renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

tarih

Derin İhtilal

27 Mayıs

İlk darbelerde yeniçeriler baş aktördü. Çorba kazanları Ocak avlularında devriliyor, "istemezük" naraları duyuluyordu. Naralardan kelleler titriyor, tahtları sallantı tutuyordu.

Çok çeşitli darbeler gördü bu topraklar. Ama herhalde en ilginci 23 Ocak 1913'te İttihad ve Terakki'nin yaptığı Bab-ı Âli baskınıdır.

İsmet İnönü'nün Atatürk'e Mahcup İsyanı

Atatürk ile İnönü’nün ilişkileri; doğası gereği, Atatürk'ün ölümüne yakın bir kırılma yaşaması ve 1938'den sonra İnönü’nün takındığı tutumdan dolayı dikkatleri üzerine çekti. Geçenlerde de "İnönü’nün paraları kendi resimleriyle çıkartması" hadisesi sebebiyle ilişkileri zımnen de olsa gündeme geldi.

Başbakan’ın CHP’yi suçlayarak “bunlar paralardan Atatürk’ün resimlerini kaldırdılar” demesi ülke gündemine tarihi iki şahsiyetin ilişkilerini tekrar getirdi. Yazılar yazıldı bu konuda, tanıklar konuşturuldu, savunmalar ve saldırılar oldu.

Son Sultan

II. Abdülhamit

Bir çalkantılı dönem. Abdülhamid ipleri sıkı sıkıya tutuyor. Jurnallerin sonu gelmiyor. Fizan sürgünlerle dolu. Hafiye teşkilatı dakik. Yıldız sarayında jurnaller tomar tomar.

Rumeli’de kıpırdanmalar var. İpi Talat çekiyor. Talat; bir Yahudi okulunda öğretmen ve Mason. İttihad u Terakki'nin çoğu üst düzeyi gibi. Dr. Nazım dönme. Parti, teşkilatlanmasında Mason üsulunden faydalanılıyor.

Rumeli kaynıyor. Avrupa’dan şuleler serhad diyarının gecelerini ses ve renkleriyle ürkütüyor.

Taşların Durduğu Yer

Türkiye'de nihayet iki yüzyıllık "macera" sona eriyor. Osmanlı'nın zayıfladığı, kendi unsurlarının İngiltere, Fransa, Almanya ve Rusya eliyle bağımsızlığa ulaşmaya başladığı yıllardan bu yana iki yüzyıldan fazla zaman geçti. Osmanlı medreseleri ile siyasi ve askeri bürokrasiye egemen olan "dış güçler",Osmanlı idârî sistemini çöküşe yönlendirerek bölünmeleri hızlandırdılar. İngilizlerin, Fransızların, Almanların ve Rusların desteklediği "kukla" lar Devlet-î Âliye'yi bunalımlara sürüklemekten ve Padişâhları kendilerine itaat eder hâle getirmekten vazgeçmedikleri için de imparatorluk batmaya başladı.

Bir Haçlı'nın Seyir Defteri

Haçlılar

I. Gözlerini kapadı.
II. Kimbilirkaçmilyon adım attı.
III. Rüyalarında, gözlerinden kan ve ter aktı.
IV. Gözlerini açtı.
V. Filistin’de kalbini kalkanına taktı.
VI. Kalkanındaki haçı boynuna astı.
VII. Kılıcındaki kanı iplik yaptı.
VIII. Kılıcına astığı ipi darağacı.
IX. ‘Biz bir Tanrı’nın kuluyuz.’
X. Boynunda vicdanının izi kaldı.

Kurtuluş Savaşını Osmanlı Kazandı

Osmanlı

Özellikle yakın tarihimizin övgü-yergi kısır döngüsünün dışına çıkılarak doğru bilgiye dayalı tesbitlerin ışığında değerlendirilmesini sağlamalıyız. Doğru bilgi ve doğru tesbitler, öncelikle hem Osmanlı, hem Cumhuriyet savunması, övgüsü ve yergisi amaç edinilmeden ulaşılması gereken bir noktadır.

Osmanlı’nın sona ermesi ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması ile ilgili olarak içine sürüklenmiş bulunduğumuz

Tarihe Not Düşen Adam : Ahmet Cevdet Paşa

Hayatı

Kendi ifadesine göre hicri 26/27 Mart 1823’te Bulgaristan’ın Lofça kasabasında doğdu. Asıl adı Ahmed olup Cevdet mahlasını İstanbul’da öğrenim gördüğü sırada şair Süleyman Fehim Efendi’den almıştır(1843). Babası Lofça ileri gelenlerinden ve meclis azasından - istabl-ı amire payelisi- Hacı İsmail Ağa, annesi yine Lofça’lı Topuzoğlu hanedanından Ayşe Sümbül Hanımdır. Küçük yaşta büyükbabası Hacı Ali Efendi’nin teşviki ve desteğiyle Lofça müftüsü Hafız Ömer Efendi’den Arapça okuyarak öğrenim hayatına başlayan Ahmed, kısa zamanda islamî ilimlerle ilgili kitapları okuyacak derecede ilerleme gösterdi. Ardından kadı naibi Hacı Eşref Efendi ve müftü Hafız Mehmed Efendi’den çeşitli dersler aldı.

Osmanlı Devleti'nde Basın-İktidar İlişkileri

Osmanlı Devleti'nde Basına Genel Bir Bakış

Gazetecilik altı yüzyıllık Osmanlı Tarihi’nin yaklaşık olarak son yüz yılına tesadüf etmektedir. Tabii matbaanın icadı ile bizde gazeteciliğin başladığı zaman kıyaslandığında Osmanlı’nın çok da geç kalmadığını söyleyebiliriz. Nitekim XIX. yüzyılda yoğunlaşan yenileşme çabaları kendisini II.Mahmud’un özel gayretiyle de olsa gazetecilik alanında da gösteriyordu. Ancak ilk gazeteden sonraki gelişmeler başta gösterilen gayretin gerisinde kalmıştır. Hükümetin politikaları uygulanan yasaklar, sansür yeni yerleşmekte olan gazete kültürünü olumsuz etkilemiştir. Bu sebeple beklenen gelişme yaşanmamıştır.

Abdülhamid’in Nesli Tükendi Asım’ın Nesli Ne Zaman Gelecek?

Kitap okuruysanız hele ki tarihe meraklı bir okursanız ve Mustafa Armağan’la hala tanışmadıysanız üzülmek için bir sebebiniz var demektir . Mustafa Bey yaklaşık 6-7 sene önce çok önemli bir karar alarak edebiyat dünyasından “tarihi anlatma” vazifesine geçti. Yazdıklarıyla ve ters bakışlarıyla kafalardaki tarihimizle ve genel tarih bilgilerimizle ilgili betonlaşmış tortulara darbeler indirmeye başladı.

Cemil Meriç “Ben bu mazlum medeniyetin sesi olmak istiyorum” diyordu. Armağan’da o söze atıfta bulunarak “Ben de mazlum bir tarihin sesi olmak istiyorum” yollu iddialı sözlerle atıldığı bu yorucu vazifede benim gibi pek çok okuru tarafından tam not almayı başardı.

Benim Fatih'im Çocuktu

Bu yazıya nasıl başlayacağımı ve nasıl sonlandıracağımı bilemiyorum. O kadar heyecanlyım ki... Yüz yıllar boyu İstanbul'un Fethi ve Fatih hakkında çok şey yazıldı-çizildi. İlkokuldan bu yana benim gibi herkes bu konuda bir çok şey okumuş veya duymuştur. Fatih'in ne maharetli kumandan olduğu, adaleti, fazileti, dehası, "Ya ben İstanbul'u, ya İstanbul beni alacak" haykırışı, Bizans'ın dirençli surları, Akşemseddin'in yol göstericiliği, akıl almaz boyutlardaki toplar, karadan yürüyen gemiler, kahraman askerler, peygamber müjdesi, Ayasofya'da ilk Cuma ve daha bir çok maddeyle uzar gider bu liste.

İçeriği paylaş