renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

kitap

Yine de… Philip Mansel’in ‘Konstantiniyye’si

Gerek edebiyatımız ve gerekse tarihimiz hakkında, Batılı yazarlar tarafından yapılmış bazı özgün çalışmaları şaşırtıcı bir gerilimin eşiğinde karşılıyoruz çoğunlukla.

Bir yanda Oryantalist düşünceye karşı beslemiş olduğumuz epeyce masum önyargılarımızla, kimi zaman bilinçli kimi zamanda bilinçsiz bir biçimde ucundan tutunuverdiğimiz oksidental titrekliğimiz, diğer yanda son elli yılımıza damgasını vuran ve her nedense bir türlü gerçek bir zemine oturtamadığımız, farklı bakış açılarından öğrenerek kazanmayı umduğumuz daha çok kuramsal temelli, teorik ve pratik yeni bilgi arzusundan kaynaklanan çaresiz tutkularımızla şekillenen bu gerilim dolayısıyla da ne söylediğimizi söylemek istediğimize çevirebilecek bir eleştiriye nede öğrendiğimizle öğrenmeyi umduğumuz bilgiye geçebilecek bir yoruma ulaşamıyoruz.

İskender Pala'yı Nasıl Bilirsiniz?

“İskender Pala’yı bilmeyen mi var?” diye başlamak benim için inanın çok benimsenmiş bir ifade. Çünkü bir edebiyat öğretmeni ve edebiyat-sever olarak onun kitaplarıyla edebî terbiyemi kemal yolunda tamamlamaya ve o nispette devama gayret bana bu soruyu rahatça sordurabilir. Yine de İskender Pala adı, Türkiye gündemi için bu günlerde farklı kesimlerce aynı algıya misafir kılınmış gibi geliyor bana.

Yeni kitabı “İki Darbe Arasında” onun adını gündemimize konuşlandırdı. Farkı şu: Bu sefer okuduklarınızın divan edebiyatı ile alakası yok.

Kürt Sorunu " Ya Tam Kardeşlik Ya Hep Birlikte Kölelik"

Altan Tan - Kürt Sorunu Bölgede yaşamış olan bir arkadaşım en son şöyle diyordu: “Bu bölgenin sorunlarını yaşamamış, bölge halkını tanımayan insanlar sorunu anlayamazlar. Ne sorunları çözebilirler ne de insanların yaralarına merhem olabilirler.” Son yıllarda bu konuda birçok eser kaleme alındı ama hiç birisi bu eser kadar gerçekçi bir bakışı yansıtamadı. Altan Tan’ın “Kürt Sorunu-“Ya Tam Kardeşlik Ya Hep Birlikte Kölelik” adlı kitabı, yazarın bölgede yaşayan ve halkı tanıyan bir kişi olması nedeniyle soruna içeriden bir bakış getiriyor. Altan Tan’ın babası Bedii Tan hiç ortada olmayan örgüt suçlamasıyla 1980 ihtilali sonrasında Diyarbakır 5’nolu Askeri cezaevi‘ne götürülüp orada yapılan işkencelerden sonra 14 Temmuz 1982’de Ramazan ayında öldürülüyor. Eser çekilen zorlukları ve acıları ilk ağızdan anlatması sebebiyle önem arz ediyor. Kitabı okuyunca insan bu yaşananlar karşısında hayretler içinde kalabiliyor.

Dindarlık Üzerine Bir Manifesto: Kent Dindarlığı

Kent Dindarlığı

Dinimizin üç esası var olduğunu derhatır ederek yazıya selam babından girelim efendim. Konumuzu teşkil eden kitap, değerli hocamız Mehmet ALTAN’ın “Kent Dindarlığı” adlı kitabıdır. Din’e dışarıdan bir bakış açısıyla yazılmış olmasına rağmen üzerinde düşünülmesi gereken bir kitap özelliğiyle nokta-ı nazarımı celbetmiştir. Ahmet Turan Alkan’ın da dile getirdiği gibi yazar, İslam’ı yorumladığı iddiasında bulunmuyor. Müslümanlığın nasıl olması gerektiği hususundaki efkâr-ı şahsiyesini nazarlara sunuyor. Bunu yaparken de çok doğal olarak konumu gereği meseleye kültürel, sosyolojik ve ahlaki zaviyeden bakıyor.

Teşkilat'ın Kapıcısı: MUHAFIZ

Selman Kayabaşı
“Üç vapur geçti önümden; üç selam aldım, üç selam yolladım.
Biri günahımın affı için Mevlâ’ya, biri gecemi aydınlatan ay parçasına, biri de...”

Muhafıza Selam Kapısıdır

Evet, Selman Kayabaşı’nın “MUHAFIZ” isimli kitabının ilk sayfalarından buraya alıntılayarak yazıya iftitah kapısını aralamaya çalıştığım üçüncü vapura atladığım selam babının teşhiridir.

Çünkü üçüncüsü okurun üzerinedir. Bir okur-yazar olarak üstüme alındım!

Kırmızı Minare

1991 – 1999 yılları arasında İslami Direniş Hareketi’ (HAMAS) nin resmi sözcülüğünü yapmış olan İbrahim Guşe tarafından kaleme alınan ‘Kırmızı Minare’ bir yönüyle otobiyografi, bir yönüyle biyografi, bir yönüyle tarih – coğrafya, bir yönüyle de siyasi tarih ve direniş kitabı olarak adlandırılabilir.

Onbeş bölümden oluşan kitabın ilk bölümlerinde yazar, doğum yılı olan 1936’dan itibaren memleketi Kudüs başta olmak üzere bölgenin içinde bulunduğu durumu, Filistin direnişini, Mısır’daki Müslüman Kardeşler’in Filistin davası üzerindeki etkisini, İsrail’in katliamları ve kuruluşu ile okul hayatı ve Filistinlilerin içinde bulunduğu durumdan bahsetmiştir.

Sabra Davet Eden Hakikat

Sabra Davet Eden Hakikat, daha önce dergilerde yayınlanan dört kapsamlı makaleden oluşan bir kitap olarak Pınar Yayınları tarafından neşredildi. Ciddi bir modernizm eleştirisi yapan Abdurrahman Arslan’ın kaleminden çıkan eser, çok önemli mevzuları ihtiva ediyor.

Kitap temelde, insanoğlunun kontrol dışı bir modern dünyayla karşı karşıya kaldığı temel tezini işliyor. Ziyadesiyle dünyevileşmiş Müslüman dünya ruhları karartan bir muhayyile ile yaşadığı çaresizliğin iç karartan travmasıyla meçhule doğru yol alıyor.

Öğlen Namazına Nasıl Kalkılır?

Hayrola, namazlar dört vakte mi indirildi, diye içinizde bir tereddüt varsa boşuna sevinmeyin, yok böyle bir şey. Kimse kızmasın, kitaptan kaynaklı işareti en sona nakşedelim ki işin mizahi cenderede konuşlandırıldığını anlamayanlara karşı gardımız olsun. İşaret bu: ☺

Bülent Akyürek, yine yaşadığına bizi tanık etmek adına fincan yayınlarından telvesi kuvvetli bir kitaba iftitah tekbiri aldırdı. Eee, namazı anlatan bir kitaba da bırakın iftitah eyleyelim değerli okurlar...

Hımarolojik Bir Çalışma: İçinizdeki Eşeğe Çüş Deyin

Söz tükendi diyeceğim; fakat konu eşeklik olunca inanın tükeneceğe benzemiyor. Çevremizde yapılan eşşekliklere sınır çizilemediğini bu kitapta biraz olsun anlatmaya çalıştım.(Mehmet Akbulut)

“İçinizdeki Eşeğe Çüş Deyin” insan-eşek-eşşek ayrımından beslenen ve Harname’den ziyade “Arname” özelliği taşıyan, Hımaroloji/Eşekbilim sahasına mizahla kazınmış bir küçük imza.

Bir eşek için küçük, bir insan için büyük, eşşekliğe temayülü olan insanlığın teşhiri için devasa bir adım.

Nasreddin Hoca - Mevlana Mücadelesi

Altı bölümden meydana gelen eserin en can alıcı özelliği halk dilinde Nasrettin Hoca olarak bilinen nüktedan şahsiyetle Ahi Evren olarak tanınan Ahi Teşkilatı’nın kurucusu Hace Nasirüd’-din Mahmud’un aynı kişiler olduğunu tespit etmiş olmasıdır. Bu tespitin ispatı amacıyla, yazma eserler ve bugüne değin yapılmış çalışmalar içinde zorlu bir arkeolojik çalışmaya girişen yazar, bilinen bir şahsiyetin gizlenmiş yâda unutturulmaya çalışılmış kimliğiyle birlikte, bunun nedenlerine ilişkin sunduğu bilgilerle sadece bir şahsiyeti tarihin tozlu raflarından çıkarmakla kalmıyor, bilincimizi yaralayan tarumar edilmiş tarih algısının üzerini örttüğü sosyal ve siyasal vakıayı ortaya koymak suretiyle, bu topraklarla öyle yada böyle ilişkisi olan herkesin kimliklerine yapacakları yolculuğa ışık tutacak bilgileri gün yüzüne çıkarmayı başarıyor.

İçeriği paylaş