümkündür. İşte böylesi bir rahatsızlığın değeri, rahat olmaya nisbetle daha yüksek olacaktır. Her ne kadar rahat olma durumu normal kabul edilegeldiyse de rahatsızlığın kendi anormal kabuğunu kırıp içindeki normalliği rahatlığın önüne geçirebilmesi söz konusudur. Bu noktada karşımıza rahattan dolayı duyulan bir rahatsızlık çıkmaktadır. Rahatsızlık, belki de bu şekilde erdeme dönüşebilme hüviyetine kavuşmuş olacaktır.
Bir insan, içinde bulunduğu rahatlığı vurdumduymazlıktan arındırılmış bir bakış açısıyla yorumladığında elbette nefsi yönleri olduğunun farkına varacak, bu suretle kendini kınama yoluna gidecektir. Bakış açısının içten içe kritik şeklinde belirmesi ise aslında kişinin bencilliğine vurulan bir darbeden başka bir şey değildir. Çünkü “kendisi için istediği şeyi bir başkası için isteme” anlayışının ruhta yaptığı yuva, çevresinde şahit olduğu rahatsızlıkları kendi rahatsızlığıymışcasına sahipleniş anlamına geleceğinden; böylesi bir yaklaşım, içinde bulunduğu rahatlığı bir başka rahatsızlıkla karşılaştırma yoluna gidişin önünü açacaktır. Başlangıçta kendisi için rahatlığı değerli addeden kişi, yavaş yavaş bundan uzaklaşıp rahatsızlığı “tavır anlamında” değerli görecektir. Doğru anlaşılması gereken şey, bu anlamda bir rahatsızlık formunun rahat olmanın ötesine geçebileceğidir.
Rahat olmanın her zaman iyi, güzel ve ulaşılabilir bir şey olduğunu düşünenlerdenseniz, şu soruyu kendinize sormanızı öneririm:
“Doğru olarak düşündüğümü zannettiğim kavramlar acaba her zaman doğru olabilirler mi?”
Yorumlar
Can Verememenin Anatomisi
Paz, 19/02/2006 - 23:07 — ismet kara"Doğru olarak düşündüğümü zannettiğim kavramlar acaba her zaman doğru olabilirler mi?"
Kavramların doğruluk sağlaması "doğru olarak addedilen" kavramdan emin olunabildiği ölçüde müşahhastır.
Kavramları yerli yerine iyice oturttuğumda ben kendime şunu sorarım.
Bir soru karşısında insanlara vereceğim veyahutta verebileceğim bir cevap Allah'a verebileceğim cevapla aynı mıdır?
Dert edinmek gerek !
Muhabbetle selamlıyorum...