Derdi olan efkârlanırmış. En çok da bugünlerde efkârlanıyorum.
Efkâr kalbimi acıtıyor ve çocukluğuma sığınıyorum. 70’li yıllardaki Güneydoğu’nun bir Kürt köyünde, kasabasında ve ilinde gecen çocukluğuma...
Benim yaşadıklarım gerçekse eğer bugünlerde yaşadıklarımızın hepsinin yalan olduğunu söylemek istiyorum. Benim ‘Kürt dedemin’ böyle bir derdi yok idi. Onun derdi ‘gâvurları vatan dediğimiz bu topraklarda kovmaktı’ sadece.
Yeri geldiğinde dağlarda çete oldular. Gâvurları bu topraklarda kovmak için. Babaannem ve annemden en çok duyduğum dua; "Allah bu devlete zeval vermesin"di.
Onlar hayatımın en büyük hakikatleridir.
Babamın aldığı gazeteyi okuyamayarak bana uzatıp, okumamı istediği zaman; "benim kızım okuyacak vatanına devletine faydalı olacak" dediği duasıyım ben.
Babam bana bunları Kürtçe dile getirirdi. Ama dil vatanın diliydi. Dua bu vatan içindi.
12 Eylül dönemindeki çocukluğumda bile, bir ailenin içinde her partiden kardeşler bulunurdu.
Ama o partilerin içinde Kürt milliyetçiliği adına hiçbir şey duyulmazdı.
Solcuları, ‘dinden uzak olanlar’, sağcıları, ‘dine yakin olanlar’ diye adlandırırdık biz.
Hepsi bu...
O yüzden diyorum ki; “Hey kargaşa çıkaranlar, kardeşi kardeşe kırdıranlar sizler gerçek değilsiniz...”
Biz bir mecliste Kürtçe sohbet edip, İstanbul’dan gelenlerin hatıralarını dinler, bazen Kürtçe bir uzun hava, bazen Halep radyosundan gelen Arapça şarkılarla annelerimizin dizinin dibinde uyuya kalırdık.
İstanbul önce hayallerimizi süsler sonra rüyalarımıza girerdi bu hüzünlü seslerle…
Halep, Kürtçe duyduğum uzun havalar ve İstanbul… Dünyamızda konuşmalarımızda hep aynı yerde duruyordu. Aynı derecede sevgiyle…
Kimse çocukların dünyasına sınır çizemez. Tüm dünya cetvelle çizilse bile!!!
Bizim oralarda her ailenin bir ‘Selahattin’i vardır. Selahattin demek hak demek, hukuk demek, din demek, iman demek. Selahattin demek Müslüman’a merhametli düşmana adaletli davranan demek...
Selahattin birleştirici demek… Selahattin demek, abdestsiz güne başlamamak demek...
Onun için, bizim oralarda hâlâ her aile gurur ile ‘Selahattin’ ismini verir evlatlarına.
Düğünlerimizde damadın evinde üç gün üç gece ay yıldızlı bayrak dalgalanır. Hacca gidenlerin kapısında yeşil renkle birlikte, hilal ve ay vardır.
Sünnet olan çocuğa dua ile birlikte ay yıldızlı bayrak taşıtılır.
Bizim oralarda…
Gelin olan Kürt kızın çeyizinde, ‘Kuran-ı Kerim’ ve bayrak olamazsa olmazdır. Ve bunlar, özel olarak taşınır her zaman.
O yüzden diyorum ki; “Hey kargaşa çıkaranlar, kardeşi kardeşe kırdıranlar, sizler gerçek değilsiniz...”
Dışarıdan memur olarak gelenleri ailemiz gibi korunurdu bizim oralarda.
Küçük kızlarla kan kardeşi olurduk. Kan kardeşlerin dokunmazlıkları vardı. Suçlarını üzerimize alacak kadar bağlı idik. O kızlarla aynı toprakların kokusunu içimize sindirdik.
O yüzden diyorum ki; “Hey kargaşa çıkaranlar, kardeşi kardeşe kırdıranlar, sizler gerçek değilsiniz... Ve bunları anlamazsınız.”
Bizim bu kardeşliğimiz ezeldendir. Sıfır noktasına inilse de bu ayrımı kimse bulamaz.
Çünkü birleştiğimiz nokta dünyanın en onurlu noktası İslam’la başladı. Biz bu noktada tüm inananları kardeş bildik. En çok da Efendimizi sevdik. "Arap’ın Arap olmayandan hiç bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvadadır" mesajı her birimizin aklına kazınmış çıkmıyordu.
Eğer bana bir ırk seçmemi isteselerdi, kesinlikle efendimizin ırkını seçerdim. Ama buna bile Efendimiz gerek duymuyor.
"Düşünmemiz gerekmiyor, biz kendimizi nerede kaybettik? Kaybettiğimiz noktaya gidelim ve orada kendimizi bulalım..."
Kardeş kavgalarının dışarıda duyulması evdeki bereketi yok eder. Varlığım "müminler ancak kardeştir" diyenlerin varlığına armağan olsun…
Antepli Kürt kızı
MEDİNE DOĞAN
Bu yazı 8sutun.com ve cemaat.com'da eşzamanlı olarak yayınlanmıştır.
Yorumlar
Eski duyarlılıkları aramak
Per, 25/10/2007 - 19:41 — Serdar AkdağEski duyarlılıklar içtenlikle dillendirilmiş. Şimdiki durum bir yanılsama mı bilmiyorum ancak “Asıl, yazıda dillendirilen insanlar gerçek miydi, gerçekten yaşamışlar mıydı?” diye düşünmeden de edemiyor insan. Politika, sekülerizmi etnik kargaşa yaratarak da empoze edebiliyor. İçinde bulunduğumuz süreç kaskatı bir gerçeklik olarak önümüze bu yanıyla da duvar örüyor maalesef.Üzerinden fazla zaman geçmiş olmamasına rağmen ülkelerinden çıkarılan babaları, oğulları, anneleri, kızları, kız ve erkek kardeşleriyle birlikte daha birçok şeylerini teslim ettikleri toplumun ali cenap tavrına, “Onlara içimizden bir kediyi bile teslim etmeyiz.” diyenlerin iğrendirici yüzlerinin insan olmak adına gerçek olmamasını kim yeğlemez ki?
Bu yazının dokusuna politik bir bakışla zarar vermek uygun değil. Zaten şovenizm bu tarz kaos zamanlarında iyice palazlanıp sevimsizliğini yeterince belirginleştiriyor.Kökenlerimiz ve kimliklerimiz, aynı coğrafyanın, aynı dinin, benzer kültürün iç içe geçirdiği kaderlerimizi iyi veya kötü, her iki muhtemel yoldan birine sokmada zorunlu kılıyor. Galiba sınanma da burada devreye giriyor. Allah yardımcımız olsun.
Damarın içinden nabız tutmak
Per, 25/10/2007 - 20:45 — Sakine AkçaMedine kardeşim. Ne kadar samimi olmuş yazınız. Doğrusu hayran kaldım. Hele kürt kardeşlerimle beraber talebe evlerinde çorba kaşıklamış biri olarak. Aynı nabız bende de atıyor . Hemde nasıl. Malatyada bir kürt kızı var ki ben onu kızım gibi severim daim. Beni unutmaz ve arar. Sorar halimi:"nasılsın aney?"der. Kürtlerde müthiş bir vefa duygusu vardır. Bilemiyorum belki benim arkadaşlarım öyle idi.
Şimdi artık herkesin malumudur ki olup bitenlerle o kişilerin uzaktan yakından alakası yoktur. Ve gerçek olanla sahte olanı ayırt etmek artık daha bir açıktır. Geceniz hayr olsun. Allah yar ve yardımcımız olsun.
işte bu...
Per, 25/10/2007 - 22:10 — merve çolpanancak bu kadar güzel ifade edilebilir aslında kürtlerle türklerin bir problemi olmadığı....uzun zamandır okuduğum en güzel ifade ve en yalın anlatım kardeşliğimizi, belki de yeri gelir omuz omuza savaşırız denildiği gibi aynı çorbadan kaşıklarız...bizi bize düşürenlerin utanması duamız....
çok teşekkürler çok etkilendim doğrusu...
türk sorunu...
Cum, 26/10/2007 - 03:11 — MustafaNazif (doğrulanmadı)"Yağmur Oğlum!
Bugün tam bir buçuk yaşındasın. Vasiyetnameyi bitirdim, kapatıyorum. Sana bir resmimi yadigâr olarak bırakıyorum. Öğütlerimi tut, iyi bir Türk ol.
Komünizm bize düşman bir meslektir. Bunu iyi belle. Yahudiler bütün milletlerin gizli düşmanıdır. Ruslar, Çinliler, Acemler, Yunanlılar tarihi düşmanlarımızdır.
Bulgarlar, Almanlar, İtalyanlar, İngilizler, Fransızlar, Araplar, Sırplar, Hırvatlar, İspanyollar, Portekizliler, Romenler yeni düşmanlarımızdır.
Japonlar, Afganlılar ve Amerikalılar yarınki düşmanlarımızdır. Ermeniler, Kürtler, Çerkezler, Abazalar, Boşnaklar, Arnavutlar, Pomaklar, Lazlar, Lezgiler, Gürcüler, Çeçenler içerideki düşmanlarımızdır.
Bu kadar düşmanla çarpışmak için iyi hazırlanmalı. Tanrı Yardımcın olsun !”
hayatımın bir kısmı doğuda geçti. belki en çok türk insanını o zaman sevdim. geçtiğimiz hafta içerisinde metroda bir yaşlı amca'ya yer verdim. oturmak istemedi, zorla oturttum. sen oturmazsan ben yerimde rahat oturamam dedim. kalktım, o oturdu. "oğlum, bizim oralarda bu tip şeyler yok; çok duygulandım allah senden razı olsun" dedi. amca nerelisin dedim; malatyalıyım dedi. "amca, ne diyorsun sen; esas insanlık orada" dedim.
malatya'da, şehre inişimin ikinici gününde, herhangi bir berbere traş olmaya girmiştim. dışarıdan, fırından gelme bir güveç geldi öğle yemeği için. berber makası bıraktı. hadi kalk, yemek yiyeceğiz dedi. hiç tanımıyordu oysa beni. ben teşekkür ederek kibarca geri çevirdim teklifini. o arada dükkanda bulunan yaşlı bir amca ayağa kalktı, elimden tuttu. oğlum sen bilmez misin, çağrılan yere gitmemek ayıptır. haydi gel yemek yiyelim. dedi... yemeğimizi yedik, üstüne çayımızı içtik üstelik bir demlik çay!... üstüne tatlı söylendi, tatlımızı da yedik. ve bu da yetmedi akşam yemeğine dahi davet edildim.
seviyorum doğu insanını. evet, büyük şehirlerde, kendilerini büyüdükçe küçülen hülyalarında kaybeden insanları gördükçe belki oraları daha fazla özlüyorum. yukarıda bir alıntı yaptım, hüseyin nihal atsız'ın, oğlu yağmur atsız'a vasiyetidir. Kürt milliyetçiliği gibi, türk milliyetçiliğii de bu ülkenin en büyük sorunlarından birisidir. Kürt sorunu sürekli dile getirilirken, Türk sorunu nedense hiç dile getirilmiyor ve bu ülke insanları yıllardan beri birbirine düşman tezek nesiller olarak yetiştiriliyor. konunun özünde yine hak'tan, kur'andanve peygamberin sünnetinden uzaklaşmamak yatıyor. bu dünya hayatını ne yazık ki, ya kavgalarla, ya sürtüşmelerle ya da nefretle geçiriyoruz. ah bir de "kardeşliği", "insan olmayı" ve "sevmeyi" öğretebilsek...
duyuyor musun bilmiyorum ama; sana seslenmek istiyorum atsız;
ben mustafa nazif yani hiç tanımadan en baştan düşman ilan ettiğin kişi; "insanım"...
... ve böyle bilinmek isterim.
Ben bir Laz'ım
Cum, 26/10/2007 - 10:05 — M.Sıddık ÖzgeerHatta ondan bile emin değilim.
Atalarımızın Midilli'den göçtüğü söylendiğine göre,lazlığım
sadece yörede yaşamak ve dil öğrenmekten ibaret de olabilir.
Hiçbir şeyi ben seçmedim.
Ne göçtüğümüz yeri ne konakladığımız yeri.
Ne dillerimi.
Malum tabii olarak iki lisan konuşabiliyorum ya.
Oysa mesela arapçayı öğrenmeyi istedim ve bir miktar çabaladım akim kalsa da.
Hiçbir ırktan olmayı istemezdim.
Doğuştan üstünlük,kimseye tanınmış bir imtiyaz değil.Sırf kanı sebebiyle.
Yok böyle bir " fırsat eşitsizliği."
İçinde doğduğunuz mekan belki talihsizliğiniz olabiliyor elbet.
Doğu illerimiz gibi.Ancak bu kürt olmakla ilgili değil orda olmakla ilgili.
Kastamonuda bir köyde de, Afyonda bir köyde de doğanlar aynı yokluk /yoksulluk/
kuraklık /cahillik içine doğuyorlar.
Doğduktan sonra dışkı yedirilmemek de onların ayrıcalığı tabii ayrı mevzu.
Aslında mevzu derin ,uzun bir hikaye bu.Halen yazılmaya devam eden.
İnşallah finalde başa rücü eder de kahramanlar,
bir tarağın dişleri gibi eşit,özgür,kardeşçe bir hayatı inşa edebilirler.
Kardeş kavgaları tarihe sadece kara lekeler bırakıyor.Kabilden beri.
Antepli kürt kızına,Artvinli laz uşağından sevgiler dualar saygılar.
Rabbimiz gönüllerimize inşirah versin sekinet ve vekarını indirsin üzerimize,sabır yağdırsın.
Ve bir ateş çukurunun kıyısından kardeşler olarak dönenlerin kervanına dahil etsin.*
*Keşke herşey dilek ve temmilerle olabilseydi,diyen içseslere fazla bir cevabım yok.
Sadece çevrede estirilen kürt düşmanlığı rüzgarına kapılmamak hatta set oluşturmak,
kardeşlik şiarlarını yükseltmek ve bu yöndeki tüm çabalara destek vermek gereğini ve kalbimle kalıbımla bu yolda olduğumu ifade edebiliyorum.
kürdün deniz görmüşü: laz
Cum, 26/10/2007 - 10:24 — Yunus EmreM.Sıddık Özgeer bey, laz olmanız hiç bir şeyi değiştirmez. zaten bunu sonradan da ifade etmişsiniz.
eğer etmemiş olsaydınız size, "bizim orda /malatya, pötürge/ lazlara kürdün deniz görmüşü diyorlar" diyecektim :)
dilek ve temenniler her zaman istendiği gibi olmuyor. kardeşlik damarı adı altında cinayetler işleniyor bu ülkede. ve sorun ta nerelere dayanıyor...
yine bir alevlendirme çabası gözüme çarpıyor. biz o zaman da bu zaman da duruşumuzla provake etmek isteyenlere fırsat vermemeliyiz/vermemeliydik... Kürt sorununa Müslümanca /insanca/ düşünen forumlar/tebliğler yapıldı bir zamanlar. ve aydınlarımız, hatta ulema-aydınlarımızın bir kısmı içerde yattı. sırf olaya çözüm getirdiği için...
yani sorun çok büyük, çok derin... ama ne kadar büyük olabilir ki?... Medine dönemindeki Evs ve Hazreç kabileleri arasındaki fitne savaşları kadar büyük olabilir mi?... Belki de oralara kadar getirilmek isteniyor...
"Kürt düşmanlığı" kavramı kullanılmaya başlandı yine. 11 Eylül zamanındaki "müslüman terörist" kavramının çıkarıldığı gibi...
umarım yine geçmişe dönmeyiz, yine aynı hataları, yanlış tavırları tekrarlamayız...
selamlar/sevgiler
ulvî ukdenin câm nedâmeti
-- http://tenkafesi.com --
Kardeşiz biz!
Cum, 26/10/2007 - 11:59 — seyhan sevinçMedine Hanım ne güzel ifade etmişsiniz.
Yazınızda yan yana duran her kelimeniz, her kelimenizde de her harf kardeş gibi duruyor.
Kardeşliği resmetmişsiniz kelimelerinizle...
Siz gerçek bir Kürt kızısınız.
Nerden mi biliyorum?
Çünkü tıpkı annem gibisiniz, kızkardeşim gibisiniz. Onlar size, siz de onlara benziyorsunuz.
Ne mutlu bana, size ve müslüman olan herkese... Ne mutlu bize ki o Selahattin'i heppimiz aynı nedenle seviyoruz. Bundan bir süre önce Mescid-i Aksa'da namaz kılarken Filistinli bir kardeşime Kürt olduğumu söylediğimde "Selahattin" demişti.
Ben onu bana, "Kardeşim benim!" demiş gibi algılamıştım.
Öyleydi de zaten... Sonra Mescid-i Aksa'dan çıkarken mescidi çevreleyen duvarları Osmanlı'nın yaptırdığını söylemişti. Bu kez ikimiz aynı şeye, aynı yakınlıkla teveccüh göstermiştik. "Türkler iyidir. Onların İslam'a çok hizmetleri dokundu" demişti de, yaşadığım sevinci ifade edecek kelime bulmakta güçlük çekmiştim. Selahattin için söylenenlere sevinirken Kürt bir Müslümandım, Türkler için söylenen güzel kelimelere sevinirken de Müslüman bir Kürttüm. Her iki ben, bütünüyle ben'dim. Ve biliyordum ki, Allah her iki benimden de razıdır.
Bizim Selahattin'imiz var, onların Yasin'i, başkasının Musavisi, bir diğerinin Şeriatisi, birinin Fatihi... Bizim Selahattin'inimiz onların, onların Şeriati'si bizim, Fatih'i, Musavi'si, Yasin'i heppimizindir.
Biz aynı ağacın farklı birer dallarıyız. Heppimizin bağlı olduğu bir gövde, o gövdenin üzerinde yükseldiği bir kök ve o kökün beslendiği bir toprak vardır. Birbirimize gövdeden bağlıyız, kardeşiz yani... Kökümüz bir, Müslüman'ız. Ve bizi besleyen toprak aynı İslam'dır.
İster miydiniz hiç dalları olmayan bir ağaç olsaydık? O zaman bir anlamımız olur muydu? O topraktan güç alan o kökün, o kökün üzerinde büyüyen o gövdenin bir anlamı olur muydu o zaman?
Ne mutlu bize ki birimiz Kürdüz, birimiz Türk, diğerimiz Arap, bir diğeri Acem, biri Laz, Çerkez, Boşnak...
Aynı ağacın dallarıyız biz... Bize bir şey olursa önce size birşey olur. Size bir şey olursa heppimize olur.
Kenetlenme zamanıdır.
Bizi koparmak, budamak, bir kütüğe dönüştürmek istiyor bazı kalaslar. Buna asla izin vermeyeceğiz.
...
Sakine Hanım'ı okurken yazdığı bir şey dikkatimi çekti. Kendi Kürt arkadaşlarının vefalı olduğunu söylüyor.
İçiniz rahat olsun Sakine Hanım. Emin olun içimizde İslam'ını koruyanların tümü vefalıdır.
Yaşasın kardeşlik!
Medine Hanım'dan Allah razı olsun!
yorumsuz yorum
Cum, 26/10/2007 - 23:46 — Ayşegül Gençmedine abla hatırlıyor musun? şu yazıya yaptığım yorumdan sonra tanışmıştık seninle... o yorumu aynen yorumsuz:) alıyorum buraya;
gülcemal teyzenin anısına
Öncelikle bu kardeşimin “güneydoğulu çocukların kuran öğrenme resmi” beni çok geriye çocukluğuma götürdü…
Ben çocukluğumun birazını doğuda bir kısmını da güneydoğuda geçirdim…ama doğu daha özeldir benim için;
Koskocaman bir bahçemiz vardı.. o kadar çok çocuk vardı ki etrafımda ve oyun oynamak o kadar serbestti ki anlatamam… toprağı temiz, suyu taze içimlik, havası mis, arkadaş bol…
Boynumuza asıp Kuranıkerim çantalarımızı sıralanırdık hocamızın karşısına…. Benim çıkaramadığım sesleri şive yakınlığından dolayı o çocuklar bir çırpıda çıkarırdı…beraberdik… aklımız ayrı-gayrılık hiç gelmezdi..
Bir tane “gülcemal” teyze vardı; “ana kurban olsun sana” diye konuşur 10 yaşındaki ben’i ayakta karşılar başköşeye oturturdu(tüm çocuklara böyleydi). Gülmek için çaba harcamasına gerek yoktu sürekli gülümser şekilde yaratmıştı onu Allah.. sonra Erzurumlu yan komşumuzun 5 tane çocuğu vardı dördü kız; ne evcilikler oynardık gerçekmişçesine… çamuru bile temizdi bahçemizin, otu çöpü yağmur kokardı(sonbaharda kavak yaprakları yere dökülür sonra yağmur onları ıslatırdı ve o koku…. Tarif edemem..)
Evet her taraf kavak ağacıyla doluydu.. üstünde çiçek gibi dururdu karga yuvaları… sokak lambaları olmadığı için babamın kadim dostuna , keledoş yemeye giderken;el lambası alırdık yanımıza… gece karanlığında lambayı ağaçlara tutunca babam; kuşlar ciyak ciyak kaçışırdı, bizim eğlencemiz, gece hayatımızda buydu o zamanlar… bol bol elektrik kesilirdi ve bizde bol bol hikaye dinlerdik annemizden(bazen elektrik kesilse diye dua ederdim).. mumun kokusu sinerdi kireç badanalı odamıza ve annemin yüzünde titrerdi ışık…. Kışın o kadar kar yağardı ki sabah olunca her yer bembeyaz olurdu, biz okula gitmeden önce babam elinde kürekle tünel açardı ve ben her adım başı kayıp düşerdim.. okula gidene kadar gözlük camlarım buz tutardı… soğuğu şiddetliydi ama hasta etmezdi…
Benim çocukluğum çok güzel geçti… doğu Anadolu ve Ağrı her zaman özel benim için tıpkı “gülcemal” teyzem gibi…
Hülasa…
Sadece önyargı koparıyor Mehmet kardeşim bizim aramızdaki bağları… karşılıklı önyargılar… babam ve arkadaşı arasında kurulan dostluk köprüsünü, benim ve gülcemal teyze arasındaki şefkat bağını, ve doğu-batı illerimizi ümmet zinciriyle sımsıkı sarmış veliler,evliyalar, muhterem zatların dualarını öyle kimse bir çırpıda silemeyecek… uğraşacak ve fakat silemeyecek…
yeter ki sen de bende amentü diyelim ve dosdoğru olalım…
"eddai"
bir Kürt delikanlısı: Karayılan
Cts, 27/10/2007 - 00:09 — ismail kılıçarslanGaziantep savunmasının kilit ismidir "Karayılan." Kürt oğlu Kürttür. Çetesinde Türkler, Kürtler, Araplar, hatta vatansever Ermenilerle "gavur"a kurşun sıkmıştır.
Var olasın Medine abla. Bu "faşist akıl tutulması" günlerinde unuttuğumuz "kardeşliği" ısrarla hatırlattığın için.
Din Kardeşleri
Paz, 28/10/2007 - 23:37 — melih salihÇok güzel ifade etmişsiniz kardeşim duygularınızı.Ben de bilirim hem doğuyu,hem de güneydoğuyu,esasen insanlarını.
80li yıllarda Mardinde,Batmanda geçti çocukluğumun üç yılı,sonrasında görev icabı 2000li yıllarda Bitlisi de görmek nasibimizde imiş.Hiç pişman olmadım oralarda olduğum için.Bilakis,zenginlik kattı hayatıma orada yaşadıklarım. İnsanlığı,öylesine söylemiyorum,gerçekten insanlığı gördüm oralarda."Sen gurbettesin" diyerek bayramda büyüklerin benim evime teşrif etmeleri buna en büyük örnek olmaz mı?
Çok güzel günlerim geçti oralarda,hala görüşüyorum eşle dostla.Hayır dualarında hala yeraldığımı biliyorum ve ben de onları unutmuyorum.
Bizler birbirinden ayrı iki toplum değiliz asla,kabul etmiyorum.Bizler ancak ve ancak DİN KARDEŞİYİZ.
...vesselam...
Bu dünyada varsa
Pzt, 29/10/2007 - 00:26 — Alperen YasinBu dünyada varsa herkesin bir yeri,
Bende bütün dünya benimdir derim...
Esas gerçek: Gerçekler uğruna kardeşleşebilmektir...