Ben asıl, “Yusuf Kaplan, TV5’in genel yayın yönetmeni oldu” haberini duyunca şaşırmıştım.
“Yusuf Kaplan, tam da şark politikacılarına mahsus bir takım ayak oyunları ile TV5’in yayın yönetmenliğinden el çektirildi” haberini duyunca, şaşırmadım. Bu, beklediğim bir şeydi benim.
Bakınız, hep böyle olmuştur ve hep böyle olacaktır. Daha geçen gün, SP’li bir ağabeyimiz, “ilçe teşkilatında en çok çalışan adam bendim. Günün birinde bana ‘seni kırklar meclisine alalım’ dediler. Bu, bana açıkça ‘git’ demekti. Ben de mesajı alıp gittim” diyerek anlatıyordu.
Ben, mevzii asla terk etmemiş bir adam olarak, evet, sabahlara kadar bayrak asan bir adam olarak, Milli Görüş’ün bu kasabalılığından, bu köylülüğünden bıktım usandım be abi.*
Şimdi olayları baştan alıp hatırlayalım. Neler olmuştu?
“Milli Görüş, bir televizyon kuruyor” haberi, gündeme bomba gibi düşmüştü. Televizyonun genel yayın yönetmenliğine Yusuf Kaplan’ın getirilmesi ise, hepimizi umutlandırmıştı. Çünkü, Yusuf Kaplan, bu memleketin en namuslu entelektüellerinden biriydi. Düpedüz “medeniyet savaşçısı” idi. Üstelik, “sinema nedir”, “televizyon nasıl bir şeydir” sorularına çok sağlam cevapları olan biriydi. Kulağımıza gelen haberler de Milli Görüş’ün TV5’e ekonomik anlamda kesintisiz destek olacağı idi. Yani, televizyonun başında iyi bir kaptan vardı. Parası da olacaktı TV5’in. O zaman, işte beklediğimiz televizyon karşımızdaydı.
Böyle sanmış ve heyecanlanmıştık.
Kurulma aşaması, test yayını bilmem ne kötü gidiyordu; ama bizdeki beklenti aynı idi: Nasılsa Milli Görüş, söz verdiği ekonomik desteği verir ve Yusuf Kaplan, hayalindeki birinci sınıf yayıncılığı gerçekleştirir.
O destek, bir türlü gelmedi. TV5, ekonomik krizden bir türlü çıkamadı. Milli Görüş, Yusuf Kaplan’ı ve TV5’i ters köşeye yatırdı. Yusuf Kaplan’ın, hayallerini gerçekleştirmesi bir yana, TV5’in yayınını devam ettirmek gibi bir sorunu vardı artık. Programcıların hemen hiç biri kendilerine vaat edilen ücretleri alamıyorlar; çalışanlar alamadıkları 5-6 aylık maaşlarıyla geçim savaşı veriyorlardı.
Yusuf Kaplan, bu zor dönemde, tam bir yatıştırıcı ve uzlaştırıcı görevi görüyor; risk alıyor ve yayının devam etmesi, işlerin düzelmesi için gayret ediyordu. Ben, Yusuf Kaplan’ın hatırı için TV5 ekranına çıkan, Yusuf Kaplan’ı kıramadığı için maaşının üçte birine talim eden insanlar tanıyorum. Şimdi size, bu isimleri tek tek sayabilirim. İçerde milyarlarca alacağı olan programcılar, aylarca maaş alamamış elemanlar sayabilirim.
Yusuf Kaplan, TV5’i bir “medeniyet platformu” haline getirmek istiyordu abiler. Bunu iyi etüt etmek lazım. Ekrana çıkardığı sunucudan tutun da yayınladığı filme kadar TV5’i bir “medeniyet platformu” olarak görmek istiyordu. İstiyordu ki TV5, şık cevaplar veren, önemli meselelerde referans kabul edilen, aktif, sözü olan bir televizyon olsun. Biz, zaman zaman bunun örneklerini de gördük o ekranda.
Doğrudur. Gelinen son noktada, TV5, parasızlıktan, imkansızlıktan, bir çeşit radyo, bir çeşit “dolgu yayınlayan yerel televizyon” haline dönüştü. Ama bu dönüşümde, Yusuf Kaplan’ın en küçük bir sorumluluğu yoktur. Aksine, o ekranda hala bir şeyler yayınlanabiliyorsa, hala o ekranda yayın varsa; bu tamamen Yusuf Kaplan’ın başarısıdır. İnsan ilişkilerindeki başarısı, uzlaştırmadaki başarısı, olaya bakıştaki başarısı.
Peki. 2 yılı aşkın süredir canhıraş gayretlerle bu televizyonu ayakta tutan Yusuf Kaplan’ın ödülü ne oldu?
Son günlerde Yusuf Kaplan’ın yakın çevresine “yakında iyi şeyler olacak, bir şeyler düzelecek” dediğini biliyorum ben. Bu, TV5’in ekonomisinde bir rahatlamayı ve Yusuf Kaplan’ın hayalindeki işleri gerçekleştirmeye başlayacağını işaret ediyordu.
Ancak, Yusuf Kaplan’ın hayallerini gerçekleştirmesine elbette müsaade edilemezdi. İşler iyi gitmeye başladığında “zorluğa katlanan” adamları mevcut yapıdan uzaklaştırmak, bizim mahallenin geleneklerindendir çünkü.
Üstelik, uzaklaştırma biçimi şık olsa gam yemeyeceğim. Yani, bir yetkili ağız Yusuf Kaplan’a gelip “bizim artık seninle işimiz bitti. Sen artık git” dese bunu anlayacağım. Ama bunun yerine bir kasaba politikacısı Yusuf Kaplan’a gelip “sana genel yayın danışmanlığı öneriyoruz” demiştir. Enteresan olan budur.
Maalesef, Türkiye’de İslamcı siyasetin gelip gelip tıkandığı, gelip gelip duvara tosladığı mesele, Yusuf Kaplan’a yapılan davranışta bir kez daha kendini göstermiştir. İslamcı siyasetçiler, entelektüelleri, kuramcıları, yazarları, şairleri hep zor zamanlarda, sıkışık anlarda hatırlarına getirirler. Onlarla işleri bitince de “sınırlı algılama biçimlerine” kesin dönüş yaparlar.
Bunca tozun dumanın arasında olan TV5’e olmuştur. TV5, “Müslüman-Türklerin ARTE’si olmak yerine Milli Gazetenin görüntü oynatanı” olmayı seçmiştir bu son hamleyle. Vatana millete hayırlı olsun.
*Ellinci Kere Not: “Kasabalılık” ve “köylülük” tanımları coğrafi değil, sosyolojik tanımlardır. Sözlükteki ikincil anlamları ile kullanılmışlardır. Buradan magazin çıkmaz yani. Boşuna heveslenmeyin
**Önemli Not: Yusuf Kaplan’ın TV5’teki görevine dönme ihtimali gündemde imiş. Keşke…
Yorumlar
Yusuf Kaplan denince
Çar, 01/03/2006 - 20:55 — Hacı PaşaYusuf Kaplan denince aklıma ilk gelen şey, seküler anlayışın kötülükleri üzerine bıkmadan fikir beyan etmektir.
Günümüzde gerekli olan bu ısrarlı beyan bir TV kanalı ile daha çok insan ulaşması bakımından Yusuf Kaplan'lı TV5 mühimdi. Ancak TV5'i kuranlarla Kaplan arasında var olan düşünce benzerliğinde bir değişme olduğunu sanmıyorum.
Bu yüzden problem giderilir inş.
TV5 hakkında hakk hakkında
Per, 02/03/2006 - 00:45 — Ulvi AlacakaptanYusuf Kaplan mahallemizin TV konusunda en yetişmiş en değerli kişisidir.
Ne zamandır haktan adaletten ve dahi İslam'dan söz edip te çalışanlarına nicedir tek kuruş ödemeyen bu kurumun başında olması yüreğimi burkuyordu.
Elhamdülillah oradan ve bu vebalden kurtuldu kardeşimiz.YKaplan kardeşim şimdi anlıyordur sanırım neden program önerisini kabul etmediğimi.
İsimlerini saymak istemiyorum ancak ne adına hangi kutsallaştırılmiş dava uğruna TV5 de program yapmayı sürdüren kardeşlerimi de yüreklıce bu yapıyı terketmeye çağırıyorum.
Kendilerine zulmetmesinler ki onları mazlum sayalım.
Gerçeği bilen Yüce Allah(C:C)tır
Dava'ya hizmet eden kendine hizmet eder.
Karşilığını Sahibi'nden bekleyin Diyet'ını bizden değil
www.ulvialacakaptan.com
DERDİM TV 7 EKSİ 5 DEĞİL ÖNCE HAKK
Per, 02/03/2006 - 21:19 — Ulvi AlacakaptanBu kadar yanlış anlaşılmak benim bile elimden gelmez.
Arkadaşlar beni tanımadıkları için biraz büyütüyorlar.
Açık yazayım Yusuf Kaplan ın zulme ortak olmaktan kurtulması benim için Bilmemkaç numaralı TVnin görüş ve meşrep tebliğ etmesınden evla gelir.
Önce Müslüman'ın,Kafirin,İnsan'ın hakkını ödeyecek sonra Ümmet'in hakkını savunmaya talip olacaksınız.
Ben BirlikTV çabalarından beri bu işlerin içindeyim TV5den bir Gönül Yaram yok Gönül Ferahlığım var Y:Kaplan kardeşimi sevmeme rağmen program yapma teklıfını kabul etmedım onu da kendimi de günahtan kurtardım,
Ben KanalKafayıYedı dediğimde daha bu TV Parti nin kontrolündeydi ve tek bir Müslüman sahip çıkmadı bana bize!
Biz düşene vuranlardan değiliz.Bizim Mahalle deki TV umarsız çabaları hakkındaki fikirlerim zamanında yazılmış yazılarda mevcuttur
Biz düşene vurmayız düşürmek için vururuz.
Adının başında ne olursa olsun sonunda hangi parti eki bulunursa bulunsun Hakka aykırı ne görürsek zulumu nerede sezersek feryad ederiz.Sömürü aldatma ve saptırma sezdiğimizde Bizim ve Öteki ayırımı ve torpilimiz yoktur.
İşte derdimiz budur.Yanlız yazıp söyleyeceklerimizde kendimize yönelik bir çıkar sezersek susarız geri dururuz.
Bugüne dek TV5 konusunda sustuysak orada bir kuruş almadan program yapan kamera kullanan emek ve zaman harcayan kardeşlerimizi incitmemek ve Hilal TV de bulunmamızın seviyesiz yorumlara yol açmaması endişesindendi.
Artık çömlek patlamıştır.
Dilerseniz Selamet Köy'den de söz edelim gençler bilmez
Hesap sor bana ki anlayayım hesap vermeye hazır olduğunu
www.ulvialacakaptan.com
TV5 de, Kanal7 de Hilal TV'de ... Hepsi bizim...
Per, 16/03/2006 - 11:53 — enestoprakDünyanın ortasında Müslüman entellektüeller BİRBİRLERİNE direniyor öylemi...
Yada esaslı itirazlar ediyorlar cümbür cemaat... Dünyanın ortasındayız, insanlığın hafızası İstanbul'da...
Dünyanın bize ihtiyacı var beyler... En çok Erbakan'a, en çok Yusuf Kaplan'a, en çok Ulvi Abiye, en çok TV5'e, Kanal7'ye, Hilal'e, en çok Hakan Albayrak'a, en çok İsmail Kılıçarslan'a, en çok İbrahim Paşalıya, Şaban Abak'a, en çok Bünyamin Yılmaz'a, en çok Endülüs'e, en çok bize ihtiyaç var...
Ama ortadaki durum ne ironik bir durumdur... Birbirimizi yiyoruz...
Güzel abiler kaybedilen de yoktur kaybeden de... Herkes kalbimizin içidir.
Polyanna da olmayalım ama birbirimize ve kendimeze merhamet edelim...
Uykularımız kaçsın ve çare üretelim....
Kendi yaralarımızı kendimiz saralım... Ümmet dağılmış bir sürü ... Toplanalım...
Hakan Abi gibi Gana'dan, G. Afrika'dan bir nefes üfleyelim ve yüreklerimiz coşsun...
Bütün bunlar, bu aksilkler ve bu aksi sedalar sürerse benim çıkarımım şu olacaktır...
Ne kadar çokuz ve ne kadar az...
Ne kadar işe yaramaz, ne kadar geveze ve ne kadar entellektüel...
İbrahim Paşalı ve Gece Yürüyüşleriyle ilgili bir güzel insan şunları söylemişti:
"Şimdiki zamanların, bu ülkenin asrî dervişi. Bleyzır ceketi, blucini ve uzun sakalı vardır. Saçlarını da uzatmıştır yakın zamanda. Gecenin bir yarısında gece yürüyüşü adlı programıyla yürütür hepimizi. Yorulana dek yürürüz hep birlikte. Yorulmak yook aslında. Yüreğimizin gittiği yere kadar gideriz birlikte. Bosna, İstanbul’un sarışın renkli gözlü, Beyrut ve Şam da esmer kardeşidir. Kudüs aşığıdır. Feyruz’u, Ümmü Gülsüm’ü ondan ve onunla dinlemek bir başka güzeldir. Kitaplar okur dinleyicilere… Namelerle hüzünlenirsiniz bazen. Bazen de namelerle coşarsınız."
Yorulana dek yürürüz hep birlikte. Yorulmak yook aslında.
Ama BİRLİKTE ULVİ ABİ, BİRLİKTE YÜRÜMEK ...
BİR OLMAK ESASLI BİR ŞEKİLDE ÜMMET OLMAK ...
ET TIRNAK GİBİ ... HER ŞEYE RAĞMEN...
DERVİŞ SABRI MI GEREKİYOR?
OLSUN... ONU DA EDİNMEK ELİMİZDE...
AMA BUNU SİZ BAŞLATMALISINIZ...
İnşallah tekrar Tv5'e
Per, 02/03/2006 - 01:41 — Halil Erdemİnşallah tekrar Tv5'e döner.Çünkü onun yönetimindeki bir Tv5 kaliteli ve ilkeli yayıncılık demek.Onun müthiş beyin fırtınası formatındaki programları bile insanı ekrana bağlıyor.
Ücretlerin zamanında ödenememesi ve ekonomik sıkıntıların yaşanması meselesine gelince Türkiye'de müslümanca bir işe başlayıp hele hele medyada ayakta durabilmek için güçlü bir ekonomik desteğe ihtiyaç olduğu gerçek.
Teve5'in misyonundan ve davasından şüphesi olanlara şunu söylemek lazım..Tv de araçtır birileri ilerde diğer islami(!) tvlerin yaptığı gibi davadan uzaklaşırsa müslüman kitle onuncu köyler bulacaktır.
"Hayat iman ve cihaddır."
Gelecek Yusuf Kaplanlarındır!
Per, 02/03/2006 - 02:28 — Şaban AbakYusuf Kaplan'ın birgün bu şekilde rencide edilebileceği korkusu, içimde hep endişeli bir beklenti halinde vardı.
Büyük mütefekkir ve şair üstad Karakoç'un açtığı ufuklara hayran; İslam Milleti ve Medeniyetinin Dirilişi Davasına sevdaya tutulur gibi bağlı genç bir mütefekkir olan Yusuf Kaplan, tüm İslam coğrafyasında etkin ve saygın bir yayın kuruluşunun başına çok da yakışacaktı. Ne yazık ki ülkemizde henüz böyle bir yayın kuruluşu için Yusuf Kaplan'ın sahip olduğu "aşk"a sahip bir sermaye ve bir siyasi irade mevcut değildir. Biz iyi niyetli çocuklar, aydınlarımızın, sanat ve düşünce adamlarımızın, siyasetçilerimiz ve sermayedarlarımız tarafından da "okunduğunu ve bilindiğini" zannediyoruz. Kendimizi kandırıyoruz. Ulvi Bey, sermayeyi elinde bulunduran gücün aslında "görüntülü milli gazete" peşinde olduğunu ima etmiş. Korkarım gerçek budur ve Yusuf Kaplanlar bize 5 numara büyük gelmektedir!
Yine de saygıdeğer Yusuf Kaplan ağabeyimin üzülmemesi gerektiğini ve üzülmeyeceğini biliyorum. Zira aziz milletimiz, kurnaz kasaba politikacısı zihniyetinin kendisine ördüğü debelenme ağını birgün mutlaka parçalayacak, aydınlarının; büyük dava adamlarının kendisine açtığı Diriliş Ufkuna; Silkiniş ve Ayağa Kalkış Şafağına hamle edecektir. Gelecek Yusuf Kaplanlarındır! Beni bu inanç yaşatıyor.
Ya Adil..
Per, 02/03/2006 - 12:37 — Beyhan DemirciAllahın varlığına İman ederim..
Allahın adaletine iman ederim..
Allahın merhametine iman ederim..
Allahın vaadinin hak olduğuna iman ederim...
"Karıncanın, Hakkın divanına varmadan da Süleymandan hakkını aldığına iman ederim"..
Miş_Miş..
Yusuf Kaplan ve yeni bir iletişim dili kurmak…
Per, 02/03/2006 - 15:05 — Saadettin AcarKendini meselesine adamış bir adamdır Yusuf Kaplan. Bir şeyi ispatlamak için kendi tabiriyle yıllardır “ kafa patlatıyor” . Bu ülkenin Eto’olarından biri olarak, bir zenci olarak, bir Müslüman olarak, bir başörtülü olarak, bir doğulu olarak bir şeyi başarmak istiyordu. Ve o başarı hepimizin olacaktı.
Yusuf Kaplan, gelenekten beslenen ve fakat onu dönüştürmeye çalışan aklı başında bir entelektüeldir. Söz gelimi İbn Haldun, Bediüzzaman, Sezai Karakoç ve İsmet Özel’i aynı heyecanla karşılayıp aynı potada eritip birinden diğerini üretebiliyor. Ve bu özelliği dolayısıyla yeni düşünür tipinin “tipik bir örneği” olarak karşımızda duruyor. Bu açıdan da onun çabasını çok çok önemsediğimi belirtmeliyim.
Ama ortak kanaatin şu olması size de tuhaf gelmiyor mu: bu kadar kalması bile şaşırtıcı…? Yani orada nasıl bir mekanizma var ki, işlerin yürümemesi için büyük bir çaba sarf ediyor. Öyle değilse bile dışarıya nasıl böyle bir imaj verilebiliyor? O paraya, o emeğe, o heyecana yazık değil mi?
Kaplan’ın “yeni medeniyet tasavvuru”na paralel olarak yeni bir televizyon dili kurmak için verdiği çabanın şahidiyiz. Bu çabanın kısa sürede sonuç vermesini beklemek büyük haksızlık ama şimdiden imkanların ötesinde bir işin ortaya çıktığı da kesin.
Yusuf Kaplan’ın, ekibinin amatör ruh ve heyecanını diri tutarak çok önemli işler yaptığına inanıyorum. Ve eğer Kaplan olmasaydı, bu ekibin bu performansı ortaya koyabileceğini hiç zannetmiyorum.
Merkez medyanın müdürleri gibi “binlerce dolar”lara anlaşmamıştı. Zaten anlaştığı mütevazı rakamı da alamıyordu. Neden mi yapıyordu bu işi: Bu görevi bir ideal uğruna sırtladığını ve sürdürmeye çalıştığını, onu tanıyan herkes bilir. Dolayısıyla olmayan imkanlarla, hatta yer yer imkansızlıklarla kuşatılmışken ondan ne bekleniyordu ki? Ki buna rağmen TV5’e dair umutlar devam ediyordu. Bu umudu diri tutan da kesinlikle Yusuf Kaplan’ın orada bulunmasıydı.
Şimdi Yusuf Kaplan orada değil. Ve korkarım biz de umudumuzu başka bahara erteleyeceğiz.
İfade etmek bile zaittir ki; TV 5, ve tüm medya bu farklı soluğu çok arayacaktır…
TV5 indinde bir çöküşün anatomisi.
Per, 02/03/2006 - 16:40 — Afşin BaybarsAslında, bu hadise TV5'e indirgendiğinde bile Türkiye'de önde gelen İslâmî kesimin amacının sadece çıkar olduğu gerçeğini yüzümüze bir kez daha çarpıyor. İnandığını samimiyetle yapanlara da gösterilense, saygı ve emeğin karşılığı yerine kapı oluyor. TV5 ne şekilde yönetilmeye layıksa, o şekilde yönetilecektir bundan sonra, Yusuf Kaplan'ı kaldırabilecek kadar ilkeli olacaksarsa ne âlâ...
Bu ülkede Medeniyet kelimesini duyduğunuzda akla kim gelir?
Per, 02/03/2006 - 17:03 — Yusuf ArmağanÖncelikle site yönetimi adına İsmail'e böylesi bir yazıyı kaleme aldığı için teşekkür etmek istiyorum. Doğrusu tam tadında bırakılmış bir yazı. Azı haksızlığın ifade edilmesinin önünde engel teşkil ederdi doğrusu. Çoğu da meramın anlatılmasının ötesinde anlamlar yüklenerek belki de mevzunun dışında tartışmalara yol açabilirdi.
Ve ardından değerli yorumlarını ekleyip, meselenin doğru mecrada tartışılmasına katkı sağlayarak Yusuf Kaplan'ın şahsından hareketle eksikliğimizin neler olduğunu dile getirenlere de teşekkür ediyorum.
Site okurlarının ağırlıkla genç arkadaşlardan müteşekkil olduğunu göz önünde bulundurarak Yusuf Kaplan'ın biyografisini buraya kaydetmekte fayda mülahaza ediyorum :
1964 yılında Şarkışla'da doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini Kayseri'de tamamladı.
1986 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, Sahne ve Görüntü Sanatları Bölümü, Sinema-TV Ana Sanat Dalından mezun oldu. Üniversite öğreniminden sonra İngiltere'ye gitti. 1989 yılında M.E.B.'dan İngiltere'de "master ve doktara" yapmak üzere burs kazandı. 1991 yılında East Angila Üniversitesi'nde "Story-Telling and Myth-Making Medium: Television" adlı master tezi hazırladı. 1992 yılının Nisan ayında Londra'da Londra Üniversitesi ve Middlesex Polytechnic 'te Dr. Roy Armes'ın danışmanlığında doktara yapacak.
İlim ve Sanat, Yedi İklim, Kayıtlar, Kitap Dergisi, Girişim, İslam, Kadın ve Aile gibi dergilerle Zaman ve Milli Gazete gibi günlük gazetelerde çeşitli yazı, röpörtaj ve çevirileri yayımlandı. Focault, Baudrillard, Kundera, Eco ve John Berger gibi yazar ve düşünürlerden çeşitli çeviriler yaptı.
3 yıl Umran Dergisi'ni yönetti. Halen Bilgi Üniversitesi'nde öğretim üyeliği yapmakta ve Yeni Şafak Gazetesi'nde yazmaktadır.
Bilimsel Çalışmaları
The Discourse of "the Discourse of Landscape" (Avant-Garde Sinema Üstüne); John Grierson and British Documentary Film Movement; Editing, Space and Time in Porter's Films; Narration and Space in Expressionist German Sinema; Enformasyon Devrimi Efsanesi (derleme ve çeviri), Kayseri: Rey Yayınları, 1991; Afrikalılar: Üç Farklı Kültürel Miras, (çeviri), Prof. Ali Mazrui, İstanbul: İnsan Yayınları, 1992; Bilgeliğin Yedi Direği, Lawrence, (çeviri) Kayseri: Rey, 1992; Tarihin Sonu mu? Francis Fukuyama (çeviri) Kayseri: Rey, 1992.
Malumunuz olduğu üzere bizim mahallenin kendisine ait bir iletişim, medya, televizyon, sinema dili maalesef yok. Daha önceki tecrübeleri de biliyoruz. Televizyon kanallarımızda örneğin Kanal 7'de "söz gürültüye kurban edilmektedir". Bunu bir örnekle şöyle ifadelendirebilirim; Mahmut Fazıl Coşkun'un yönetmenliğini yaptığı ve İsmail Kılıçarslan'ın metnini hazırladığı Roger Garaudy belgeselinin her iki bölümü de Küstüm Şov'un zamanını aşması neticesinde gecenin 24.00'ü sularında yayına verilmişti. Küstüm Şov gürültüydü, Garaudy ise söz... Kanal 7 sözü gürültüye kurban etmiştir. Bu örneği burada zikrediyor olmamın sebebi medya dilimizin kaydığı noktaya işaret babından ve bu hatırlatmamı Merter'de bir dost meclisinde Kanal 7 yönetim kurulu başkanı sayın Zekeriya Karaman'a ifade etmiş olmamdır. Zekeriya Karaman bana aynen sizin gibi düşünüyorum ama şartlar... ile başlayan bir cümle kuruvermişti. Bu sadece bir örnektir. örnekleri çoğaltmak mümkündür. Biz bilgiyi zanna, sözü gürültüye, niteliği niceliğe tercih etmeliyiz. Bu böyle olmalı.
Önceki televizyon kanallarının kuruluşlarında dile getirdikleri ile vardıkları noktada yapageldikleri arasındaki açı farkı bizi üzüyorken, bizler her kurulan televizyon kanalına endişe ile bakmaya başladık. TV5 ilk gündeme geldiğinde de aynı endişeyi yaşadık, Hilal Tv de de... Sanırım Birlik TV adı altında gerçekleşen toplantılardan da bahsetmek gerekiyor burada. Ama yakinen tanıkları buradayken benim bu konuda kelşam etmem çok da anlamsız kalacaktır. Artık bir takım çevrelerin ümitlerimizle oynamaması gerekiyor. Yusuf Kaplan bizim ümidimizdir!Yusuf Kaplan yukarıda söylemeye çalıştığım soruna dair bir dil geliştirilmesi konusunda öncü isimlerdendir. Bu konuda daha öncesinde atılmış adımları küçümsemek için söylemiyorum ama belki de Yusuf kaplan bu adımların en önemlisini oluşturmuştur. Elbette ki bir Yücel Çakmaklı'yı, bir Mesut Uçakan'ı burada zikretmeden geçmemek gerekir.
“Başkalarının ürettiklerini tüketmekle yetinen toplumların varolabilmeleri iddia ve söz sahibi olabilmeleri, dolayısıyla konuşabilmeleri, özgün şeyler söyleyebilmeleri, özne olarak hayata müdahele edebilmeleri, kişiliklerini, kimliklerini, onurlarını ve varlıklarını koruyabilmeleri mümkün mü?”
sorusundan hareket ediyor Yusuf kaplan düşüncelerini temellendirirken. Kendisinin dilimize kazandırdığı Enformasyon Devrimi Efsanesi (derleme ve çeviri, Kayseri: Rey Yayınları, 1991;) adlı kitap üzerimize aslında neyin ve nasıl çullanmakta olduğunun ilk ipuçlarını vermekteydi. Sonrasında Umran dergisi yöneticiliği zamanında ve akabinde Yeni Şafak gazetesindeki yazılarında Medeniyet'e Sezai Karakoç perspektifinden hareketle yaptığı vurgular, onu hayalini kurduğu Medeniyet Tasavvuru Okulu'nun kapılarına kadar taşıyacaktı.
Aslına bakarsanız Yusuf Kaplan'ın yaşadığı hadiseler, birebir anlamda "parti" ekibinin sorunu olarak karşımızda dursa da bu sorun Yusuf Kaplan'ın medeniyet perspektifinde onarılması gereken bizim mahallenin en temel sorunudur. Bu sorunun giderilmesi için bizim mahallenin gençlerinin elbirliği ile vakit kaybetmeksizin ve umutları tüketmeksizin çalışması gerekiyor.
İfade edilmesi gereken bir diğer husus da şudur; Yusuf Kaplan yeni bir ekip yetiştirmiştir ve medyada yeni bir dilin kullanılabilir olduğuna dair imkanların altı çizilmiştir. Sabrını sonuna kadar bu imkanın aralaması muhtemel kapıların eşiğinde harcayan Yusuf Kaplan'ın önüne Allah'ın başka kapıları mutlaka açacağına dair en ufak bir şüphemizin olmayışı onun bugüne kadar kurguladığı felsefenin tutarlılığından kaynaklanmaktadır. Peki böylesine temelli bir zihin yapısının başarılı olamayışının sebebi nedir? diye bir soru gelebilir zihinlere. Ben de yazı geleneğimizdeki bir cümleyi kullanarak derim ki;
gayret bizden tevfik Allah'dan dır!
"Bir TV nasıl yönetilmez"
Per, 02/03/2006 - 17:28 — Ayhan DemirBen öncelikle şunu anlayamıyorum burada ardından ağıt yakılan hangi Yusuf Kaplan? TV5'de program yapan mı, yoksa Yeni Şafak'ta köşe yazarlığı yapan mı?..
TV5 Yusuf Kaplan'ı arar mı? Evet TV5 Yusuf Kaplanı çoook ama çoook arayacaktır. Çünkü Yusuf Kaplan "Bir TV nasıl yönetilmez" bunun güzel bir örneğini sergiledi kanaatimce. [Bu gidiş tek bir kişiyle sınırlı kalmamalı...]
Ben burda yapılan yorumların genelinde olduğu gibi hariçten değil, aksine, merkezden söylüyorum bunu.
Yusuf bey ekibiyle çalıştı baylar bunu gözden kaçırmayın...
"Sevapları" ballandıra ballandıra anlatılan Yusuf beyin "günahlarını" neden başka adreslere postalıyorsunuz?
Kusura bakmayın ama ben Milli Gazete'den TV5'e her gittiğimde ayaklarım geri geri basıyordu. [Bunun nedenlerini uzun uzun anlatacak değilim.Nedenini anlamak isteyen bir gün önce gazeteyi ardından da o ara kolidordan geçip TV5'i ziyaret etsin.]
Evet TV5 henüzbeklenen kadar etkili olabilmiş değil. Ve en az burada yorum yapanlar kadar TV5 konusunda eleştirilerim var. Ancak bunun suçunu, başklarında aradığımız kadar, Yusuf beyde de aramak gerekir. Madem bu bir ekip işidir o da, bu başarı veya başarısızlığın, bir parçasıdır.
Ayrıca burada şeytan taşlar gibi atış yapılmasının da çok anlamlı olmadığını düşünüyorum. Yorumlarda TV5 nasıl bir çalışma anlayışı banimsemeli, nasıl programlar yapmalı, nasıl bir ekip kurulmalı vb. yapıcı yaklaşımlar sergilenmesi herkesin hepimizin yararına olacaktır kanaatindeyim.
www.milligazete.com.tr
Hak Geldi Batıl Zail Oldu
Milli Gazete'de yazan AyhanDemir misiniz?
Per, 02/03/2006 - 21:28 — Ulvi AlacakaptanSoru mu soruyorsunuz.
Aylar önce beni sohbete davet edip Tribünlere cengaverlik yapmıştınız.
Ben kabul ettim sizden ses yok?Hala!
TV5 için öneri mi istiyorsunuz?
Çalıştırdıklarınızın parasını son kuruşuna kadar ödeyin sonra beni çağırın ben sıralayım önerilerimi.
İlk önerim için Hakkın gelmesine de gerek yok.
Tv yi ehli olanlar yönetsin Parti Yöneticileri değil!
Gazeteyi de!
İstişare izin ve hazırlıklarınız bittiyse Davet'i bekliyorum veya Helallik dilemenizi.Bu zor değildir ve büyüklerinizden icazet almanız gerekmez
SeyirciKalmayınSeyirciOlun
www.ulvialacakaptan.com
Mesele çap meselesi midir? Olayda kasıt mı vardır?
Per, 02/03/2006 - 18:30 — cahid özOtuz yaşına girmek üzere olan bir öğretmenim. Gözümü açtığımdan beri bu camianın içindeyim desem abartmış olmam durumumu. Özel televizyon meselesi gündemimize girdikten hemen sonra camiamızda "Biz de bir şeyler yapmalıyız." diye düşünen insanlar, kolları sıvadılar. Birlik tv diye düşünülmüştü isim yanlış hatırlamıyorsam. Sonra ne oldu?.. Kanal 7 tecrübesi. Bu kanal için öncülük yapan insanlar sorumluluk makamına gerçekten işin uzmanı kişileri değil de "Bunlar sözümüzden çıkmaz" diye düşündükleri kişileri getirdiler. Ne de olsa serde köylülük, taşralılık var. (Köylü kurnazlığı diye bir şey var, değil mi efendim?) Sonra muhterem yöneticilerimiz evrensel savrulmalarla kendilerini "Küstümler"in, "Türütler"in, "Şebnemler"in kucağında buldular, ömürlerinde oturamayacakları villalara kavuştular. Ve "Bunlar bizim sözümüzden çıkmaz." diyen insanlar resmen çuvalladılar. Nereden bileceklerdi ihanetin kalpleri kuşatacağını. (Belki de "Kendim ettim kendim buldum." türküsünde Neşet Ertaş'a eşlik etmelidirler.) Bütün bu tecrübelerden sonra her şeye sıfırdan başlanacak, bir daha o delikten sokulmayacaktık. tv5 kuruldu, haydi bismillah denildi, dualar edildi, gözyaşları döküldü, gardlar alındı. Sonra ne oldu? Ne olduysa oldu eski hastalıklar depreşti, pusuda yatanlar hücuma kalktı; kurban aranıyordu ve aranan isim hemen bulundu. Yusuf Kaplan Beyi yediler. Durum bundan ibaret. Adamı yola çıkardılar, beş parasız harbe soktular, sonra herhalde bazı sorunlar aşıldı, paralar bulundu, eh işler de yoluna girdi; genç, cevval, çalışkan bir ekip kuruldu. Belki hasat mevsimi geldi. O halde ne yapmalı. Ekibi toplamalı, operasyona başlamalı, gereken yapılmalıydı.
Yusuf Bey'den bir mail almıştım bir süre önce. Her türlü zorluğa rağmen direnişten ve dirilişten umudunu kesmeyen bir münevver tavrıyla nisandan itibaren özlediğimiz televizyona Allah'ın izniyle kavuşacağımızı, televizyonculuğun nasıl yapılacağını cümle aleme göstereceğimizi anlatıyordu. İnanın aklıma gelmedi değil, Yusuf Bey'in işiyle ilgili bir sorun yaşayacağı. Çünkü diğer arkadaşlarında ifade ettiği gibi "Bizde âdet böyledir / Güzeli oynatırlar, çirkini söyletirler."
Daha önce Milli Gazete ile ilgili tekliflerimi, düşüncelerimi yıllardır değişik yollarla iletmiştim gazeteye. Fakat son zamanda "Çapımız buymuş." diye kabul ettim yenilgiyi. Ama bu son olaylar gösteriyor ki mesele çap meselesi değil, kasıt meselesidir. Milli Gazete ne adamlar yedi öyle değil mi? Ahmet Kekeçler, Fehmi Korular, İsmail Fatih Ceylanlar, Ali Murat Güvenler... Hele Ali Murat Güven'in gazeteden ayrılış serüvenini meraklıları bilir. Ne acayip işler...
Bence birileri özellikler bu camia adam olmasın, doğru dürüst bir iş beceremesin diye yıllardır çalışıyor. Yusuf Kaplan olayı da bu hadiselerden biridir zannımca. İsmet Özel de bizi birkaç numara büyük gelmemiş miydi hem?
Ne kadar acı değil mi? Allah'ım! Encamımızı hayreyle...
İsmail KILINÇARLAN'ın, Ulvi Abinin derdi ne?
Per, 02/03/2006 - 19:21 — M.Mustafa UZUNYusuf KAPLAN gitti mi? Veya İsmail KILINÇARLAN'ın, Ulvi Abinin derdi ne?
Aslına bakarsanız Yusuf Kaplan'ın yaşadığı hadiseler, birebir anlamda "parti" ekibinin sorunu olarak karşımızda dursa da bu sorun Yusuf Kaplan'ın medeniyet perspektifinde onarılması gereken bizim mahallenin en temel sorunudur.
Yusuf ARMAĞAN'ın bu cümleleri gerçekten çok hoş. Meseleyi özetliyor. Sorun PARTİ tabelasında değil sadece, sorun mahallenin tamamına ait...
Acaba neden Ulvi ALACAKAPTAN ve İsmail KILINÇARSLAN olaya Yusuf ARMAĞAN kadar itidalli yaklaşmıyorlar? Sorun herhangi bir nedenle TV5 ile bir gönül yaralarının olmasından mı kaynaklanıyor? Her defasında "vurun abalıya" dercesine tekme tokat ortama dalmalarının bir anlamı var mı?
Birde İsmet ÖZEL ve bir gömlek üstünlük gibi "kompleks kokan" açılımları dikkate almamaya çalışıyorum. Ne çıktıysa bu mahalleden çıktı, ne çıkarsa da bu mahalleden çıkacak.
Vesselam
ENDÜLÜS
Sizin hiç haberiniz var mıdır Endülüs’ten
Bir siz kalmışsınız duymayan halimizi!
Onlar sizden yana çevirerek gözlerini
Ufuklara bakıp bir imdat beklediler
Kompleks mi dediniz? Hadi canım sende!..
Per, 02/03/2006 - 20:18 — cahid özEvet... Maalesef yine aynı şeyler oluyor. "Dostlarım! Yanlış yapıyoruz, toparlanalım; çünkü gidecek başka bir ülkemiz yok!.." diyor birileri. Birileri de "Yahu sen demek istiyorsun, anlayamadım." diyor. "An"la(şıl)mak için "an"lamak gerekir, diye düşünüyorum. Kimsenin derdi bağcıyı dövmek değil. Bunu adım gibi biliyorum.
Kabul edelim İsmet Özel bu topraklarda yetişmiş (cumhuriyet Türkiye'sinde) en cins kafalardan biridir. Ve onlarca yıl Milli Gazete'de yazmıştır. Birçok kitabını oluşturan yazılarını önce Milli Gazete'de okuduk. Ama ne oldu? İsmet Bey en kritik dönemlerden birinde "Sizde de hayat yok." diye ayrıldı gazeteden. (Belki bunu böyle ifade etmek çok doğru değil.) Neyse bu ayrı bir tartışma konusu...
Yalnız ben de Ulvi Bey'in üslûbunu biraz kırıcı buluyorum. Tarz meselesi tabi ki...
Tv5, hepimizin sıkıntısı. Dikkat ederseniz önceki yazımda da içerden biri olarak konuştum. Rahatsızız, sancılıyız, üzgünüz... Allah biliyor bunun için yazıyoruz bunları.
Her şeye rağmen "Seni kılıçlarımızla doğrulturuz." diyen insanlarımız olsun istiyoruz. Artık kervanı yolda dizmeyelim, bizim olsun küçük olsun demeyelim.
Bir öneriyle bitirmek istiyorum.
Görebildiğim kadarıyla Türkiye'de büyük, etkili televizyon ve gazete için çok güçlü bir haber ağının oluşması gerekiyor. Televizyon için canlı yayın araçları, büyük yatırımlar; gazete için büyük ve etkili matbaalar gerekiyor. Ama bizde bunlar yok... Olanlar da bizim olmaktan çıkıyor maalesef. Yetişmiş eleman konusunda sorunumuz olduğunu kabul etmiyorum. Yalnız bu insanlar şu anda dört bir tarafa savrulmuş durumdalar.
Evet bunları da konuşmalıyız değil mi?
Selamlar...
Dediler Endülüs'ten Selam Var
Cum, 03/03/2006 - 10:45 — Yusuf ArmağanBen Endülüs'ü bilirim lakin Endülüs beni bilmez diye düşünürdüm. Geçen gün Şadan Ercan sana Endülüs'ün selamı var dedi. Güldüm. Bu sefer ki Endülüs başkaydı ve ben onu tanımıyordum ama o beni tanıyordu. Garipti ama mutlu oldum.
Sayın Endülüs (keşke adınızla hitap edebiliyor olsaydım size);
Öncelikle benim cümlemden yola çıkarak bizim bibirbirimizden farklı şeyler konuşuyor olduğumuza dair bir çıkarımda bulunmanızın yanlışlığına vurgu yapmak isterim. Bu cümlem şu anlamlara gelmez;
1- Cümlem, bu sorun partinin sorunu değildir gibi bir anlam ihtiva etmemektedir. Bu sorun en temelde partinin kendisini sorgulamasını gerektirecek düzeyde önemli bir sorundur.
2- Evet sorun bütün mahalleyi kapsar. Ancak bunun böyle olması demek sorumluluğunuzu üzerinizden atabileceğiniz anlamına gelmez.
3- Bu cümle ortada duruyor ise eğer bu cümleyi öteki, beriki taraflara itmemiz gerektiğini de ifade etmez. Biz aynı masanın üzerine sorunlarımızı yatırabilmişsek eğer, masada karşılıklı değil yanyana oturursak bu sorunu sahiplenebiliriz.
Dolayısı ile bu söylediklerimden yola çıkarak bakın bu sizin söylediğiniz şeyleri söylemiyor demek anlamsızdır. "Susuyorsam bu acı çekmediğim anlamına gelmez!" İsmail ve Ulvi Abi bizim söylediklerimizi, bu mahallenin sorunlarını yine bu mahallenin insanlarına karşı avazları çıkana kadar bağırarak anlatmaya çalışıyorlar. Onlar ile benim aramda sadece üslup farkı olduğunu görmek gerektiğini düşünüyorum. Bire bir aynı şeyleri mi düşünüyorum? Elbette ki hayır. Şimdi şunu düşünüyorum; acaba bu arkadaşlarımızın söylediklerini bu ülkede bir milyon kişi daha dile getirirse mi sözlerinin değerli olduğunu kabul edeceksiniz? Oysaki hakikat bir kişi söylese de hakikattir bilmem kaç kişi söylese de... Bu arkadaşların derdi ne ifadesine sanıyorum kendileri cevap verdiler ama tekrar etmekte fayda mülahaza ediyorum : "Gönül Yarası". Ama bu gönül yarası gidilen istikamette görülen yanlışların oluşturduğu gönül yarasından başkaca bir şey de değildir.
Son olarak ne çıktıysa bu mahalleden çıktı tabirinize de üzüldüğümü ifade etmem gerekiyor izninizle. Allah bize de bu mahalleye sonradan gelmeyi nasip etsin. Atadan verili olarak değil de bir tercih olarak bu mahalleli olmak bize de nasip olsa keşke. Bunu şunun için söylüyorum. Bu mahallenin sorunları, bu mahalle içinde hasbel kader bulunmuş olanların değil seçerek bu mahalleye gelmişler açısından daha çok önem ifade etmektedir. Sanırım bu mahalleye sonradan gelenlerin seslerinin bu mahallede öteden beri bulunanlardan daha gür çıkıyor olmasının altında yatan sebeb de budur. Ne terkedilerek buraya gelinmiştir ve burada atadan beri bulunanlar neleri yaparak arka mahalleye doğru koşmaktadırlar? Son yıllarda yaşanan değişimleri göz önüne alırsak eğer bu sorunun cevabını bulmak da mümkündür. Hamza bu mahalleye sonradan gelmiştir, tıpkı Ömer gibi, tıpkı, Yusuf İslam gibi, tıpkı, Muhammed Esed gibi, tıpkı Malcolm X gibi... Ardı sıra onlarca, yüzlerce isim sayabiliriz... Şimdi biz bu isimlere sizin cümlenizle "ne çıktıysa bu mahalleden çıktı, ne çıkarsa da bu mahalleden çıkacak" mı diyeceğiz? Erbakan Hocam da parmağını çok iyi sallıyor ama Malcolm abi de bu konuda çok iyidir:)
Vur, Öldür dedik ama bunlar KATLEDİYORLAR...
Per, 02/03/2006 - 22:08 — M.Mustafa UZUNSelamlarımla...
1: Dert hepimizin ama nedense belli isimler hep saldırgan oluyor?
2: Vur dedik hatta öldür de dedik ama onu bile canice yapıyor birileri.... Kimi ve neyi, nasıl boğazladıklarını hiç hesaba katmıyorlar. Bu defa Milli Görüş'ü yatırmışlar kesiyorlar habire... Selametköy'den başladılar işe şimdi de...
3: Zihin yapısı ile, bakış açısı ile ve hatta Yusuf KAPLAN'ın mağduriyeti ile uğraştığınızı sanmıyorum. Daha çok başka dertlerin davasını güdüyorsunuz gibime geliyor. Eğer biz bu kanaatteysek bu daha çok sizinle alakalı bir durumdur.
Vesselam
ENDÜLÜS
Sizin hiç haberiniz var mıdır Endülüs’ten
Bir siz kalmışsınız duymayan halimizi!
Onlar sizden yana çevirerek gözlerini
Ufuklara bakıp bir imdat beklediler
Peki öyle olsun..
Per, 02/03/2006 - 22:20 — ismail kılıçarslan"3. Zihin yapısı ile, bakış açısı ile ve hatta Yusuf KAPLAN'ın mağduriyeti ile uğraştığınızı sanmıyorum. Daha çok başka dertlerin davasını güdüyorsunuz gibime geliyor."
Endülüs
"Halbuki onların bu hususta hiçbir bilgileri yoktur. Onlar sadece zanna uyuyorlar. Şüphesiz zan, hakikat namına hiçbir şey ifade etmez."
Necm 28
Zandan hepimiz Allah'a sığınalım vesselam...
Selamlarımla...
Per, 02/03/2006 - 22:37 — M.Mustafa UZUNSelamlarımla...
ZAN' yok, BİLGİ var...
Tarık TUFAN - İsmail KILIÇARSLAN ortaklığından bahsediyorum. Keşke yapabilseydiniz o programı... Her neyse...
Cümlelerinden çıkarttığım sonuç budur. Şiir gecelerinin ve bilimum meselelerin derdini taşıdığına inandığım İsmail KILIÇARSLAN burada da üslubunu koruyamıyor, aşırıya kaçıyor ve kırıp döküyor etrafı...
Söylediklerinde var olan haklılık payı malesef üslubunun iticiliği ile uçup gidiyor. O yüzden ZAN'nın ötesinde kurduğum cümleleri farklı noktalara çekmeyin.
Üslubu, küfürleri ve elbette sağa sola hiç çekinmeden salladığı bıçağı hariç İsmail KILIÇARSLAN'ı seviyorum.
Ulvi Abiyi de elbette...
Vesselam
ENDÜLÜS
Sizin hiç haberiniz var mıdır Endülüs’ten
Bir siz kalmışsınız duymayan halimizi!
Onlar sizden yana çevirerek gözlerini
Ufuklara bakıp bir imdat beklediler
Endülüs'e yakışın
Per, 02/03/2006 - 22:54 — Ulvi AlacakaptanCanice
ve katlediyorlar ve bunlar ve birileri sözünü geri alın sonra Selametköy den söz ederiz dilerseniz
Bir de beni seviyorsunuz ha?
İstemem eksik olsun
Oyun'a gelmek istemiyorsanız Oyun'a gelin
www.ulvialacakaptan.com
Peki Ulvi Abiye yakışan nedir?
Cum, 03/03/2006 - 00:30 — M.Mustafa UZUNSelamlarımla...
Ben canice katledilenlerden bahseyledim ya Ulvi Abinin örnekleri ile kıyaslanamaz bile bu...
Ulvi Abi her dem elinde sopa, sağa sola eleştiri cümleleri savurmakta ama bir başkası kendisine yönelik bununla kıyaslanamayacak derecede makul cümleler kursa bile buna tahammül edememekte...
Ulvi ALACAKAPTAN bu ülkenin üzerine toz kondurtmayan en kral lideridir.
Söz söyletmez kendine...
O yeri gelir Selametköy'den girer, yeri gelir Hasan Nail CANAT'tan girer...
Herkes nasibini alır onun sopasından...
...
Her neyse, biz onu bu şekilde kabullendik. Varlığı ancak memnun eder bizi.
...
Sorunun Yusuf KAPLAN olmadığını biz biliyorduk ta, herkes görsün istedik.
Vesselam
ENDÜLÜS
Sizin hiç haberiniz var mıdır Endülüs’ten
Bir siz kalmışsınız duymayan halimizi!
Onlar sizden yana çevirerek gözlerini
Ufuklara bakıp bir imdat beklediler
Size Endülüs diyebilir miyim?Hak ediyor musunuz?
Cum, 03/03/2006 - 02:20 — Ulvi AlacakaptanSorun hak yiyenlerdir.
Müslümanlar ın umudunu yiyip bitirenlerdir.
Edepten nasibi olmayan bana kral lider falan der bir başkasını Ümmetin lideri sayar
Yusuf Kaplan sorun değildir Hak yıyen kuruyası bir kurumun başından uzaklaştırıldiği için menunuz sadece.
Hasan Nail Canat rahmetlinin bu sıvamada yeri ne?
Biz elimize hiç sopa almadık dilimiz yeter elhamdülillah densizin hakkından gelmeye ,dili var da söylemezin yerine konuşmaya.
Selametköy e başlamadık Orada parasını kaptıranlar haketmiyorlar sözü oraya getirmemizi.
Ancak 1.Sınıf Ahiret yazımızı yazalı 10 yıl oldu KonyaOvası'nda Alçak Uçuşu yazmamıza da 10 günden az var.Seda Sayan ın sadaka bileziklerini de yazmışlığımız var Seni Kim Över diye hocaefendicilere çatmışlığımız da!
Kendi adıma çok söze tahammül ederim Hepsini Hesap Günü ne azık sayarım.
Siz bize katil cani demeye bunlar veya kral lider diye küçümsemeye devam edin.
Size cevap veriyorsam tribünlerden yanlış gözükmesin ve Hesap Günü hakkımı sizden talep edeyim diyedir.
Yoksa kendinden küçüklere bile Siz deme terbiyesini almış biri olaraak benden B U N L A R / K A T İ L diye sözeden ve bunda ısrar eden birinı muhtap saymayı yakıştıramam kendime
Kim Olursa Olsun Zalime Karşı
Rüyalar ve Çileler
Cum, 03/03/2006 - 11:03 — Erva L. RoverYusuf Kaplan
“Büyük rüyalar, büyük fikir oluş ve varoluş çilelerinden sonra anlam kazanabilir ve hayata geçirilebilir. Ancak çile üzerine bina edilmeyen rüyalar aşk derecesinde benimsenemez, büyük doğumlara ve dönüşümlere asla zemin hazırlayamazlar.”
diyor.
Sayın Yusuf Kaplan;
Medeniyet bağlamında kurguladıkalrınız bir büyük rüya ise, doğuma ve dönüşüme hazırlıklı olun.
Çünkü siz çilenizi de çekiyorsunuz.
Allah ellerinizi bırakmasın!
Gözardı edilen bir şey var ...
Cum, 03/03/2006 - 12:05 — Hacer Nazan T.Tartışmalarınıza genel olarak baktığımda , ne kadar dar bire çerçeve üzerinde yorumlar yapıldığını görüyorum , büyüklerimiz bu sözlerimin kusuruna bakmazlar inşaallah...
Önce İsmet Özel'den başlayım ...O'nun okur kitlesi ile problemleri yok muydu ? Bir çok kitabında açıkça okurları ile tek taraflı atıştığını görmüyor muyuz ? İkide bir çatmaz mıydı okurlarına...? Belki şahsına yakışan ukala bir uslupla , ama okuyucu kitlesinin seviyesi değil miydi sorunu ?
Okurlarını belli bir entelektüel seviyeye getirmek değil miydi derdi ? Yada ben mi yanılıyorum O'nun derdini böyle anlamakla ...
Yusuf Kaplan gitmiş olsun , isterse de derhal dönmüş olsun , sizce sorun O'nun kıymetinin bilinmemesi ve kimilerinin belli yerlerde tutunamaması mı yada size göre abdestli ! kapitalist bir takım insanların taassupları mı yada başka bir şey mi ?
Bence başka bir şey...
İstediğiniz kadar kaliteli programlar yapın ,Tv 5 te program yapamayan her kim varsa mukemmel düzeyde kaliteli program yapsın , emeklerinin hakkını da alsınlar , bu kaliteli programları izleyecek insanların olmadığını düşünememe gafletinde herkes...Sen ben bizim oğlan dışında kim izliyor programları allah aşkına...Hangi kanalda olursa olsun çok secici programlar var ama izleyici kesimi belli bir oranı geçemiyor...
Sanki insanların üzerine ölü toprağı serpilmişçesine uykuda pek çok kişi...Uyandıklarında magazin kültüründen başka bir kültürü de edinmimiyorlar...
Siz seviyeli ve/veya seviyesiz atışa durun...Bu gerçeği değiştirmeye soyunmadıkça yapacağınız,hiç bir girişim sonuca ulaşmayacaktır...
Çünkü bizim kitlelerimiz kirletildi . Medeniyetten bihaber oldu insanalarımız...Magazin kültürüyle yoğruldu zihinlerimiz...Bilmem hangi kanalda bilmem ne dizisi varken , açıp da medeniyeti öğreten hiç bir güzelim programı izleyen geniş kitle bulunamayacak...Bu kötümserlik umutsuzluk değil ,belki karamsarlık ama olanı inkar edemeyiz hiç birimiz...
Önce kirletilmiş zihinler temizlensin ve sonra Yusuf Kaplan ve benzerlerinin aranıp aranmayacağı düşünülsün...
Meseleye bu kadar yüzeysel bakılmasın...
selamlarımla
Hacer Nazan Toy
Endülüs ile derdiniz ne? Vicdan azabı mı?
Cum, 03/03/2006 - 15:41 — M.Mustafa UZUNSelamlarımla...
Dedim ya, Ulvi Abi bu mahallenin ve ara sokaklarının kendisine toz kondurtmayan en önemli lideridir. Gayet makul ve insaflı yazılarıma -ki yanlış vs olabilir, üzerinde konuşalım, Yusuf ARMAĞAN gibi yazın, cevap verelim, özür dileyelim- tahmin bile edemeyeceğim sertlikte karşılık vermenizi yanlış tahminlerinize bağlıyorum.
Büyük ihtimalle siz beni birileri ile karıştırıyorsunuz. Şöyle söyleyeyim; Sizinle hiç yüzyüze gelmedik, İsmail KILIÇARSLAN ve Yusuf ARMAĞAN ile de sadece 1 bir defa yüzyüze geldik ve onda da geçiştirdik...
Yani Endülüs nickinin altına birilerini yerleştirip, tekme tokat girişmenize gerek yoktur.
Bünyamin YILMAZ filan değilim. :-)
Gelelim Yusuf ARMAĞAN'a... Benden selam gittiği meselesi muammadır. Böyle bir şey olmadı. Bir karışıklık oldu muhtemelen.
....
Aynı cümleleri kuruyoruz. Ben sorun PARTİ'den ayrı değerlendirilmelidir demedim. Böyle bir tavrım da söz konusu değil. Parti ile vs bir ilişiğimde yok. Derdim tüm meseleleri hele de Selametköy'den başlatarak direk Parti, Vakıf, Dernek, Kurum, Lider vs üzerine yıkmanız. Daha doğrusu yıkmaları.
Avaz avaz bağırarak anlatılan şeylerin kesinlikle anlatılmak istenen tarafta bir yankı bulamadığını, sorunu derinleştirdiğini ve kendilerince bağıranlara puanlar kazandırdığını gözlemliyorum. En azından kendimden biliyorum. Yani Ulvi abi vs birilerine vura vura puan kazanacaklarını zannediyorlar. Tatlı bir üslupları yoktur. Hep kırıcı, hep saldırgan ve merkezde...
Bunun ne kadar rahatsız edici olduğu açıktır. Sözlerinin dikkate alınmaması, dar kalıplarda mücadele etmeleri bunun göstergesidir.
Makul cümlelerle kuracağınız her cümle bir uyarıcı vazifesi görecektir ve kimse gardını alarak sizi karşılamayacaktır. İsmail KILIÇARSLAN yukarıda bana bir ayet yazdı. Uyarıcı, ikaz edici ve olması gereken, yazılması gereken bir ayetti. Fakat İsmail KILIÇARSLAN'ın üslubu o kadar kışkırtıcı ki, ayet bile yazsa hemen karşılık verme ihtiyacı hissediyor insan... Sanırım iyi bir örnek oldu. Doğruları bile söylüyor olsanız elinizdeki bıçakla bunu yapmaya çalışırsanız bunun ters tepeceği aşikardır.
...
Yusuf ARMAĞAN ile şu mahalle meselesini daha detaylı görüşmek isterim. Hemen hemen aynı cümleleri kurduğumuza inanıyorum. Fakat Endülüs'ün kimliği konusunda anlaşalım önce :-) Beni birileri ile karıştırıyorsunuz ve ona göre cevaplar veriyorsunuz.
...
Yusuf KAPLAN'ın hala dönme ihtimali varmış. Şahsi kanaatim elbette hiç yapılmaması gereken yapılmıştır. Yusuf KAPLAN TV5 i bu vakte kadar getirdi. Renk verdi ona, ruh verdi. Ve biraz rahatlama ihtimali belirince, paranın ucu hafiften görününce Yusuf KAPLAN'ı gönderiverdiler. Umarım daha güçlü gelir, umarım daha iyi gelir...
Vesselam
ENDÜLÜS
Sizin hiç haberiniz var mıdır Endülüs’ten
Bir siz kalmışsınız duymayan halimizi!
Onlar sizden yana çevirerek gözlerini
Ufuklara bakıp bir imdat beklediler
dem bu dem, an bu an, gün bugündür...
Cum, 03/03/2006 - 17:29 — yusuf kaplanArkadaşlar,
Bihakkın bilmediğimiz konularda çok rahat ve gelişigüzel şekillerde konuşma hakkımız olmamalı; öyle değil mi? Görüyorum ki, bazı arkadaşlar, bilmedikleri konular hakkında çok rahatça konuşabiliyorlar. Kul hakkına giriyorlar. Kadir kıymet bilmezlik ediyorlar. Ortada esaslı bir zihniyet sorunu olduğunu görmüyorlar; varoluş, diriliş ve silkiniş meselemizin getto zihniyetiyle, kan-davası zihniyetiyle, kabile mantığıyla anlaşılamayacağını, hâl yoluna konulamayacağını göremiyorlar. Savunma psikozlarıyla hareket ediyorlar. Yakışmıyor bunlar bize.
İnandıkları, idealleri, iddiaları ve rüyaları için nefes alıp veren biriyim ben. İmam-ı Azam’ın o 40 yıllık “sünnet”ini uygulayarak sabah namazlarına kadar öncü bir kuşak hazırlamak için, uykularını bu kuşağın yetişmesi için feda ettiğimi bilmeden konuşan arkadaşlara, haksızlık ettiklerini, kul hakkı yediklerini, kadir kıymet bilmezlik yaptıklarını hatırlatmamı bağışlayın lütfen.
Sevgili İsmail’in dediği gibi çok büyük bir risk aldım ben: Tam da elini taşın altına koymak zamanının geldiği bozucu, çözücü ve ürkütücü bir alacakaranlığın hükümfermâ olduğu bir zaman diliminde, elini taşın altına koyması gereken insanların, elini taşın altına koymaktan özenle kaçındıkları, savruldukları, dünyevî ve kişisel çıkar ve siyasî ikbal peşinde koşuşturdukları bir “yokoluş vakti”nde ben elimi taşın altına koydum; bu ülkeye esaslı bir ruh üfleyecek, bir kıvılcım çaktıracak, her alanda dişe dokunur bir şeyler söyleyebilecek, yepyeni koridorlar açabilecek ulvî bir yolculuğa soyunabilecek öncü bir televizyoncular, sinemacılar, sanatçılar, ilim ve düşünce adamları kuşağı “yetiştirmek” için.
Bu riski almak gerekiyordu; meselesi olan adamların, meselesi olduğunu bildikleri için sual sormasını bilen adamların, sual sormasını bildikleri için mesuliyetlerini de bihakkın yerine getirmek kaygısıyla ellerini taşın altına koyma yürekliliğini, cesaretini göstermeleri gerekiyordu. Toparlanmaları ve gitmemeleri gerekiyordu. Evet, ortada köklü bir zihniyet sorunu vardı; buna rağmen bu risk alınmalıydı. Müslümanların ilim ve düşüncede, kültür ve sanatta, siyasette ve medyada bütün zamanları seferber edebilecek, bütün zamanları kendi çocuğu kılabilecek, bütün zamanların çocuğu olabilecek esaslı bir zemine ve yolculuğa çıkmaya hüküm giyerek peygamberî soluğu yaşayacak ve yaşatacak öncü, asîl bir kuşağa ihtiyaçları vardı. Bunun için, özetle, “akademi”de ve “medya”da öncü bir kuşağın hazırlanması gerekiyordu.
Tam biz TV5’te böylesi bir kuşağın tohumlarını ekmişken, üstelik de inanılmaz zor şartlara rağmen, Türkiye’de hiçbir kimsenin cesaret edemeyeceği bir şeyi yaparak, sıfır ekran bütçesiyle televizyon yapma cüreti göstererek yeni bir atağa hazırlanırken, olanlar oldu. Birileri, önümüzü mü kesiyordu; bir takım entrikalara mı kurban gidiyorduk, gibi soruları burada sormak bile yakışmaz bana.
Mesele, İsmail’in de, televizyon özelinde somut olaylarla örnekleyerek enfes bir şekilde dikkat çektiği gibi zihniyet meselesi; bunu görmek gerekiyor artık. (Bu arada, İsmail’in birinci sınıf bir televizyoncu, kafa konforuna, zihin konforuna sahip yürekli bir kişi olduğunu; İsmail gibi arkadaşların bu ülkede bu mahallede oldukları için “harcandıklarını” hatırlatmak isterim).
Burada, birilerini taşlamak, birbirimizi “haşlamak” çok kolaycılık olur. Topu taca atmak olur bu. Bu zihniyet meselesi, bizim meselemiz çünkü; hepimizin meselesi. Hepimiz bunun tarruzuna maruzuz.
Dünyanın sonu değil benim TV5’te karşı karşıya kaldığım son muamele benim için de, Müslümanlar için de. Ama belki de ilk defa bu ülkede bir deliyürek kollarını sıvamış, bütün zorluklara göğüs germeye and içmiş, büyük fedakârlıkları, riskleri göze alarak; türlü tuhaf entrikaları, fitne fesadı, ayak oyunlarını, televizyonu “içerden” çökertme operasyonlarını püskürtmeye çalışarak, ardına bakmadan hep ufku gösteriyor; ufuktaki aşk mevsimine dikkatleri çekmek için çırpınıyordu. Bu görülmeliydi; görülebilmeliydi. Bu samimiyet desteklenmeliydi tabiî ki.
Evet, zor zamanda, büyük risk aldım ben. Aslolan da zor zamanların adamı olabilme kaygısıyla hareket edebilmek değil midir? Gerçekten inanması zor sıkıntılara yılmadan, yıkılmadan ve bıkmadan göğüs gererek, büyük fedakârlıklar göstererek, itibarımızın zedelenmesine rağmen, sıfır ekran bütçesiyle hem nasıl özgün bir televizyon dili kurulurun, hem de nasıl özgüveni yüksek, dürüst, cesuryürek, şahsiyet ve asalet sahibi, entelektüel ufku, samimiyeti, samiyette sadakati yüksek, gelişkin, pergelin bir ayağını muhkem bir şekilde buraya sabitleyip diğer ayağıyla bütün dünyalara, ufuklara, kültürlere, medeniyetlere açılabilme coşkusu, aşkı ve heyecanıyla yatıp kalkan bir televizyoncular kuşağı yetiştirilirin mücadelesini ve mücahedesini verdik biz.
İsmail Kılıçarslan kardeşimin yürekten ve bilerek yazdıkları, doğrudur. Ulvî Ağabey’in söyledikleri bazı arkadaşlarımıza ağır gelebilir ama onlar da el-hak doğrudur. Hakikat’ten, hakîkatlerin dillendirilmesinden korkmak bize bir şey kazandırmaz.
Ayhan Demir ve Endülüs lakaplı arkadaşın yazdıkları, hilâf-ı hakîkattir. Gelişigüzeldir. Ve reaksiyonerdir. Ayhan Demir’in benimle ve TV5’te olup bitenlerle ilgili olarak söyledikleri şeyler, hem gerçekdışıdır; hem de Sevgili İsmail’in söylediği gibi iftiraya girmektedir ve insafsızcadır. Ayhan Demir, özür dilerim ama ezbere konuşuyor; “merkez”den konuştuğunu söylüyor ama bu merkez, ne yazık ki, TV5 değil. Tanımam ki kendisini. Tanısaydı beni, bunları yazmaya bile haya ederdi. Hiç bilmediği şeyler hakkında rahatça konuşma hakkını kendisinde nasıl bulabiliyor, bu kardeşimiz? Bilmediğiniz, kul hakkına giren, 200 kişinin çektiği çileyi, ortaya koyduğu fedakârlığı, özveriyi, sabrı göz ardı eden Ayhan Demir kardeşim, “bu gidiş, tek kişiyle sınırlı kalmamalı” gibi gelişigüzel sözler ederken “merkezden söylüyorum bunları” derken “komünist partisinin genel sekreteri” gibi konuştuğunu görmeli ve haddini aştığını bilmelidir. Ve eğer samimiyse özür dilemelidir.
Ben, TV5’te olup bitenlerle ilgili açıklama yapmak istemiyorum; konuşursam, çok kötü şeyler olur; Müslümanlara yazık olur. Benim gibi birinin aslâ yapamayacağı bir şeydir bu. Basın, çok sıkıştırıyor; ama ağzımdan tek çift lâf alamazlar. Bu bizim, hepimizin meselesi. Bu meseleyi, biz halledeceğiz. Sadece TV5’ten sözetmiyorum; bu ülkede yapabileceklerimizden, apabileceklerimizi niçin yapamadıklarımızdan ve nasıl yapabileceğimizden sözediyorum.
Bütün olup bitenlere rağmen, Ayhan Demir’in aksine ben, televizyondaki arkadaşlara hiçbir şekilde intikam duygusuyla hareket etmememiz gerektiğini, herkesin –her şeye rağmen- işini sürdürmesi gerektiğini söyledim. Öbür türlüsü yakışmaz bana. Ben, nefsi için, dünyalık şeyler için yaşayan biri değilim. Kriz yaşayan kurumlarda büyük dolaplar, yolsuzluklar döner. Hırsızlıklar olur. Ben, ekibimden hiçbirinin boğazından bırakın haram lokmayı, şüpheli bir lokma bile geçmemesi için çok özen gösterdim. Bir program önerisiyle gelen birini, hediye diye rüşvet vermeye kalkışırken yaka paça dışarı attım; adam giderkebn bile “bu ülkede senin gibi 5 tane adam olsa bu ülke düzelir” diyecek kadar pişkinlik yaparak çıktı gitti odadan! Doğru düzgün maaş almadım; üstelik de aldığım, alabildiğim parayı bütün ekiple paylaştım. Televizyondan ayrılırken de, para verdiğim, paramı paylaştığım arkadaşlara “helâl olsun” dedim; ihtiyacım varken “ihtiyacım yok” dedim. Benim de çoluğum çocuğum var değil mi? İyi de niçin yaptım, niçin yapıyorum bunları?
Kişisel meselelere girmek istemiyordum; ama görüyorum ki, zaman zaman kendimi alıkoyamıyorum; o yüzden özür dilerim. İyi niyetime, samimiyetime yorun lütfen.
Sözün özü, kabile mantığıyla konuşmayalım; hakka hukuka riayet edelim; kadir kıymet bilirlik örneği gösterelim; zihniyet sorunumuzu nasıl hâl yoluna koyabilirizi, ama ille de nasıl bir ilim, düşünce, kültür, sanat, siyaset, film ve televizyon dili ve geleneği icat edebilirizi tartışalım, konuşalım diyorum.
Ruhunu paylaşan, içtenlikle, yürekten, hiçbir art niyet gütmeksizin yazan tanıdığım tanımadığım bütün arkadaşlara teşekkür ediyor, lütfen birbirimizden dualarımızı esirgemeyelim, hatalarımız içinse Allah’tan af dileyelim, diyorum. Her şeye rağmen, istemeyerek de olsa, bazı arkadaşların kalplerini kırdıysam özrü diler, haklarını helal etmelerini talep ederim.
Gelecek, bizimdir; gelecek imanın, mümin olmanın, emaneti yüklenmenin, emniyeti teminat altına alma emînliğine sahip olma kaygısıyla yaşabilen müminlerin, müslimlerin ve muhsinlerindir.
Dem bu dem, ân bu ân, gün bugündür kardeşlerim…Yese kapılmak, zorluklara teslim almak yerine yesi her daim aşma cehdiyle varolmak ve yaşamak ve zorlukları teslim almak, tek başına ümmet (her şeyin anası) olarak vasıflandırılan her bir müminin mükellefiyetidir. Bu teklif ve bu teklifin yüklediği mükellefiyet ne yüce, kutlu bir mükellefiyettir.
Yusuf Hocamın bu tavrı herşeyi bitirir.
Cum, 03/03/2006 - 17:41 — M.Mustafa UZUNYusuf Hocamın bu tavrı herşeyi açıklamış ve meseleyi bitirmiştir. Teşekkür ediyorum.
Fakat bu kabile mantığına karşı İsmail KILINÇARSLAN veya Ulvi abi gibi küfrederek birşey yapılamaz. Anlatmak istediğim buydu. Reaksiyoner olmamın nedeni budur. Benim az buçuk reaksiyoner tavrıma tahammül edemeyenlerin "eleştiri kültüründen yoksun cemaatlerin" kendi reaksiyoner tavır-yazı ve duruşlarına tahammül göstermelerini nasıl bekliyorlar?
Yusuf Hocanın;
Gelecek, bizimdir; gelecek imanın, mümin olmanın, emaneti yüklenmenin, emniyeti teminat altına alma emînliğine sahip olma kaygısıyla yaşabilen müminlerin, müslimlerin ve muhsinlerindir.
Dem bu dem, ân bu ân, gün bugündür kardeşlerim…Yese kapılmak, zorluklara teslim almak yerine yesi her daim aşma cehdiyle varolmak ve yaşamak ve zorlukları teslim almak, tek başına ümmet (her şeyin anası) olarak vasıflandırılan her bir müminin mükellefiyetidir. Bu teklif ve bu teklifin yüklediği mükellefiyet ne yüce, kutlu bir mükellefiyettir.
cümleleri ile bitirmek ne güzel olur...
Teşekkür ederim
ENDÜLÜS
Sizin hiç haberiniz var mıdır Endülüs’ten
Bir siz kalmışsınız duymayan halimizi!
Onlar sizden yana çevirerek gözlerini
Ufuklara bakıp bir imdat beklediler
ve dua...
Cum, 03/03/2006 - 18:02 — Zeyd GÜLESİN"Allah’ım akîdemi sorunlarımın elinden kurtar ve koru.
Rabbim! bana sorumluluktan kaçan inanç ucuzluğuna karşı dayanma gücü ver.
Ya Rabbi! beni sürekli bilgili ve uyanık ve bilgili kıl ki; bir kimseyi yada bir düşünceyi olumlu-olumsuz iyice tanımadan önce bir yargıya varmayayım.
Allah’ım! egoizm, çekememezlik ve kıskançlıkla karışmış, cehalet ve başıboşluğumu, düşmana savaş, dosta saldırı aracı yapma.
İlahi insanlara Adem'in topraktan yaratıldığını hatırlat ve deki: Her maddi belirti ancak Allah ile anlam kazanır ve her gaybi belirti de Ahiret ile.
Ya Rabbi! bana sorumluluktan kaçan inanç ucuzluğuna karşı dayanma gücü ver."
Ali Şeriati
Yusuf Kaplan 'a teşekkür ediyorum
Cum, 03/03/2006 - 20:33 — Hacer Nazan T.Tv5 içersinde neler oluyora ilişkin bilgilerimizin pek çoğu belkide gerçekleri ortaya koyamayacak kadar az.
Her ne olursa olsun Yusuf Kaplan Bey'den makul bir açıklama bekliyorduk...Bu açıklamayı cemaate yaptığı için teşekkür ederim ve şunuda belirtmeliyim ; bırakın yaptığınız güzellikleri ve bu zor mücadelenizi siz değil başkaları anlatsın ...Sizi tanıyan bilen biliyor zaten ,bakınız Tarık Tufan Bey gayet güzel anlatmış...
Burada kimi haklı kimi haksız alabildiğine sözler sarfedildi...
Yusuf Kaplan Bey'in dediği gibi bu sorun hepimizin sorunu...Bir kısım medya magazinleştirecek bu meseleyi...Hiç olmazsa sizler magazinleştirmeyin...
Eğer ki Yusuf Kaplan tv 5 i bir yerlere getiren kaptan konumundaysa , ve ortada batan bir gemi varsa kaptana yakışan gemisini en son terkeden kişi olmasıdır...
Duyduğum ve okuduğum kadarıyla , olaylara uzaktan bakan ve medya sektörü ile ,uzaktan yakından hiç alakası olmayan , sıradan bir üniveritede sıradan bir öğrenci olan şahsım,Yusuf Kaplan'ın gemisinin başına geçmesini temenni ediyor...
Elbet problemler olacak , belkide daha vahim şeyler olacak , ama gitmek hiç bir zaman çözüm olmamıştır...
Ulvi Beyin demesi gibi diğerleri de oradan ayrılsınlar asla çözüm değildir...Özürlerimle bunlar işin kolay tarafına kaçmaktır...
Kalınsın ki sorunlar üzerimize üzerimize gelir konumdayken dahi ,biz sorunları üzerine gidelim , ve o medeniyet hayallerine ulaşalım...Elbet güzel bir şey varsa zorluklar çıkaçak ,yoksa nasıl ve neyle imtihan olacağız...
Zor bir zaman...Zor zamanda belkide zor insanlarla ,zor hallerde zor işler yapılıyor... Zora geliniz ama kolaya gelmeyiniz diyerek sözlerimi noktalıyorum...
Biraz Sabır
Cts, 04/03/2006 - 00:11 — Hacı PaşaSanal bir ortamdayız. TV5'in eski genel Yayın Yönetmeni Yusuf Kaplan'la mı muhatabız bilemiyorum. Eğer öyle ise biraz sabır.
Yazılarını severek okuyor, yönetimindeki TV5'i severek izliyordum.
Bunun sebebi bana yeni bir şeyler öğretmeniz değil, katıksız aynı taraf olmamızdı.
Aynı taraf olunduğu müddetçe sabırlı olmak zorundayız.
Buna ihtiyacımız var.
Bir medeniyet yolcusuna eşlik etmek!
Cum, 03/03/2006 - 20:08 — Tarık TufanYusuf Kaplan, bir televizyonun kurulma aşamasında olduğunu söyleyip davet ettiğinde, bir medeniyet yürüyüşçüsüne eşlik etmenin, yoldaş olabilmenin heyecanını iliklerime kadar hissettim.
Yusuf Kaplan'ın içinde olduğu her iş, coşkusunu Kitap'tan, tarihten, medeniyetten alan büyük bir şenliktir. Kimi zaman bir kavgadır, kimi zaman da derin bir tefekkürdür. Yusuf Kaplan cins bir kafadır ve hiçbir sıradanlığa da eyvallah etmez. Ona karşı geliştirilen en büyük tepkileri sıradanlığı bir hayat tarzına çevirenlerdir. Bildik cümleleri içinde yuvarlanıp, buradan pay toplayanlardır
Edirnekapı'daki binaya, Tv5'in ilk kuruluş çalışmaları için adım attığımda günlük hayatın sıradanlığından sıyrılıp bir medeniyet algısına doğru adım atmanın anlatılmaz gururunu yaşadım. Bir grup insan, yeni bir televizyon üzerinden "yeni bir tv dilini" kurabilmenin imkanlarını arıyorlardı. Bu insanların arasında olmak hayatıma onur ve hayır katıyor diye düşünüyordum.Bugün de aynı düşüncedeyim.
Yusuf Kaplan zor adamdır. Yanında, içi boş, hamasi, dava şuurundan uzak, umursamaz, köksüz cümleler kuramazsınız. Bunu söylerken "entellektüel konuşmak" zorunluluğu gibi bir şey aklınıza gelmesin. İçtenlikli, yalın ve dert sahibi her adam sözüne karşılık bulur. Sanırım onu en çok bu yüzden eleştiriyorlar. Yusuf abinin yanındaki insanlarla kurduğu ilişkinin yakın şahidiyim. Yalan, riya, yüksekten atış kabilinden cümlelere, muhatabının yüzüne karşı cevap verir. Kimsenin arkasından konuşmaz. Sanırım bu da bir zaaf olarak algılandı.
Profesyonel olmak yerine, içtenliği, müminliği, sahihliği, medeniyet şuurunu işinizin rengi haline dönüştürürseniz modernliğin ve sekülerliğin batağına saplanmış müslümanlar bile yüzünüze dostça bakmaz. Bu anlamıyla Yusuf Kaplan profesyonelliği değil, emekçiliği tercih etmiştir. Bir genel yayın yönetmeni olarak odasına kimseyi kabul etmeseydi, parayı her şartta öne alsaydı, etrafındakileri ezmeyi deneseydi, birçok insan, dilindeki cümleleri yutmak zorunda kalacaklardı. Yanındayken onu övmekten hiç erinmeyecekti. Oysa onun böyle sözlere nasıl tepki gösterdiğini yine iyi bilenlerden biriyim. Bunun ayrıntılarını birgün paylaşacağım.
Tv5 bir heyecanın serüvenidir. Yusuf Abi hayallerini anlatığında birçok insan burun kıvırıyordu biliyorum. Karşısına gelen insanlara bıkmadan usanmadan, Sezai Karakoç'u, medeniyeti, tarihsel ivmeleri ve sapmaları, Batı kültürünü sorduğunda / anlattığında, birileri gereksizlik (en hafif ifadesiyle ) olarak algıladı.
Anlamadıkları bir şey var. Bu çabalar bir adamın tarihsel hayallerinin yapıtaşlarıydı ve buna inanan bir grup genç insanla mevcut şartlar içinde nitelikli işler çıkmıştır. Bu gün genç bir ekip televizyonculuk deyince önemli cümleler kurabilecek yetkinliğie erişmiştir tv5 içinde. Bu söylediğimi ciddiye alın. Zira bahse konu gençleri o şartlarda belki de kimse ciddiye almayacaktı. Kurumlarından içeriye bile sokmayacaklardı.
Yusuf Kaplan, bıkmadan, usanmadan anlatmaya devam etti / ediyor.
Her yerde, her fırsatta, her zeminde anlatıyor. Buna kulak veren nitelikli genç arkadaşlar, estetik, samimi, epistemolojik temeli sağlam söylemler üretiyorlar. Çünkü elindekini, zihnindekini paylaşıma açmayan abilerimize inat Yusuf Kaplan paylaşmaya devam ediyor. Bir gün Tv5'te cebindeki son parayı bir program için alırken benim de içim cız etmişti. Ama ne yapalım k, kalan tek para ondaydı ve bunu yapmak zorundaydık bu kadar basit!
Yusuf Kaplan'la birlikte olmak, onun hayalini paylaşmak, onunla bir kitabın sayfalarında dolaşmak, gece yarılarına kadar bir derdi konuşmak, hayatıma anlam ve onur kattı.
Şu aşamada yaşananları saptırmayıp onun dediğine kulak verelim. Yılmadan, küsmeden, yerimizde durmadan yapmamız gereken ne varsa onu yapmaya devam edelim. Kin tutmak ve durmak bize yakışmaz.
Ama bir zihniyet var ki onunla savaşmalıyız. Bu kasabalılığa, bu sömürüye karşı durmalıyız. Bizim mahallede bunun nereden geldiğine bakmadan aynı kararlılıkla savaşmalıyız.
İndirgemeci ve magazinel yorumlar bize yakışmıyor. Yusuf Kaplan'ı tanıyan adamların söylediğine kulak kesilelim, zannedenlerin zannına değil. Bir medeniyet yürüyüşçüsü hakkında cümle kurarken, insaf ve bilgi olmaksızın devam edemezsiniz!
Birbirimize tutundukça bıçakların ağzı kapanacak diyor Pakdil Usta. Aynen böyle yapalım derim ben de.
Bu yürüyüşü her türlü zorluğa rağmen devam ettirenleri selamlıyorum. Yusuf Kaplan'ın bitmek bilmeyen coşkusunu da!
Yusuf Kaplan ile niçin görüştüm?!
Cum, 03/03/2006 - 22:54 — Servet Hocaoğullarıselam...tam "ben"lik bir konu diyeceğim ama..."biz"lik haline geldiği için;hadi bir de benden dinleyin istedim; Tv5 ve Yusuf kaplanı...
bir sefer bu konuyu çözmek için "esbabı nüzul" ile "vesiletun nüzul" arasındaki farkı bilmek lazım:Malumunuzdur ki, esbabı nüzul, bir hükmün, sözün, kararın söylenme nedenidir.Vesiletün-nüzul ise söyleyeceğini bir olayı-ismi "vesile" yaparak deyim yerindeyse "bir taşla iki kuş vurmak" esprisince vesile olan nedeni-olayı da kuşatacak şekilde fakat onu aşarak-sadece o "an" olayı/şahsı vesile yaparak genel değerlendirme yapmaktır. Nitekim Kuran ayetleri içinde söz konusu edilen esbabı nüzulu bazı tefsirciler vesiletünnüzul olarak algılarlar.
Şimdi yorumlara bakıyorum da çoğunlukla "vesiletün tv5" yapılmış mevzu ilgisiz alanlara da dalınmış... Neden? Çünkü "esbabı tv5"yapabilmek için ekranda görülenlerin ötesinde-işin perde arkasında olup bitenlere "Birinci dereceden" vakıf olmak lazım: Tarık Tufan’ın şahitliği gibi…Sebepleri bilmeyenler, olayı vesile yapıp, kendisini ifade etmeye çalışıyorlar..Nitekim yusuf bey'in "bilmeden konuşmamak" gerektiği vurgusu vesiletünpolemik yaklaşımını şık bulmaması nedeni iledir.
Gelelim Yusuf Kaplanla niçin görüştüğüme?!
Medeniyet bağlamında Şehir modeli üzerinde son yıllarda yaptığım çalışmalar nedeni ile "katkı" amaçlı Bursa'dan aldığım teklifler vardı:(muhterem Erbakan hocam ve ismini zikretmeye gerek olmayan başka ağabeylerle görüşme teklifi dahildir buna)...hiç tereddüt etmeden ve hiç tanışıklığımız olmadığı halde "Bana katkıda bulunmak istiyorsanız eğer; beni Yusuf Kaplan beyle görüştürün dedim.Benim dilimden bir tek o anlar"...Bu sözümün gerekçeleri buraya sığmaz..Nitekim Yusuf beyle Tv5'teki görüşmem o kadar "dikkat çekici" geçti ki; hiç unutmam daha medeniyete ilişkin birkaç cümle söylememiştim ki; dostça ve heyecanla beni 2 saat sonra başlayacak programına hemen konuk etti ve "konu medeniyet ise üstadım; bunu bana değil herkese anlatmalısın.." dedi. Bu benim için heyecan verici ve umutlandırıcı da idi. Medeniyet konusu bile onda bu refleksi sağlamaya yetiyordu anlaşılan. Ancak ondan sonra sadece bu duyarlılığın bir türlü - özel bir çok nedenle- bir türlü neş'ü nema bulmadığını gözlemledim.Çözmekte güçlük çektiğim izlenimlerim oluyordu tv5 hakkında.Çok yakın aile dostlarımdan olanlar vardı çalışan ve yabana atılmayacak şeyler dinledim. Hasılı yeri burası olmayan birçok dostumdan çok şey dinledim ve duydum.Hatta gün oldu ben bile görevi gereği bu çelişkiden-açmazdan ötürü gıyabında sitemler ettim: Neden Yusuf Kaplan bir türlü canhıraş dillendirdiği şeyler, bir şekilde içeride manipüle ediliyor ve sonuçlanmıyor diye....
Özetle: Televizyon dili ve medeniyet bağlamındaki duruşuna ilk görüşmemde tanık oldum Yusuf Kaplanın. Bugün anlıyorum ki, tv5’teki “sorunlar” genel yayın yönetmeni sorumluluğunda olan Yusuf bey’in “başarısızlığı” değil; kalitedeki ısrarın başarı ölçütleri farklı olanların tahammülsüzlüğü ile yıpratıldığı ve bu noktaya geldiğidir. Yusuf Kaplan gibi medeniyet dili olma çabasını bünyesinden atan çizginin kişilere ve cemaate özel indirgenemeyecek kadar genel bir çizgi sorunu olduğunun farkında olmak gerekir. Bu farkındalık ise bir “tele-yorum” değil; bir medeniyet çizgisi ekseninde saf tutuşu sağlamalıdır. Safları sık ve düzgün tutalım ve gönüllerimizi dünya büyüsüne kapatalım! Vesiletülhayr olmasını dilerim hepimiz için!...
kuyu...
Cts, 04/03/2006 - 01:06 — medine doganHz Ebubekir 'in halifelik döneminde Hz Ali henüz biat etmemisti, halife sefere cikacak olur, hz Ali gidip Hz Ebubekir"in atinin yularinda tutar ve derki: Ey Ebubekir! Bize sensizligin acisini tattirma, sen yerinde dur.Ve hz Ebubekir in yerine sefere cikar.
Yine halife hz Osman döneminde gördukleri onu derinde yaralar,munafiklara firsat vermemek icin,susar, Medine disina gidip, bir kuyuya koyar kafsini,dertlerini oraya bosaltir ve orada aglar....
Bunlar okuduklarimdan kendime cikarttigim derslerdir...
...
Cts, 04/03/2006 - 15:29 — cihat yolcuBir kere Ulvi Abi'nin bilmediği bir şey var.İlçe Gençlik teşkilatları TV5'in maddi durumundan haberdar olduğu anda para almadan kanala vasıfsız işçi olarak, hemde para almadan yardıma koştu. Ulvi Abi'nin sanki soygunculara nutuk hitaben yazdığı yazıda kanalda çalışanların parasının ödenmesini istemiş. İyi de güzel Abi'm para mı var peki. Peki Ulvi Abi tv'nin reklam ücretlerinin normal bir radyo ile aynı olduğunu biliyor mu? Her fırsatta milyonlarca insanın gönlünde taht kurmuş bir organizasyonu aşşağılarken hiç içi sızlamıyor mu acaba.Mes'ele Yusuf Kaplan mes'elesi değildir. İsmail Abi'nin de dediği gibi "Yusuf Kaplan, bu camianın en namuslu entellektüelidir".
Eğer yanılıyorsam hakkınızı helal edin, ama benim gözlemlerim Ulvi Abi sanki saldırmak için bir bahane arıyormuşta onu bulmuş... Belki haksız olabilirim. Ama bende bu intibayı uyandırdığı için suçluluk payı kendisininde üzerine düşüyor. Her fırsatta Selametköy diyerek aşşağılayan fakat mazlumların hakkını koruduğunu ifade etmek için Mazlum-der kurucu üyesi olduğunu söylemekten imtina etmeyen Ulvi Abi'ye saygı ! ile.....
Kutsal'ı Dava'mız yapalımHer Dava'yı kutsal sayacağımıza
Pzt, 06/03/2006 - 12:24 — Ulvi AlacakaptanBen yanıt vermeyi dondurdum ancak buralara yazdığımdan kat kat fazlasını biliyorum.
Kişinin gönüllü olarak hizmetini sunmasına bır şey diyemem ancak çoluk çocuk sahibi insanları dindar olsunlar veya olmasınlar aylarca hatta yılı aşkın bedava çalıştırmak h a r a m dır.
Üstelik bunu kitlelere saadet ve Hakk'ın üstün tutulacağı bir düzenin muştucusu söylenen bir kurumda yaparsanız bu zulüm kişisel boyutu aşar.
Yardım kampanyası açarsınız en büyük bağışı lideriniz ve büyükleriniz yapar öyle de olmazsa kapatırsınız.
Ben ne kurum aşağılarım ne de insanı.
Edepten yoksun biçimde kendime saldırtmak için niye bahane arayım?
Selametköy den bir kez söz ettim.
Ancak söylediklerim tartışılmıyor üslubum ve kişiliğim saldırıya uğruyor.
YKaplan açıklamasında beni doğrulamıştır oraya bakınız.
Zulume rıza gösteren Zalimin ta kendisidir.
Evet MazlumDer in Kurucu Üyesi olmaktan onur duyuyorum ve değişmeden İslam'ı referans alan derneğimizin tüzüğüne ve çalışma ruhuna uygun davranıyorum.Bundan şüphesi veya şikayeti olan varsa yönetimimize başvursun.
Kutsal'ı Dava'mız yapalım
Her Dava'yı kutsal sayacağımıza!
www.ulvialacakaptan.com
Kılıç kınında, muhabbet gönülde kalsın...
Cts, 04/03/2006 - 23:52 — Ayhan DemirSevgili Yusuf Armağan ile geçtiğimiz gün görüştüğümüzde belirttiğim gibi, net üzerinden gard alıp, kılıçları çekmek en son istediğim şeydir. [Yusuf hatırlayacaktır daha öncede sırf bu sebepten, site yayınına bir süre ara vermeden birkaç gün evvel, siteden üyeliğimin silinmesini istemiştim.]
İşte bu sebeple Yusuf’a [Armağan] söylediğim gibi, kesinlikle buradan cevap yazma taraftarı değildim. Ancak Yusuf Kaplan ile bugün yaptığımız görüşmenin ardından mevcut “kör döğüşüne” bir son vermek almak adına bu satırları yazıyorum.
En baştan söyleyeyim kimse heveslenmesin bu yazının sonunda kazan akl-ı selim ve kalb-i selim olacaktır.
Anlaşılan o ki, söylediğim hiçbir kelime karşı kıyıda muhatap bulmamış. Dolayısı ile söylediklerim “hilafı hakikat” yada “iftira” tanımlamalarına muhatap kalmıştır. Söylediklerimin hiçbiri yalan yada hilafı hakikat değildi. Çünkü söylediklerim anlaşılan manada değildi. Söylediklerimden hiçbiri Yusuf Kaplan’ın kültürel veya edebi arka planı ile ilgili değildi ve olamaz da zaten. [Vicdan sahibi her insan gibi, kim olursa olsun böyle bir şeyi yap(a)mam]
Söylemek istediğim mesela; bir insan sıkı bir şair olabilir ama yazdığı şiiri okuyamayabilir. Yada çok iyi bir şiir icracısı olabilir ama şiir yazamayabilir. Bunun çeşitli sebepleri olabilir. Bu ne o insanın iyi bir şair olmasına nede iyi bir şiir yorumcusu olmasına manidir. Aynı şekilde Yusuf Kaplan, benimde tamamına inandığım, “Medeniyet” tasavvuruna sahiptir. Şu veya bu sebepten televizyonda sorunların yaşanmış olması Yusuf Kaplan’ın “medeniyet” anlayışını kabul etmediğimizi yada eleştirdiğimizi göstermez. Her ikisi ayrı şeylerdir.
Yazdıklarımdan sonra asıl sorulması gerekenleri kimse sormadı ve ne yazık ki yukarıda belirttiğim tanımlamalar yapıldı.
Kimse sormadı; “Merkez ne merkezidir?”
Kimse sormadı; “Sevap derken ne demek istiyorsun, günah derken ne demek istiyorsun?”
Kimse sormadı; “Bir Tv nasıl yönetilmez ne demek?” diye...
Ben merkezden derken ne polit büro merkezini, ne de Yusuf Kaplan’ın çalışma odasının merkezini kast etmedim. Dün, bugün veya yarın, ne Erbakan Hocamı ne de Yusuf Kaplan’ı, hiçbir beşeri merkez olarak görmedim. Dolayısı ile merkezden kastım şahıssal yakınlık değildi. Tıpkı “bu ayrılış burada kalmamalı” demekle kan veya kin gütmediğim gibi. [“bu ayrılış burada kalmamalı” derken kast ettiklerim emekçiler 350-400 milyona talim ederken birkaç Milyar maaş alanlar; emekçiler gecesini gündüzlerine katıp dava aşkıyla çalışırken, canlarının istediği saatte gelip canlarının istediği kadar çalışanlardı. Sanırım, Yusuf Kaplan benden de önce bunların ayrılmalarını isteyecektir.]
Ayrıca, “Merkez”, “Bir Tv nasıl yönetilmez” ve diğer söylediklerimin ne olduğunu Yusuf Kaplan ile görüşmemizde kendisine izah ettim. Yusuf Kaplan ile yaptığımız görüşmemizin ayrıntıları hakkında kesinlikle ayrıntıya girmek istemiyorum. Ancak şu kadarını söyleyebilirim ki, bahsettiğim konularda ne söylemek istediğimde olduğu gibi, konuşmamızın tamamında mutabık kaldık. Benim niyet ve isteğim daha önceki “Ayrıca burada şeytan taşlar gibi atış yapılmasının da çok anlamlı olmadığını düşünüyorum. Yorumlarda TV5 nasıl bir çalışma anlayışı benimsemeli, nasıl programlar yapmalı, nasıl bir ekip kurulmalı vb. yapıcı yaklaşımlar sergilenmesi herkesin hepimizin yararına olacaktır kanaatindeyim.” sözlerimden de anlaşılacağı üzere halistir.
Tıpkı Yusuf Kaplan gibi bende kimsenin burada, net ortamında, kraldan çok kralcı olmasına, kılıç kuşanıp kelle avcılığına soyunmasına açıkçası razı değilim. Lütfen herkes gardını indirip artık derin bir nefes alsın. Hiçbir ayrışma kardeşliğimizin; aynı yöne dönüp aynı sevinç ve acıları duymamızın önüne geçemez.
Sözlerimi mutabakatın bir örneği olarak Yusuf Kaplan'ın; "Ruhunu paylaşan, içtenlikle, yürekten, hiçbir art niyet gütmeksizin yazan tanıdığım tanımadığım bütün arkadaşlara teşekkür ediyor, lütfen birbirimizden dualarımızı esirgemeyelim, hatalarımız içinse Allah’tan af dileyelim, diyorum. Her şeye rağmen, istemeyerek de olsa, bazı arkadaşların kalplerini kırdıysam özrü diler, haklarını helal etmelerini talep ederim." sözleriyle tamamlamak istiyorum.
Allah'a emanet...
* Benim açımdan bu konu burada kapanmıştır. Kesinlikle ve kesinlikle artık hiçbir şekilde cevap vermeyeceğim. [Açıkçası “iftira” sözü kalbime günlerdir müthiş bir sıkıntı verdi ve bu sebeple bundan sonra sitede seyirci olmaktan öteye de geçmemek niyetindeyim.]
** Bu arada Ulvi bey’e de birkaç sözüm olacak. Ulvi bey, size gönderdiğim mailde de söylediğim gibi, size yaptığım davet İl Gençlik Kolları başkanımız adına değil şahsım adınaydı. Ve o daveti size türübüne oynamak adına yapmadım kesinlikle. [Böyle bir niyeti olanın şerefiyle ilgili etik sorunları var demektir!] Ben bunu şahsım adına böyle bir şeyi arzu ettiğimi ve konuyu il gençlik kolları icra yönetimine sunarak, kabul görmesi halinde, sizi davet etmek istediğimi söylemiştim. [Bunu geçmiş kayıtlara baktığınızda da çok rahatlıkla görebilirsiniz] Dolayısı ile ortada özür dileyecek bir şey olmadığı kanaatindeyim. Özür dileyecek bir şey olsaydı da bundan zerre kadar çekinmezdim. Ama sizden ricam ne olur, alakalı yada alakasız, her elinize geçen fırsatta Milli Görüş’e en hafif tabirle aşırı eleştirel tavır takınmayı bir kenara bırakın. Bunu söylemekten bile ar ediyorum. Çünkü siz her şeyden önce benim büyüğümsünüz. Lütfen hırs, kin ve nefretin alabildiğince reyting aldığı şu günlerde “bize” daha iyi örnek olun.
*** Milli Görüşçülerden bazılarının cahil olması yada yaptıkları hatalar ne Milli Görüş’ü neden Milli Görüşçüleri köylü veya cahil kılmaz. Köylülük, cahillik international bir kavramlardır. Milli Görüş bir medeniyet projesidir. Tıpkı Sezai Karakoç’un, Nuri Pakdil’in, Malcolm kardeşin ortaya koydukları projeler gibi. Çünkü hepsi aynı kaynaktan beslenmekteler. Hepsi aynı sevdanın şarkısını türkü yapmaktalar....
www.milligazete.com.tr
Hak Geldi Batıl Zail Oldu