aşka dair

Aşk... ayn, şın, GAF!

AŞK… ayn, şın, GAF!

Bu “alım gücü” beni irkiltiyor. Modern aşk toplulukları beni çıldırtıyor. Sıdkım sıyrılıyor. Derin acılarla kavruluyorum. Öyle acılar ki bunlar eski müfredattan kalmış okuma fişleri gibi… Sürekli heceler yer değiştirip karşıma çıkıyor. Kimi görsem, ne tarafa dönsem hep o meşhur tümsek. Çarpınca ne rot kalıyor ne balans. İnsanları önce kötekle sonra nasihatle toparlamak istiyorum. Lakin ne elimi kaldırmaya ne de söz söylemeye mecalim var. Etraf bir öpücükle prens olmaya talip zevat ile dolu. Vallahi o bahtsız prenses hangi birinizi öpecek, hanginizin elinden tutup mutlu sona slow motion koşturacak anlamış değilim. Hangi birinizi tutup sarsalım; “ ablacım orası çıkmaz sokak, annecim burası dipsiz kuyu”.

Kategori:

Fırın Kebabı

Zamanın sağlık gardiyanları o tertemiz ismine kara çalmış… Duydum ki o efsanevi ve kutsal duruşuna veremedikleri anlamı kibrit kutularına sığdırdıkları avuntularıyla beden beden küçülttükleri zihinlerde aforoz etmeye çalışmışlar, ne hadlerine…

Sen beslenme aracı mısın ki ölçülebilir bir kalorin olsun? Sen o yeşil diyetlerle mukayese edilebilecek bir öğün avuntusu musun? Seni neden anlamazlar, neden seni sadece açlığı savuşturacak bir yiyecek ya da züppe bir kültür belgeselinde araya reklam alınmış otantik bir mutfak malzemesi olarak görürler ki? Sen aşkın çiğnenebilir halisin, bunu neden görmezler?

Kategori:

Kalb Çarpım Tablom / Birler Basamağı

  • bir çarpı bir

* hayat kıyâmımda âşkınla toprağa düşmeye geç kaldım! bundandır her nefeste sehiv secdesine gitmem...

* "seni" sevmekle alırım gönlümün abdestini... unutturma ismini, ki bozulmasın!

Kategori:

Gece...

“ ben hiç böylesini görmemiştim,
vurdun, kanıma girdin,
itirazım var! “

Şaşkınım.

Ben ki gözyaşının üstüne yeminler etmiştim, bir tebessümde hepsi batıl oldu. Ben ki hayatımı kimin dahi olduğunu bilmediğim zülüflere bağlamıştım, hepsi zail oldu bir nefeste.

Hayır bu kez silmeyeceğim yazdıklarımı. Bu gece olmaz. Bu gece o yenildiğim gecelerden birisi değil. Tüm o sıkıntıların, kavgaların, öfkenin, depresyon ilaçlarının, beni anladığını iddia eden doktorların bendeki köklerine kibriti çakacağım.

Kategori:

Sesimin Divânî Yanı...

Aşkın en güzel libası sözdür. Söz eğri büğrü bugün. İri kıyım günahlara bulanıyor renkler. Aşksızlıktan nefesi kokanlar ete tapınmayı aşk sanıyor. Yazıyor kalem, kalemin inlediklerini duymuyor. Su akıyor, ama yol bulamıyor. Suyun sızısı sadece masallarda, mesellerde, Yusuflar kaçmış masallara, sözü söz eden ne varsa tekmili müntehir bir gazele önsöz olmakta …

Aşka uygun kumaş aranmalı…

Kategori:

Aşk, Bıraktığım Yerde misin?

İlk cezasını yirmi üç yaşında almıştı. Ufak tefek yaralamalarla karakolda geçen günlük hapisler sona ermiş, hayatın içinden hayatın dışına bir sürgün kapısı açılmıştı. Savunmasını yaparken kendinden emin, suçunun farkında ama suçsuz bir tavırla hâkimin vereceği hükmü bekliyordu. Kendisini ve arkasında bırakacağı gençliğini, hiç umursamaz bir tavırla ahşap sanık kürsüsünden izliyordu. Söylenenler ne kadar kıymetsizdi onun gözünde. Koca salonda sadece O vardı. Ceza yedi gençliği, sevgisi ve ümitleri… Yine aynı hükümden, daha aradan bir gün dahi geçmeden yargılanacağını nerden bilebilirdi ki? Dışarıda aldığı nefes bir güne ancak sığdı. İçindeki idam sehpasını devireli çok olmamıştı. Söyleyecek son sözü içerde değil, dışarıda hayatın tam içinde söyleyecekti

Kategori:

Nurun İlk Damlası / Aşkın İlk Tohumu

Ben aşka yürüyorum, ölümsüze. Onlar beni dış şartlarıma hapsetmek istiyorlar. Yüreğimin hasret kaldığı suyun başında set olmuşlar. Bilmiyorlar, sular hep Hüseyin’e doğru akar. Hüseyin ki sudur zaten, suya ne hacet? Sebepler dünyasının ötesini göremeyenler tutuyor beni. İçimde akan ırmaklara kör bakıyorlar. Nil, Fırat, Dicle benim ayrılık ateşiyle döktüğüm yaşlardan beslenmiyor mu? Sakarya ruhuma dökülmüyor mu her gece yarısı? Kün kuvvetini ağyar nerden bilesi?

Kategori:

Koparma Tellerimi Bir Bir Ayırıp Senden...

 Alicia Popp Güz bahçeme yirmi üç yaprak düştü bugece, üç daha düştü. Uç noktalara selâm durdu sabahlar. Ayrılığın derdini bir tek geceler anlar...Fezâmı donatan aşk hanı yıldızlar. Yine göremedim koğuş yüzümü, asılmış şiirlerde aslımı sezemedim. Kan-terindeyim leylim, hicrâna meczup vehbîm. Karartan kırılmalarda ne çok gezindim böyle? Ayağımda diken diken gülüşler. Kasalarda hep çürük meyveler... Gül dökülmüş, hazanmış. Şâir ölmüş, yalanmış.Geçip gidermiş günler; arkasından koşulması, koyulması, oyulması boşunaymış.

Kategori:

Bozbulanık Akan Nehrimi Arıt Aşkınla Allahım...

Zamana yenik düşen hatıralarım var, zamana yemin düşen an'larım. Hayâlhânesinde sükûtu içen derviş kılığım, tüm pejmürdeliğiyle toz alan bir köprüde. Yıkık evler artığıyım, kabul görmedi dilimdeki lâl tadım. Çöle kuyu bulduran gözyaşlarım, gecelere taşıdı yorgun yamaçlarımı. Düşkünlüğüm düşümde üşüdü, açıldı döşümde kocaman bir yara...
Söyle Ey Aşk Ustam; kaç vakti öldürür ölmüşlüğüm, kaç vakti diriltir nevbahar edâsıyla? Hem baharlar değil miydi, hep sona çıkan? Yapraklar değil miydi, döküldükçe içimde yaşlanan?

Kategori:

Aşk "Benim"

Aşklarına demet demet çiçekler alan erkeklerden değilim. Nezaket denen şeyi öğreten okulları da okumadım. Okusam da, okuduğum okullarda bunları kimse konu etmedi. Her sıraya diziliş ve parmak kaldırışlar gerilerde olduğumu izlediğim kaderler oldu. Okul piyeslerindeki güzel çocuklardan olmadığımı anamın örtüsüne yordum. Babamın ellerindeki nasırlar, bulgur pilavını önemseyen sözlerini her gün dinlerken, ekmeğin insandan daha kıymetli olduğunu yediğim dayaklarla anladım. Sevmek mi? Kavruk tenime yakışmayan siyah önlük gibiydi...

Kategori: