renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

düş vakitleri

Yitirdiğimiz Duyarlılık: Hayret Makamı

“Bir özge temaşamız vardı” iyi bilirdik… İyi bilirdik! Evvel zaman içinde kâinat ve içindekiler evvela ilgimizi sonra hayretimizi mucip şeylerdi. Derin nazarı hak ederdi eşya; keşfedilmeyi kuşatılmayı değil hissedilmeyi, anlaşılmayı hak ederdi. Bir çift göze koca kâinatı sığdırmak gibi ciddi ve keyifli bir işimiz olduğunu zanneder; zaten başından acayip olan bu işi, karşılaştığımız her eşyada artan bir ilgi ve hayretle sürdürürdük. Henüz dünyayı keşfetmediğimizden(!) midir nedendir bilinmez, her şey bizim için fazlasıyla ilgi çekiciydi. Şahsi tarihimiz gibi medeniyetimizin çocukluk günleri de bu cümleden değerlendirilebilir. Biz de medeniyetimiz de çocukken duygular sahiciydi…

Arz-ı Hal

Gördüm, Hızır'dı gelen... Beceriksiz bir şairin kalemine gözlerini bırakıp giden... Ve gönlümün en ücra yerine yüzündeki yıldızların o pak haritasını çizen...

Ey cılız suların sessizliğine sızıyı içiren divane! Uyan! Uyan ki; yakıyor zamanı avuçlarında gök. Bir fecrikâzibin sadık takipçisi aydınlık, çatlaklarından sızıyor fikrimin. Eylül mü vuruyor canlarımıza?

Hepsi Bu!

Kesildi nefesin, öldüğünü sandın.
İnansaydın öldüğüne,öyle kalsaydın…

Ölmek istiyor. Hep aynı kelimeler dudaklarında. Ölmek, ölmek ve ölmek! Demek ki insan böyle yaratılmış. Ölünce acılarının biteceğini zannediyor, acı çektikçe ölemiyor. Ölmek istedikçe, yaşamanın bir anlamı olduğunu fısıldarcasına, güneşin, hiç açmadığı perdeleri aralayıp, yeni günler getirdiğini seyrediyor.

Kenarda Kalmış Bir Yürek

Zindanlar ölüm yetiştiriyormuş,bildim,
Hayatsa zindanları çoğaltıyor...

Yalnızlığı bir kuyu yapmışlar, beni içine atmışlar sanki. Dünya bir köle pazarını andırıyor. Sanki bir zindan.. Ve nihayetinde bir gün rüyam olmasını umuyorum.

Kenarda kalmış bir yürek yaşıyor şimdi bedenimde. Kocaman bir perde var önünde. Sadece gözyaşımı çağırdığım zamanlar-ki çoğu zaman kendiliğinden geliyor- aralanan bir perde.. Hiç anlam veremiyorum sadece labirentin ortasına konulduğumda çıkışı bulabilmeme. Ne zaman dümdüz bir ovaya düşsem, kaybediyorum yolumu.

İştah A/çı-cı/lar

Değiştir şarkıyı bayım
Bu bizim bildiğimiz türkü değil
Yola çıktığımız orman bu değil
Şu duvar ağladığımız duvar değil
Korktuğumuz karanlık bu karanlık değil
Bu kâbus sarmalına nereden geldik!

Çok da karanlık değil bu akşam. Yalpaladığımız uçurum rüzgârları kadar değil bu rüzgârlar. Ennihaye derecesini öğrendiğimiz acılar oldu. Dünyanın kansız dönmediğine şahit olduk.

Kopuk Sayfalar III

Kale kapısına vuruşlar

Yanlış adreslere bırakılmış mektupların yalnızlığında gece. Bir çift göz: dokunuyor, aynanın kurak toprağına. Kelimelerin pusuya düştüğü karanlık. Meydan savaşında kırılan kılıca küsmüş er bakışı. Kalkan olsun bana tebessümüm. Ey, kutlu hilal!

Kütüphane Ruleti

‘Kütüphane Ruleti!’ dedi, bir mucit sevincini, muzaffer komutan bakışına karıştırarak.
‘Raf ve Sıra. Yazar ya da kahraman... Seçim sizin.’

Islak Pabuçlu Kadın

Issız bir sahil kıyısında, hayal kapılarımı hır-gür zorlarken, gözümden düşemeyen,içimden akamayan damlacıkların kelimelerde seyridir bu… Şimdi, kalemi bir ileri bir geri oynatırken, denize yürüyüp gittiğimi düşünüyorum. Ayakkabılarımı çıkartmadan, suya iz düşmekten aciz adımlarımla, bir deniz üzerinde,yürüyüp gittiğimi… Biliyorum, böyle adım adım kıtalar aşsam dahi, içimdeki miadı dolmamış hüzünler, ıslak pabucuma saklanıp, okyanus rengi gün ve geceler boyu benimle yürüyüp gelecekler… Onları dünyanın öbür ucunda, hiçbir şey söylemeden yürürken, bir deniz üzerinde,gemilerin geçip gitmesini beklerken, rotamı kaybettiğim biçareliklerde arayıp bulacağım.Ve gitmemeleri, ıslak pabuçlarım içinde benimle kalmaları için dua edeceğim.

Tedirgin Ruh Halleri

Soğuksa gece eller buz kesiyorsa
kalem titrekse ve kelimeler yayılıyorsa fütursuzca
nereden başlanır ki yazılmaya tedirgin ruh halleri

yürümüştü karanlığın içinden istikamet çizip
bineceği vesait gözünün önünden geçip giderken
neden bu kadar rahattı ki…

Mâvera Yazgı

Damla

Güneş ışıklarını yeryüzünün kalbi olan dağlardan çekerken, kara bulutlar rahmet yağdıracağının müjdesini veriyor kâinata. Kuşlar ağızlarında taşıdıkları yiyeceklerle dönüyor yuvalarına, yavrular ağızları aç bekliyorlar annelerini. Suyun şavkı vuruyor dimağlara, yüreklerde hissediliyor kıyametine yaklaşan kâinatın uğultusu…

Yine güz mevsimi... Yerlerde suya varma sevdası ile gezinen solgun yapraklar, gözlerden süzülen zemherilerdeyse ıslanan ekşi hatıralar…

Üç Günlük Hatırat

Kadın

Bir kadını nasıl sevebilir ki insan? Yoluna düşüp O’nu beklemekten başka…

***

Günün aynı saati Cengiz Çıkmazından sokağa çıkmış, gelişime doğru gidiyordu. İnce topuklu önden bağlamalı siyah ayakkabısı, dizinden biraz uzun mahcupça açılıp kapanarak davetiye çıkran evaze eteğiyle, üzerine eğreti alınmış omuzlarından sarkan siyahça şalını sıkıca tutuyor; randevulaştığımız köşe başına doğru hızlı adımlarla ilerliyordu.

İçeriği paylaş