edebiyat

Galip Dede'nin Ateşten Denizi : Bir Manzum Hüsn-ü Aşk Yorumu

‘’..Hey bu ne sitemdir Allah Allah
Hem ateşe yan hem etme eyvah…’’

Şeyh Galip Hüsn-ü aşk

Türk edebiyatında etkisi bakımından yüzyıllara köklü konuklukları olmuş ve haklarında şerh düşülmüş kimi önemli kitapların varlığını biliyoruz: Fususu’l Hikem, Mesnevi, Lücec-i Asrî Serh-i Kelâm-ı Mısrî ,Bostan, Gülistan ve Gülşen-i Râz, …(1) şerhleri gibi. Bu eserler sahip oldukları enginlikler ölçüsünde yüzyıllardır devam ede gelen bir şerh geleneğinin ana metinleri olmakla ödüllendirilmişler çoğunlukla. Kimileri ise modern Türkoloji’nin zengin çeviri/meal kaynağı olması hasebiyle değerlerini yitirmeden edebiyat klasikleri içerisinde yer alma bahtiyarlığına bile sahip olabilmişler.

Kategori:

Yazarın Okur Olarak Portresi

Okumak

‘Dostoyevski çağının en çok okuyan yazarlarındandı. Schiller’i, Balzac’ı kaç kere yeniden okumuştu.’ Onun, okumaya bu denli önem vermesi, salt ‘okuma zevki’nden değil, ‘sağlam’ bir okur olmadan, ‘sağlam’ bir yazar da olunamayacağını bilmesindendi. Ne de olsa, inkar edilemez bir gerçektir: zamanın edebiyat sahnesinden kolayca silemeyeceği, büyük yazarlar, öncelikle sabırlı ve disiplinli okurlardır.

Kategori:

Edebiyatımızda Hüzün

Edebiyatın birçok şeyle irtibatlı kılınması, okurlar için gayet doğaldır. Çünkü belki de kendimizi en rahat bulduğumuz, anlattığımız sakin liman orasıdır. Yani edebiyat. Ve tabii oraya en çok yakıştırılanlardan biri şüphesiz ‘hüzün’dür. Neden mi? “Hüzün ki en çok yakışandır bize” sözüyle bunu tasdik ettirir okuruna Hilmi Yavuz. Katılmamak elde mi? Hüzünlenmekten, kedere gel yanıma demekten, efkârı kendimize dost edinmekten garip bir zevk alıyoruz. Bu zevki bize tattırmak isteyen Mehmet Nuri Yardım’a teşekkür borçluyuz. “Edebiyatımızda Hüzün” adlı kitabıyla bu sahada takdiri hak edecek övgüye layıktır kendisi.

Kategori:

“Ne Acelen Var, Ağır Ol!”

Erişir menzil-i maksuduna âheste giden
Tiz-reftâr olanın pâyine dâmen dolaşır

Hatemî

“Yavaş ve teenni ile gidenler, ilerleyenler, sonunda maksat edindikleri yere ulaşırlar. Hızlı hareket edenin ise ayağına eteği dolaşır.”

Artık bu kabilden lafızlara ehemmiyet verilmediğini üzülerekten dile getirmek, şahsım adına üzüntüye boğup yandırdı beni. “Efendi, ne diyorsun sen?

Kategori:

Divan Edebiyatı'nda "Bülbül" Mazmunu (II)

Geceleri ve özellikle seher vakitleri huşu içinde Allah’ı (c.c) zikretmekte olan bülbülle aralarında bir aşk olduğuna dair dedikodular üretilen gül ise Mecnun’a Leyla’yı; pervaneye mumu gönderen ilahi yazgının bir cilvesidir. Bülbüle sorulsa gül bir bahanedir; lakin rengi ve şekliyle kızıl bir alev yalımına benzeyen gülü gördüğünde gözünü kırpmadan atılarak paye kazandığı o ateşi anımsayıp daha bir çılgına döndüğü anlatılıp durmuştur.

Divanlar bu gözle okunduğunda Mecnun veya Ferhad gibi bir aşk eri kabul edilen bülbülün biyografisi; doğumundan eğitimine, çocukluğundan cenaze merasimine kadar bütün ayrıntılarıyla tespit edilir.

Kategori:

Divan Edebiyatı'nda "Bülbül" Mazmunu (I)

Bülbül, kelime anlamı olarak aslen Farsça’dır. Arapça’da “andelip”, “hezar” olarak kullanılır. Çeşitli Türk şivelerinde “böberdek”, “bübürdek” “keleçek” “kujulak”, “ötlügen” şeklinde kullanılır. Divan-ı Lügatit Türk’te sanduvaç / sandavaç olarak yer almaktadır.
( Türk Edebiyatı Dergisi Kasım 2003: s.66)

Özellikle divan edebiyatı ve tasavvuf edebiyatında sıkça adı geçen bülbül mazmunu halk edebiyatında da yer alır. Fakat halk edebiyatında turna gibi bir rakibi vardır.

Kategori:

“Öldür ki Senin Elinle Olsun!”

“Ne suçu var diyü rahm itme öldür Ahmed’i gel
Ki senden ayru dirilmek yeter günâh bana”

Ahmed Paşa

İsteğin böylesine ne demeli? Can kurban desek, zaten canından geçmiş bir âşığın âhına ve inlemesine bunu okumakla şahit olmuyor muyuz? İster mübalağa diyelim, ister olur böyle şeyler diyelim; ama güzel söylemiş Ahmed Paşa.

Sevgiliye şöyle sesleniyor:
“Ne suçu var diye merhamet edip acıma! Gel de Ahmed’i öldür. Çünkü yeniden dirilmenin olduğu gün, senden ayrı dirilmek günah olarak yeter bana.”

Kategori:

Hikaye ve Piyeslerindeki Sezai Karakoç

Sezai Karakoç edebi yazılarında bir şair olarak öne çıkıyorsa da, diğer alanlarda verdiği eserler de başarılıdır. Ancak denebilir ki hikâye ve piyes olarak yayımladığı eserler sayıca çok değildir. Olabilir. Bunun nedenleri üzerinde durmuyorum. Ancak şiirden sonra, zamanını daha çok derdini anlattığı düşünce yazılarına ayırdığı besbelli… Yazdığı eserlerin büyük kısmında olduğu gibi, hikâye ve piyeslerinde de eserle birlikte bir düşünce telkin edilmektedir. Tebliğ değildir yazıları ancak ideolojik bir doyum taşırlar.

“Veli, kendi gönlünün istediğini değil, toplumun ihtiyacı olan hizmeti işleyen kişidir.” (1) Veliyi böyle tanımlayan yazar, bence aydın sorumluluğunu da tarif etmiş oluyor aynı zamanda. Demek ki bizim iyi bir silkinişe, esaslı bir dirilişe ihtiyacımız var. Derdi derdimizdir, bilelim…

Kategori:

Bir Milletin Destancısı, Bir Kuruluş Romancısı: M. Necati Sepetçioğlu

M.Necati SepetçioğluŞimdilerde kısa kesilmiş, jöleli amerikan traşlı saçlarıyla okul dışındaki meşgalelerine dershane, bilgisayar v.s gibi ek meşgaleler ekleyerek yorgun düşen genç kuşaklar,bir moda gibi kapıldıkları fantastik ve metalik okumalarından fırsat bulup M.Necati Sepetçioğlu’nu okuyorlar mı bilmem…

Eğer okuyanlar var ise; herhangi bir ön okuma düzeyi için oldukça ustaca tasarlanmış bir kurgu eşliğinde ağlayışı ‘Sarı Hoca’ tarafından pepezlenerek engellenen Türk boyunun gözbebeği ‘Alparslan’ın kaba kuvvetle açamadığı paslı ‘kilit’i ‘ Bismillah’ anahtarı ile nasılda açabildiğini görerek düşünmeye başlamışlar demektir.

Kategori:

Şiiri Kurtarmak

M. C. Escher - Birbirini Çizen Eller

Bundan yirmi yıl önce Türk sinemasında bir film oldukça meşhur olmuştu; “Asiye Nasıl Kurtulur?” Bu film ve özellikle filmin adı o kadar ilgi görmüştü ki işleri yolunda gitmeyenler için bu filmin adı bir özdeyiş olarak kullanılmaya bile başlanmıştı. Çünkü Asiye kurtulma mücadelesi verirken bin türlü zorluklardan geçmiş, tecavüzlere uğramış, kurtuluşa ulaşması o kadar da kolay olmamıştı.

Kategori: