renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

haber-yorum

İçimizdeki Çıkmaza İnen Merdiven

Resim bu… Elbette ki bu kompozisyonu -ne niyetle yapılırsa yapılsın- kabullenmemiz mümkün değil! Sözde medeniyetlerin ittifakını böyle ucube bir heykel ile anlatmaya çalışmışlar: en altta İncil ile birlikte secde eden bir Müslüman, onun üzerinde kolunda Tevrat’la dua eden Hıristiyan, en üstte de Kur’an okuyan bir Yahudi…

Haberlere göre İspanya’da Arko Çağdaş Sanatlar Fuarında sergilenen bu heykelin adı da “Cennete Giden Merdiven!” Yani eğer ki cennete ulaşmak gibi bir inancınız var ise en alt basamağınız İslam’dır; cennete ulaşan da ancak Yahudiliktir; gibisinden bir mesaj verilmiş. Zaten şekil olarak bile çok kaba ve incitici olarak bu mesajı vermiyor mu?

Elbette herkesin insanî değerler ölçüsünde birbirleri ile saygı ve sevgi dairesi içerisinde yaşamasını isteriz ama biri bir diğerinin üzerine çıkmadan! Kimse kimseye üstünlük gösterisinde bulunmadan… Acaba Yahudilerin “üstün ırk” yanılsaması bu heykele etki etmiş midir?

Tutunamayan Çoğunluk: 'KÜRTLER'

Kürtler ‘‘Bir kavim nefislerindekini değiştirmedikçe, Allah o kavmin halini değiştirmez.’’ *

Bir vahiyle bir reel politiğin amansız savaşını son zamanlarda kaybetmiş bulunuyoruz. Zira vahiyden anladığımızla, tatbik ettiğimiz vakıa ironileştikçe kendimizden oldukça uzaklaşmakta ve kimlik bocalamasına uğramaktayız. Bu bocalama yüzünden verdiğimiz her savaşı bir bir kaybediyoruz. Esasında yanlış yerde, yanlış unsurları savaştırıp, yanlış hakemler seçiyor ve göz göre göre boyun eğiyoruz-eğdiriliyoruz.

İstanbul, Paris, Ankara

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül "Türkiye Mevsimi" etkinliklerine katılmak için geçtiğimiz hafta Fransa'daydı. Gül, gezinin temel amacını "Fransız kamuoyunda güzel bir iz bırakmak olarak" özetlediyse de, gezi esnasında yaşananlara ilişkin gelen haberler durumun pek öyle olmadığını göstermekte. Fransa gezinin niteliğini ve yansımalarını baltalamak niyetinde olduğunu, ziyaret süresince attığı "küçük" adımlarla ispatlamış oldu. Gül'e kasıtlı olarak uygulanan minimum protokol, cumhuriyet tarihinin en kapsamlı tanıtım faaliyetlerinden olan "Türkiye Mevsimi" etkinliklerinde olduğu kadar, "“Bizans’tan İstanbul’a: İki Kıtanın Limanı” isimli serginin açılışı esnasında da dikkatlerden kaçmadı.

Bir Can Kırk Dört Parçaya mı Bölünür Kırılınca?

Ne tarafta, hangi düşüncede olursak olalım olaylara, şahıslara, kurumlara orantısız tepki veren bir toplumuz nitekim! İfratımız ve tefritimiz bile hududu aşıyor yeri gelince. 12 Eylül Darbesinin yıldönümünde bir haber sitesi iki farklı gazeteden biri köşe yazısı, diğeri haber olmak üzere iki alıntı yapmıştı ki bunların altına girilen okuyucu yorumları bahsettiğimiz gibi tepkilerimizde nasıl uçlarda gezdiğimizi gösteriyordu.

O iki alıntıdan biri olan köşe yazısı 12 Eylül’ün ne olduğunu, nasıl olumsuz bir etki yaptığını en can alıcı cümlelerle anlatıyordu;

Vehim ve Gerçeklik Arasında Türkiye Gündemi

Türkiye değişen gündem konularıyla hızına yetişilemeyecek bir seyir izlemeye devam ederken ince ayrıntılara ve merak uyandıran noktalara dalan izleyicinin ana izleri gözünden kaçırdığı ve aslında seyrin en can alıcı noktalarını ihmal ettiği gerçeğiyle yüzleşmekteyiz. Bu uzun cümle meselemizin esasi temasını oluşturmaktadır. Zira siyaseti anlamak, zincir halkalarını birbirine geçirmek ve bunu yaparken kördüğüm olmasından kaçınmak ile başlar. Bu meşakkatli iş siyaseti anlamak için yolun başlangıcıdır.

Kalbimizde Uzak Yaralar

Çin Türk ırkına komşu bir ülke olsa da, bizim için hep uzaklık timsalidir. Çünkü Peygamberimiz (sav) “İlim Çin’de de olsa gidip alın” dediğinde uzakları göstermişti. Ancak Çin “Çin” olmaktan çıkınca, yani Konfüçyüs’e bağlı ahlakçı o eski medeniyet gidip yerine Batı’dan farklı gibi görünüp hiçbir farkı olmayan, emperyalizmde ona ayak uydurma isteğiyle hareket eden ve tutup komünist olarak bu hayranlığını tamamlayan bir ülke olunca… Artık komünizmden hayır gelmeyeceğini biliyoruz ya… Hepten uzak oldu bize Çin… Bize, yani insanlığa…

Aşağılık Kompleksi - Flaş Haber: Obama ‘Soykırım’ Demedi(!)

24 Nisan 2009 Gece yarısı tüm haber kanalları ekranların alt satırlarını ve sol ya da sağ sütunlarını iri puntolar ve kalın bantlarla kırmızı ve sarı renklerle doldurdular: Flaş Haber: “Obama ‘Soykırım’ Demedi. ABD Başkanı Barack Obama, 24 Nisan yazılı başkanlık açıklamasında, 1915 Ermeni olayları için "soykırım" nitelemesini kullanmadı. Türkçe'ye "büyük felaket" olarak çevrilen Ermenice "Meds Yeghern" sözüne yer verdi. Barack Obama, "Ermeni halkı bizim kalplerimizde yaşadığı gibi, 'büyük felaket' de, bizim anılarımızda yaşamalı" diye konuştu.”

Muhsin, Deniz, Metin, Ernesto ve Ahmet

Muhsin Yazıcıoğlu, Metin Yüksel, Deniz Gezmiş ve Ernesto Che Guavera isimlerini bir arada zikretmeme kızanınız varsa ben masumum! Kabahat Yeni Şafak yazarı Saih Tuna'da. Ahmet Yıldız için kızan olmayacağından eminim. Zira o pek bilinmez. Birazdan tanıyacaksınız bu "anti-kahramanı" da.

Ernesto ile yolumuz pek kesişmedi. Hatta herkesinki gibi üstünde onun resmi olan bir tişörtüm dahi olmadı.

Muhsin'in Ardından...

[ Soldan sağa: Ben, Muhsin, Metin(?)- Denizli -1988 ]
 Ben, Muhsin, Metin(?)- Denizli -1988Elim helikopter kazasında hayatını kaybeden Muhsin Yazıcıoğlu asker arkadaşımdı. O 112 operatörü ile (adeta sevenlerine işkence edercesine her kanalda her 15 dakikada bir yayınlanan) konuşmasını TV’de her duyuşumda yürek dağlayan, IHA muhabiri İsmail Güneş’i de tanır idim. 4-5 yıl önce bir söyleşimiz olmuştu. Çok efendi çocuktu; “saldırgan manipulatif, tuzakçı muhabir” tipi hiç değildi.

İnsan, Millet ve Şahsiyet

Canlıların şu tasnifi herkesin malumudur: Omurgalılar ve Omurgasızlar. İnsan biyolojik olarak omurgalılar sınıfındadır. Ayrıca omurga canlının dik durmasını sağlar…

Yalnız, insana ait şahsiyetin ve kimliğin korunması mecburiyeti hayatiyetin vazgeçilmez kuralıdır. Çünkü sürüngenler daha ziyade ayakta duran varlıklar tarafından ezilmeye veya deliklerinde yaşamaya mahkûm edilir.

İçeriği paylaş