renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

hayat

Dut Ağacı

Daha kahvaltı sofrasına oturmadan telefon çalmıştı. Bıkmıştı bu telefonun sesinden, usanmıştı. Tatil sabahında bari sessizce durabilse, işi ile ilgili bir sürü söz konuşmak zorunda kalmasa ne iyi olurdu. Ama hiçbir zaman düşündüğü gibi olmuyor, yeni bir problemin peşine düşmek gerekiyordu.

Bu sefer yanılmıştı galiba. Telefon köyden geliyordu ve konusu tamamen farklı idi. Dayısı arıyordu sabah sabah. Kendisi ile aynı yaşlarda olan dayısı… Ona köyden bir karadut fidanı göndermiş, eski garajdan almasını istiyordu.

Çimenler, Açılan İştah, Bu Savaş Niye?

Mevsimlik olarak çıkan “ Matematik Dünyası” adlı dergiyi matematikçi bir arkadaşımda görünce şöyle bir göz atayım dedim. Kendi alanında çok önemli bir çalışma olduğu belli. Fakat matematiğin dışına çıktıklarında durum biraz değişiyor. Derginin giriş yazısından bir bölüm; “ Bu satırları İsrail’den yazıyorum. Kudüs’te, İbrani Üniversitesi’nde ve güzelliklerden şaşkına dönmüş bir durumdayım. Binbir çeşit ağaç, bitki, sarmaşık, çiçek ve yemyeşil çim. İnek olup otlayamadığıma hayıflandım, öylesine iştah açıcı… Hiçbir şey gösterişli değil, ama her şey o kadar itinayla, zevkle, incelikle, düşünülerek ve belli ki sevgiyle yapılmış ki…

Nedir bu kavga gürültü anlamış değilim. Gökyüzü ve toprak alabildiğine, su da bol. Daha başka ne ister ki insanoğlu?”

Ömrümün Harman Yeri

Harman; devşirmek, muhasebe etmek…

Geçen yaz Arguvan’nın Güveçli Köyü’nde Maman deresinin yanında olan tarlamızdaydım. Kardeşlerimle beraber buğday harmanındayız. Harmanın bir kısmını akşam, bir kısmını da gündüz patoza verdik. Harman yerindeyim. Ekilen tarlanın orta yerindeyim. Hazırlanan tarlaya toprağa- iklimine uygun atılan tohumlar büyümüş, ekinin daha iyi olabilmesi için gübreler atılmış, varsa zararlı otlar toplanmıştır. Kışı aşan, bahara gülümseyen, yaza teslim olan ekinin biçilme zamanı gelmiştir. Biçilen ekinler harman için en uygun yere toplanmıştır.

Can Oğul'a

Nasihate muhtaç olanın nasihat etmesi ne kadar akıl işidir bilinmez. Ama tut ki düştüğümüz çukurlara sen de düşme diye bir ikaz tabelasıdır bunlar. Bilmem kaç yıl sonrasına, sanadır bu nasihatlerim canım oğlum!

Zaman değişir, mekanlar şartlar değişir, hatta insanların genel olarak davranışları da değişir mutlaka. Ben bile yaşadığımız şu on yılda nasıl değiştik, değişmeye devam ediyoruz anlamakta zorluk çekiyorum. Kaldı ki yıllar sonra senin yaşadığın zamanda kim bilir neler, ne hızla değişmiş olacak.

İki Şekerli Olsun, Bizim Olsun!

Şu Çinlilerin çay içmeyi belirli ritüellere bağlamalarını anlamıyorum. Bir Çinli kadın çayı hazırlayıp kâselere dökme işini uzattıkça soğuyup tadı kaçan “aromalı abı hayat” ile aramda tamiri imkânsız kırılmalar dökülmeler başlar. Bu çay dökme merasimini ekranda izledikten sonra vereceğim ilk tepki; “o kâsedeki çay dedemin abdest suyuna döndü” şeklinde kültürümü ve mizacımı yansıtacak bir serzeniş olacak ve söylenmelerim “ben bir çay demleyeyim de görün” şeklinde müşkülpesent laflarla son bulacaktır.

Bir bardak çay; tepsinin üzerinde hürmete layık bir tavra bürünmüş, rengi eskilerin tabiri ile “lebreng”*, sıcaklığı da “dide efruz”** olmuş ise parmak ince belli bardağa dokunduğu an mekân ve ruh birbirlerinin akışına bırakırlar kendilerini…

İhtiyacım Var Sömürüsüz Reklamlara!

Materyalist zihniyet ihtiyaçlarımızı kullanarak bir tüketim sistemi oluşturdu. Ve bu istemde insanları kendi çıkarları için tüketmeye sevk etti. Biz de nefsimizin karanlığında yok olarak tüketim çarkına-usulca-bir dişli olarak eklendik.

Peygamber Efendimizin, hayatımızı en güzele doğru götürmemiz için üsvei hasene olduğunu her alanda hatırlamamız gerekmektedir. Ancak biz imanımızı zedeleyen bir hayatın yollarında kaybolduk. Bunun sonucunda da güzel ahlakı uygulayacak hiçbir alan bırakmadık şu kısacık ömrümüzde.

Düğün Konvoyu

Bildik bir Pazar günü. Dinlenme günü olarak kabul ettirilmeye çalışılıyor daim. Hâlbuki bu gün de en sevmediğim işten başlayıp en sevdiğime kadar yapmak zorunda olduklarımı listeledim. Yaptıkça çentik atacağım madde kenarına. Listede neler yok ki.

Bu hafta sonu farklı bir madde de eklemek zorunda kaldım listeye. Nişan ve kına merasimine gidemediğim Mehmet’in düğün konvoyuna katılacağım inşallah.

Yağmur Yağıyordu

Umut ve ıstırabın insan ve toprak zerreciklerini kasıp kavururken yağmur yağmadı. Kuruyup çatlayan çorak topraklar özlemle yağmur damlalarının ruhlarına serinlik verecek muştuyu beklemekte. Eller, hep umutla açılmakta semaya. Yeşerip yeşertmesi için ruhları. Fırtınalar kopan, kasırgalara muhatap beyinlerde sonsuzluk hortumuna yakalanmış cansız beden sağa sola savrulurken, kuruyan, çatlayan dudaklar serapla avunarak hayal peşinde koşarken, hüzün ruhları etmeyerek ıstırap devam ediyordu. Damlaların çiseleyerek yeryüzüne ahenkli bir şekilde süzülerek öpücük kondurması neredeyse hayal meyyal hatırlanabilecekti. Yozlaşan ilişkilerin ruhsal çöküntüleri yaşanırken “dem be dem” yağmur yağmadı.

Yüklükteki Nefes

Eski tip evlerde yaşayanlar bilir. Yüklük denilen duvara gömme dolaplar vardı. Buraya evin ötesi berisi konulur, böylece yerden tasarruf sağlanır, hem de eşyalar el altında derli toplu dururdu. Zamanla yatak ve yemek odası takımları, mutfak dolapları yaygınlaşınca bu yüklükler de yeni yapılan evlerde mimariye konulmadığı için unutuldu gitti.

Çocukken, yaramazlık potansiyeline sahib her küçük gibi oralara girip saklanmasını çok severdik. Ya saklambaç oynamak için ya da birilerini korkutmak sebebiyle… E, hani dolap içinde karanlıkta beklerken biz de az korkmazdık!

Bir Sabah Süleymaniye'de

... İstanbul'u sevin!

Keşmekeşliğine, dejenere olmuş insan güruhuna rağmen. Çünkü İstanbul sevdaların kesiştiği şehir...
Ramazan-ı şerif münasebetiyle tüm inananların diğer zamanlara oranla uhrevi hayata daha bir teveccüh etmeleri, günlük koşuşturmalar esnasında daha bir edeple harekette bulunmaları, şüphesiz içinde bulunduğumuz kutsi ayın güzelliğinin, insanların gönlüne yansımasının getirdiği bir hal. İnsanlarda olduğu gibi İstanbul ve camilerinde de kutsi ayın yansmalarını görmek mümkün.

İçeriği paylaş