renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

soruşturma

Karakoç'u Ne Zaman Eleştirebileceğiz?

Sezai KarakoçUzun zamandır gündemimizi meşgul eden Sezai Karakoç Sempozyumu nihayet yapıldı. Benim de önemli bir bölümüne iştirak etme fırsatı bulduğum sempozyumun, oldukça nezih ve güzel bir şekilde düzenlendiğini belirtmeliyim evvelen. Bu noktada Saadettin Acar başta olmak üzere, tertip heyetinin tümü tebrik ve teşekkürü hak ediyor. Esasen sempozyum ile ilgili basın bildirisini okuduğumda ifade etmem gereken bazı hususlar olduğunu düşünmüştüm. Sayın Acar'ın kaleme aldığı basın bildirisi ve bildirinin zihnimde çağrıştıkları üzerinden bir yazı yazmaya niyetlendiğimde ise, sempozyuma katılmaksızın, bu konuda yazmayı uygun bulmayarak, düşüncelerimi ifade etmek için bugünü bekledim.

Terör Sorunu ve Çözüm Önerileriniz

Aktütün saldırısı ile had safhaya ulaşan tepkiler artık terör için başka çözümler aranması gerektiğini ortaya koymuş oldu. Bunu çok daha önce görenler de olmuştu ama kimse Genelkurmayı sorgulamaya cesaret edememişti. Artık her kesimden daha güçlü ve daha yüksek sesle bir şeylerin yanlış gittiği söylenir oldu. Terörle mücadelede askeri tedbirler işe yaramaz diyenler olduğu gibi, askeri tedbirlerin doğru kullanılmadığını söyleyenler de var. OHAL ilan edilsin diyenlere terörle mücadele için demokrasi ve özgürlüklerden vazgeçilemez diyenler karşı çıkıyor. Kimisi bölgeyi, toplumu ve Cumhuriyetten bugüne gelene kadar bölgede yaşananları bilmeden çözüm önerileri sıralıyor. Kimisi orada yaşadığı sorunları, hataları ve doğru yaklaşımları bildiği halde sesini duyuramıyor. Birileri ısrarla "kürt sorunu" vurgusunu yaparak bin yıldır Anadolu topraklarında birlikte yaşayan Türk ve Kürt halkını birbirine düşürme çabalarına hizmet etmeye devam ediyor.

İnsan Olan Herkes Karşı Çıkmalı!

Ben rüzgârların özgürce estiği, gün ışığının önünü kesen hiçbir engelin bulunmadığı bozkırda doğdum. Ben herkesin, her şeyin özgürce nefes alıp verdiği, duvarla, çitle, telle çevrilmemiş bozkırda doğdum. Orada ölmek istiyorum. Duvarların arasında değil!

On Ayı, Comanche Kabilesi

Geçtiğimiz günlerde Aydın Üniversitesi’nin yönetmenliklere aykırı olarak öğrencilere imzalattığı kılık kıyafet taahhütnamesi ile şok olduk.

İletişim Çağı Dedikleri

İçinde bulunduğumuz çağın pek çok isminden biri de iletişim çağı. Lakin insanlık bundan önce hiç bir devirde şu içinde bulunduğumuz “iletişim” çağında yaşadığı türden bir “iletişimsizlik” ya da "yanlış iletişme" hastalığına giriftar olmadı sanırım. Bundan ötürü içinde yaşadığımız çağın "iletişim" değil "iletişim araçları" çağı olduğunu düşünür oldum son yıllarda...

Modernizmin diğer yalanları gibi iletişim çağı yalanı da bizi aldattı, aldandık.

Cesetlerle Düşünce Analizi Yapma Devrindeyiz

Yalnız düşüncelerde hapsolan fikirler kalmadı artık! Fikirlerin, asi bir çocuk gibi bildiğini söyleme devridir. Kapıyı çarpan fikrin baskıcı sesi, ev sahibini de tetiklemelidir. Önce fikir doğmalıdır insanın düşüncesine ama her fikrin bir Öncüsü vardır ve her insan şekillenirken birilerinden etkilenir. Bu etki kendini bulmak noktasında yerini bilmeli ve sessizce değil, ferde fark ettirerek çıkıp gitmelidir. Giderken bıraktığı iz, en fazla ansiklopedi tadında olmalıdır. Bilgiyi yüklenirken hafızayı yormalı düşünceleri değil! Ergenliğe geçiş gibi çocuğun insan olmasındaki bütün emarelerini tatmalı ama leke bırakmamalıdır.

FİLİSTİN (1) / HAMAS: Mağdur Halkın Mağrur Seçimi

Hamas

"Filistinliler neden Hamas'ı seçti?"

Genelde İslam Ümmeti ve özelde Türkiye Milleti olarak bu soruyu sormaya, cevabı düşünmeye ve değerlendirmeye ihtiyacımız var.

Hatta yalnız bizim değil tüm yerküre sakinlerinin de ihtiyacı var.
Zira bir süreden beri bu gezegende oy vermek denilen eylem hiç de öyle masum bir demokratik hak kullanma aracı olmamaya başladı!...

Şehir Mezarlığından Yükselen Ses: Bizi de Alkışlayın!

Hat

Hepimizi bir meta haline dönüştürüp, yığınlaştıran modern dünya, hayatı mânâ şekliyle algılamamıza da müsaade etmiyor. Yaşadığımız şehirler, biz birbirimizin celladı olalım diye kurulmuş değil. Herkesi düşman görmemiz, şeytansı bir mutluluk hazzı veriyor bize. Hayatı adlandırma hususunda zorluk çekiyoruz. Neyiz, neciyiz ve necisiyiz bu şehrin… Modern bir tecride uğramış durumdayız. Elimiz kolumuz bağlı. Dünyamızı, ülkemizi, şehrimizi, modern bir hapishane olmaktan kurtarmalı! O halde ne yapmalı? Bütün mesele de bu değil mi…

Yüzleşmek Soruları Cevaplamakla Başlar

Gül

Peygamberi seviyormuşsun!?

Bu soru “seviyor musun, seviyor muydun…” tarzında sorulsaydı cevabım evet olabilirdi. Ama bu soru istihza ve şüpheyi demleyip sunuyor insana ve kişi evet dediği zaman bu istihza ve şüpheye de evet demiş oluyor.

Peygamber sevgisini bir fotoğraf karesi gibi dondurup duvara asmak mümkün olsaydı eminim her evin duvarında bir tane olurdu. Ama sevmek yaşayan bir eylemdir. Ne bir kareye sığar ne de üç boyuta…

Sorularla Bir Muhasebe

Önemsiz şeylerle ömrümüz geçer. Onları beklemekle, onlar için heyecanlanmakla. Uğraşmakla. Zaman öldürmekle.

Bir incir çekirdeğini doldurmayan uğraşlarla ömrümüzü doldururuz. Ardımızda bir iz olmamasının bir sebebi de bu.

İşin kötüsü bunun farkında olmamıza rağmen hal yolunu bulamıyoruz. Hayatımıza doluluk verecek gerçeklerle uğraşamıyoruz.

Fetihle Esirleşmek

Gittiler hepsi ve tümü.

Bir fırtına esti. Boran. Uzak diyarlardan. Ülkelerden. Okyanuslar ötesinden. Sertçe. Ve hepsi onunla berhava oldu. Şimdi onlardan tek tük nişaneler kalmış. Şurada burada. Son nişaneler. Onlar da yakında gidecekler. Ve bütün renkler ölecek o zaman. Tek renk, tek bir renk kalacak. Gri. En baharsız renk...

Yetim gibiler artta kalanlar. Öksüz gibiler. Utanır gibiler. Her an gidecek gibiler.

İçeriği paylaş