renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

hatıralar

Yansın İçim, Yansın Alev Alev

‘Cami avlusuna bırakılmadım ama orada büyüdüm denebilir’ diyor kendisini tanımlarken bir kasetinin kapağında. Bu tarifini okuduğum zaman ben de henüz cami avlusundaki sürecimi bitirmemiştim ve bunu bir latife mesabesinde idrak edip, gülerek es geçmiştim. Ama o potadan çıktıktan sonra sözün mana-i asliyesini dünya hayatının kesretleriyle çarpışırken yavaş yavaş anlamaya başladım. Ev-cami-okul üçgenini her ne kadar çeşitkenar bir hale çevirmiş olsam da, hak eden köşeye hak ettiği değeri vermemiş olsam da, olaylardan hep de bihaber büyümemiştik elhamdülillah. Bir kere mekânın suyunu yudumlamak huyunu da ziyadesiyle kazandırıyordu.

Sizler Gerçek Değilsiniz

Derdi olan efkârlanırmış. En çok da bugünlerde efkârlanıyorum.

Efkâr kalbimi acıtıyor ve çocukluğuma sığınıyorum. 70’li yıllardaki Güneydoğu’nun bir Kürt köyünde, kasabasında ve ilinde gecen çocukluğuma...

Benim yaşadıklarım gerçekse eğer bugünlerde yaşadıklarımızın hepsinin yalan olduğunu söylemek istiyorum. Benim ‘Kürt dedemin’ böyle bir derdi yok idi. Onun derdi ‘gâvurları vatan dediğimiz bu topraklarda kovmaktı’ sadece.

Ramazan'da Çocuk Olmak

Saat gece yarısını geçtiği zamanlarda, sokağın köşesindeki davul sesiyle başlar ilk sahur. Olanca gücüyle gerilmiş deriyi çomakla buluşturur davulcu. Bildiği popüler şarkı ve türkülerdir çınlattığı. Notaya bağlı kalmaksızın, ritmi yakalama telaşındadır. Birde ve en önemlisi herkes duymalıdır bu sesi. Ama davulcunun tüm çabasına rağmen duymamaktır çocuklar. Çünkü “ramazanda çocuk olmak” bunu gerektirir. Uykunun en derin yerinde şafkatli bir elin dürtmesi seni. Sıcacık bir sesin “Hadi yavrum kalk sahur oldu” demesidir. Ramazanda çocuk olmak. Kimbilir hangi oyuna ara vermektir, hangi oyuncağı oracıkta bırakmaktır rüyalar aleminde de olsa.

Tipo Tipi Anılar

Matbaa

Nostalji yapalım dersem o kadar yaşlandın mı diye tepki vermeyin lütfen. Aslında teknoloji öyle hızlı ilerliyor ki beş sene önce aldığınız en son model bir cihazı bugün on yaşındaki çocuğunuz beğenmeyebiliyor mesela. Böylece de o cihaz bizim için nostaljik bir anı şeklinde tarih sayfalarında yer alabiliyor, hem de beş sene içerisinde.

İşte ben de çok değil bundan yaklaşık yirmi sene öncesine gideceğim. Ben ilk defa bir matbaa ile ilimizin en eski gazetelerinden biri vasıtası ile tanıştım. Tipo baskı ile çıkıyordu haliyle o zamanlar.

ÇOCUKLUĞUMDAKİ KIZAK

Jack London’un ‘Beyaz Diş’ adlı kitabının üşüten mısralarını okurken, kış anılarıma uzanıyorum ansızın. Vahşi doğa şartlarında kurt köpeklerinin çektiği kızaklara binenlerin altın arama macerası, çocukluğumdan bir parça olan kızaklı günlerime salıyor beni.

Ciltevi Denemeleri Bölüm 1

Pek çok kez gördüğüm, önünden geçtiğim, kimi zaman da uğrayıp bir şeyler aldığım ciltevine bir kez daha gittim bugün. Cebimde fazla para dahi yoktu. Sabah evden çıkarken hesap yapıyordum oysa ve hesaplarımın arasında kitap almak yoktu. Şu kadarını hafta içi işe gitmek için ayırırım, şu kadarına da yemek yerim diyeydi hesaplarım. Ama kitap bütün hesaplarımı bozuyor işte.

Halk Kim? Biz Kimiz?

Bugün bahar günlerinden birini yaşıyor İstanbul. Yazdan kalan son güneşli günlerden birini. Hafta içinde zaman bulamıyoruz birtakım özel işlerimiz veya hobilerimiz için. Haftasonu olunca beş gün boyunca yaptığımız mutad işlerin dışında bir şeyle uğraşmak iyi geliyor doğrusu. Ben de bu Cumartesi yardım çalışmaları yapan bir derneğin

Zeytin

Zeytin yağıyordu gökyüzünden...
Minareden bakılınca deniz görünüyordu...
Deniz yüzmek için değildir, bakmak içindir...
Haber getirir...

Zeytin yağıyordu gökyüzünden ve yağ kokukusundan insanın burun direkleri sızlamaktaydı.

Acılar Var Ama Işıltılar da Var

Tam da şu günlerdi işte. Temmuz sıcağı ortalığı kavuruyordu. Buğdaylar biçilmiş, harman yerine serilmeye başlanmıştı. Köylü işlerinin en yoğun olduğu günlerde, günün en verimli saatlerinde işini gücünü bırakıyor radyoların başında toplanıyordu. Heyecan o boyuttaydı ki, evlerde durulamıyor, sokaklarda bir arada dinleniyordu radyolar. Haberler harp günlerinin yakın olduğunu gösteriyordu. Anlaşılan komutanlar kararlarını vermişlerdi; Mehmetçikler namlulara mermilerini sürmüşler, tüfeklerini çapraz durumda tutuyorlardı. Olanca heyecanları ile “Hücum!” emrini bekliyorlardı.

Kuşadası 1998

Başkalarının Otobüsü

Gözümü açtığımda ilk hissettiğim şey müthiş bir sıcaktı. İnsanın üzerine yapışan cılk bir sıcak. Otobüs her zamankinden farklı bir yolda ilerliyordu. Burada, bu 34 numaralı yolcu koltuğunda ne işim olduğunu hatırlamaya çalıştım. Faydası yoktu. Artık hiçbir şeyin faydası yoktu.
Molada net bir karar vermem gerekiyordu. Ya kahvaltı yapacaktım ya sigara alacaktım. Sigara aldım. Otobüste kek isteyebilirdim.

İçeriği paylaş