Sen Hz. Ali misin ki Hz. Fatıma İstiyorsun?
İçimden geçenleri tek tek anlatacaktım ona;
Onunla ikimiz bir dalın iki kirazı, bir kurnanın yan yana akan iki musluğu olacaktık.
Hayat denilen bu köhne mahallede; yıkılmak üzere olan taraçalarımı, balkonumu onun sağlam ve dik duvarına dayayacak ve istimlâk görmemiş iki ahşap ev gibi bitişik nizam yaşayıp gidecektik.
Dışarının tarrakasından bezip dumanlı başımla saadet yuvamıza girdiğim an, onun boynunu bir gelincik gibi büküp, ok kirpiklerini kırpıştırarak “hoş geldin” deyişinde felah bulacak ve mükerreren rabbime şükür duaları edecektim: “rabbim bana iliği mundar bir hatun vermediğin için sana hamdolsun”
İnsanlar avaz avaz, bar bar bağırıp sokaklarda zift ile sıvanmış gemiler gibi yol alırken mehpare yüzlü sevdiceğimle biz şal desenli koltuklarımızda oturup ayaklı fincanlarımızla kahvelerimizi yudumlayacaktık... ve ben çocukluktan kalma bir alışkanlık ile fincanın dibindeki telveyi yalamaya çalışırken bir an onun müstehzi yüz ifadesi ile karşılaşıp utanacaktım.
Sinirden morardığım, eski bir taka gibi yalpaladığım anlarda marifetli zevcemin yaptığı balıksırtı desenli cevizli tarçınlı kurabiyelerle kendime gelecek; tüm çakralarım açılacak, ruhumda tarçın çubuklarından saraylar yükselecekti.
Geçim yoluna koymuşuz ya başımızı efendim. Benim kazdığım çukurları o dolduracak, onun ördüğü zindanları ben yıkacaktım. Benim yaktığım ateşi o söndürecek, onun çattığı darağacını ben yakacaktım. O giderken ben dönecektim, ben kaybederken o bulacaktı. İşte böylece yirmi dört saat mesai yapan iki işçi gibi saadet sarayımızı inşa edecektik.
Ufak tefek tartışmalar da yaşayacaktık elbette. Rica ederim. Elbet biz de hataya namzet bir beşeriz. Misal “LCD televizyona zekât düşüp düşmeyeceği”, “pazar arabasına önce sebzelerin mi meyvelerin mi konulacağı”, “yumurtanın sarısının mı yoksa beyazının mı daha faydalı olduğu” mevzularında elbette sağlıklı beyin hücrelerine sahip her birey gibi biz de tartışacaktık.
Şeyh Sadi’nin “on derviş bir kilime sığar da iki sultan bir saraya sığmaz” sözünü kaidemiz belleyecek ve sultanlar gibi değil etekleri zikir rüzgârları ile uçuşan dervişler gibi gezinecektik saadethanemizde.
Yaralı geyikler gibi titreyecektik mukaddes kitabımızdan sözler işitince…
Şeytanla, sırçalı sıpalar gibi inatlaşacaktık…
Sabah namazına paçalı güvercinler gibi guruldayarak uyanacaktık.
Kertenkelelerin korkudan kuyruğunu bırakıp kaçması gibi biz de “rabbimizin azametini” ensemizde her hissedişimizde günahlarımızı bırakıp kaçacaktık.
Her yanlış bir nakış demiş eskiler. Biz de hayat denilen kilimi işte böyle nakış nakış dokuyacaktık. Bozulmuş bir nesil ters nallanmış at gibi yeldir yepelek dolanırken, biz sağrısı terli, yeleleri rüzgârlı atlar gibi her daim rıza-i ilahi ye doğru koşacaktık.
Vay hormonlu gıdalarmış, vay kansorejen maddelermiş… Uzun kış gecelerinde saç sobamızın tavana vuran ışığında oynaşan renk fevvarelerinde huzur bulmak varken, patlamış mısırlar eşliğinde sobanın üzerindeki bakır demlikten yayılan o musikiyi dinleyerek uyuklamak varken, bu tür mevzulara dalıp asla mekâna kesafet katmayacaktık.
Pencereden bakınca bir top akasya bir iki akçakavak muhakkak görecektik. Tevazu, tevekkül, kanaat ve feragat adına ne varsa ağaçların dallarından okuyacaktık. Şövalye kitabı okuya okuya kendini şövalye sanan Don Kişot gibi biz de ağaçlara baka baka onlar gibi mütevekkil olacaktık. Köklerimiz sağlamlaştıkça dallarımıza abı hayat yürüyecekti. Damarlarımızda sabır öz suyu dolaşacaktı. Yüzümüz ağacın gövdesi gibi nasırlaşsa da bedenimiz her daim meyveye duracaktı. Sonbahar gelip yaprağımızdaki son klorofili de içine çekinceye kadar bu böyle devam edip gidecekti.
Asla plaza adamı, cafe müdavimi, İstanbul enteli, vitrin aylağı olmayacaktık. Zamanı geçmiş fraksiyonlardan bize ne? Markasını yitirmiş şehirlerden, gudubet fikirlerden, küfür fıçısına batmış şiirlerden bize ne? Ne yapacağını iyi bilen kurnaz kadınlardan, ne yaptığını bilmeyen mandagöz adamlardan bize ne?
Biz iki mümin olacak, iki mümin gibi yaşayacak ve iki mümin gibi ölecektik….
Lafı çok uzattım farkındayım. İşte bütün bunları ona anlatacak ve desti izdivacına talip olacaktım. Eğer ki tam ona yetişmişken köşeyi dönmeseydi. O meymenetsiz adamın koluna bir piknik sepeti gibi takılmasaydı. Şuh kahkahaları onu bir azize olarak gören ruhumun duvarlarında yankılanmasaydı. Hz. Fatıma asaleti diye nitelendirdiğim o duruşunu bir mazgalın kenarına bırakıp şehrin lağımına karışmasaydı. İçkili bir kafeden içeriye girerken ardında bıraktığı gönül mabedimi elleriyle yakıp yıkmasaydı.
Tüm bu düşüncelerimle o menevişli siluetin ardından bakışlarımı çekip kendi ruhuma doğru yeniden yola çıkarken içimde bir sesin yankılandığını hissettim. Diyordu ki bu ses; “sen Hz. Ali misin ki Hz. Fatıma istedin, sen Mecnun istidadında mısın ki Leyla aradın karşında”
İşte bu içsel hesaplaşma ile o an Obama gibi irkilmişim. Ayaklarım birbirine karışırken düşmemek için duvardan sarkan elektrik kablosuna sımsıkı tutunmuşum. Ufak bir çarpıntı ve titreme ile üzerinize afiyet kendimi karşı kaldırımda buldum. O an çevreye yayılan yanık kokusunun elimden mi yüreğimden mi geldiğini tam anlayamadım. Ama anladığım bir şey vardı ki; ortada Leyla ve Mecnun yoksa Züleyha ve Yusuf yoksa Ali ve Fatıma yoksa elektrik melektrik bir işe yaramıyor.
genç dergisi mayıs'09
- Ayşegül Genç yazıları
- yorum yap >giriş/kayıt
- gönder
Alakalı Yazılar
Kategorilerden





Sentimental Bir yazı
Şimdi Mustafa Burak Sezer burada olacaktı da diyiverecekti çok sentimental bir yazı olmuş diye. :)
Nerede o eski cemaat kapışmaları
"Havada uçan kuşa yolun ne hayrı var
Kendine hayrı olmayanın ele ne hayrı var "
sentimental mi?
kırıcı ve incitici şekilde de yazılabilecek bir konu aslında... öyle de yazılabilirdi. fatma k.b.nun tabiri ile "halı döver gibi pat pat" da konuşabilirdi kahraman.
bir erkeğin ağzından yazmak pek de kolay olmadı... belki de hiç bir erkek böyle düşünmüyordur... o zaman "hikaye"
kategorisinin genişliğine sığınırız:)
hımm..yok ya var böyle erkekler:D
"eddai"
Spirit'e Hasret Kalmıştık
Yorum yapmaktan korkar olmuştuk. Espri'yi (spirit) özümseyemeyen/ içselleştiremeyen/anlamayan kişilerle hem hal olmak yorucu. Alınganlık gösterilmeyeceği bilinerek ince göndermelere yapabilme hürriyeti güzel.
Şimdi gelelim öze
Erkek gözü ile hanım değerlendirmesi yapma çalışması takdire şayan. Fakat burada sorunlu, tam da oturmayan bir şey var gibi. Yani hikayede - sizin yorumunuzdan sonra hikaye diyeceğim- kişi müennes kişiyi ilk kez görüyor. İlk kez görmesine karşın son derece "sentimental" :) tasvirler yapıyor. Hikaye için de bu da mümkün. Fakat daha sonra birden dil hırçın, realist, erkeksi bir şekle dönüşüyor. İşte bu nokta da oturmayan bir şeyler var.
Ayrıca bu tarz "sentimental" :) tipoloji daha çok bizim üniversiteli olduğumuz yıllara has bir şeydi. ( 90 ların başı). Sonra Türkiye de islamcı üniversiteli erkek ve hanım tipolojisi sert bir şekilde değişime uğredı. -Üniversiteli diyorum çünkü kullanılan dil verilen örnekler bu "sentimental" zatın üniversiteli olmasını icap ettiriyor.- Oysa hikaye Obama sayesinde son derece güncel duruyor. Burada da sanki bir kırılma bir anakronizm ortaya çıkıyor.
Son olarak sizin uslubunuzda kısmen Bostan ve Gülistan esintisi hissediyorum ve bunu bir hikaye dilinin gelişmesi açısından önemsiyorum. Bu dile gümrahlaştıracak, günümüzü anlatacak berraklıkla çoğaltacak çalışmalarınızın olmasını diliyorum.
Muhakkak ki biz aciziz.
"Havada uçan kuşa yolun ne hayrı var
Kendine hayrı olmayanın ele ne hayrı var "
romeo isteyen kızlar
aslında tespitleriniz yerinde hamit bey...
ama herkesin beyninde mevzu evlilik olunca eskiye dönüş, değişik bir hisleniş garip bir duygusallık olmuyor değil. yani dürüstlük sadakat tevekkül günümüzde yerini çıkar ilişkilerine bırakmasına rağmen insanlar yine de evlenirken "az dürüst olsa yeter" demiyorlar... dürüst olsun diyorlar... hikayenin dili biraz da bu yüzden böyle... saf duygu ve düşüncelerle yola çıkılıyor ama sonunda gerçekler ve yozlaşmışlık bir tokat gibi patlıyor suratlara.
tabi tüm bunların dışında shakira isteyen erkekler ve romeo isteyen kızlar da var. belki onlar daha gerçekçidir kim bilir:)
yorumunuz için teşekkür ederim.
"eddai"
Sen Hz. Ali misin ki Hz. Fatıma İstiyorsun?
:) İnşallah vardır öyle erkekler. Rabbim öyle erkekler ve kadınlarla karşılaştırsın...
Bize ne?
"Bulan, arar" demiş birileri. bizler Ali'yi de Fatımayı'da ruhumuzda bulmuşuz, bundandır arayışımız bulmak için yaşamlarda. varsın "köşeyi dönenler" unutsun, terketsin, sırtını da dönsün, sizin dediğiniz gibi "Zamanı geçmiş fraksiyonlardan bize ne? Markasını yitirmiş şehirlerden, gudubet fikirlerden, küfür fıçısına batmış şiirlerden bize ne? Ne yapacağını iyi bilen kurnaz kadınlardan, ne yaptığını bilmeyen mandagöz adamlardan bize ne?"
biz bulduğumuzu aramaya devam ederiz..vesselam
Suskunum ya sorma yar!
Öldü çoktan Mecnunlar
Bu devre halayıktır
Çirkinleşen Leylalar
Ya bu şehirler
Ya bu sokaklar
Ya bu delikanlı ahmaklar
Ya bu cesur korkaklar
Ne zaman ekildi ki
Çürüdü o tohumlar
:))
-Furkan 74-
Ve onlar ki, "Ey Rabbimiz!" diye niyaz ederler, "Bize göz nûru olacak eşler ve çocuklar bahşet; bizi Sana karşı sorumluluk bilinci taşıyan kimseler için örnek ve öncü yap!"
derin konu....
güzel hayal...
belki garip olacak ama aysegül yaziyi öyle bir kafa ile okumusum ki, kelami edenin erkek oldugunu fark edemedim...yani cok gec fark ettim...
sebepleri var tabii...
-belki senin /aysegül yaziyor diye bilmem...
-bu hayali kuran yani yüzlesmeye kadar kismi söylüyorum cook kiz kardes taniyorum...
-erkeklerin bu kadar ince düsünecegine ihtimal verememis de olabilirim...
hayal güzel seydir neticede...
senin yazinlarinda hep güzel oluyor aysegül...
bende güzel okuyorum...
hayat devam ediyor...
viyana´da yagmur yagiyor...hava cok soguk...
mevsimler sirayi sasirdi bu sehirde kis gelecek...
dua ve muhabbetle
delimavi...
..nostaljik.ironik..trajik..
hafif bi gülümsemeyle okuyor insan yaziyi..keskeee, nerdeee felan diyor arada.. obamayla bitiris süpriz oldu benim icin.. tam kendimi kaptirmistim ki o nostaljik duygusal ve obsesif hatta dramatik havaya, ani bi carpilmayla kendime/bugüne geri döndüm.. kahramanin duygulariyla hemhal olmak yetmezmis gibi elektrik kablosuna tutunmus gibi agzimda garip bi egilme yamulma hissi ve ardindan kahkaha:) özet: nostaljik..ironik..trajik
Kaç mevsim ask pazarinda geçti yalanlarla
Düs sattim aldanmislara
Aklim kaçiverdi elimden bir gece vaktiydi
Sevdigim baska sevenim baska..