Yağmurlu ve kapalı bir tatil günü… Bilgisayarın başında geçen onca zaman… İçeride melankol takılan hafif adam dolaşıyor mailine bakmak için. Ama o da ne? Mailinin bulunduğu internet sitesinde bir son dakika haberi “Miloseviç öldü.”
Bir anlık duraksama. Aklımdan hiçbir şey geçmiyor o an. Korkularından sıyrılamayan bir olay yeri şahidi gibiyim. Hiçbir şey düşünmüyor beynim. O zamanlar daha çocuk sayılırdım ama televizyon haberlerinden hatırlıyorum “katilin” soydaşlarıma yaptıklarını. Ama sevinmiyorum. Gerçi sevinsem mi üzülsem mi onu da bilemez bir halde öylece yorumlara bakıyorum. İletişim teknolojisinin en faydalı aletlerinden biri olan internetin olumlu getirisi dönüt alabilmek. İnsanların olaylara bakışlarını ve tepkilerini ortaya koyuyor.
Çoğu seviniyor. Sevincinden neredeyse göbek atacak raddeye gelmiş insanlar var. Çoğu oh olsun modunda yazanların. Hiçbir şey düşünmeden yanımda oturan babama “Miloseviç ölmüş” diyorum. Bir Boşnak daha hemen hiç tepki vermeden eskilere dalıveriyor. Konuşuyoruz, diğer katillerle birlikte.
Bazısı sövüyor. Bir de o an yolunu şaşırmış biri var. Tahrik etmek mi istiyor hakikaten inandığını mı belirtiyor bilemiyorum ama “katil”i kahraman mertebesine çıkaracak. Yok efendim Amerika ve bütün emperyalizme karşı savaş açmıştı falan…
Ama çoğu tepki, yumruk sıkma nevinden. Herkes bağırıyor. İnsanlar hafta sonlarını iple çekiyor. Maç olunca bağıracak biri bulunur elbet. Ya da kendini meydanlara atmak için bir densiz karikatür çizer elbet. Hayret ki Miloseviç öldü diye kimse meydanlara çıkıp slogan atmıyor. Ama küfürlerin ardı arkası kesilmiyor.
Ve bir yorum sarıyor benliğimi. Soğukta kalan bedenin içtiği bir bardak çayın ilk yudumu gibi ferahfeza. “Keşke Miloseviç gibileri de hidayete erdirseydik. Ama bundan sonrakiler için kullanalım himmetimizi…” Bu bir katile acıma değildir. İmanlı insanın en önemli vazifesini her yerde hatırlama basiretidir. İnsanlara küfretmek değil onları İslam’a davet etmek… Ama biz tepki çığları oluşturmayı çok seviyoruz. Kendimizi meydanlara atmayı, meydanlara çıkmayanlara da sövmeyi iş zannediyoruz. Nerdeyse bağırışlarımızla oluşturmuş olduğumuz tepki çığının altında biz kalacağız ama haberimiz bile yok. Daha çok daha çok bağırıyoruz. Yumruklarımızı daha çok kinle sıkıyor, yüzümüze öfkenin tonlarını daha bir sert veriyoruz. Birilerine kahrolsun demeyi İslam’a hizmet ve irşad ile ilintilendirmeyi ihmal etmiyoruz. Ama meydanlara çıkmayanları hemencecik politize ediyoruz. Zaten onlar Müslümanlarla bir olmazlar diye bağırıyoruz. Oysa karikatür krizi gibi bir meseleyi kendi lehimize yönlendirmek aklımıza gelmiyor. Aslında bazılarının aklına gelmiyor değil. Mesela bu aralık partilerinin, vakıflarının adlarını duyurmaya gayret ediyor bazıları Sağda solda tutunamadıysa reklam olmaya çalışıyor. Ağız dalaşları, bir sürü küfür.
Bu arada İnsan Yayınları bir basın toplantısı yaparak Allah Rasulü’nü tüm dünyaya anlatmak için çalışmalar başlatıyor. Hele şükür diyorum, demek ki bizim de aklı başında insanlarımız varmış. Ahmet Turan Alkan beyin krizin en civcivlendiği hengamda yaptığı O’nu (sallallahu aleyhi ve sellem) anlatmayı teklif etmişti. Ve yayınevi Efendimiz’i anlatan bir kitabı Danimarka diline de çevireceğini duyurdu. Ne saadet…
Birileri artık duvarlara kahretsin yazarak ya da meydanlarda küfür ederek muhatabınızın kahrolmadığını anlatması lazım. Daha çok gayzla bilenen kılıçların biz Müslümanlara faydası yok. Nerede kaldı ki onlara yönelik irşad yapalım. Ama işte o zaman bazılarınca misyoner, bazılarınca kafir oluveriyorsunuz. Oh ne kolay be!
Miloseviç tartışması bir hafta boyu bitmedi. Ben halen soydaşlarımı kesen bu caniyle alakalı olarak meydanlara çıkılmamasına şaşıyorum. Hadi birileri bu işten nemalanmayı düşünmüyor mu artık? Yoksa Allah’ı ve Rasulünü anlatmak için bir fırsat gelmedi mi hala? Yoksa çığın altında kalanlar sessiz mi kaldı?
Son yorumlar
2 sa. 4 dk. önce
5 sa. 29 dk. önce
7 sa. 34 dk. önce
9 sa. 2 dk. önce
10 sa. 12 dk. önce
11 sa. 10 dk. önce
13 sa. 19 dk. önce
13 sa. 28 dk. önce
1 gün 21 dk. önce
23 sa. 39 dk. önce