renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Tanrısını Arayan Genç Yaşamlar!

Bizler ne kadar çabalarsak çabalayalım bizden sonrakiler üzerinde çok fazla bir şeyler yapamayacak hissi bende hakim olmaya başladı. Her halde keser döner sap döner gerçeği bize de geldi çattı. Gençlik ve hatta çocuk yaştaki insanlarımıza baktığımız da öncesinde tahmin edemediğimiz davranış biçimleri, giyim kuşam şekilleri, müzik zevkleri ile karşımıza beliriveren garip bir gençlik var. Bu gençliğin belden aşağısı tutmuyor. Video kliplerdeki şarkıcılar ve oynak mankenlerle birlikte son zamanlardaki dans yarışmalarından olsa gerek dinamik gençlik tahmin edemediğimiz – en azından benim- bir akışa doğru son hız gidiyor.

Aslında bizlerde gençliğimizde aynı davranışları sergiledik. Bizlere ekmek, aş ve eğitim veren insanların dediklerinin bir çoğunu zamanında yerine getirmedik. Nasıl ki şimdiki gençlerin hayalini bizler süslemiyorsak geçmişte de bizlerin hayallerini, her gün mecburiyetten yanında olduklarımız süslemedi. Bu insanların yaşam şekilleri bizi hiç ilgilendirmedi bile...bunun nedenini şimdi bile anlamış değilim; neden bizden öncekiler bize model olamadı ve sonrakilere bizler de model olamıyoruz...?

Bunun genç olmakla pek bir ilgisinin olduğunu düşünmüyorum. Dinamik olmanın, değişimin gençlik ateşi ile ilgisi var tabi. Ama gençliği kıskacına alan ve bizlerden farklı düşünmesine yol açan etkenleri ki bizim de içinde bulunduğumuz bir gerçeklikte aramamız gerekiyor...

Televizyonun tek kanal olduğu dönemlerde izlediğim bir Amerikan filmindeki sahne aslında insanlık olarak içine düştüğümüz ruh halinin en iyi anlatıcısı olduğu için burada aktarmak istiyorum.

Film bir Amerikan rockçının hayatını anlatıyordu. Filmin kahramanı Amerikanın en çok dinlenen şarkıcılarındandır. Yapmış olduğu şarkıları ve sesi ile bütün ülkeyi hatta dünyayı etkiler. Yüz binlerce insan konserlerinde toplanır. Şöhretin getirdiği sıkıntıdan uyuşturucu ve alkol bağımlısı olur vs...

Filmde sözünü edeceğim sahneye gelince; on binlerce insan sanatçının şarkılarını dinlemek için gelmiştir. Meydan da herkes onun ismini haykırmaktadır. Ama kahramanımız sahnenin gerisin de amiyane tabirle kafayı çeker yani demlenir. Menajeri konsere çıkmasını ister ve dışarıdaki insanların seslerini dinletir. Kahramanımızın ise umurunda bile değildir ve menajerine kitleleri göstererek derki; sen bu insanların beni dinlemeye ve görmeye geldiklerini mi zannediyorsun...bu yığınlar tanrıyı arıyor...

Aslında meselenin özü filmdeki gibi... İnsanlar inanmak ve özdeşleşmek istiyor... Objesinin ne olduğu o kadar da önemli değil. İnsanı varlığıyla aşağılayan ve kendisini aşağılayana ulaşamaması bunun için yeterli. Umutlarını kim ne şekilde süslüyorsa, hızla O olmak istiyor... ruhundaki boşluğu umut ettiği şeye taparak ve yolunda ölerek var olmak istiyor.

Aslında gençlerin kendilerine verilenle bu şekilde davrandıklarını düşünürsek gariplik denen şeyi ki kabul ediyorsak daha iyi anlayabiliriz.

Modern akıl içe kapanık insan tipini psikolojik bir rahatsızlık olarak görür. Yaşamın adının başarı konması ve dur durak bilmeyen çalışma temposu, boş vakitlerde kendi üzerine düşünememe, içinden çıkamayacağımız saçmalıklara düşeceğimiz korkusuyla boşluklarımızla yüzleşemememiz...vs. Bizden sonrakilere karşı sorumsuzluklara iterken, genç insanlarımızı günü birlik hay huylara kaptırmış görmekte bizleri şaşırtmamalı sanırım.

Bebeklikten itibaren başlayan sosyalleşme süreci ve sonrasında gelen bitmek bilmeyen ödevler ve bunlara isyan edebilecek bir aklın saçma görünmesi, ister istemez gençleri kuralların dışında olsunda nasıl olursa olsun gibi bir yönelime iterken ruhların tatminsizliği, bizlere inat bizler gibi olmayanlara karşı duyulan ilgiyle gençlerin hayali olup çıkıveriyor.

Zamanın da aynı refleksi bizlerde gösterdik. Saçlarımızdan, giydiğimiz elbiselerin rengine varıncaya kadar kuşatılan bir yaşamın içinden özgür olmak ve iğrenerek çıkmanın adı; uygulanan baskılara inat her şeyi yapmaktı.

Sana seni vermeyen bir zihniyetin gönüllü savaşçısı olmayı kim heyecanlı ve güzel bulabilir ki...?

Bizler gibi şimdiki genç kuşağın yaşamı da bu şekilde akarsa onlarında kızacak hakları olmayacak bizim gibi... biraz düşünürlerse onların da tanrıları bizlerin ki gibi etten, kemikten bağırsakları pislik dolu olanlardan olacak...

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Philo Sophia Loren

''Salonda kız öğrenciler çoğunluktaydı;... Sual sorma hakkımı kullandım:
-Ev kadını mı, iş kadını mı olmak istiyorsunuz?
Cevap vermekte tereddüt ettiler. Ben de hemen kipi değiştirdim:
-Kızlarımız daha çok ev kadını mı, iş kadını mı olmayı istiyorlar?
Hepsi birden şu cevabı verdi:''Elbette iş kadını olmayı istiyorlar!''
....

''Anneleri gibi olmayı istemedikleri için iş kadını olmayı tercih ediyor olmasınlar?'' diyerek sual sormayı sürdürünce, hiç düşünmeksizin evet diye karşılık verdi gözleri; dillerinden ise belli belirsiz bir herhalde sözcüğü çıkıverdi.
-Kızlarımız anneleri gibi olmayı neden istemezler ki?
Bu soru(n) hakkında kimse konuşmaya istekli olmadı. Salondakilere bir vesileyle, Tanrı'nın varlığından hiç kuşkulanıp kuşkulanmadıklarını sordum; susarak(!) cevap verdiler. Dünyanın döndüğünden hiç kuşkulanmış olup olmadıklarını sorunca, bu sefer hayır demekten çekinmediler.
İmanın mahiyeti değişmişti. Kuşku metafizik alanda güçlenmiş, fizik alanda yokolmuştu anlaşılan.
-Peki annelerinize, annannelerinize Tanrı'nın varlığından hiç kuşkulanıp kuşkulanmadıklarını sorsak ne cevap verirler sizce?
Müsbet bir cevabın, annelerimiz ve annannelerimiz için mümkün olamayacağı hususunda ittifak vardı. Hatta biri''bizi sopayla kovarlar'' deyince bütün salon bastı kahkahayı.
-Dünyanın döndüğünden ya da gavurların aya çıktığından kuşkulanıp kuşkulanmadıklarını sorsanız onlara?
Cevap kesindi. Annelerimiz annannelerimiz muhakkak kuşkulandıklarını söyleyeceklerdi.
Hal böyleyken kızlarımız neden anneleri gibi olmayı istemiyorlar acaba?
Salona sessizlik çökmüştü: zira herkes yorulmuştu.''

Dücane Cündioğlu / PHILO SOPHIA LOREN / Gelenek Yay.

Kendini gerçekleştiremeyen

Kendini gerçekleştiremeyen bir çocuk ilerde kendi gibi olanların peşine takılıp giden bir genç olacaktır.

Benlğine saygı duyamayan,özgüvenini kazanamamış çocuk ilerde ya tamamen içine kapanık ya da aşırı isyankar bir genç olacaktır.

Sürekli kurallara uymak zorunda kalan,ancak kuralları koyanların da bunlara uymadığını gören çocuk ilerde hiçbir kurala uymayacak fakat kendinden sonrakilere de kurallar öğreterek bunlara uyulmasını bekleyen bir yetişkin olacaktır.
.
Allah'ı doğru öğrenemeyen,O'nun aşkını hiç hissetmeyen,asıl var oluşun ne demek olduğunu bilmeyen çocuk,ilerde kendi gibi etten kemikten tanrılarına tapacak ve var olamayı farklı şekillerde arayan zavallı bir birey haline gelecektir.

Selam ve dua ile.