renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

sanat

İkbal'de Sanat Teorisi

Muhammed İkbal

İkbal'e göre şiirin sahih hedefi, tüm sanat dallarında olduğu gibi insan hayatını zenginleştirmek ve güzelleştirmektir; ama şiir ya da herhangi bir sanat janrası bu hedefi kaybetmiştir, ona göre şiir ve sanat omuzlarına yüklenilen yüce vazifeyi icra etmede, istenileni yerine getirememiş ve sınıfta kalmıştır. Şayet sanat, hayatın tamlığına ve taşkınlığına katkıda bulunmuyorsa, ve insanın aklını karıştıran çeşitli problemleri çözmede, rehber olma vazifesinde başarısız kalıyorsa, bu sanat anlamsızdır. İkbal'e göre sanat, hayatın realitelerini kavramak için teşebbüste bulunan insanın çabalarını tasvir eder, ve ona göre büyük artistler, kendilerini kuşatan entellektüel oyuncakları, muaazam bir gayretle yalnızca insanlığın eğlenmesi için tedarik etmeye çalıştıkları halde anlaşılamazlar.

İslam Sanatına Doğru Küçük Bir Çaba

İslam Sanatı

1.
Çabam şunları kapsıyor: (a) Rönesans sonrası Batı görsel sanatının hangi felsefi eksende geliştiğini irdelemek, (b) bunu yaparken olası ve meşru bir İslam görsel sanatının ne gibi bir felsefi ilkeye dayalı olabileceğini ortaya koymak, (c) dolayısıyla gelecek görsel sanatının İslami-fıkhi meşruiyetini sorgulamak istiyorum.

2.
Bir kırılma noktası olarak Rönesans’tan yine bir kopuş olarak Picasso’ya giden Batı resim ve heykelinin en kapsamlı tahlili modernite ekseninde yapılabilir.

Nakş-ı Ber-âb

Ebru

Ruhumuzun derinliklerine adeta bir nakış gibi işlenen ve her defasında gönül bahçemizde bizi birbirinden güzel hülyâlara sevkeden geleneksel bir sanattır ebru. Kelime olarak ebru, “su yüzü, bulut, bulutumsu” gibi anlamlar taşır. Ortaya çıkan şekillerin buluta benzemesi sebebiyle ise bu sanata “Ebru” adı verilmiştir.

Eski bir kağıt süsleme sanatı olan ebru, aynı zamanda geçmişten günümüze bir çok muhterem şahsiyetin bu güzide sanat için göstermiş olduğu sabır ve emeği göz ardı etmediği bir sanat dalı olmuştur.

Müteşairler ve Şarkıcılar

Fikirsizliğin ve sorgusuzluğun en kolay yolu olan duygulara kendini kaptırmak, sevmenin ve terk etmenin dışında başka bir alternatif bırakmamak, Türk toplumundaki aşırı duygu kabarmasının bir sonucu. Sevmenin kendisinde ne kadar duygu varsa nefretinde kendisinde o kadar duygu vardır. Bu iki karşı duruş fetişist bir ayin gibi Türk insanını sarmış ve kölelerinden yakarışlar ister olmuştur. Duyguların ifade bulduğu her halde fikir kendini yok etmiş, düşünce ve aklın kendisi duygularla bencilleşerek ne olduğu tanımlanamayan yücelik putlarının içinde tapınıcı hale gelmiştir.

Yüreğimi Bastı Yağmur

Bu sabah;
İstila etmiş gökyüzünü
Gri bulutları şehrin.
Mavi düşlerim rehin.

Binalar daha bir çıplak
Evler daha bir soğuk sanki.
Esmer tüter bacalar
Kararmış umutlar gibi.
Yaşlı köpek ıslanmış sokakta
Sümüklü çocuklar camlarda
Dillerinde bir umut türküsü
'Yağ yağ yağmur, teknede çamur...'
Ürkek ürkek bakar durur
Titrek güvercinler damlarda.

ZATOICHI

Bilirim siz sinemayı sevmezsiniz ama ne yapayım birinin de yazması lazım bu konuda. Bahsedeceğim filmin ismi "ZATOICHI".

Zatoichi konusunun derini incelendiğinde Japon toplumunun Dünya savaşı öncesi yaşamı hakkında önemli ipuçları veren, o dışarıdan gördüğümüz geleneklerine bağlı, saygılı toplumun içinde de her yerde olduğu gibi çürük yumurtaların çokluğunu görme fırsatı veren bir film..

Kanayan Kalbimi Bana Geri Ver

Yok yok yok...Uykum bu gece de yok.

Neden acaba diyorum. Neden acaba?

Yaşam temposunun hızlı oluşu mu?

Geçmişle bitmeyen hesaplaşmalarım mı?

Geleceğe yönelik artan kaygılarım mı?

Vehimlerim mi?

Çektiğim çileler mi?

Bırak Dinlesin Bulutlar...

pixiportBakmadıktan sonra görmenin, bilemedikten sonra hisleri anlatmanın ne anlamı var?

Yüzümüzü yalayan mekanik seslerin tutsağı olmak, aklı başında insana sıkıntı ve elem vermiyorsa eğer, yaşamak olayının boyutlarını belirsiz hesaplarla uğraşarak yakalamaya, algılamaya ve anlamaya çalışmak aptallık yanlız benim için. Hüküm ne? Ateş olsam düştüğüm yeri yakacağım en fazla... Buna rağmen de olsa, değil mi ki ben yaptığım işte, düştüğüm yerde ateşimi geliştirmenin imkanını her zaman elimde tutuyorum.

Hadi Gel, Sonbahara Yürüyelim


Dallarından kanı çekilen ağaçların sesini duyabiliyorum, yavaş ve sessiz.

Şu ölmeye yatmış kuru yaprak; yalnız gibi, üzgün gibi, biten masallar gibi. Boş ve yalnız evler gibi, bomboş gibi, bomboş yollar gibi...

Yürümek için çok yolumuz var, yürünecekse tek bir yol, tıpkı her çıkmaz sokağın aslında tek bir çıkışı olduğu gibi.

İçeriği paylaş