
Şiiliğin kuruluşu hakkında birçok yorum yapılmakla birlikte ne zaman başladığından daha da önemli olan mesele günümüze kadar hangi durumları geçerek geldiğini tespit etmektir. Çünkü Hz. Osman döneminden itibaren başlayan ayrılıklar, günümüze kadar sürekli devam etmiş, sayısı dahi bilinmeyen boyutlara ulaşmıştır. Daha Şiiliğin en başında Suriye-Irak mücadelesi ile başlayan esas kopuş, günümüze kadar birçok evre geçirmiş ve günümüze Irak-İran Şiiliği şeklinde yansımıştır. Aslında Şiiliğin tarihini araştırmak oldukça zordur. Çünkü Sünni camianın siyasette gün geçtikçe güç kazanması ve ilmî sahada da bunu göstermesi, gün geçtikçe Şia’yı unutulmaya mahkûm etmiş, bazen baskı uygulamış, bazen de eserlerinin günümüze ulaşmasına izin vermeyecek derecede ileri gitmiştir.
Şiiliğin tarihine genel olarak baktığımızda daha ilk başlarda kendi içine kapanan bir yapı görürüz. Yerel inanç ve geleneklerle yoğrulan bu farklılaşma, XVI. yüzyıla kadar siyasetten elini çekmiş, kendi dinamizmini içerisinde bularak mistik bir yapıya kavuşmuştur. Bu dinamizmin en iyi örneğini teşkil eden Kerbelâ motifini her zaman ve her yerde yaşamaya çalışan Şiiler, farklı kesimlerin merkezinde olmasından ötürü de kendine ait yepyeni bir metafizik kurmuştur. Kerbelâ olayı sadece maddî sonuçları bakımında değil, hatıralar yoluyla insanlar üzerindeki tesirleri ile günümüze kadar kendini hissettirmeye devam etmiştir. Bu olay, kapsayıcı olarak baktığımızda Şia’ya tarihsel bir zindelik katmış ve günümüze kadar sürekli yükselişini saylamıştır diyebilir.
“İmamet” nazariyesi, kimi Şii gruplarında basit bir hâlde iken, kimilerinde baştan aşağıya metafizik ve bilhassa Hıristiyan teolojisiyle kaynaşmış gözükmektedir. Safevilere kadar da sürekli maruz kalınan baskılara katlanma gücü, Şiileri bir taraftan da “mehdi” inancına yöneltmiştir. Halkın gittikçe bilgisizleş(tiril)mesi ve kopan ulema-halk bağı, bir müddet sonra da “takıyye” inancının ortaya çıkmasını sağlamıştır. Günümüze doğru yaklaştığımızda ise Humeyni ile kabul edilen bir yeni inanç, “velâyet-i fakih” ile karşılaşırız. Fark edilirse Şia tarihinde sürekli değişen durumlara göre yeni inançlar eklenmiş ve değişmiştir ki; bu bariz bir şekilde soruna göre ilaç üretmektir.
Daha önce söylendiği gibi Şiilik IX. yüzyılda mistik bir hava kazanmış ve XVI. yüzyılda Safevilerin girişimleriyle gün yüzüne çıkmaya başlamış ve son iki yüzyılda tamamen bir güç haline gelmiştir ki, bugün dünya Müslümanlarının %10’unu teşkil etmektedirler. Ancak bu haliyle Şiiler genel itibariyle dinî bir yapı teşkil etmekten öte, mezhebî bir kitle halindedirler ve temeli mahalli geleneklerden oluştuğu için büyük bir birlik sağlayamamaktadırlar.
Şia’nın günümüzde büyük bir fikri hengamede bulunmasının temel sebebini halkın gittikçe bilinçlendiği ve sorguladığı bu yüzyıllarda eski inançların gün geçtikçe temellerinin sarsılmasında görebiliriz. Bunun içindir ki bu istek ve ihtiyaç, Ali Şeraiti, Tabatabâi, Mehdi Bâzergan, Hamit İnayet gibi birçok farklı görüşlerde olan fikir adamlarının yetişmesine vesile olmuştur. Bu fikir ayrılıkları usulî-ahbarî çatışmasından sonra bir de, ulemasının bilhassa da İran İmamiyye ulemasının Muhafazakar, Merkezci ve Radikal olarak ayrılmasına sebep olmuştur.
İran devriminden sonra ise, Batı’ya sırtını dönen bir Şia ile karşılaşırız. Bu yeni dönem, artık Şia’nın asıl gün yüzüne çıkma vaktidir ve önce Batı’yla ardından Sünnilerle tarihî hesaplaşma görülecektir. Yüzyıllardır içlerinde barındırdıkları dinamizmin semeresi olarak gördükleri bu siyasi güç ile kendilerinin Ortadoğu ve Güney Asya’nın yeniden şekillenmesinde etkin rol alacaklarını ifade ediyorlar. Modern devletin de yükselişi bir taraftan kabile liderliğini alçaltırken, diğer taraftan Nasrallah, Kasım Hui gibi kitle liderlerini ortaya çıkarmıştır. Artık XX. asırda Şii yükselişe karşı oluşturulmaya çalışılan Sünni fundementalizm de etkisini kaybetmiş durumdadır. Şiiler artık Vahhabi ve Sünni karşıtlığıyla yoğrulmakta, olası bir durum için büyük atılımlar yapmaktadır. İçinde bulunduğumuz bu yüzyıl, Sünni elmasının içindeki Şii kurdunun yüzyılıdır. Bu kurdu, patlamaya hazır bir bomba olarak tarif etmek de mümkün gözükmektedir.
…
Yararlanılan Kaynaklar
Aka, İsmail, “X. Yüzyıldan XX. Yüzyıla Kadar Şiilik”, Milletler Arası Tarihte ve Günümüzde Şiilik Sempozyumu, İstanbul, 1993
Chaulia, Sreeram, Book Review: Worm In The Sunni Apple. The Shia Revival by Veli Nasr, Sünni Elmasındaki Kurtçuk, çev. Nevzat Baydoğan, http://www.dunyabulteni.net/news_detail.php?id=5646
Fığlalı, Ethem Ruhi, Çağımızda İtikadî İslam Mezhepleri, İzmir, 2004
Onat, Hasan, “Yirminci Asırda Şiilik ve İran İslam Devrimi”, Milletler Arası Tarihte ve Günümüzde Şiilik Sempozyumu, İstanbul, 1993
Onat, Hasan, Emeviler Devri Şii Hareketleri ve Günümüz Şiiliği, Ankara, 1993
Yorumlar
Bu kavramlara dikkat
Çar, 07/10/2009 - 11:31 — Muhammet EsiroğluBir yazıyı ele alırken değişik görüşlerdeki kaynaklardan faydalanmak olması gereken bir yöntemdir.
Ama bu görüşleri yazın için bir veri olarak kullanırken kendi zihin dünyanda elekten geçirmen gerekiyor.
Senin söylemek istediğinle söylediğinin aynı olup olmadığını bilmiyorum.
Ama şu bir kaç kavram ve cümle üzerinde yeniden düşünmenin isabetli olacağı kanaatindeyim.
* Sünni camianın siyasette gün geçtikçe güç kazanması ve ilmî sahada da bunu göstermesi, gün geçtikçe Şia’yı unutulmaya mahkûm etmiş, bazen baskı uygulamış, bazen de eserlerinin günümüze ulaşmasına izin vermeyecek derecede ileri gitmiştir.
* Sünni fundementalizm
* Sünni elmasının içindeki Şii kurdunun yüzyılıdır
Selam ve Dua ile
şii-sünni hesaplaşması
Çar, 07/10/2009 - 15:35 — mümtaz avcıAbdullah bey yazısını hazırlarken 6-7 kaynaktan faydalanarak alıntılar yapmış ve bu tezleri ardı ardına sıralamış. Yazısında pekçok iddialı cümle var ve bu iddialar herhangi bir şekilde örneklerle desteklenmiyor.
1.Şia'nın önce batıyla ardından sünnilerle tarihi hesaplaşması nedir ve bu nasıl olacaktır?
2.Sünni fundemantalizmi şiiliğe karşı mı oluşturulmuştur? Bunun örnekleri nerede görülmüştür?
3.Şiiler sünni karşıtlığı ile mi yoğrulmakta-genç nesilleri bu yönde mi yetişmektedir?
4.Şiilik ne yönüyle ve nerelerde patlamaya hazır bir bombadır? Bir bomba patlayınca en fazla zararı gören kendisi değil midir?
Yükselen Şiilik
Per, 08/10/2009 - 10:18 — selim erdiŞiilik ve sünniliğin yükselişi içinde bulundukları siyasi ortamla doğrudan alakalı.Mısır'daki Fatimileri tarih sahnesinden silen Selahaddin Eyyubi'nin sünni olmasının yanında öne çıkan en önemli meziyeti Kudüs Fatihi olmasıdır.Bugün Ortadoğuda Amerika ve İsrail'in saldırılarına karşı koyan Şiilerin,sünniliğe karşı yükselişte olmaları tabii karşılanmalı.Sünni dünyada liderliğe oynayan Türkiye,Mısır ve Suudi Arabistan'ın işgalcilerle ilişkileri İran'a ve Hizbullah'a olan ilgiyi artırıyor.Ayrıca yazarın belki biraz kısaca geçtiği usuli-ahbari mücadelesinde usulilerin ön plana çıkması gelişen ve değişen şartlara şiilerin daha kolay uyum sağlamalarına yol açtı.Bu arada ''ahbarilerin'' sünni selefilerle benzeştiğini bilmemiz lazım.Düşünce üretimini 1200'lü yıllarda terk eden ve şerhlerle tekrara düşen sünnilik yeni sıçramalar yapmak zorunda.Ayrıca yazarın 'İmamet' ve 'velayet-i fakih'konusunda daha fazla açıklamalar yapması gerekiyor ki şiiliğin genel prensiplerini daha iyi anlayalım.
Mehdi inancını baskıyla açıklarsak;sünnilik,ehli kitap ve diğer dinlerdeki benzer inançları nasıl açıklayacağız.
Na-Şii-Bendi
Per, 08/10/2009 - 11:24 — Fatih TEZCANEsselamualeykum,
Yazı iyi niyetli bir bilgilendirme denemesi olarak ele alındığında hataların ve eksiklerin es geçilmesi mevzu bahis olabilir.
Ancak temas ettiğiniz konu hakikaten çok kapsamlı, denemeniz ise kanımca gayet mutevazıdır.
Her halukarda ellerinize sağlık.
Yalnız temas etmediğiniz veya edemediğiniz noktalar konunun anlaşılmasında sapmalara sebeb olabilecek ölçüde de olabilmiştir.
'Bence', misalen, Nur-u Muhammediye felsefesinin nasıl ve kimler tarafından Şia'ya sokulduğunu, buna karşılık yine Nur-u Muhammediye felsefesini akaidine alan yapılanmaların nasıl siyasi bir enstrüman aracı olarak Şia'ya karşı kullanıldığını açıklamanız yazıyı bir 'best-seller' kadar değerli kılabilirdi.
Bu ülkemizde, belli entellektüel birikim sahipleri dışında, değerlendirilmeyen bir gerçekliktir.
Sadece Nakşibendi tarikatı-Osmanlı devleti ilişkisini deşelesek dahi bu en azından 'bence' ile başladığım paragrafın ikinci kısmını tavzihe önemli bir katkı olabilirdi.
Keza belki bir diğer önemli nokta da, 'Sünni' ve 'Şii' terimlerinin bizatihi kendileridir.
Ben Şia değilim.
Ama eğer ben bir şia olsaydım, benim olduğum bir yerde Sünni ve Şii terimleri üzerinden bir argüman geliştirilmesine müsaade etmezdim.
Bir empati yaparak düşünecek olursam, hangi şii, kendilerinden başkalarının sünni olarak nitelendirilmesine ama kendilerine 'şii=taraftar' denilmesine razıdır, çok merak ediyorum...
Istılahen Şia olmadığım halde itiraz ediyorum ve diyorum ki:
Kendi adını 'Sünni:sünnete uygun düşünen ve yaşayan' koyan insanlar ve topluluklar, 'şia=taraftar:Hazreti Ali yanlısı' dedikleri insanların ve toplumların hangi kriterlere göre 'sünni=sünnetle amel eden' bir fikriyat ve yaşam biçimine sahip olmadıklarını iddia edebilmektedirler?
(10 yaşından ölüm döşeğine kadar Hazreti Muhammed'in yanından ayrılmayan Hazreti Ali midir 'kendisine sünnet öğretilecek' olan?!...
Burada Hazreti Ali değil taraftarları sünnete ters düşmüşlerdir denilebilir ama o zaman da yine sorulur:
Kime hangi hakka göre? Hutbelerde 'El Laneti Alel Ali' dedirtenlere, Hazreti Ali'den hadis rivayet edene türlü işkenceleri edenlere göre mi?Bakmak lazımdır Buhari'de kaç tane Hazreti Ali rivayetli hadis bulunduğuna...Bu konu çok su götürür ve burada müzakere hatta fikir teatisi edilmesi lojistik olarak imkan dahilinde olmayabilir...)
Bu sorunun bu ülkede cevalanması zaten söz konusu değildir zira Türkiye'de Sünni bir topluluk değil, Şafi-Arabi-Nakşi sentezinden müteşekkil bir felsefenin müridleri yaşamaktadırlar.
'Ben tarikatta değilim, intisabım yok' diyen insanlar dahi kerametlere, zuhuratlara, şefaatlere, evliyanın aşırı yüceltilmesine onay ve hatta rabıta ve himmet gibi şirk unsurlarına prim verebilmektedirler.
'Ben Şafi değilim, Hanefi'yim' diyen insanlar dahi en temel meselelerden birisi olan 'Resulullah'ın sözlerinin dinde belirleyiciliği' hususunda İmam-ı Azam'ın istidlal usulunun tam zıddında düşünebilmekte ve tabi yaşayabilmektedirler.
'Ben Muhyiddin Arabi'yi bilmem' diyen insanlar dahi 'Kainat Hazreti Muhammed'in yüzü suyu hürmetine veya onun nurundan mı yaratılmıştır?' diye sorduğunuzda 'evet, tabi, başka kim veya ne olabilir ki?' diyebilmektedirler.
Bu İslam'ı Kur'an'dan değil Kara Davut'lardan, Muhammediye'lerden, Ahmediye'lerden, Envar'ul Aşıkin'lerden öğrenmenin sonucudur.
ne ki bu son bahsini ettiğim hususu 'sui misal olarak görmek ve emsal almamak' icab eder ve konuya dönersek, 'Şia'nın sünniliği veya mefhumu muhalifi ile düşünürsek sünnete muhalefeti' konusu ele alınmadan 'Şii-Sünni' meselelerine bakmamız hiç objektif olmayacaktır.
Tabak sıyırmayı, cüppe giymeyi sünnet sanan bir topluluğun, bu yapılanlar için ne yorum getirdiğini bilmediği bir topluluğa 'ehli sünnet'e muhalifler' demesi ironik midir trajedik midir, değerlendirmemiz gerekmektedir.
Üstelik her iki topluluk da Nur-u Muhammediye felsefesini 'ehl-i beyt ve evliya' silsilesi farkını es geçerek düşündüğümüzde aynı ölçüde dinine sokmuşken...
Siyasi boyuta kısaca bakarsak ise, Şia alimlerinin ve siyasetçilerinin tüm açıklamalarına bakıp yol haritalarını anlamaya çalıştığımızda, İsrail ve ABD'ye kafa tutan ve İsrail'i yenerek İslam Dünyası'nda lider olmayı hedefleyen bir aslan olmak istediklerini anlıyoruz.
Belki bundan sonra İslam dünyasına, benim yukarıda çok yüzeysel temas ettiğim o sahte şii-sünni ayrımının ilmi ve tarihsel temellerini izah ve ikna etme yoluna gidebilirler...
Ne de olsa buyurduğunuz gibi yüzde 10'lar ve daha ağızlarını açtıklarında bir ön yargı ile dinleniyorlar.
Pek tabi ki 'Alevilerin Hazreti Ali camide öldürüldü diye camiye gitmediklerini' sanan bir Sünni(hatta Alevi de)topluma tarihsel gerçeklikleri anlatmanız ve ikna etmeniz için 'elle tutulur gözle görülür' bir söz hakkı elde etmeniz gerekmektedir.
Ben İran'ın İsrail ile herhangi bir savaştan korktuğunu veya kaçınacağını düşünmüyorum ama Şia Ekolu'nün kendisini anlatmak için doğru bir zamanı seçmenin büyük önemine dikkat edecek ölçüde bir devlet siyaseti sahibi olduklarına eminim.
Allahualem.
Vesselam.
Fatih Tezcan
www.analizmerkezi.com
maksat
Per, 08/10/2009 - 13:00 — Muhammet EsiroğluCemaat.com un açıklamasında geçen bir cümle vardır. Mealen burada yazdıklarınız ileriki zamanda sizin karşınıza çıkabilir. Bu doğrultuda yazılan ifadelerin neyi kasdettiğini iyi anlamak lazım.
Mesela "Şiiler genel itibariyle dinî bir yapı teşkil etmekten öte, mezhebî bir kitle halindedirler ve temeli mahalli geleneklerden oluştuğu için büyük bir birlik sağlayamamaktadırlar." ifadesi ile söylemek istediğin ne? Burada kasdetmek istediğin şiilerin aslında dini bir grup olmaları gerektiği mi? Değilse neden böyle bir ifade kullandınız.
"Şiiler artık Vahhabi ve Sünni karşıtlığıyla yoğrulmakta, olası bir durum için büyük atılımlar yapmaktadır." derken şiilerin beslediği kinden mi bahsediyorsunuz. Bu sonuca nasıl ulaştınız. Eğer fikri anlamda karşıtlıktan bahsediyorsan Sunni lerin Şiilere karşı bir karşıtlığı söz konusu değil mi?
Yazınızın genelinde benim anladığım, bir şii yükselişinden (bir sunni olarak tehlikesi) bahsetmektesiniz.
Bu bana batının Türklere İran tehlikesinden bahsetmekle aynı fikri düzlemi hatırlattı.
Sizin kasdettiğinizi yanlış anlamış olmayı dilerim
Selam ve dua ile
Yorumlar Üzerine
Cum, 09/10/2009 - 19:28 — Abdullah BaşaranÖncelikle yorumlayan ve fikirlerini paylaşanlar için teşekkür etmeyi bir borç bilirim.
Birkaç kişinin yorumunda da geçtiği üzere kapalı ve açıklanmaya muhtaç birçok yer mevcut yazıda. Ancak farkedildiği üzere konu oldukça kapsamlı. Ve bu "görülmeyen/bilinmeyen" büyük dünya oldukça girift. Dışarıdan bakan bir gözle elimden geldiğince farklı bir noktaya dikkat çekmek istedim.
İddia edildiği gibi birilerinin tezlerini üstüste yığıp kendi tezimle "ahan da oldu" gibi bir şekilde sunmadım. Şia tarihine kısaca değinmek için İsmail Aka,Fığlalı ve Onat'ın eserlerine başvurdum. Ancak asıl söylemek istediğimi içeren ve bunu destekleyen Hüseyin Nasr'ın oğlu Veli Nasr'a ait bir kitap: The Shi'a Revival.
Yazıda açılmasını istediğim birçok altbaşlık var aslında. "velayet-i fakih", "imamet", "mehdi inancı", "imamet", "baskılar" ve son olarak da "sünni fundemantalizm". Ancak burada bir tez çalışmasından ziyade bir ön-makaleyi amaçladım. Hatalı ve eksik yönlerinin bu veya buna benzer kaynaklara göz gezdirilmesinden sonra yeniden değerlendirilmesi taraftarıyım. "Yararlanılan Kaynaklar" yenine "Uzun Okumalar(Further Readings)" demem gerekirdi, bu da bir hatam.
Selam ve dua ile.