renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Süleymaniye'de Bayram Sabahı

“Artarak gönlümün aydınlığı her saniyede,
Bir mehabetli sabah oldu Süleymaniye’de.”

Süleymaniye’de bayram namazı deyince aklımıza hep Yahya Kemal’in bu mısraları gelir. Biz de öyle yapıp adeti bozmadık. Yazımıza Yahya Kemal’in mısralarıyla başladık. Onla da devam edelim:

“Kimi gökten,kimi yerden üşüşüp her kapıya,
Giriyor, birbiri ardınca ilahi yapıya.

Tanrı’nın mabedi her bir tarafından doluyor,
Bu saatlerde Süleymaniye tarih oluyor.”

İşte böyle bir sabahı saatler önce yaşadık, hep beraber. Aynı coşkuya bir kez daha şahitlik ettik. Dostlarımızla, büyüklerimizle, küçüklerimizle, gökten inenlerle…

Bir ve beraber olmanın en güzel numunesini yaşadık. Öyle ki sevincimize sadece yerdekiler değil, göktekilerde ortak olmuşlardı. Tek bir ağızdan ilahi bir musikiyi eğitimli bir koro gibi ahenkle söylemek… İnsan içindeki Allah aşkını ve bayram iştiyakını zirveye çıkaran bir şevkti. Bu şevki yaşamak ancak üstün insanların davetlisi olduğu Ramazan'ın ve orucun bir serencamı değildi de neydi? Bu sebepten Yüce Rabbimiz'e çokça teşekkür ettik, bizi kendi katında geçerli olan dine mensup kıldığı için. Müminlerin cem yeri olan camilerin en müstesnalarından Süleymaniye Camii’nde bir bayram namazı daha kılmayı nasip ettiği için…

Tabi çok bayram olduğu gibi bu bayramda da sevinç ve coşkumuza gölge düşüren İslam Coğrafyalarını hatırladıkça içimizin bir yerleri acıdı. Ama öyle ki bayram tabiatı gereği bayramdı. Acı da olsa içinde, bayram, bayramdı. Belki de bayramın en eksiksiz tanımı buydu işte: Bayram, bayramdır.

Verilen tüm şehitlerde bayramın içinde bir zafer müjdesidir. Bunu da gördük Süleymaniye’de bir bayram namazında. Ülkemizin ve tüm İslam aleminin fahri temsilcileri gibi tüm Müslümanlar oradaydı. Hep bir ağızdan Allah’ın diliyle konuşmanın imtiyazını ve rahatlığını yaşadık: Selamün Aleyküm, Aleyküm Selam…

Sonra bayramlaşma… Tanıdık, tanımadık… Bayramlaşa bildiğimiz herkesle. Sonra bayram çayları. Bayram muhabbetleri. Şekerin bayramı değil, bayramın şekeri…

Şimdi düşünüyorum da nasıl bir histir,bayramsız yaşamak… Ya da bayramsızlaşmak ne kadar eksik bir hal-i vaziyettir? Sabahın en bakir zamanında o ulvi havayı teneffüs etmeden yaşamış olmak acaba ne kadar “yaşamış olmak”tır. Bunları düşünürken şunları da söylemeden edemeyeceğim: İçi boşaltılmaya çalışılan bir bayram ne kadar bize göredir. Yoksa birileri bayramlarımızı muhtevasından sıyırmaya mı çalışıyor? Bayram deyince aklımıza artık sadece resmi tatil mi geliyor?

İşte böyledir acizane şahsımın bayram izlenimleri ey okuyucu kardeş! Hislendim işte, mutluyum. Bunu da aşikar kılayım. Garip duygular sarıp sarmaladı beni. Uzun zaman olmuş babamın annemin ellerine dokunup, yüzlerini öpmeyeli… Yine çok uzun zaman olmuş kapı komşumun evimizi ziyaret etmeyişi. Ya da o, bayramdan evvel öğrenci adamsız deyip elimize zarf içinde sıkıştırılan bayram harçlıkları, fitreler…İşte bütün bunlar. Daha ne olsun.

Bitirelim, ne ile? Başladığımız şiir ile:

“Doludur gönlüm ışıklarla bu bayram sabahı.”

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Müslüman ve Bayram

Hazreti Peygamber Mekke'den Medine'ye hicret ettiği zaman, Medine halkının İran kültüründen etkilenerek kutladıkları iki bayram olduğunu gördü. Ve bu bayramların muhtevası Hz.Peygamber'in hoşuna gitmedi. Onların yerine Ramazan ayının sonunu ve hac ibadetinin sonunu Müslümanlar'a bayram ilan etti. O güne dek bilhassa muhacirler bayram nedir bilmiyordu. Çünkü bayrama ayırabilecek vakitleri yoktu. Bütün zamanları mücadele ve direniş içinde geçiyordu. Rahatları yoktu. Mekke müşriklerinin baskısı onlara bayram yapabilecek rahatı vermedi. Çünkü o zamanlar Müslüman olmanın manası işkence görmek, horlanmak ve itilip kakılmaktı. Ama ne vakit hicret geldi, Müslümanlar bayram coşkusunu ilk o zaman tattı. Ve o günden bugüne dek Müslümanlar, birlik ve beraberliklerini perçinleyici yegâne unsurlardan biri olan bayramı kutlayageliyor.

Bayramlar, kendisinin ışığı etrafından toplanıp kendisini kutlayan kişiler tarafından en sevinçli günler olarak kabul edilir. Ama değinilmesi gereken en önemli husus, bayramın hak edilip hak edilmediğidir. Müslümanlar şunu anlamalı ki; bu ve öteki dünyadaki en mühim sır, "ektiğini biçmek" olarak deyimlendirilen "tohum-bahçıvan" ilişkisidir. Eğer bahçıvan tohumu ekipte ona hayatiyeti açısından gereken özeni ve azmi göstermezse, verimli bir mahsül yerine verimsiz bir kapsül alacağı sened icap ettirmeyen dogmatik bir neticedir. Bu, Müslüman hayatının da değişkenlik göstermeyen nadir dinamiklerinden biridir. Peki bir Müslüman nasıl hak edecek bayramı?

Ramazan ayı Allah-u Teâla tarafından altı çizili ve puntolu olarak diğer aylardan ayrı bir noktaya yerleştirilmiştir. Nitekim Müslüman hayatının inşasında ve hayati dinamizminde kılavuz olan yegane kitab olan Kitab-ü Mübin'i bu ayda yeryüzüne indirerek, bunu delillendirmiştir. Ve ayrıca bin aydan daha hayırlı olduğunu aynı kitapta bildirerek, bizi müthiş bir yöne celbetmiştir. Ve Hz.Peygamber de bu ayın sonunu bayram ilan etmiştir. Bize düşen tek görev, bu ayı müthiş bir kesafet ile değerlendirmektir. Zekatında, orucunda, gece ve gündüz ibadetlerinde, sosyal geçimlerinde, ve hayatının geriye kalan tüm raddelerinde kendi payına düşeni yapan bir Müslüman, bayramı hak edecek insan prototipidir. Bir numunedir. Bunları uygulamayan bir insan bayram yapabilir. Ama bunun içeriği, kavram bazda her gün bayram kutlayan kişi imajından farklı değildir.

Dünyanın çeşitli yerlerinde zulüm gören ve esarete tâbi tutulan Müslüman halk, bayramı kutlayamıyor. Çünkü onlar, bir yoksulluk, bir çaresizlik hallerindeler ve iradeleriyle yaşayışları başkalarınca kontrol edilmekte. Peki tek esir olan onlar mıdır? Tek bayram kutlayamayan? Kesinlikle değildir. İradesini şeytana ve açılımlarına (para, kadın, rehavet) veren Müslümanlar da aynı statüdelerdir bâtınen. İbadetlerini eksik ve yaka-paça ifâ eden, kendine düşen zekatı vermeyen, sosyal hayatta küskünlük, kavga gibi menfi hareketler sergileyen insanlar da bir şekilde şeytana esir olmuştur. Ve bayramı kutlayamazlar. Kutlasalar bile tadına erişemezler. Çünkü bayram bir hissiyat olayıdır fikriyat değil.

Saygılarımla.

"Cinayete tarafsız kalmak katilin tarafını tutmaktır."
/No Man's Land/

çok uzun sürüyor ya artık bu bayramlar, kısaltalım...

Bir elimizde mendil diğer elimizde bir sürahi su, bayramı yolcu ettik Haydarpaşadan. Seni uçakla, otobüsle yollayalım dedik ama kabul etmedi, ben alışığım dedi bu türden gidişlere, bizede eyvallah demek düştü.

Haydarpaşada sürahinin ne işi var ya! Neyse,

Cuma vakti Süleymaniye: Nerede bu şehrin insanları!

Bayram günü Cuma namazını Süleymaniye'de kılanlar varsa farkedecektir; her şey gittikçe silikleşmeye doğru evrilmiş durumda. Cuma vakti ve Süleymaniyenin en kalabalık olması gerektiği saatte çok sakin ve tenha bir Süleymaniye. Nerede bu şehrin insanları!
Süleymaniye'de Bayram Sabahı, her şey kaybolmuş: Yahya Kemal'in şiirindeki coşku da...