renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

politika

Millet İradesine Karşı Andımızı Söyle(t)mek

27 Mart 1994 Yerel seçimleri öncesi…Yer Kahramanmaraş. Zırhlı Tugay(hani şu Doğan Güreş kışlası adını alıp,28 Şubat sürecinde ismi değiştirilen askeri birlik)Kurmay Başkanı Kurmay Albay Süleyman Yılmaz(müteveffa) emrindeki tüm rütbeli personelin toplantı salonunda toplanmasını emreder.Toplantı konusu bilinmemektedir.Kurmay başkanı toplantıda personele irticai faaliyetlerin ve şeriatçıların güçlendiklerini ve bunun ülke geleceği ve laiklik açısından çok ciddi tehdit oluşturduğu ve bunların terör örgütünden daha tehlikeli olduğunu ve önlenmeleri için gerekli her türlü tedbirin alınması gerektiğinin elzem olduğunu vurgulayan giriş konuşmasından sonra sadede gelerek,asıl toplantı sebebini açıklar…

Tebliğ

Eleştirel bir akılla ulaşılan mutlak hakikatin vicdana mal olabilmesi için en temel düstur sıdktır. Sıdk, her türlü kemalatın madenidir. Zira bir insanda yalan, katıksız maslahatın zorunlu bir emri olmak dışında (masum bir insanı ölümden kurtarmak gibi) ve hatta arızî bir sıfat da olmanın ötesinde ayrılmaz bir nitelik olmuşsa o insanın imanı iman değildir. Dürüst olmayanın dininden bahsedilemez. Zira din, borçtur. Borcun mutlak butlan ile batıl olmaması için temel şart kişinin dürüstlüğü zatına mal etmesidir. Hatta masum bir insanın öldürülmesi ihtimali yüzde yüz seviyesine ulaşmamışsa, orada dahi yalana müracaat edilmemelidir. Zira bugünkü dünyanın ve bugünkü Türkiye’nin en temel sorunları güvensizlikten doğmaktadır.

Millet Yerinde Kalsın, Korkuya Gerek Yok

Milletin değerlerine savaş açanlar, milletin tercihini yok sayanlar, milleti varsaydıkları bir karanlıktan aydınlığa çıkarmak için “mücadele” ederken mücadele zeminlerini tanımıyorlar. Şair “iyi ki bilmiyor kalabalıklar” diyor ya, iyi ki bilmiyor kurtarıcılar diyorum ben de. Milli şifreyi çözemedikleri ve bilmedikleri için hep havanda su dövüyorlar.

Demokrasi: Çıkmaz Sokak...

Demokrasi

Sokaktayım, çıkmaz bir sokak ortasında; yürüyorum, arkama bakmadan yürüyorum; yolumun karanlığa saplanan noktasında, sanki beni bekleyen bir demokrasi hayali görüyorum. Başörtüsü fenomeni arkasında az da olsa dillendirmeye çalıştığımız demokrasi ideasının mağara duvarındaki gölgeleri gözlerimizi büyülemişçesine dans edip durdular. Farklı anlamlar yükledikleri kavramları, onların kabul ettiği anlamlara göre konuşsak da, onların kabul ettiği paradigmalara göre düşündüksek de, onların bağladığı tarih zincirlerine göre olayları açıklasak da sonunda kendimizi kartların açık oynandığı bir kumar masasında bulduk. Çevir bakalım ruleti, siyah 28’e mi gelecek? Yoksa rus ruleti oynayıp, başörtüsü mermisinin kimin kafasında patladığını mı görelim?

MHP ve Başörtüsü

1999 seçimlerinden önce MHP, yıllardır devam eden başörtüsü yasağına karşı çözümün kendilerinde olduğunu söyleyerek seçim meydanlarına indi. O dönemlerde aynı nihai çözüm söylemlerini PKK ve Abdullah Öcalan için de söyleyen MHP kendilerinin diğer sağ partiler gibi korkak ve ürkek olmadığını, yumruklarını masaya vurup, başörtüsü yasağı sorununu çözeceklerini halkın önünde haykırıyorlardı. MHP seçime başörtülü bir adayla girdi. Daha seçim öncesi, Antalya milletvekili adayı olan Nesrin Ünal’ın milletvekili olduğunda başını açacak mı? açmayacak mı? tartışmaları yapılmıştı.

Amerika Birleşik Devletleri'nde Panik

Amerikan orijinli filmlerin, özellikle kurgusal filmlerin izleyenleri nasıl etkilediğini analiz etmek sinema eleştirmenlerinin, yapımcılarının, yönetmenlerinin işi olabilir, ama bu işin en önemli tarafının da sonuç kısmında-bireylerin izlediklerinden etkilenmesi- olduğunu ve bunun psikologları, sosyologları, din adamlarını ve siyasetçileri ilgilendirdiğini unutmamak gerekir. Sinema her iki grup için çok önemli bir araçtır. Sinemayla ilgilenen herkesin "hedef almaşığı" farklı olsa da her şey dışarıdan ilgisiz görünen noktalardan birbirine bağlı olabilir.

Ters Dualitik; "Ahlâksız, Müflîs, Rezil Batı-Mürebbî, Zengin, Büyük Doğu"

On altıncı yüzyıldan itibaren aşırı yoğun bir hızda ardışık/bütünleşik hamlelerle bitişik/sürekli büyük oyunlar üreten ve ürettiği oyunların uzak hedefi olarak "( ahlâksız, muflîs) rezil doğu-(mürebbî, zengin) büyük batı" yahut "sürüngen kâfir(Hıristiyanlık dışı her din mensubu)-efendi hıristiyan" dualitiğini şiâr edinen batı(sırasıyla Vatikan, Fransa, Rusya, Avusturya-Macaristan İmp., İspanya, Portekiz, İngiltere, İtalya, ABD)diğer kültür ve medeniyet müntesiplerini dilediği forma sokmayı başardı. Bu başarıyı resmetmemek/inkâr etmek neredeyse imkansız; Japonya'dan Fas'a,Orta Asya Ülkelerinden Afrika'nın güney ucuna kadar "hedef dualitik" neredeyse eksiksiz olarak realize edildi.

Zengin Hıristiyan ve Yoksul Diğerleri Ya Da Müslüman Ülkelerin Geleceği

Yerküre'nin insanların yaşadığı bölgelerine "kuşbakışı" bir temelle bakıldığında -birileri buna "objektif bakış" diyor-Hıristiyan Ülkelerde yaşayan insanların, diğer dinlere mensup ülkelerde yaşayan insanlara nispetle zengin, birey olarak devlete karşı yüksek hak önceliğine ve daha yaşanabilir yerleşim birimlerine sahip, istihdam edilmeme riskinin az, bilgiye ulaşmada sınırsızca özgür, beslenme, eğitim-tedavi görme ve tatil yapma, seyâhât etme yeterliliklerinin sağlanmış, işledikleri suçun niteliği ne olursa olsun "yaşama hakkı" kanunlarla korunma altına alınmış "özel konumları" olduğu açıkça görülebilir.

Kaht-ı Ricâl Ve Dışişleri Bakanı Ali Babacan

Ali BabacanKaht-ı Ricâl, Osmanlı'dan Cumhuriyet'e bırakılmış son dönem miraslardan biridir ve devlet adamı kıtlığı anlamına gelir. Devlet adamları bolluğuna alışmış bir imparatorluğun, devlet adamı kıtlığından şikâyet etmesi, onun yıkılacağının açık delillerinden biriydi zaten. Sırf bu sebeple "bitiş dönemi" sadrazamları, idârecileri hep aynı adamlardı. Onların beceriksizliklerine katlanmak padişahların çâresizliğindendi/onların da devlet adamlığındaki noksanlıklardandı.
...

Üniversiteli Sözde Aydınlar ve Savaş Yanlısı Olmanın Dayanılmaz Hafifliği

Kitleler

Cehennemin en sıcak yeri ahlaki kriz zamanlarında tarafsız kalanlar için ayrılmıştır.
Dante

Savaş çığırtganlığı artık kendini daha bir kuvvetli hissettirmeye başladı. Meydanlarda kendini bilmez, şuursuz ve sindirilmiş kitleler birilerinin piyonu olarak savaş istiyor, intikam istiyor. Sokakta yürüdüğünüzde bu şuursuz ve düşünme yetisi alınmış insanlarla karşılaşmanız şu dönemde zor değil. Karşılaştıklarım arasında öylelerine ratsladım ki. Bunların arasında 'hepimiz askeriz, silah isteriz', 'Irak'a gireriz HEPİNİZİ keseriz' gibi sloganları sıkılmadan ve 'gururla' atanlar vardı, ellerinde Türk bayraklarıyla..

İçeriği paylaş