renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Setresiz Güzellik

Ben: “Hayır baba, kapatmayacağım başımı. Lütfen beni zorlama!”
Babam: “Bak ablaların kapattı ama.”
Ben: “Onlar kapattı diye bende mi kapatmalıyım, ben böyle mutluyum. Sen beni böyle sevmiyor musun baba!?”
Babam: “Aa kızım o ne demek! Elbette seviyorum peki sen Allah’ı sevmiyor musun?”
Ben: “Çok seviyorum.”
Babam: “Peki onun seni sevmesini istemez misin?”
Ben: “İsterim de bu illa benim kapanmamla mı olacak? Yapma baba. Lütfen! Bak, hayat çok zor. Hayata atılmam için açık olmalıyım. Bir görüntü kalıbında karşı tarafta taraf oluşturmamalıyım. Hayatımı zorlaştırmak istemiyorum.”
Babam: “Peki kızım, ya diğer hayatını neden zorlaştırıyorsun.”
Ben: “Baba lütfen! Anlayışlı ol biraz ve beni bana bırak, ben istediğimde kapanayım” dedim ve bir daha açılmamak (buradaki cümle biraz manidar oldu ama inanın ki bilinçli değil:)) üzere konuyu kapattım.

Babamı kaybettikten sonra bu diyalog hep hafızamda kaldı. Kim bilir bu sahneyi kaç kere oynadık babamla. Yüzündeki acıklı ama merhametli bakış, bendeki hırçın ama bir o kadar güvenli dikleniş. Konuyu kapattım ama babam hiç kapatmadı, nerdeyse her gece yeniden yeniden “diğer hayatını neden zorlaştırıyorsun?” sorusuyla beni hizaya çekiyordu. Sorusuna cevap vermeden konuyu kapatmış olmak mı yoksa dediğinin gerçekliğimi bu kâbusu her gece yaşamama sebep oluyordu, bilmiyorum? Sabah uyandım, şöyle bir aynaya baktım yüzüme çarptığım su sersemlemiş bedenimi kendime getirmeye yetmedi. Acaba dalgalı, benden de öfkeli, hırçın denizin koynuna mı atmalıyım kendimi?

Çivi çiviyi söker misali yüzleşmeli miyim kendimle yoksa sökülen kendi gerçeklerim, bir daha bana dönmez korkusuyla geri adım atıp, kalmalı mıyım hep benle? Suyun altında sessizce süzülen bedenimin içine nüfus eden arınmışlıkla, kırıklarımı değiş tokuş etsem bütün sevdiklerimde suya mı gider acaba? Karşımda duran o kapkara yıldızlı gözler bana bakarken, içimdeki aydınlığa neden yüz çevirdi ki? Dudaklarımdaki pembe ve bir o kadar parlak sözler neden hiç kalbime sevgi sözleri fısıldamadı? Sustum! Kadın olmanın bedelini susmakla ödedim. Kendimle hiç konuşmadım, hiç yüz yüze gelmedim, istemedim de. Alacağım cevaplar korkuttu belki, ya da asıl korktuğum benim değil de babamın haklılığıydı.

Çizilen suretimin yansımasındaki alımlı rayiha, herkesin dudak bükemeyeceği bir aydınlıktaydı. Sözlerim sıcak, çocuk gibi masum ama kadın gibi latifti. Suratıma değen her su damlası, pürüzsüz bir deryada yer etmek için savaş veriyordu. Nakşın güzelliği, nakkaşı parmakla işaret ediyordu. Boynum her daim dik ve kuğu misali, suya susayan bir can gibi, secdenin merhametiyle alnımı şereflendirmiş bir paklıktaydı. Belimden aşağı süzülen, her bir dalgasında çok kalpler kırdığım, annemin uyku mahmurluğuyla ve her sabah aynı işi yapma bıkkınlığıyla ördüğü, siyahtan da kara, her el yordamıyla babamın sözleri gibi kulak arda ettiğim, nameler fısıldayan peri masalı saçlarım. Üniversite yıllarında, izin alacak kimse bulamayınca elime aldığım ilk cımbızla şeklini tutturamadığım, arkadaşlarımın dalga geçtiği ince Adile Naşit kaşlarım. Zamanla yordamını öğrenip, daha da güzelleştiren ama lanetlendiğimi bildiğim gözlerimin mührü. Bir köylü kızlarının utangaç gülümsemesinde, bir de bende yegâne bulunan pembemsi al al olmuş yanaklar. Her konuştuğumda dinleyenin hafızasından çıkmayacak, nağmeli ılık sesim. Dinlendiğimi zannettiğimde sadece nağmesine ve gördüklerine vurgun kalmaya mahkûm, yarım kalan insan güruhu.

Üniversitenin ilk yıllarında tanıdığım sevgilimi sevmekten vazgeçtiğimde, damlalarla allığını solgunlaştırdığım çehrem gibi, yüreğimi de soldurmuştum. Ellerini tuttuğumda sıcaklığıyla yetinmediğim, soluma sığınmış ama benim sağımda kalan sevdalım. Ne çok dayak yemişti benim için, sağdan yediği her darbede benim sol yanım acımıştı. O soluna taktığı Atatürk resmine bakarken, benim gözüm gökteki parlak hilaldeydi. Ben olmak ona da yetmemiş, fikirlerime değil güzelliğime müptela olmuştu.

Kadınlar birer sanat müziği şarkısı gibidir. Zarif, latif, narin… Her dinlendiğinde ruhunuzda derin izler bırakır. Herkes sevmez sanat müziğini, sadece aşık olanlar bilir. Ben Zeki Mürenin dudaklarından çıkan bir nameyim; “koklamaya kıyamam benim güzel manolyam…” Evet, koklandığında bile solan bir güzellik, kadınınki? Hayattaki bir emanetin öyküsü bu, öyle ki aldığım günden beri başına buyruk, hoyrat kullandığım, taşımakta hep zorlandığım ve yükünün altında ezildiğim bir emanet: Güzellik! Güzelliğin ağır bedelini öderken, aldığınız darbelerle çirkinleşebiliyorsunuz. Duyduklarınız kulaklarınızı, gördükleriniz gözlerinizi mühürlemeye yetmiyor. Yine de duymaya, bakamaya devam ediyorsunuz. Her baktığınız, her derinden dokunan bedenden öte ruhunuzu darmadağın edebiliyor.

Kadınlık daha doğmadan, annenizin yüzünde bıraktığınız güzellikle başlıyor. İlk farklılığınız kıyafetlerinizdeki allı pullu pembelikle sempati topluyor. Nerdeyse üç yaşlarında beyninize zerk edilen kadınlık, şefkatle oyuncak bebeklerde can buluyor. Sonra her şeye şefkatle bakmayı öğreniyorsunuz ama siz bakarken karşınızdaki sizin şefkatinizi tarumar edebiliyor. Bunu yaparlarken sizin güzel olma önceliğinizi kullanıyorlar. Her gördüğünüz gözün bedeninizde dolaştığını fark ettiğinizde, bazen kendinizi oracıkta bırakıp sadece içinizle, ruhunuzla orayı terk etmek istiyorsunuz. Bu kalıbı taşıyamıyorum artık! “Bırak beni! Bana ağır geliyorsun, kal burada! ne yaparlarsa yapsınlar, yeter üstümdeki bu kadınlık elbisesi” diyorum. Her sabah işe giderken, kadınlığımı gardıroba asıp, ben olarak insan olarak çıkmak istiyorum. Sonra babama söylediğim savunma tadındaki sözlerim aklıma geliyor; “hayatımı zorlaştırmak istemiyorum baba”. Böyle hayat çok mu kolaydı ki. Kadın olmak, güzel olmak. Her sözde bir ima, bir davet duymak, her bakışta soyunmak, her gülüşte bir bedel ödenmesinin beklenmesi.

Hemen hemen her gün okuduğum şu dua; Allahumme ecirna minennisa (Allah’ım beni kadınlardan-şer, fitne ve bela-koru). Korunmaya muhtaç, karşı cinse mukabil asıl korunması gereken ben ve kadınlığım değil miydi? Nerdeyse her gün kendime, kadınlığıma karşı bu duayı okuyordum. Peki ya beni ne koruyacaktı? Sadece Cevşen ruhumun yansıması olan güzelliğimi korumaya yeter miydi ki? Esas olan bu güzelliği korumak için ben üstüne düşeni yapmış mıydım ki? Evet, bütün dualar üstüne düşeni yapmıştı ama ben kendimi yeterince setretmemiştim. Savaş meydanında zırhsız dolaşmıştım. Dinlenirken kadın olmanın karşı tarafta bıraktığı etkiyi perdeleyememiştim. Sevdiğime emanet olacak güzelliğimi, sadece ben taşıyarak yükümü ağırlaştırmıştım. Özür dilerim baba, seni dinlemeyip, bu hayatı ve gerçek hayatı zorlaştırdığım için!

Özür dilerim. Dönüş yolundayım, denizin içi üstündeki gibi dalgalı değil, durgun. Suya bırakacağım çok kızgınlıklarım ve çok kırgınlıklarım var. Sadece sevdiklerimi içimde tutacağım bir dalga bekliyorum.

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Kadın olmanın zorluğu

Kadın olmanın zorluğu sadece bizim kültürümüzde değil dünyanın her yerinde var olan bir problem olduğu hususu muhakkaktır. Kadın olmanın zorluğunun başörtüsü takarak absorbe edileceği düşüncesi -ki yazıdan çıkardığım sonuç en azından budur - bizi yanlış bakışaçılarına sürükleyeceği de muhakkaktır. örtünmenin ve başörtüsünün aynı şeyler olmadığını en azından günümüzde ve bu coğrafyada farklı anlamlar yüklenen iki ayrı husus olduğunu düşünüyorum . İNSANI BİR NEFİSTEN YARATAN VE ONDAN DA EŞİNİ YARATAN ALLAHIN KURANDA VERDİĞİ MESAJI ÖZÜMSEMEDEN KADIN PROBLEMİNE BU COĞRAFYANIN BULACAĞI ÇÖZÜM ENGİNİZİSYONUN CADI YORUMU İLE MODERN ZAMANLARIN REKLAM İKONU ARASINDA GİDİP GELMEDE OLACAĞI KANISINDAYIM. mensubu olduğumuz dinin eşitliği değil ama eşitsizler arasında adaleti tesis etmek üzerine bir sosyal düzeni arzuladığını düşünüyorum . Muhakkak ki yaradılışta farklılıkları olan kadın ve erkeğin bu hususta din içerisindki konumunun çağa veya geleneğe yaranma telaşı olmayan alimlerce tespiti gerekmektedir. Aksi halde kırılganlıklarınız devam edecektir başınız kapalı da olsa içinizdeki şüpheyi ve tedirginliği besleyen tzatlar dışarı çıkacak bir aralık bulacaktır . sürç-i lisanım affola

manevi tesettür

Sn serdar şafak, yazımda kastettiğim setre zaten maneviyatıyla bütünlük oluşturan insanlar içindir. Yazımda da alınan darbelerin, ruhta hasar bıraktığını özellikle belirttim. Kadınlar, fıtrat gereği bedensel olarak özel yaratılmışlardır ve darbeler önce dış kaynaklı olarak başlar ama emareleri ne yazık ki ruhta can bulur, bu da korunmayı gerekli kılmıştır. Bu korunma içgüdüsünün manevi kaynak olmadan dışa aksetmesi mümkün değildir. Maddi ve manevi tesettür bir bütünlük oluşturmazsa yapılan setre sadece bir kalıp olarak yansıyacaktır. Şimdiler de amacından sapmış olan tesettür örnekleri mevcuttur. Maneviyat eksikliği yaşayan bazı bayanların, “kapalı ama hayal ötesi açık” dış görünüşleriyle durumu açıklamak yeterli olacaktır. Kadın ve erkek olarak düşmanlarımıza karşı asıl zırhımız: Kur-an tezgâhında yapılan takvadır ve siperimiz, Resul-ü Ekrem Aleyhissalatü vesselamın Sünett-i seniyyesidir. Bu düsturla yaşandığı vakit gereklilikler zaten kendini aleni olarak gösterecektir. İlginiz için teşekkür ederim.

Tesettürlü ama tesettürsüz!

Bundan on sene önce bana çocuğunu istemediği halde örtünmeye zorlar mısın,deseydiler "evet" cevabını düşünmeden verirdim.
Ama şimdi bu soruya aynı cevabı veremem.Çünkü kendi rızaları dışında kapattığımız insanlar buna isyan ediyorlar.Kimi başörtüsünün altına giydiği dar bluzüyle,kimisi kimisi başörtüsünün altına giydiği streç pantolonu ile kimisi daha da ileri giderek açık bıraktığı göbeği ile itiraz ediyor.
Öyle sanıyorum ki biz,kızlarımızın örtünmelerini öncelikli mesele olarak ele almamalıydık.Önceliği onların itikadlarına vermeliydik.Şayet bunu yapabilseydik,sağlam bir itikad aşılayabilseydik,kendiliklerinden en sağlam şekilde örtüneceklerdi.Ama bunu yapamadığımız için bize kapalı olduğu dışarıya ise çağdaş olduğu mesajı vermeye çalışan ucubeler türedi.
Kendi yakınımız olmasalar bile yaptıklarından utandığımız tuhaf bir nesil türedi.Dindarlık görüntümüzü kurtarmak adına kapattığımız kızlar artık başka türlü görünmek istiyorlar.Çünkü biz onlara görüntüyü verdik ama aslolan iman,takva ve ihlas gibi değerleri veremedik.

http://www.karakalem.net

Asıl Tesettür

Mehmet Demirci Bey'in dediği gibi maalesef tesettür günümüzde sadece örtü olarak algılanıldı.Halbuki tesettür bir bütün olarak ele alınmalıydı...Tesettür bakışa haya,konuşmaya edep,davranışa nezaket yani bütün hal ve hareketlerimize takvayi giydirmektir.Bunun bilincinde olan insan zaten ister istemez giyinişinede dikkat edecektir....İnşaAllah bütün hal ve hareketlerine takva elbisesini giydirebilenlerden oluruz...İnşaAllah tesettürü hakkıyla anlayanlardan olup hakkını verenlerden oluruz...

Anne ve yine anne!!

Hayat giderek zorlaşırken manevi değerler özünü kaybeder oldu.Kadınlar kızlar tesettürü zamanın şartlarına göre değerlendirip öznel sonuçlara vardılar.Oysaki bu emir sorguya açık bir gerçek değildir.

Çevremdeki pek çok insan kızının kapanmasını ya da kapalıysa bile daha tesettürlü olmasını istiyor.Ancak hayatlarını bu isteğe göre düzenlemiyorlar.

Bir genç kız tesettürlü olmayı çağdaşlarından utanç duyulacak bir şey olarak görüyorsa ve bunun için ailesi ile tartışıyorsa annesinin bu konuyu kızına idrak ettirmede yetersiz kaldığı aşikardır.Eğer anne söylemekten ziyade örneklerle çocuğuna bu güzelliği işlerse ortaya memnun kalacağı bir nakış çıkar.Ama bu işleyiş küçüklükten itibaren başlamalı ve güzel bir uslubla gerçekleştirilmelidir.

Küçüktüm sadece eğlenmek için giderdim vakfa annemle.Çoğu kişi kızını evde bırakırdı .Ama annem ısrarla beni vakfa götürür ve oradaki ablalarla tanışmamı isterdi.Zaman geçti ve ben de abla olunca anladım ki bu güzelliği ben o ablaları göre göre kazanmışım.Ve annemin bana verdiği özgüvenle karşılaştığım zorlukları kolayca aşabilmişim.

Eğer gençlik sokağa güzellik göstermeye çıkıyorsa ve tesettürü Allahın emri olarak idrak edemiyorsa bu annelerin 'setresiz fikirlerinden' kaynaklanmaktadır.

Hürmetler efendim.

Batı dünyası, yanlışlar üzerinde yaşadı.
Doğu dünyası, doğrular üzerinde uyudu.

seslerin sesi

...seslerinizin sesi, az daha yüzeyden gitseydi ya...ne güzel olurdu kimbilir...cümlelere çizilmiş kadın resmi,belki,anlamlar aranan cümlelere kötülük yapmış oldular.

Seçkin Deniz

Çocuklar model alır, bunun

Çocuklar model alır, bunun için ise onlara sahiden tartışmasız örnekler sunmak gerek.

Günümüz çocukları yaygın medyalar vasıtası ile on binlerce örnek görebildikleri gibi, gitgide kalabalıklaşan şehirlerde örnekleme yapmaları da kolaylaşıyor.

Bu durumda "iyi örnek" olarak ailelerini benimsediklerinde "kızım başını kapatır mısın?" sorusuyla karşılaşmları söz konusu olmaz. Kendileri bir şekilde bu kararı almış olurlar.

Yazarımız kendi kişiliği ailesinin dışında nesnelleşmiş bir karakteri söz konusu etmiş. Bu mevzunun dışında. Fakat sosyal hayatta aynı noktaya bir çeşit doğuş veya dirilişle gelmek daha faideli olacaktır.

Bir husus...

Yazıdan dolayı Manolya Şahin'in ellerine sağlık dedikten sonra, bu konuyla alakalı vurgulamak istediğim şey, belki de biçok kişinin gözünden kaçan "lanetlendiğimi bildiğim gözlerimin mührü" şeklindeki kısım. Riyazüssalihin'de geçen bir hadis-i şerifte, kaşlarını incelten kadınların lanetleneceğine dair bir bilgi var. Ya da lanetlenmesi isteniyor böylelerinin.
Gözlemlediğim kadarıyla günümüzde islami camiadaki bayanların bile önemli bi çoğunluğu, bu hususa dikkat etmiyorlar. Belki bu konuyla alakalı alınmış bir fetva ya da bilmediğim başka ayet, hadis, görüşler vardır. Öyleyse bişey diyemem ama eğer yoksa, bu noktada bayanların biraz daha titiz olması gerekiyor sanırım.
Selamlar..

sn.ömer tahaya

Sn.ömer taha,

kaşlarını inceltenlerin lanetleneceği ilgili hadisle alakalı olarak başta mustafa islamoğlu olmak üzere güvendiğim birçok alim kastedilenin o bölgenin tamamen kazınarak üzerine dövme vs. gibi şeylerin yapılması olduğunu açıkladılar.bilginize..

zeynep reyyan

Teşekkür..

Reyyan Hanım'a teşekkür ediyorum konuyla alakalı en azından beni bilgilendirdiği için. Sözünü ettiğimiz hususla alakalı derin bilgi sahibi olmadığımı vurgulamış olmama sevindim.
Demek ki neymiş, bilenle bilmeyen bir olmuyormuş gerçekten de. Allah bilenlerden eylesin hepimizi.
Tekrar teşekkürler ve selamlar..

Edeb Ya Hu

Serpilsümeyra
Başlığı ile tamamen tezat bir yazı olmuş maalesef...Tasvirler ,anlatımlarda keşke biraz setrolunsaydı mana kaybolmasaydı.Yorumlardada vurgulandığı gibi tesettür sadece örtüyle bitmiyor.Biz bırakın kadınlığımızla ilgili uzun tasvirleri, imaları dahi söze dökmekten sakınmayı edebten bildik.Zerafetten uzak bulduğum yazıda dikkatimi çeken diğer şey ise enaniyet oldu.Sanki bir reklam metni okuyor gibi hissettim kendimi.
Güzel fikirler güzel kelimelerle kundaklandığında mana kazanır.

"edep ya hu" mu?

Serpil hanım, öncelikle yazdığım yazıdan çıkardığınız kişilik tahlili beni hayrete düşürdü. "Anlama çabası" yazılarımı yerle bir ettiniz ve hatta yazı yazma hakkımı elimden aldınız efendim. "Anlama çabası" adı altında yazılarınızı sabırsızlıkla bekliyorum zira bu konu da yazmanız, yaptığınız yorumdan anlaşıldığı üzere ciddi bir gereklilik olarak durmaktadır. Öncelikle "biz" dediğiniz kadın grubunu çok merak ettim doğrusu. Kimdir bu “biz” değdiniz yargılayıcı grup, Allah aşkına? Kadının setreye ihtiyacı olduğunu, sadece görselliğini ön plana çıkararak anlatmaya çalıştım. Yazımdaki güzel bir kadın portresi çizerken bile, "biz" dâhilinde ki bir kadın tarafından "edepsizlikle" yargılanmak, o grupta olmamanın mutluluğunu yaşattı bana:)))) Yazımı içerik olarak yorumlama hakkınız vardır elbet lakin haddi aşıp "edep ya hu" deme hakkınızı(?) size iade ederek kendinizle yüzleşmeyi tavsiye ediyorum. “Güzel gören güzel düşünür, güzel düşünen hayatından lezzet alır.(s.n)”Umarım hayatınızdan lezzet alıyorsunuzdur(?) Ayrıca yazım da belirttiğim şu cümlenin; "Dinlendiğimi zannettiğim de sadece nağmesine ve gördüğüne vurgun kalan insan güruhu" asıl öznesi olduğunuzu fark etmek, bir kadın olarak beni çok üzdü. Ama ne yapalım değil mi? Demek ki göz, görmek istediğini görüyor. Ben Anadoluluyum, Avrupalı hiç olmadım ve her zaman bu fikrin karşısın da durdum. Sizin dediğiniz "enaniyet" duygusu ise Avrupa’dan ihraç edilmiş olmasından mütevellit benim bünyede barınamamıştır."ben" örneğiyle bütün kadınları güzellikle onurlandırıp, “Cemal” ismiyle güzelliğin sahibini resmetmek istedim ama siz bunu sadece "ben" olarak alıp enaniyetle suçladınız.
Bu düşünceyle yaklaşınca "ben" olgusunun sizin bünyede barınabileceğini fark ettim. Bak ya! Yine sizin adınıza üzüldüm. Üzüldükçe "biz" dediğiniz grubun bir hayli dışında kalıyorum. Şu son yazdığınız söz ise gerçekten hayretime mucip oldu. "güzel fikirler, güzel kelimelerle kundaklanınca ancak mana kazanır" demişsiniz! Şimdi buradan anladığım sizin yazınızın “mana”sızlığı, çünki yorumunuzda ki sizce güzel(hatta belki kendinizce bir zafer bile kazandığınızı düşünüyorsunuz)ama genelce muhakkak olan kelimelerinizin “ÇİRKİN”liği. Bir fikir sahibi olmanın, hangi kalıpta olursa olsun saygı görmeye değer olduğunu düşünüyorum, yeter ki saygı sınırı aşılmasın. Fikirlerini yalın ve sıradan ve hatta zarafetten uzak bir şekilde anlatanları, karşı tarafa ders verir edasıyla, edepsizlikle yargılayan, narsist düşüncelere sahip yazılara tercih ediyorum. “Sadece düşünceler de hapsolan fikirler kalmadı artık, fikirlerin asi bir çocuk gibi bildiğini söyleme devridir” serpil hanım. Susmayınız, söyleyiniz ama söylerken zarafet aradığınız yazım gibi zarafet bulacağım bir yazı yazsaydınız da haddimi bildirseydiniz, ne yazık ki haddi aşan bir yorum yazmışsınız. Gerçekten “EDEP YA HU” serpil hanım. Saygılarımı sunuyorum desem, üstünüz de çiğ durmaz değil mi efendim?…

evet edep!!!

evet edep!

yazılan kısacık bir yoruma bu kadar çemkirmeniz edebi gerektirir. serpil hanımda edep, yorumunda ki samimiyetten dolayı güzel duruyor. ama çiğlik size içselleşmişki bu kadar hakaret edebiliyorsunuz, yazık.

İlla Edeb

'Edeb Ya Hu'önce kendimiz sonra tüm kardeşlerimiz için dilediğimiz en sevdiğimiz dualardandır...
'Güzel gören güzel düşünür...'hayat düsturlarımızdandır ve bizce güzel düşünenlerin dudaklarına çirkin sözler değmez.
Tenkid, saldırı ve hakaret sebebi değil ancak ikaz ve kendine pay alabilmek için bir nimettir.Değerini bilene...

Okan Şahin Bey'e
Ömrümce duymadığım bunca hakaret karşısında acıyan yüreğimi bir nebzede olsa ferahlattınız Allah sizden razı olsun.
Bir kez daha anladımki,anlatabileceğin karşındakinin anlayabileceği kadardır.
Vesselam...

Haddi aşmak...

Serpil hanım "Güzel düşünenlerin dudaklarına çirkin sözler değmez” demişsiniz, acaba sizin dudaklarınıza çirkin, yargılayan, acımasız “edep ya hu” kelimesi nasıl değdi? Yazınız ikaz değil apaçık saldırıdır. Yazılarımı eleştirme hakkınız vardır lakin yazımın içeriğinden yola çıkarak edepsizlikle itham edemezsiniz, haddinizi aşamazsınız! Edep namusla eş anlamlıdır benim için. Okan beyden aldığınız destekle acıyan yüreğiniz bir nebze olsun rahatlamış olabilir lakin hiç tanımadığınız, bilmediğiniz ancak bir yazısından edepsiz=namussuz diyen vicdanınız da rahatlamış mıdır acaba? Ayrıca kötü sözler duymak istemiyorsanız söylediklerinize ve yazdıklarınıza dikkat edeceksiniz. Edepsiz diyerek haddinizi aşarsanız hakaret duymayı da göze alacaksınız. Kimse ağaç kavuğundan çıkmadı. Yazılarımın sınırını siz belirleyemezsiniz.

Samimiyet!

Okan bey, yorumunuzda kısa bir yazıya uzun bir yazı yazmamı eleştirmişsiniz, biliyorsunuz kemiyete değil keyfiyete bakılır. Bir padişahın dediği gibi “söz ola kese başı söz ola kese savaşı” düşüncesinden yola çıkarak serpil hanımın “edep ya hu” cümlesiyle başımı kestiği bir durumda, benim cevapsız kalmam mümkün değil! Size namussuz deseler ve ben size bu lafı diyeni samimiyetinden ötürü desteklersem söyleyenden ne farkım olur. Benim için edepsizlik namussuzlukla eş anlamlıdır. Kusura bakmayın ama bana namussuz diyene cevapsız kalamam siz kalıyorsanızsa bu sizin “samimiyet”nizdendir.

Sitem ve Teşekkür

Değerli Dostlar!
Sizleri ve bu güzel siteyi nette dolanırken buldum. Hiç daha önce düşüncelerin bu kadar güzel ifade edildiğine, cümlelerin tabiri caizse bir nevi hattat işler gibi işlendiğine şahit olmamıştım.Hepinizi yürekten kutlarım. Özellikle Manolya Şahin rumuzlu şahsın yazmış olduğı Setresiz Güzellik adlı yazı oldukça ilgimi çekti.Hanımefendi, tesettüre bakış açısını bence çok güzel bir dille ifade etmiş. Sevgili Manolya kardeşim sizi canı gönülden kutlamak ve başka bir üyeyede sitemimi belirtmek için bu yazıyı yazıyorum. Ben Setresiz Güzellik adlı yazıyı Serpil Sümeyra hanım gibi edep dışı,zerafetten uzak yada reklam amaçlı bir yazı olarak görmüyorum. Kendisine EDEP YAHU cümlesi iade edildiğinde yüreğinin yandığını ifade eden Serpil hanım, unutmayın duyguları olan yalnız siz değilsiniz. Kimse kimseyi fikrinden dolayı yargılayamaz, aşağılayamaz. Çemkirmede ancak Okan Şahin rumuzlu saygıdeğer! fikre saygılı! beye yakışır.Sizler gibiler yüzünden fikrimizi serbeste söylemeye çekinir olduk. Allah rızası için biraz saygı lütfen.
Sevgili Manolya kardeşim fikren uyuşup uyuşmadığımızı tam olarak bilmiyorum ama yazılarınızı bilhassa takip edeceğim. Düşüncelerinizi özgürce cümlelere dökmeye devam edin lütfen.Bu tarz kışkırtmalar ve saygısızlıklar sizi yıldırmasın. Allah'a emanet olun.

edepsizlere edep!!

ne saygısızca ve anlamadak uzak, fikir savunucu fikirsiz bir yorum. ne fikriymiş savunulan. edepsiz desem yazarı gibi anlayacaksınız, en iyisi demiyeyim.

Gecikmiş bir anlamanın analizi

Öncelikle, sembollerin okunuşuna dair fikrimi ve devamında ''tesettür'' e dair kendi okumamı paylaşmak isterim, değerli dostlar!

Sanıyorum semboller iki tür okumaya açık.

1)Hermenötik okuma: gerçek anlam değil, anlaşılmak istenen anlama ulaşma sanatı; '' ne söylendiğini boşver; ne istediğini söyle, ona ulaşman için sana anlam üreteyim''

2)Bir kavramın, görünen bir sembol üzerinden benzeşim-teşbih sanatı ile anlatılmak istenen anlamını belirginleştirme. Bayrakların, sınırları belli alanların egemenlerini sembolize etmesi gibi.

Tesettür, genelde insanın, hayvandan farklı olarak giyinikliği ( bu kelime bu şekilde telaffuz edildiğinde tınısı kulağa tuhaf geliyor ama 'insan, çıplak gezen değildir'i ifade etmek için bunu buldum şimdilik ) ve özelde kadın bedeni ile doğrudan ilişkilidir. Dolayısıyla, tesettürün sembolik anlamı, insan giyinikliği ve kadın bedeni-tesettür ilişkisinin meydana getirdiği anlamdan bağımsız bir hermenötik okumayla yeni anlamalara(zıt anlam, bağlam dışı anlam) yelken açılabilecek bir okyanus değildir. Hani, ''köleliği'', '' ezilmişliği'', ''alt sınıfları'' , ‘’arkaikliği’’…sembolize ettiğine dair hermenötik okumaların zihinlerimizi manipüle etmeye çalıştığı yaygın yanılgı gibi değildir.

Kadın bedeni, erkek bedeninden farklı olarak, ''güzel'' in çekici gücünün sembolüyken; erkek bedeni ''kuvvet'' e denk gelen kas gücünün sembolüdür ama her ikisi de kendi bağlamlarında bir ''iktidar'' alanını temsil ederler nicelikleri bakımından. Demek oluyor ki, nicelikleri(nitelik değil) bakımından insan dişisi güzelliği ile bir iktidar alanı oluşturabiliyorken insan erkeği üzerinde; insan erkeği de, kuvveti ile insan dişisi üzerinde bir iktidar alanına sahip olabiliyor. Aslında biz bunu nicelik üzerinden incelediğimizde, serengeti'de hayvanlar arası ilişkilerden pek de farklı olmadığını düşünebiliriz.

Tesettür-dişilik ilişkisi üzerinden bakıldığında, tesettürün, dişinin egemenlik alanını kısıtladığını görürüz, hem erkek karşısında hem de hemcinsleriyle yaptığı iktidar savaşında. Dişi, örtünmekle, erkeklere, güzelin cazibesinin mesajlarını yollamaz artık, dolayısıyla diğer dişilerle iktidar savaşı barışa evrilmiştir; kendisi de dişiden insana. İletişimin alanı, iktidar alanı olmaktan çıkıp; niteliğe uzanan insan kişileri arası ilişkinin başlangıcı olur. Tabiki erkek kişisinin egemenlik alanı olan kuvvet'in de örtünmüş olup, erkekten, insan kişisi olmaya adım atmasıyla ve diğer hemcinsleriyle savaşı barışa evirmesiyle...

Tesettür, kanımca, iktidar-insan ilişkisini anlamada olduça somut bir semboldür. Yani, dişi ve erkek, örtülerinden sıyrıldıkça serengetiye yolculuk başlar ve burası hukukun değil; gücün, iktidar savaşının kan ve bozgunculuğun alanıdır. Aslında bu fikre ulaşmak için bu kadar dolanmam gerekmiyordu. İblisin, Adem ve Havva anne babamıza önerdiği ''bitmez bir saltanatın yolunu sizlere göstereyim mi?'' nin sonucu, örtülerinden soyunmalarıydı. Örtüleri, bitmez bir saltanat arayışlarını örtüyordu; sorumluluklarını, hakları olmayana ellerini uzatmamalarını, gözlerini dikmemelerini sembolize ediyordu...

Bu akşam biri bana ''iktidar arzusunun dayanaksızlığına'' samimiyetle inanıp inanmadığımı sordu, bunu bildiğimi ve hiçbir zaman insana aid olmadığını yineledim ve sizlerinde bunu düşünmenizi istiyorum ve her zaman aynı fikirde olmak zorunda olmamanın rahatlığıyla paylaşmayı sevdiğim, katılmak zorunda olmadığımız fikirleriyle üzerimizde iktidar oluşturmaya çalışmayan dostlar!

Manolya Şahin kardeşimizin, anlama çabası ile bizlerle paylaştığı bu değerli fikirleri ve fikirlerine katılmayan kardeşlerimizin, ''anlamayı''(anlayamamayı tehdit algılamaları) bir iktidar savaşı alanına çevirdikleri bu yazı, hem yazarı hem yorumcularıyla beraber cemaat com'da karşılaşabileceğimiz ender deneylerden birini sunmuşlardır bizlere iktidar ilişkilerine dair.

Zaman zaman, cemaat com da, alışılagelmişin dışında fikirlerle karşılaşıyoruz. Hatta, alışılagelmişin farklı terkiplerle sunumuna rastlıyoruz, yukarıdaki yazıda olduğu gibi; ama farklılığın kafa konforumuzu bozup uykumuzu kaçırmasına mani olmak için, fark ortaya koyanların, henüz algılayamadığımız bir iktidar'ı üzerimizde oluşturmak istedikleri vesvesesi ile teröre başvurmayı daha kolay buluyoruz. Hepimizin sıkça karşılaştığı polemiklerde olduğu gibi.....

Bu yazıyı daha evvel okumuştum, yorumlarını da ama anlayamamıştım. Terörize edilen ortamın insan üstündeki baskısı, öncelikle algılamayı baltalıyor, dolayısıyla anlamayı. Manolya Şahin'in, kadına dair betimlemeleri, alışık olmadığım bir terkiple sunulmuş, ona itiraz eden hanım kardeşimizin tepkisi ise bu terkiple yazılmış bir vakıanın alışkanlıklarımızda meydana getirdiği gerilime bir cevap niteliğindeydi. içeriği anlamaktan ziyade, yazarın bir iktidar çabası içinde olduğu ve bunun bloke edilmesi gereken bir duruma işaret ettiği algısı ilk etapta bende de etkisini müdahale etmemek biçiminde gösterdi ama kafa konforumu bozmuştu bir kere...

Başka bir zaman da, Manolya Şahin kardeşimin bana yaptığı uyarı:
Bu kadar “hak” konusunda hassas iseniz bütün cemaat sitesinde yazılan yorumları tek tek okuyup mağdurları destekleyip, haksızları uyarınız o zaman! Zira bu konuda acı bir tecrübe yaşamış birisi olarak ve konuya çok alakasız kişilerin müdahil olmasıyla, acının öfkeye dönüştüğü vakitlerde siz nerdeydiniz? Eğer böyle bir misyon yüklenmişseniz, bu görevinizi her haksızlığa uğrayan mağdurlar için uygulamanız gerekmez miydi?
zaten anlamakta zorlandığım bir meselenin, tekrar önüme gelmesi, çaresizliğimi arttırmaktan başka bir sonuca ulaştırmadı beni. Anlamadığım birşeye nasıl taraf olabilirdim ki? Kendisine bu vesile ile teşekkür edip, beni daha çok düşünmeye zorlamasının sonucu olarak bugün anlayabildiğime kanaat getirip taraf olabildiğim bu olayın, kendisine de ders olup; bundan böyle daha çok düşünülerek ve iyi analiz edilerek yazılmış yazılarının, okurun algılamasında başat etken olan ''nedenselliğin'' yazı içinde mutlaka kendini ortaya koyması gerektiği gerçeğinin altını bir defa daha çizmek isterim.
SELAMÜNALEYKÜM