Terlikler, terlikler, terlikler ve ayakkabılar…
Renk renk, çeşit çeşit, boy boy, kadın, erkek, çocuk terlikleri, ayakkabıları…
Yüzlerce, binlerce belki, üst üste yığılmış orta yerde duruyorlar.
Başka bir şey yok fotoğrafta!
Bir köprünün üzerinde, sahipsiz öylece duruyorlar. Bir terlik ya da ayakkabı sergisini andırırcasına yahut bir protesto için ortaya bırakılmışçasına öylece duruyorlar köprünün üzerinde.
Sahipleri görünmüyor ortalıkta. Bırakıp gitmişler. Bir kapı önünde, bir ayakkabı mağazasında, bir cami önünde filan da değiller. Dicle gerdanında duran köprülerden birinde duruyor binlerce çift terlik ve ayakkabı.
Sahiplerinin Dicle’nin koynunda uyuduğunu öğreniyoruz sonra.
Kendilerini köprüden aşağıya bırakıvermişler.
Yüzlerce insan terliklerini, ayakkabılarını bırakıp Dicle’ye salmışlar bedenlerini.
Kadın, çoluk çocuk, ihtiyar, genç yüzlerce insan yağmur olup Dicle’ye düşmüşler. Yüzlerce insan bir yaprak gibi süzülmüşler nehrin sularının üzerine.
Ayakkabılarını, terliklerini bırakıp bir halaya yetişmek ister gibi Dicle’nin kollarına bırakmışlar kendilerini.
Ardı ardına, aceleyle, yüzlerinde donuk bir ifadeyle, sözler kursaklarında kalmış bir çabuklukla köprünün kenarından bir bir atlıyorlar.
Kadınlar, çocuklarının ellerinden tutup birlikte düşüyorlar. Burası bir sahil şeridi değil, bir havuz başında değiller, çocuklarının ellerinden tutup bir lunapark eğlencesine de koşmuyorlar.
Bir nehre atlıyor, kadınlar ve çocukları.
İhtiyarları bu kadar aceleyle, bu kadar gayretle koşturup, yorgun bedenlerini bir nehre bırakmalarına sebep olan nedir?
Hangi korku, hangi kutsal, hangi heves, hangi çaresizlik, hangi şaşkınlık, hangi bilinmezlik, hangi değer, hangi öfke, hangi acı, hangi haber, hangi karmaşa bunca insanı kadın, erkek, çocuk, ihtiyarı Dicle’nin bir köprüsünden terliklerini ve ayakkabılarını öylece bırakıp kendilerini sulara atmasına neden olur?
Geride kalan terlikler ve ayakkabılar bir iz, bir ipucu, bir mesaj mıdır?
Bir şeyler mi anlatılmak isteniyor insanlara?
Bir kutsal ritüelin parçası mı bütün olanlar?
Bir adanmışlık öyküsü veya bir mistik öğretinin son gösterisi mi?
İnsanın aklını kurcalayan soru bu; neden?
Neden, yüzlerce nefes Dicle’nin sularında donakaldı?
Neden yüzlerce can, başının Dicle’nin omzuna yaslama ihtiyacı duydu?
Onca insanı Dicle’ye sığınmak zorunda bırakan duygu nedir?
Irak’lı binlerce insan Dicle üzerinde bir köprünün üzerinden geçerken aralarında yayılan “canlı bomba var!” söylentisi yüzünden kendilerini nehre attılar. Yaklaşık 1.000 (Bin) kişi hayatını kaybetti…
Böyle bir haber geçsin ajanslar ve biz merakımızı giderelim.
“Tamam öyleyse, sebebi buymuş” deyip rahatlayalım. Anlayalım meselenin iç yüzünü.
Bin insanın ölümünün gerçek sebebini öğrenip işimize dönelim.
Kendini nehre bırakmış ölülerin hikayelerini bir haber metni soğukluğuna terk edip kendi dünyamıza çekilelim. Kısa bir şaşkınlıktan, kısa bir meraktan sonra, her gün aynı senaryonun bir çeşit versiyonu daha deyip, yarım bıraktığımız işlere dönelim.
Binlerce insanı korkudan köprüden atlamasına neden olan lanet olası bir fısıltı kulaklarımızdan gelip geçsin.
Bir fısıltının, bir söylentinin ardından geride kalan binlerce terliğe, ayakkabıya bakıp anlayalım neler olup bittiğini.
Bu kadar basit işte.
Bir fısıltı, nehre atlayan binlerce insan, bin ölü ve geride kalan terlikler…
Yorumlar
ben bir başkasıdır
Per, 08/09/2005 - 11:25 — ismail kılıçarslanDiclenin kenarında doğmuş olmamakla yırtmış sayılırız sayın tufan.
Caferi de değiliz hem.
Ne diyorsun Allah aşkına. İki yazıdır aynı şeyleri söyleyip duruyorsun. Bir başkasının ölümü bizi niçin alakadar etsin ki? Deli misin nesin?
Ayrıca, Gezer'e söyleyelim de (malum, abilerimizdir) o köprünün üzerindeki terliklerden hareketle bir reklam filmi çeksin. Slogan mesela "geride bırakacak kadar değerli terlikler" olabilir.
huzur bir parça huzur İsmail...
Per, 08/09/2005 - 11:37 — Tarık Tufansevgili ismail,
Söylediklerin canımı sıkıyor ama dinlemekten, okumaktan kendimi alıkoyamıyorum. İslamcılar, abiler, başörtülü kızlar... Beni kışkırtıyorsun ama şimdilik susuyorum. Dicle kenarında yaşamıyor olmak bir tarafa İstanbul da yaşıyor olmak da ölüm kokan bir coğrafyanın hemen eşiğinde olmak demek.
Kabuslar görüyorum bu sıralar. Ölümler bir yakamı bıraksa dönüp gideceğim aslında...
Şöyle mi demiştin..
huzur efendim bir parça huzur..
Sadece Mertlik
Per, 08/09/2005 - 16:36 — Sakine AkçaDicle...Ahiret yurdunun yeni kapısı...Rabbim bin canı birden buyur etmiş,aynı anda çağırmış huzuruna...Yoksa gerçekmi çokça ölmenin kıyamet alameti olduğu...Ne fark ederki,kıyametin yaklaştığını bilene ...Yakın olan ölümü sıkça ananlarda neyi değiştirirki...Geride kalanı görmek ileri geçenle anlam kazanıyor.Beraberinde gidenle...
Huzura çağrılmış binlerce can aynı yerde toplandılar.Son kez terliklerini giyerek ve son kez yürüyerek kapıya vardılar ve bu yeni dünyaya girerken çıkardılar...
Yalın ayak ve yalın yürek
Doğru huzura
Üstlerine eklenmiş ne varsa
Hepsini ama hepsini döktüler suya
Köprüde kaldı binlerce terlik
Ve birde dünyada oynadıkları evcilik
Dosdoğru olanların yanında bir şey vardı huzura giderken
Sadece ve sadece mertlik
Heybemiz dolu gitmek !
Cum, 09/09/2005 - 13:07 — Emre Uğur"Irak’lı binlerce insan Dicle üzerinde bir köprünün üzerinden geçerken aralarında yayılan “canlı bomba var!” söylentisi yüzünden kendilerini nehre attılar. Yaklaşık 1.000 (Bin) kişi hayatını kaybetti…" (ilgili blogtan alıntı)
"en kötü karar, en iyi kararsızlıktan iyidir" ifadesinin belkide anlamını bulduğu andır görünende hal.
Ve, korkunun/korkutulmuşluğun, ürkmenin/ürkütülmüşlüğün, insan psikolojisinde yaptığı tahribatın, insan iradesinde getirdiği nokta.
Ve bir fısıltının, hassas bir an ve durumda çıkardığı önü alınamaz yangını.
ölüm; heryanımızda, her anımızda, bir kapıdan diğerine geçiş hali.
Lakin, üzerinde durulması ve konuşulması gereken, ölümün şeklinden ziyade, ya bir hasta yatağında, ya bir şavaş anında, ya bir hain teröristin hain kurşununda, yada Dicle'nin koynunda olmasından ziyade!
Nerden ve Neden böyle bir durumla karşı karşıya kalındı? Ne yapılmalıydı? neyi unutmuştuk? neyi es geçmiştik bilmeyerek? Neden hazırlıklı değildik? suallarinin cevabında yeralan konum ve durumlarımızda belki. Ne yapıyoruz! ki ne yapmamız gerekiyordu!
Mevlam, bağışla cümlemizi, bağışla bizi !
Kimin, kimden şanslı yada şanssız olduğunun, kimin kimden bahtlı yada bahtsız olduğunun hükmü kul takdirinde değildir.
"vakit gelmişse kaçış yoktur, kaçacak yerde yoktur vesselam"
mevlam geçmişlerimize rahmet eyleye inşaallah
dualarla kalalım
Aklımı Koru Allahım...
Per, 03/05/2007 - 11:44 — leyla turanKalbimi avuçlarının içine al Allahım. Yoksa geberip gidicez. Hayat kayıp gidiyor ellerimizin arasından. Ve biz herşeyi olağanlaştırmaya başladık. Herşeye alıştık. Duyarsızlaştık. Duygusuzlaştık.....
Aklımı koru Allahım...
Ellerimi bırakma...
Yoksa düşüvericem...