Tek kelime Boşnakça bilmememize rağmen melodilere hep beraber eşlik etme ihtiyacı hissettik Harbiye’de geçen gece. Muhteşem bir giriş yaptı Dino Merlin. Müthiş bir sahne performansı ve müthiş bir ekip.
Fakat biz konser boyunca Aliya’ya dair izler aradık durduk hep. Sözlerinde hüzün olan, sözlerinde Drina olan, sözlerinde Bosna olan ve Saraybosna olan şarkılarda boş yere hüznü bekledik, durduk. Tüm eller havada, tüm yürekler coşmuştu oysa. Cıvıl cıvıl etraf. Şarkılarını bilen bilmeyen, herkes eşlik etmeye çalışıyor Dino Merlin’in heyecanına. Her nakaratta tüm Harbiye’yi bir uğultu kaplıyor. Pendik ile Bayrampaşa yarış halinde ve biz bir grup “Mostar heyecanlı genç”, “Aliya” diye haykırıyoruz arada. Hayal kırıklığı değil bu. Aşırı beklenti olabilir ama.
Aslında “Şehit Türküsü” dinlerken halay çekilen vakıf konserlerinden pekte farkı yoktu bu konserin. Ömer KARAOĞLU, “Lailahe İllallah” derken oynayanlarla kıyas bile edilemezdi Dino MERLİN konserinde oynayanlar. Ama bu defa Aliya’nın hatrına, Mostar’ın ve Saraybosna’nın hatrına mazur görüyoruz herşeyi. Romantiklikse eğer Bosna’dan bir ses beklemek, öper başımınızın üstüne koyarız bunu. İslamcılık Bosna’ya ve Aliya’ya sıkıştırılmak isteniliyorsa eyvallah deriz. Ciddiye almaz, geçer gideriz veya.
Muhakkak Ömer KARAOĞLU ile Dino MERLİN düet yapmalı. Bedel ödemiş bir milletin çocuklarının Saraybosna’ya ağıt yakılırken ıslık, alkış ve halaylarla eşlik etmesini istemeyiz elbette. Ama Bosna’ya dair cümleler kuran birisinin Kudüs’e dair cümleler kuran birisi ile düet yapmasınıda anlamlı buluruz. Bu, Dino ile Ömer KARAOĞLU’nu aynı potada eritmek anlamına gelmez, gelmemeli.
İbrahim PAŞALI ve Yusuf ARMAĞAN Ağabeyler pek konuşma fırsatı bulamamışlar anlaşılan Dino Merlin ile. İstanbul’u seviyor Dino. Tamam. Ama bu sevgi; “İstanbul’da aşk başkadır” veya “İstanbul, şiş-kebap” sözleri ile mi ifade edilirdi sadece? Keşke 5 dakikalık bir görüşme ve bilgilendirme sonrasında sahneye çıksaydı. Çünkü Harbiye’de sadece Dino’yu uzun zaman sonra dinlemek isteyen ve Pendik’ten, Bayrampaşa’dan gelen kardeşlerimiz yoktu. Tamam, kardeşti bu topluluk. Şarkılara hep beraber eşlik etmeye çalıştık. Bosna ve Türkiye bayraklarını ellerimizi patlatırcasına alkışladık ama Avrupa’nın orta yerinde Müslüman kalmayı başarmış bir topluluğa da daha çok zafer şarkıları yakışırdı bence.
Bedel ödemiş bu kitle basit aşk şarkılarından ziyade zafer şarkılarına layıktı bence. Daha bir kardeşçe olmalıydı, daha çok Saraybosna ve daha çok İstanbul kokmalıydı.
Fakat, haksızlık yapmayalım. Basit bir rock konseri filan değildi bu. Veya; “Birileri Belgrad'ı tercih ettiler, ben ise Saraybosna'yı tercih ettim!" cümlelerinin sahibini çok hareketli ve çok kıvrak ve diye silip atamayız kimi kardeşlerimiz gibi. Kimileri çekip gitmişler. İyi yapmışlar. Tebrik ve teşekkür ederim. Onurlu bir duruş o. Eyvallah. Ama hareket var kardeşim Balkan müziğinde. Kıpır kıpır yürekleri. Klarnet ve Saksafon çalan o ikiliye hayran olmamak elde değildi. Ve hayal kırıklığı değil bu. Takılıp kalmayalım oraya. Romantik İslamcılık veya kompleks hiç değil.
Ve elbette Aliya...
Başkalarını bilmem kardeşim. Biz bir avuç Aliya sevdalısı “Da te nija Aliya” yı tekbirlerle bitirdik. Sırf bunun için bile o konsere gidilirdi.
Teşekkürler Yusuf ARMAĞAN ve İbrahim PAŞALI...
İyi ki geldin Dino MERLİN.
Ve seni diğerlerinden ayıran farklılıklarınla hoşgeldin.
Eyvallah...
Yorumlar
Arayan Bulur...
Çar, 06/06/2007 - 21:24 — Fatih M. TiyanşanYa Mevlasını, ya belasını...
Ve şöyle de derler, Hak bela yazmaz kul azmayınca...
Şeytanın müthiş bir ekibi var ve salıyor oğullarını ademoğullarının arasına...
Şu dünya sahnesinde performansları da öylesine muhteşem ki...
Bakın insanlardaki heyecana, bakın o coşkuya, tepinen, tepindikçe içindeki kurtları döken insanlar, öyle ya kurtlanmış içleri...
Üreyen kurtlar, üredikçe uluyan, uludukça çürüten, çürüttükçe fıtratımızdan biraz daha çalan kurtlar...
Şeytanın kurtları onlar...
Hey gidi Aliya! Sen ki komutan, sen ki kahraman, bak şu düşülen hale, adına şarkılar yazılıyor Aliya, ama kurtlarımız taze...
İstanbul'da aşk başka ya, öyledir, aşktan geçilmez İstanbul, taşı toprağı aşktır bu şehrin, şu ağızlara sakız olan yapışkan, o vıcık vıcık, o bulaşkan ifrazata senin ismini vermişler ey Aşk!
Ne demeli Allahım!
Hayaller kırıla kırıla bir hal oldu, artık anladı insanlar hayallerin kırılmak için olduğunu, şehitlerin kemikleri sızlar oldu, türküler söylenmez oldu bu şehirde...
Aşağılık kompleksiyle eğrilen müslümanlarımız var bizim, kendi olmayı reddeden, özünden kaçan gariplerimiz var, ne desek, ne söylesek olmuyor, haykırsak duyulmuyor seslerimiz, yetişmiyor kalplere kelimelerimiz...
Ne diyelim şimdi bunca söz üstüne...
Coşkuya devam, heyecana devam, harekete, kurtları dökmeye devam...
Dökün, dökün, elbet döktükleriniz toplanacak bir kapta bir gün...
Allah bizleri affetsin...
... Mutluluk anlamaktır, anlam aktır...
Vakti zamanında...
Per, 07/06/2007 - 11:45 — seyhan sevinçVakti zamanında biz okulda siyer (Okulu söylememe gerek var mı) dersi yaparken gözyaşları arasında peygamberi (SAS) anlatan hocamız hicret sırasında genç kızların söylediği o muhteşem karşılamanın öyküsünü anlatmıştı. Tale al bedru aleyna...
Söz dönüp dolaşıp pop ve popüler kültüre gelmişti. O dönemler daha yeni yeni yeşil pop diye bir müzik türü ortaya çıkmıştı. Hocamız ne demişti biliyor musunuz? Dino Merlin'e bin selam ve vecd ile düzülen bu güzellemeleri görünce aklıma geldi.
Aynen şunu söylemişti: Asla unutmayın. Eğer medeniyet kurma iddiası olan bir kültür kendi popüler müziğini yapmaya başladıysa, siz onun cenaze namazını kılmaya hazır olun. Bunu da Yeşil Pop'un doğuşu üzerine söylemişti.
Yıllar sonra İstanbul'a gelip bir yeşil pop konserine gittiğimde hocamızın cenaze namazı derken neyi kastettiğini anlamıştım. Erkek kardeşinin yanında dişleri görünecek şekilde gülmekten imtina eden kızlarımız eller havada müziğe ritm tutuyorlardı.
Sonra ne oldu?
Sonra nereye kadar geldiğimizi heppimiz biliyoruz.
Hanginiz Üsküdar sahilden Moda'ya kadar içiniz acımadan, yüzünüz kızarmadan yürüyebiliyor. Oradaki o iğrenclikleri görmediniz mi?
Peki bu iğrencliklerin sorumlusu Yeşil Pop mu? Elbette değil... Yeşil pop, popülerin kültürün kapısını açtı. Popüler kültüre kapı aralarsanız, o dünyadan dünyanıza sızacak şeylerin önüne geçemezsiniz. Moda denen bir yıkım aygıtının hücümuna uğrarsınız.
Bu kadar geniş olmak yıkımdır. Farkında mısınız, evetlerimiz ne kadar da çoğaldı.
Sahnede dans eden bir bayana evet, yanıbaşımızda dans eden bir bayana evet, İstanbul'da aşk başkadır diyen bir popüler kültür ikononu Bosna'yla özdeşleştirmeye evet!
Ne oluyoruz?
Ben hepsine hayır diyorum!
Hayırrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrr!!!!!!
Ben içimi acıtan şeyleri yazdım. Başka kime söyleyebilirdim ki bunları...
Rabbim bizi, günahlarımızı müslümanlara karşı savunmaktan beri tutsun! İnşaallah!
Sen, sana göre olmayana gidersen..
Per, 07/06/2007 - 14:44 — Selim SevkiogluKonserden önce Dino'yu dinlemeye gidip gitmeyeceğimi soran bir dostuma, hala geri kafalı bir adam olduğumu söylemekle yetindim. Ömer Karaoğlu hayranıyım ancak geri kafalılığımdan dolayı onun konserleri de ilgimi çekmez. Hadiselere farklı pencerelerde bakabiliyor olmakla onları sahiplenmek ve nüansları tefrik etmek arasında ciddi bir fark vardı ancak o daha bunun farkında değildi daha. Dino'nun sanatçı dostları gibi savaş sırasında ülkesini terketmeyip direnişe destek veren biri olduğunu bildiğim gibi bir pop şarkıcısı olduğunu da biliyordum çünkü. Evet ben konserin bize göre bir şey olmayacağını tahmin ettiğim için bilinçli olarak gitmeyenlerdenim. Dino'yu ise direniş sırasındaki tavrı için taktir etmeye ve nüansları tefrik etmeye devam ediyorum. Beste tercihleri için de aynı şeyi düşünüyorum. Yalnız Dino’nun kendisine en çok ihtiyaç duyulan zamanda ülkeyi terk ettiğinin ve dört sene uğramadığının duyumunu aldım. Bir Boşnak söyledi bunu bana. Belki de kaskançlıktandır.
Sözün özü; sen sana göre olmayan bir şeye gidersen köpürürsün tabi; o, ona göre olanlar içindi oysa. Sana Bosna'nın medreselerinde Kuran tilaveti dinlemeni tavsiye ederim. Kinaye yaptığımı sanmayın sakın! hakikaten güzel okurlar.
Merhaba
Per, 07/06/2007 - 16:25 — Ayşenur DemirelMerhaba...
Olayla alakası yok belki ama yorumlardan özellikle Selim Bey'in "sen sana göre olmayana gidersen" sözünden aklıma çok vahim bir olay geldi.
Bundan yaklaşık 7 yıl önce bir arkadaşımla konuşurken müzikten açıldı konu.Sonra ne olduysa şarkıcı Çelik'ten söz etmeye başladık."Ben ondan nefret ediyorum ve artık hiçbir şarkısını da dinlemem" dedi arkadaş..Neden diye sordum:Vay efendim bunlar birkaç başörtülü arkadaş Çelik'in konserine gitmiş,bir de en önlerden yer kapmışlar.Çelik de sahneye çıkmış ve kapalı kızlara dönerek konserini terketmelerini söylemiş.Bu hanım da o gün bügündür bu şarkıcıdına nefret edermiş.Eee sen başındaki örtünle konsere bir de yani Çelik'in konserine gidersen olacağı buydu zaten.Kusura bakma da ne bekliyordun ki.
Ha ben Çelik ile Dino Merlin'i aynı kefeye koymam elbette yanlış anlaşılmasın.Bu örneği sadece paylaşmak istedim.Özellikle yorumlar bana bu olayı hatırlattı.İster yeşil popçu olsun ister popçu,farketmez.Konser durumuna bakış açımızda sanırım sorun.Nerde olmamız gerektiğini,nasıl görünmemiz gerektiğini bilememe sorunu.Veya neyi dinlerken nasıl bir ruhla dinlememiz gerektiğinin henüz idrak edememe...Ezgi veya marş dinlerken tepinmek mesela...Hayal etmek bile korkunç.Allah'tan hiç tanık olmadım.İçimi kemiren kurtlarım da yok çok şükür.Konser mantığını anlamayan ben de sanırım o geri kafalı olanlardanım.Ve bundan da mutluluk duyuyorum kendi adıma.
Selam ve dua ile...