/içi kırık kalemlerle topal sözler savururken
savruk tohumlar rüzgarlarla itildi./
bilenmiş ayaklarım var yollar boyunca
kazınmış ki zehir yüreğime
hiçbir tuhaflık pazarlığa yanaşmıyor
sancısı kalın derilerin damarlarında
bir okyanus kadar sığken
ve sen gökyüzü
eğ başını artık
eğ ki rüzgarlar kaç ton mavi
ve kaç ton rengince parıltılı
ki bir orman büyüyor
atlar koştukça yangına dönüyor
Yorumlar
"koştukça yangına", yangın koştukça, alevden atlar...
Cum, 14/07/2006 - 20:03 — Ali DüzBu şiiri sevdim. Güzel bence. İçime dokundu.
"İnsanın tenine değip geçen..." türden.
"bu yürek gökle barışkın yaşamaya alışmış bir kere"(İ.Özel)
"yaraların kabuğu kolayca kaldırılıyor / halkın doğurgan dünyasına dalmakla"(İ.Özel)
İsmet Özel'le başladık bari onla bitsin:
"Öyle sessiz, öyle gelişmeyen bir yangına
bir insan kıvranışını bırakır gibi
bir acı saplanırmış gibi sol böğrüme"
Elinize gönlünüze ve acınıza sağlık Ayşe hanım...
Şiirler hep anlamsal karmaşa mı içerecek?
Cum, 14/07/2006 - 21:01 — Korkut EFEKANŞiirin duruşu sağlam yapıda, ancak anlam için çok fazla uzak işaretler var. Ben bu imgesel çalışmaları yoldaki işaretlere benzetirim. Eğer işaret Van'da başlarsa Edirne'yi göstermeye, erken bir çıkıştır bu! Konuya ortadan girdik, sonucu ortada kestik! Kelimeleri ben dizdim, cümleyi siz kurun... Bu şairin tembelliğidir!
Katil İsrail, Dünya Seni Sevmiyor!
Killer Israel, The World Hates You!
YEN!LG!
ŞAİİRİN YÜREĞİNİ YORDUĞU KADAR...
Cts, 15/07/2006 - 02:52 — yusufkaracaŞairin yüreğini yorduğu kadar kârii'nin beynini yormadığı bir edebî hayatımız var sizce komik değil mi? Şair, sabahlara kadar bir şiiri doğurmanın sancılarını çeksin, yüreğinin varoşlarında dikenli tellerle kanatılmış bir sürü yara bıraksın, yaralardan ipil ipil akan kanlara kalemini batırıp kelimelerin demir perdeli ülkesinden mısralar çeksin. Kâri okurken yorulmaktan beynini yormaktan şikayet etsin. biryerlerde bir yanlışlık var dostlar siz ne dersiniz?
Yıllar öncesinde, okuduğum üniversite kantininde, kendisi de şair olan bir hocamla bir yandan ince belli bardaklarımızı başparmağımızla işaret parmağımızın arasında eziyor bir yandan da şiir üzerine sohbet ediyorduk. okuduğum şiirde anlam kargaşası olduğunu ifade ettiğimde ki ben kelimenin yanlış kullanıldığını ifade etmiştim. Hocam, " şiir bir yerlere oturmak zorunda değildir, şiiri okuyan da yorulmalıdır." dediğinde, anlamanın eşiğine daha gelememiştim belli ki ne demek istediğini anlamadım. farkına varamadığım şeylerin ayırdımına üniversitenin sonlarına doğru ulaştığımı zannediyorum. şiir karmaşadan oluşmalıydı, şair şiiri istediği şekilde kendine göre yerleştirilmeli ,kendine göre bir kompozisyon oluşturmalı, hem de öyle oluşturmalı ki okuyucu da eşyaların durduğu yerlere, bu konuşlandırmanın odaya kattığı güzelliğe dair kendince yorumlar yapsın. okuyucu, şiiri kendi içinde anlamca bir yerlere oturturken şiirle birlikte kendi de o alemde bir yerlere otursun. okuyucunun kendinden birşeyler katmadığı bir şiir var mıdır aceba? en doğal haliyle arabesk müzik bile okuyucunun içine işlemeye gayret eder (başarabildiği kadar tabiki); ama mısralar o kadar yavandır ki, şiirin "ilk mısra'ının ilahi olduğunu" bilenler için bu yavanlık nerdeyse çiledir. bu mısraları okumak ızdırabına nereye kadar dayanılabilir, kaçıncı mısraya kadar sürdürülebilir bu okuma bilmiyorum; ama ben diyorum ki şiir, kapıyı bırakıp, içeriye pencereden ay ışığı ile sızmalı şairi şairden alırken de mutlaka oraya buraya parmak izlerini bırakmalı. şair çalınışın, kendinden edilişin ızdırabını yaşarken, bu hırsızın kendinde bıraktıklarını da aramalı.
Bununla birlikte bir dil düşünün ki hemen hemen kelimelerinin yarısınının mecaz anlamı olsun; ama okuyucu şairi bir anlamda esir etsin. bu sadece şiire eziyet değildir, aynı zamanda şaire de eziyettir. Mecazların Türkçe'nin zenginliği olduğunu ifade eden biz okuyucular aynı kullanım şiir için olduğunda ya da işin içerisine yüz yıllardan beridir kullanılan edebi sanatlar olduğunda bunu eleştirelim. Burda bir yanlışlık var. Yanılıyor muyum yoksa siz söyleyin dostlar ?
Aklıma gelmişken bir anımı da anlatayım? Gençliğimi peşimden koşturduğum ilçenin ortasında bir çay ocağını mekan tutmuştuk. okumaya az çok hevesli bir guruptuk, ki ben, bu gurubun çirozlarındandım. Gelip gidiyorduk madem buraya herkes birkaç kitap getirsin zamanın öldürdükleri arasına katılmayalım denildi. kabul ettik ve küçük de olsa bir kütüphane kurduk. ilk aldığım kitap mıydı yoksa son aldığım kitap mıydı bilmiyorum; ama Sezai karakoç'un "leyla ile mecnun" kitabını aldım. toyduk, duygusallık yokuşunu hızla tırmanıyorduk aşk'a dair herşey bizim ilgimizi çekiyordu. kitapda yazılanları bir dikişte içecektim; olmadı. kitabı bir kenara attım ve şimdi hatırladığım kadarıyla da " Şairim diye şiir kitabı çıkarmış."demiştim. ünivarsite son sınıfa kadar bir daha hiç okumadım bu kitabı. bitirme tezi olarak "Sezai Karakoç'un şiirlerinde doğu ve batıya dair imgeler" konusunu aldım. "Leyla ile mecnun" kitabına kadar hiç bir sorun çıkmadı. bu kitabı bitirmem belki iki ayımı aldı. yanlış anlaşılmasın zorlanmadım. yıllarca odamda, kitaplarımın arasında duran bu kitabı neden okumadığıma hayıfllandım ve nerdeyse her gün bu kitabı başından sonuna bir kez okudum. orta okul sıralarının arasından "bu da şiir mi?" dediğim bu kitabın değerini üniversite son sınıfta anladım. belki bu konu ile ilgili bir açılım yapar.
bu vesile ile tüm cemaat bireylerine saygılar sunuyorum...
ÖLÜM BİR YÜREK İŞİDİR.
KiBir Orman...
Cts, 15/07/2006 - 01:52 — Metah ÇAkko"Ki bir orman büyüyor"
Kibir, orman gibi büyürken günümüzde; zehir gibi şiirler de var demek ki... Zehirin bir damlası bile öldürür.. Çok etkili bir şiir... Sayın editörüm? :)
vesSELAM
"Yazı"dan anlamayanın "yaz"ı da kıştır!
editör notu
Cts, 15/07/2006 - 11:51 — ismail kılıçarslan80'li yılların içinden çıkılamaz, parçalı bulutlu, atmosferik şiirlerine benziyor Ayşe Mahcup'un bu şiiri. Etkileyici mi diye sorarsanız, bence değil. Atmosferik evet. Bu haliyle de okunur bir şiir. Ancak, ne anlattığı, neyi ihsas ettiği, nereyi işaret ettiği fazla muğlak.
Burada, şiiri telgrafla karıştırdığımı zannedip benimle tartışmaya girişecek arkadaşlara (malum, İsmail Kılıçarslanla tartışmak, insanın kendini iyi hissettiği bir şey olabiliyor zaman zaman) peşinen söyleyeyim: Şiir, evet, telgraf değildir. Ancak, bir berraklık, bir zihin açıklığı, bir netlik de içermelidir. Bu anlamıyla "kapalı anlamlı şiir" bir şeydir, ancak "muğlak şiir" bir şey değildir. Daha açık yazmak gerekirse, Ahmet Murat'ın şiiri bir şeydir, Enis Batur'un çoğu şiiri hiç bir şey değildir.
Daha da açalım mı mevzuyu: Ayşe Mahçup, zannediyorum, şiirde ne yaptığının farkında değil henüz. Yani, şiir yazmayı biliyor, ancak şiir yazarak ne yaptığını bilmiyor. Bu iki unsur, birbirinden çok farklıdır. İyi şairler hem şiir yazmayı bilir, hem de şiirde ne yaptığını.
ÖNEMLİ NOT: Şimdi yükselecek bir itiraz daha var: "Kardeşim madem beğenmedin, ne diye yayınladın bu şiiri." Şurada anlaşalım. Benim beğeni ölçütlerimle şiir yayınlama ölçütlerim arasında bir mesafe var. Bu böyle olmak zorunda. Mesela şöyle: "Osman Çakmakçı'nın şiirini beğenmiyorum, ama önemsiyorum." Anlatabiliyor muyum?
ÖNEMLİ İKİNCİ NOT: "Şiiriniz çok güzel, bravo size, amma içten yazmışsınız, yüreğimizi yaktınız, gözlerimizde yaş kalmadı" ya da "bu ne biçim şiir, düzeysiz olmuş, ne yazdığın belli değil, bu şiirimsiler de sıktı" gibi yorumlar eleştiri değil, beğeni ve/veya hakaret ifade ederler. Dolayısıyla, bu tip yorumlarda hem şair açısından, hem de edebiyat açısından dikkate alınmaya değer bir durum yoktur ortada. Oysa "metin üzerinden konuşmak" başka bir şeydir ve çok önemlidir. Dolayısıyla mesela "Ömer Lekesiz öykümü çok eleştirmiş; ama arkadaşlarım bayılıyorlar" cümlesi, o öykücünün salak olduğunu, sapla samanı birbirine karıştırdığını gösterir sadece.
ÖNEMLİ ÜÇÜNCÜ NOT: Yukarıdaki iki not, Ayşe Mahçup'la ya da Ayşe Mahçup şiriinin altına yorum giren kıymetli cemaat üyeleriyle ilgili değildir. Genel anlamda söylenmişlerdir.
Selam ve dua.
Şiirinizden çok şiirler
Cts, 15/07/2006 - 12:15 — ismet karaŞiirinizden çok şiirler için yayımladığınız "editör notları" benim istifade edebildiğim bir kaynak olma hüviyetini taşıyor,şu aşamada da taşımaktadır.
Bunun için teşekkür ederim,gerçekten şiirden önce "editör notlarına" bakarak her hatadan kendime bir pay biçerek yorumlarınızdan istifade etmeye çalışıyorum.
Taş gibi şiir yazdığınızı söylüyorsunuz bana göre ise taş gibi not düşüyorsunuz,şiire.
KORSE (İSMAİL KILIÇARSLAN )
almadığınız tüm kürt börekleri bile geride kalacak: hayatta
şimdi ben size “ben aslında bir kere öldüm, çok güzeldi” desem bunu denemezsiniz değil mi?
Hay Diline Sağlık!
Cts, 15/07/2006 - 12:42 — Korkut EFEKANAnlattığım kısa cümleyi, ne kadar güzel betimlemiş İsmail kardeşim! Yahu, dudağa "lâl" demek, "saça yıldız kondurmak" gibi benzetmeleri anlıyorum ama, bu şiirin "zorlama" ifadeler içerdiği kanısındayım. Yusuf kardeşimin yazısında şöyle bir ifade geçiyor. "Yazar şiiri doğurma sancıları çeksin.." Eleştiriler belki ağır gelebilir, ancak şair acımasızca eleştirilmezse, ucuz şiirlerin önünü almak imkansızlaşır. Kaabiliyet ehli değilse, yıllarca sancı çeksin adam, şiir doğuramaz. Ben kendime şair demiyorum, ama güzel şiirleri hissetmek istiyorum. Aklımı zorlasın evet ama, kalbimi de okşasın! Şekli "filinta" olacak diye, anlamı sağa sola savurmak olmaz, olamaz! Sade bir dille şaheser yaratmak sanattır. Sadece edebiyatta değil, her tür sanatta bu böyledir. Bir Ayasofya'nın cafcaflı mimarisine bakın, bir de karşısındaki mütevazı Sultanahmet'e. Hangisi sizi daha çok büyülüyor, gidin bir kez daha bakın Allah aşkına!
Katil İsrail, Dünya Seni Sevmiyor!
Killer Israel, The World Hates You!
YEN!LG!
bilenmiş ayaklarım var
Pzt, 17/07/2006 - 14:52 — Erkan BAYRAKTAR"bilenmiş ayaklarım var yollar boyunca" Diyip şair kancayı taktı dimağıma. Bir sufinin bilinciyle biledi beni. "kazınmış ki zehir yüreğime"; Tamda yüreğimin acılara sancıdığı, ellerimin taş kestiği ana denk geldi. "hiçbir tuhaflık pazarlığa yanaşmıyor" dediğinde biraz afalladım. Tamam dedim içimden şimdi gerildi birazdan gelen mızrak tamda yüreğimi vuracak. "acısı kalın derilerin damarlarında" koptuğum an bu andır benim. Şiir de fırtına boyle kopuyor heralde. Okuyan ya heycanla bir o yana bir bu yana savruluyor yada benim gibi alabora oluyor.
Rakkasa döndürdü şu rüzgar beni
Salı, 18/07/2006 - 22:36 — Can Aslanmadem öyle oldu
o zaman oryantal-ist vebüyükçe bir büst ile
üstüme gelsin şu rüzgarlar..aşinasıyım şu rüzgarların..Müptelası olmuşum maviliğin...
eyvallah...Devamını dileriz.vesselam
Derdime Vakıf olan simurg bile çaresiz