Aktütün saldırısı ile had safhaya ulaşan tepkiler artık terör için başka çözümler aranması gerektiğini ortaya koymuş oldu. Bunu çok daha önce görenler de olmuştu ama kimse Genelkurmayı sorgulamaya cesaret edememişti. Artık her kesimden daha güçlü ve daha yüksek sesle bir şeylerin yanlış gittiği söylenir oldu. Terörle mücadelede askeri tedbirler işe yaramaz diyenler olduğu gibi, askeri tedbirlerin doğru kullanılmadığını söyleyenler de var. OHAL ilan edilsin diyenlere terörle mücadele için demokrasi ve özgürlüklerden vazgeçilemez diyenler karşı çıkıyor. Kimisi bölgeyi, toplumu ve Cumhuriyetten bugüne gelene kadar bölgede yaşananları bilmeden çözüm önerileri sıralıyor. Kimisi orada yaşadığı sorunları, hataları ve doğru yaklaşımları bildiği halde sesini duyuramıyor. Birileri ısrarla "kürt sorunu" vurgusunu yaparak bin yıldır Anadolu topraklarında birlikte yaşayan Türk ve Kürt halkını birbirine düşürme çabalarına hizmet etmeye devam ediyor.
Hükümet kanadında ise arayışlar devam ediyor. Başbakan 17.10.2008 tarihli Genişletilmiş İl Başkanları toplantısında durumu şöyle özetliyor: "Şu anda hükümetimiz, Silahlı Kuvvetlerimizle birlikte yoğun bir çalışma içerisinde, ‘bunu nasıl minimize ederiz, bu konuda neler yapmamız lazım, yeniden yapılanma içerisine mi girmemiz lazım, yoksa bölgede çok daha farklı kurumlar mı oluşturmamız lazım. Sınırda, diplomatik olarak, sosyo-ekonomik olarak, psikolojik olarak neler yapmamız lazım. Bütün bunların A’dan Z’ye müzakere edilerek, tartışılarak konuşulduğu, akademisyenleriyle, medya mensuplarıyla konuşulduğu bir ortamda bakıyorsunuz ki, herkes kendine göre bir şeyler atıp tutuyor."
Kaosdan beslenenler hariç herkes bu sorundan muzdarip. Hemen herkesin bir şekilde etkilendiği, bu teröre karşı kayıtsız kalmamız düşünülemez. İşte bu noktada biz de cemaat.com üyelerinin sesini ve çözüm önerilerini duyurmak için harekete geçtik.
Buyrunuz efendim şimdi söz sizde !...
Yorumlar
Zor ile imtihan
Salı, 21/10/2008 - 12:02 — Sakine AkçaAktütün hadisesi olmadan hemen bir kaç hafta önce komşumuzun oğlu askerden geldi. Çocuğun anlattıkları ile bugün iddia diye ileri sürülenler aşağı yukarı aynı.
Genç, terör bu şartlar altında zor biter diyordu. Bırakın görüntülerde terörist aramayı önümüzden geçer giderler ve vur emri vermezler diyordu.
Bu bilgilerin üzerinden çok geçmedi ki Aktütün meydana geldi.
Bu şartlar altında nasıl çözülür sorusuna cevap vermek pek mümkün görünmüyor.
Herşeyin üstünde duran bir gerçek var ki ciğerimizin yanıyor oluşu. Hele bir de sebep bu şekilde olunca çok üzülüyoruz.
Hükümete yöneldiğimiz vakit bunun küçük bir kesit olduğunu haksızlık yapmamak gerektiğini dillendiriyorlar.
Ne olursa olsun şu an kesite odaklandık ve bu canları çok önemsiyoruz. Çünkü bu çok ciddi bir şey. Allah yar ve yardımcımız olsun.
Hakan Albayrak Yazdı
Salı, 21/10/2008 - 13:15 — Selman Maltaş“Irak'ın kuzeyindeki yetkililer…” / 14 Ekim 2008
Kürt Sorunu'nun çözümüne giden yol / 27 Şubat 2008
Realist mi? Haydi ordan! / 3 Kasım 2007
Boğulacaksak büyük denizde boğulalım! / 31 Ekim 2007
Türkler, Kürtler, gelin büyük düşünelim! / 30 Ekim 2007
Kürt devleti hakkında gergin bir sohbet / 29 Ekim 2007
Bu toprakların mutlu yarınları için… / 27 Ekim 2007
Sınır ötesi harekâtı konuşmadan evvel… / 24 Ekim 2007
Sınır ötesi harekât / 22 Ekim 2007
kürde kürt denmez, sorununa da kürt sorunu denmez, öyle mi?
Salı, 21/10/2008 - 18:34 — beytullah emrahSorunu adlandırmakta dahi bu kadar sıkıntı çeken 'cemaat'imizin nasıl bir çözüm önerisi getirebileceğini merak ediyorum doğrusu, birlikte göreceğiz.
bugüne kadar bu konuyu konuşmayan, kürt sorununu sahiplenince halktan tepki toplarım diye susan, geçiştiren ya da maalesef içi boş bir islam kardeşliği temennisinden öteye geçemeyen laf kalabalıkları ile konuyu gürültüye getiren ve bu halin netincesinde sistemin bu coğrafyada yaşayan bir halka karşı işlediği zulme ortak olan, meseleyi anlama konusunda resmi söylemi aşamayan, onun kodlarıyla konuşan ve kendi muhalif dilini dahi oluşturmaktan aciz gelenekçi muhafazakar akıl bu konuda nasıl bir çözüm önerisi getirecek, bunu da merak ediyorum...
* * *
bu tartışmayı açan metinde dahi bazı sıkıntılı durumlar göze çarpıyor. gözatalım:
"Aktütün saldırısı ile had safhaya ulaşan tepkiler artık terör için başka çözümler aranması gerektiğini ortaya koymuş oldu. Bunu çok daha önce görenler de olmuştu ama kimse Genelkurmayı sorgulamaya cesaret edememişti."
bu konuda genelkurmayı sorgulayan, eleştiren ve açıkça hesap vermeye zorlayan muhalif gruplar her zaman vardı. lakin onlara, hangi düşünce/ideolojide olursa olsun genelde aşırı ya da marjinal gibi sıfatlara yaklaşıldı ama gelinen nokta kimin haklı olduğunu ortaya çıkardı.
"Birileri ısrarla "kürt sorunu" vurgusunu yaparak bin yıldır Anadolu topraklarında birlikte yaşayan Türk ve Kürt halkını birbirine düşürme çabalarına hizmet etmeye devam ediyor."
başörtüsü yasağına "başörtüsü sorunu" deyince başörtülülerle başı açıkları birbirine düşürmeye mi çalışıyoruz yani? bu nasıl bir yaklaşım? bunun ısrarla "kürt sorunu" olmadığını iddia etmek, devletin konuyu salt "terör" meselesi olarak koymasından başka bir kapıya çıkmıyor! çünkü kürt sorunu, pkk'yi de kapsayan ama onu fersah fersah da aşan bir mesele. lakin yıllardır kan siyaseti izleyenlerin sayesinde konu öylesine hal aldı ki, insanlar çok çabuk biçimde "ya bendensin, ya ondan" keskinliğiyle konuşmaya başlıyor. dolayısıyla sorunun "sorun" olduğu bir türlü görülmüyor, konuşulmuyor.
yıllardır konuşulması istenmeyen bir meseleyi, yıllardır insanların şiddetle susturulduğu bir meseleyi konuşmaya daha yeni yeni başlamışken, bir anda "yok bu kürt sorunu değil" demek, yıllardır yapılan hatanın tekrarından başka nedir? sorunun muhatapları konuyu böyle tanımlamaktan çekinmezken şimdi "yok o mesele öyle değil" demek doğru mu? elbette meselenin özünde yıllardır zorbalıkla yönetilen bir sistemin ürettiği, çıkış noktasını halkın kendisinin oluşturmadığı bir sorundan bahsediyoruz ama bunu "kürt sorunu" olarak tartışmaktan kaçınmaktaki ısrar, bizi yine meseleyi tartışamamaya götürecektir.
daha sunum metninde, meselenin önüne kale duvarı örerek meselenin sınırlarını çizmenin devletin yıllardır yaptığından ne fark var? o da şöyle demiyor mu? "bunu ya kalkınma sorunu olarak konuşun ya da terörle mücadele sorunu!"
hükümetin "Bütün bunların A’dan Z’ye müzakere edilerek, tartışılarak konuşulduğu, akademisyenleriyle, medya mensuplarıyla konuşulduğu bir ortamda bakıyorsunuz ki, herkes kendine göre bir şeyler atıp tutuyor." demesi ne kadar sahici?
başbakan zamanında bir açılım yapmaya kalktı, kürt sorunu, alt kimlik tartışması filan açtı, sonra ne oldu? genelkurmay tarafından hizaya getirildi. bir süre önce "anadil meselesini açmayın" diyen bir hükümet, bu konuda kendisi gibi düşünüp, konuşanların dışındakileri atıp tutmakla nasıl eleştirebilir? işte aynı tavır bir kez daha ortaya çıkar: meseleyi bizim gibi düşünenlerin dışındakiler "marjinal"dir, onlar da atıp tutsun, nasılsa umrumuzda değil.
"Kaosdan beslenenler hariç herkes bu sorundan muzdarip. Hemen herkesin bir şekilde etkilendiği, bu teröre karşı kayıtsız kalmamız düşünülemez."
yazının sonundaki bu ifadelerde kurulan eşitliğin ne kadar haksız olduğunun farkında mısınız? kelimeler, düşüncenin ispiyoncusudur denir. burada ortaya hangi söylemin izdüşümleri çıkıyor, bunu hiç düşündünüz mü? herkesi gerçekten bir şekilde muzdarip eden bu sorunu, sadece "terör" parantezine aldığınızı sahiden görmüyor musunuz?
en başa dönelim: bu meseleyi çözmeye kalkışmadan önce konuşmayı öğrenmemiz gerekiyor, türk ya da kürt farketmez, herkesin... rahatça konuşabilmeliyiz, korkmadan, kısa yoldan yaftalamadan. önce bunu bir öğrenelim, yani bu sorunu doğru dürüst konuşabilmeyi. sonra anlarız, anlaşırız, belki o zaman çözümü konuşmanın da vakti gelir. ama şu an çok erken.
iyi de bu acelecilik niye? yoksa değişeceğinden korkulan haritalar mı kapladı rüyaları? zaten o haritalardaki kırmızı çizgiler değil mi bu sorunları üreten? şimdi o sınırlar içinde kalarak konuşmaya kalkmak ne kadar doğru?
Mesele Kürt meselesi olsaydı onu da demesini bilirdik !
Salı, 21/10/2008 - 20:38 — Şadan ErcanSevgili kardeşim,
Haksız, insafsız, önyargılı, yaftalayan ve çelişkilerle dolu yorumunuza satır satır cevap vermeye gerek görmüyorum. Zira benim derdim sizinle uğraşmak değil.
Eğer bu soruna "Kürt sorunu" diyorsak devletin Kürt kökenli vatandaşlarına zenci muamelesi yapıyor olması gerekir. Amerikanın zencilere yaptıklarını Türk devleti Kürtlere yaptı mı? (Devlet içindeki derin güçlerin bölgede yaptığı terörü zaten kimse gizleyemez) Mesele Kürt meselesi falan değildir. Mesele bölgesel bir meseledir. (Bunu söylerken meselenin bir cümleyle özetlenemeyeceğini belirtmeye gerek duymak istemezdim). Bölgede siyasi çıkar peşinde olanların başta bölge halkı olmak üzere tüm Kürt halkını içine çekmeye çalıştığı bir meseledir.
Son olarak şunu belirtmek isterim. Ben bir Kürt ile evliyim. Yazımda Kürtleri Türkleştirmek gibi bir ima olduğunu düşünmüyorum. Birileri Kürtlere Kürt diyemiyorsa bu benim sorunum değil. Diyarbakırlı bir Kürt olan eşimin amcası Mardin'de öğretmenlik yapmakta ısrar ettiği için PKK'lı Kürtler tarafından katledildi. Belki de siz haklısınız, ortada bir "Kürt sorunu"(!) var galiba.
"Tedip: Edep merkezli eğitim"
Mesele,Problem, Sorun ve Basit Çözüm
Salı, 21/10/2008 - 22:14 — Alper SelçukŞadan Ercan'ın çözümcü dili ile Beytullah Emrah'ın çözümü zorlaştırıcı-problem üretici dili arasındaki kalın çizgi incelmedikçe terör meselesi çözülmez;sorunlar tâli yollarda büyür gider.
Doğu ve Güneydoğu’da, Türkiye’de Yapılması Gerekenler
Madde 1: Cumhuriyet, Kürtlere Osmanlı'dan miras kalan ağalığı partili zihniyetiyle korumamalı
Madde 2: Doğu’da ve her yerde Siyâset, menfaat çarkının ana direği olmamalı
Madde 3: İnsanlar Kürtleri aşağılamaktan, dışlamaktan vazgeçmeli, Kürtlük utanılacak bir şeymiş gibi saklanmamalı
Madde 4: İnsânî değerleri henüz yozlaşmamış olan Kürtler'in Beyaz Melek filminde olduğu gibi, bu özellikleri körelmeden öne çıkarılmalı
Madde 5: Devlet memurlarının-özellikle öğretmenlerin- rotasyon uygulaması adilâne devam etmeli. Öğretmen faktörü önemli bir faktördür. Desteklenmeli.
Madde 6: Bölgede görev yapan hâkimlerin, savcıların ve mülki- idârî âmirlerin titizlikle seçilmesi sağlanmalı- eskiden sürgüne layık görülenler gönderilirdi- Devlet iyi temsil edilmeli. Teröre destek veren seçilmiş kişilere tavır konurken, hukuk dışına çıkılmamalı. Çünkü bu tür tavırlar, terör unsurlarınca mağduriyeti ve dışlanmayı reklam amacı ile kullanmalarını sağlıyor, taraftar toplanmasına neden oluyor.
Madde 7:Diyarbakır, çevre illerden toplanan devlet ve terör mağdurlarıyla dolu. Diyarbakır’a özel bir ilgi gösterilmeli. Devlet yatırım yapmalı. Gerekirse özel amaçlı kitler açılmalı. Mikrokredi uygulamaları genişletilmeli.
Madde 8: Bölge öğrencilerine özel burslar temin edilmeli. Teröre sempati besleyen gençlere el uzatılarak eğitilmeleri sağlanmalı. ÖSS'de özel katsayı uygulanmalı. Bu özel katsayı, psikolojik ve sosyolojik dengesizliklerden kaynaklanan kayıpları telâfi edecektir. Birazda olsa batıda bu tür sorunlarla boğuşmak zorunda kalmayan öğrencilerle eşit düzeye çıkarılmış olur.
Madde 9: İlköğretim de, anaokulu oranı artırılmalı, çocuklara Kürtçe kullanılarak Türkçe öğretilmeli. Kürtçe konuşmanın Türkçe, İngilizce konuşmak kadar doğal bir şey olduğu tezi işlenmeli. Bayramlarda, resmi kutlamalarda, Kürtçe şarkılara yer verilmeli,İlköğretim okullarından her sabah okunan ‘Andımız’ kaldırılmalı
Madde 10: Bölge üniversiteleri ile diğer gelişmiş üniversiteler arasında öğrenci değişim programları uygulanmalı. Öğretim üyelerinin entik çeşitliliği sağlanmalı
Madde 11: Devlet 40'ı aşmış kişilere-özellikle erkeklere- seminer vermeli. Kadınlarla iletişim kuracak ayrı uzmanlar ekibi oluşturulmalı
Madde 12: Göçle Batılı illere taşınmış, taze batılı Kürtlere danışmanlık hizmeti verecek ekipler kurulmalı. Sosyal restorasyon sağlanmalı
Madde 13: Kürtler'in yaşadığı travmalardan etkilenen diğer etnik grupların ve Türk etnik kimliğine sahip insanların sabırları teşvik edilmeli, içlerinde biriken negatif enerjiyi absorve edecek yöntemler/yollar bulunmalı. Ülkenin her yerindeki şehit aileleri taltif edilmeli. Çocukları, aileleri özel koruma altına alınmalı. Gelecek kaygısı taşımalarına, iki kez yıkılmalarına engel olunmalıdır.
Madde 14: Devletin şefkât eli, katle bulaşmamış örgüt mensuplarına sessizce ve hissettirmeden ulaşmalı. Katle bulaşmış ancak ciddi pişmanlık duyanlar teşhis edilmeli, özel program uygulanmalı, uygun şekillerde cezalandırılmaları sağlanarak topluma kazandırılmalıdır. Pişmanlıktan yararlandırılanlar deşifre edilmemeli, propaganda aracı olarak kullanılmamalıdır. Zaten sessizce yürütülen bu iş, kendi reklamını yapacaktır.
Madde 15: Siyasi partiler önseçimle milletvekili adayı belirlemeli. Baskı gruplarının -ağalar, örgütler- etkisi bu yolla azaltılmalıdır.
Madde 16: Doğu'da ve Batı'da görev yapan rütbeli rütbesiz askerlere, emniyet görevlilerine adil davranılmalı, tayin ve terfilerde eşit kriterler uygulanmalı
Madde 17: Valiler ve Kaymakamlar bölgede görev yapmadan önce iyi bir eğitim programına alınmalı. Askeri atamalar, aynı sosyal ve psikolojik kiterlerle yapılmalı, terörle mücadele ve iç güvenlik ayrılmalı.
Madde 18: Irak ile işbirliği genişletilmeli, Merkezi Irak Hükümeti ile genişletilmiş güvenlik işbirlikleri artırılmalı. Kuzey Irak kaynaklı oyunların önü kesilmeli, taviz verilmemeli.
Madde 19:Milli Güvenlik Kurulunda alınan kararların uygun bir kompozisyonla halka ulaştırılması sağlanmalı. Değişen politikalar, tutumlar herkese ulaştırılmalı,uygulamalar denetlenmeli.
Madde 20: Profesyonel orduya geçiş iki yılda bitirilmeli. Türkiye'nin tüm kara sınırlarına yüksek güvenlikli, teknoloji donanımlı karakollar kurulmalı. Tüm geçişler denetlenmeli ve taviz verilmemeli.
Madde 21:Küçük ölçekli sınır gıda vb ticareti vergisiz yapılabilmeli, bölge halkı kaçakçılıktan kurtulmalı.
Alper SELÇUK
meselenin bölgeyi aştığı çok olmadı mı?
Salı, 21/10/2008 - 22:01 — beytullah emrahilk olarak yazının giriş kısmındaki eleştirinin bir şahsı değil bir düşünce biçimini merkeze aldığı, tırnak içindeki cemaat göndermesiyle sadece burasının değil bahsi geçen 'muhafazakar düşünce'* cemaatinin kastedildiği yeterince açık olmalıydı. mezkur eleştirilerin yazıya ilişkin eleştirilerden başka olduğunu yazıda üç yıldız kullanarak ayırmaya da çalışmıştım üstelik ama demek ki "Haksız, insafsız, önyargılı, yaftalayan ve çelişkilerle dolu" olan bir tek ben değilmişim!
*galiba ayrıca belirtmem gerekiyor: burada kastedilen de muhafazakar düşünce dergisi değil.
* * *
eşiniz ve eşinizin amcasına ilişkin eklediğiniz notlar; meseleye yaklaşım biçiminize ve kullandığınız dilin taşıdığı risk dolu mesajlarına yönelik eleştirilerime bir yanıt vermiyor ama yazıda belirttiğim şu kanaati pekiştiriyor: "lakin yıllardır kan siyaseti izleyenlerin sayesinde konu öylesine hal aldı ki, insanlar çok çabuk biçimde "ya bendensin, ya ondan" keskinliğiyle konuşmaya başlıyor. dolayısıyla sorunun "sorun" olduğu bir türlü görülmüyor, konuşulmuyor." çünkü bir daha dikkatle okuduğunuz takdirde yorumda bir düşünce biçiminin eleştirisi yer aldığını fark edeceksiniz ama önce biraz daha serinkanlılık lütfen! çünkü şahsınıza dair ne bir yaftalama var ne de haksızlık!
yazıya ilişkin kullanılan dilin ve ifadelerin üzerinden örnekler vererek meseleye yaklaşım biçiminizi gözden geçirmenizi önermiştim. ifadelerinizin, isteseniz de istemeseniz de yanlış sonuçlara çıkabileceğine işaret etmiştim. çünkü bu konuda yıllardır özgürce konuşulamadığı için insanların geliştirdiği üstü kapalı/örtük dilin farklı anlamları ve sonucunda yanlış çözüm önerileri beraberinde getirebileceğini düşünüyorum ki, yazınızda da bunun emareleri görülüyordu.
anlaşılan o ki düşünülüp tartışılması için ortaya koyduğunuz meselenin çok yönlü tartışılması konusunda pek de hazır sayılmazsınız. bu durumda meseleyi şahsileştirip, tartışmayı duygusallıkla kestirip atmayı tercih edeceksiniz. merak etmeyin, bu üslup hep daha çok kabul görüyor, böylece denk olmayan iki hal birbirine eşitmiş gibi değerlendirilebiliyor. oysa ben yazınızda dikkatimi çeken hususlara işaret edip bir meseleyi anlatmaya çalışırken, siz kestirmeden gidip "derdim sizinle uğraşmak değil" deyip "edeb"e çağırıyorsunuz. siz "edep merkezli bir eğitime" davet ettiğinize göre bu durumda ben de edepsiz oluyorum herhalde. bravo! bu ne incelik! iyi de benim "siz"inle bir derdim olduğuna dair kesin yargınızın delili nedir?
* * *
Cevabınızdaki meselelere gelince: Meseleye "Kürt sorunu" diyebilmemiz için illa ki ABD'deki politikalarının aynen burada da uygulanması mı gerekiyor yani? İki ülkede yapılanın da ayrımcılık ve bir kimlik inkarı olduğunu sahiden göremiyor musunuz? Ayrımcılık için illa ki tuvalet kapılarına "white-color" filan yazılıp, otobüslerde koltuk uygulamasına mı geçilseydi? Şekilsel değilse bile öz itibariyle çok daha derin ayrımcılıklar yapılmadı mı?
Bu ülkede Kürt halkına yönelik ne tür muamelelerin yapıldığını bilmiyor muyuz? Meseleyi bir takım gizli güçlerin münferitliğine havale etmek ne kadar doğru?
Bakın kullandığınız dile özen göstermenizi önerdiğim halde aynı ısrarı sürdürüyorsunuz. mesela bir örnek: "devletin Kürt kökenli vatandaşlarına" iki soru: neden devletin vatandaşı? ve bugüne kadar hiç 'Türk kökenli vatandaş' ifadesi kullanma ihtiyacı hissettiniz mi, kullandınız mı?
başka bir örnek: "Amerikanın zencilere yaptıklarını Türk devleti Kürtlere yaptı mı?" Neden devlete ilişkin isim tamlamanızda bir kavmin kimliğini kullanma ihtiyacı hissediyorsunuz? Üstelik resmi olarak bile devletin adı öyle değilken... Belki de farkında bile olmadan kullandığınız o tür terkiplerin dilinize o şekilde gelmesinin tamamen rastlantısal faktörlere dayanmadığına, bunun içinde yoğrulduğumuz düşünce ve kültür iklimine dair izler taşığına ve kastınız farklı olsa da düşünce kalıplarınızın farklı kalıplara da sığabileceğine dair eleştirilerimi, yaftalama olarak algılamak yerine özeleştiri için bir nasihat kabul etseniz daha hayırlı olmaz mıydı?
ve söyler misiniz eleştirilerimdeki tutarsızlık neydi? böylece ben de kendi düşüncelerimi gözden geçirebilirdim.
Sorunuza dönelim. "Amerikanın zencilere yaptıklarını Türk devleti Kürtlere yaptı mı?" Amerikadaki sorun "zenci" sorunu değildi, ırkçılık sorunuydu. sanırım Türkiye'deki sorunun kökeninde de bu resmi ırkçılık biçiminin tezahürleri olduğunu kabul etmek gerekiyor.
işte tam da bu sebeple mesele bölgesel değil! sakarya'da, yalova'da, izmir'de, trabzon'da, geçenlerde altınoluk'ta yaşanan gelişmeler de zaten meselenin salt bölgesellikle ilgili olmadığını göstermesi açısından yeterli değil mi? evet, bölgede bir takım çıkar kavgalarının ve siyasi hesapların yapıldığını biliyoruz ama bu durum yıllardır süren bir takım adaletsizlikleri, ayrımcılıkları, haksızlıkları, sistematik inkar politikalarını geçersiz kılacak bir açıklama değil ki...
* * *
son olarak, tartışılması için açtığınız bir meseleye daha ilk eleştirede set çekmek, duygusal bir tonda yanıt vererek değinilen hususları es geçmeniz sağlıklı bir yaklaşım olmamış. demek ki bazılarımızın bu meselenin çözümü hususunda konuşması için gerçekten daha çok erken, çünkü daha anlaşılması konusunda bile alınacak onca mesafe var.
tamam. kestim.
Cevap vermek zorunda kaldım
Per, 23/10/2008 - 12:04 — Şadan Ercan"tamam. kestim"
Kesme kardeşim, daha ne yazdın ki. Ne meseleyi tam olarak ortaya koydun ne de çözüm önerilerini. Tek mesele zihniyet meselesi midir? Çözüme katkıda bulunacak düşüncelerini merak ediyorum.
Ama lütfen yazdıklarımı/yazdıklarını okumadan, değerlendirmeden gönderme. "Zenci sorunu değildi, ırkçılık sorunuydu" gibi sığ izahlar makul tenkitlerinin altını boşaltır. Zenci meselesinin ırkçılık meselesi olmadığını bilmeyen mi var? Eğer T.C. Devletininin kürtlere karşı ırk ayrımı politikası olduğu iddiasında isen bunu somut örneklerle ortaya koymalısın.
Meselenin uluslararası platformlarda bile konuşuluyor olması bölgesel olmasına engel değildir. Ancak Altınoluk, Yalova, Trabzon vs. illerde yaşanan olaylarla ilgili verdiğin örnekler bölge eksenli terörün tüm Türkiyeye yayılmaya çalışıldığını gösterir örneklerdir. Diğer yandan meselenin bölgesel/bölge eksenli olması küçük veya önemsiz olduğu, sadece bölgeyi alakadar ettiği gibi anlamlara gelmez. Ulaştığı boyut ta bunun en açık göstergesidir.
-----
Israrla beni cevap vermeye zorladığın için geriye dönerek cevap vermek zorunda kaldım.
Yazdığım bir kaç satırdan yazmadığım ve düşünmediğim şeyleri çıkarman yakışık almıyor. "Tedip: Edep merkezli eğitim", sana özel bir mesaj değildir. Yorumlarımın altında kullandığım, bir imzadır, slogandır. Daha önce yazdığım bir çok yorumun altında bu mesajı görebilirsin. Sana edepsiz demediğim halde beni itham ediyorsun.
"derdim sizinle uğraşmak değil" cümlesi "senin derdin benimle uğraşmaktır" anlamına mı gelir?. Niçin zorlama bir mantık kullanıyorsun, anlayamadım.
-"meseleyi anlama konusunda resmi söylemi aşamayan, onun kodlarıyla konuşan ve kendi muhalif dilini dahi oluşturmaktan aciz gelenekçi muhafazakar akıl bu konuda nasıl bir çözüm önerisi getirecek, bunu da merak ediyorum."
Yani benim de dahil olduğum cemaat.com üyeleri (şerhettiğin şekliyle "muhafazakar düşünce cemaati"), senin tabirinle "gelenekçi muhafazakar akıl" ne diyecek merak ediyorsun? Böyle bir akıldan ne gibi bir çözüm önerisi olabilir ki? Neyini merak ediyorsun, zaten bu zihniyetin konuya nasıl yaklaştığını ortaya koyuyorsun:
"...bugüne kadar bu konuyu konuşmayan, kürt sorununu sahiplenince halktan tepki toplarım diye susan, geçiştiren ya da maalesef içi boş bir islam kardeşliği temennisinden öteye geçemeyen laf kalabalıkları ile konuyu gürültüye getiren ve bu halin netincesinde sistemin bu coğrafyada yaşayan bir halka karşı işlediği zulme ortak olan"
Zalim, gelenekçi, resmi söylemin dilini kullanan, muhafazakar bir akıl ! Allah ıslah etsin bizi. Fakat hayret !... Ahmet Örs, Edip Munis, Rüşdi Hacıoğlu, Murat Tuzcu gibi yorumcular bu zihniyetin dışında olduğunu ortaya koydu. Belki daha başkaları da olacak. Bu arada senin de bu sitenin bir üyesi olduğunu unutma lütfen.
-Yazdığım metinde başbakanın konuşmasından bir bölüm aktarıyorum ve hükümet cephesindeki son durum olarak ortaya koyuyorum ama sen bu bölümü metindeki sıkıntılar olarak sorguluyorsun! Başbakanın sözlerini "bunları demesi ne kadar sahici" diye bana soruyorsun. Metinde başbakanın yaklaşımını tasdik eden bir ifade mi var Allah aşkına?
-"herkesi gerçekten bir şekilde muzdarip eden bu sorunu, sadece "terör" parantezine aldığınızı sahiden görmüyor musunuz?" Kardeş, oradan bakınca ahmak gibi mi görünüyorum, nedir yahu? Yazının başlığında da içeriğinde de bunu net olarak belirtmişim zaten, terör meselesini konuşuyoruz. Burada da "bölgede terörden başka sorun yoktur" mu demiş oluyorum?
-iyi de bu acelecilik niye? yoksa değişeceğinden korkulan haritalar mı kapladı rüyaları? zaten o haritalardaki kırmızı çizgiler değil mi bu sorunları üreten? şimdi o sınırlar içinde kalarak konuşmaya kalkmak ne kadar doğru?
Bu soruların cevabını da lütfen sen ver kardeşim. Ben kendimi bu soruların muhatabı olarak görmüyorum.
-"Türk devleti" olarak sehven yazdığım ibareyi eleştirmişsin. Eyvallah, Allah razı olsun, düzeltiyorum "Türkiye Devleti" ya da resmi adıyla "Türkiye Cumhuriyeti devleti".
-"Türk kökenli vatandaş" ibaresini hiç kullanmadım. Yazının o bölümünde meramımı anlatmak için "Kürt kökenli vatandaş" ibaresi yerine neyi kullanmam gerekiyor? "Kürt vatandaşlar" mı demeliyim? Burada da hata etmiş olabilirim, kabul ederim. Doğrusunu söylersen ona da uyarım.
Beytullah kardeşim, sana bir kardeş tavsiyesi: "Aaa! Bu da resmi söylemin kodlarını, medyanın dilini kullanıyor demekki aynı mantaliteye sahip, aynı kafa" diye düşünmekten kaçınmalısın. Elbette biz türban sorunu yerine başörtüsü meselesi demeliyiz ama bunu her zaman her konuda her kavramda başaramıyor olabiliriz. Eğer dil konusuna derinlemesine girersek ne sen ben bu işin içinden çıkamayız. Hassasiyet göstermek gerektiği konusunda hemfikiriz.
Beytullah kardeşim, birilerini korkuyor, konuşmuyor, yazmıyor diye suçluyorsun. Ama sen korkmadan, çekinmeden gerçekleri Beytullah Emrah olarak yazıyorsun. Merak ettim adın Beytullah soyadın da Emrah mıdır? Yoksa bu bir müstear isim midir?
Son olarak başta Alper Selçuk, Edip Munis, Muhammed Çelik olmak üzere katkıda bulunan arkadaşlara teşekkür ediyorum.
selametle
"Tedip: Edep merkezli eğitim"
alınganlık yaratan bir sorun
Cts, 25/10/2008 - 21:08 — beytullah emrahkonuştuğumuz herkeste alınganlık yaratacak kadar derin ve acı veren bir sorun. bugüne kadar konuşulmasına dahi izin verilmediğini biliyoruz.
anayasanın kendisi, ona şekil veren ideoloji, o ideolojinin muhafızlığını yapan askeri bürokrasi bu konuda yapılan resmi bir ayrımcılığı izah etmek için yeterince somut veriler sunuyor. ama ekmek gibi somut bir örnek istiyorsanız; ilkokullarda kürt çocuklarına her sabah türklüğe amentü metinleri neden okutulmaktadır, neden yaratılıştan gelen ve en doğal hakları olan anadilde okuma, eğitim alma özgürlükleri gasp edilmektedir, bunu düşünün. daha o kadar çok örnek var ki ayrımcılığa ilişkin...
not: meselenin polemiğe dönüşmemesi için ifadelerinize yeniden cevap vermekten sakınıyorum. "tedip" ifadesinde alınganlık göstermişim, özür dilerim. (lakin sunumlarınızda bu ifadeyi hiç kullanıp kullanmadığınıza bakmış ve göremeyince şahsi kabul etmiştim, yorumlarınıza gözatmamıştım.)
beytullah emrah, beytullah emrah önce ile aynı kişidir; ve müstear değildir. ben, bizzat kendim olarak ve kimlikteki ismimle burdayım. soyadımı yazmamış olmamın kimlik gizlemek gibi bir durumla da kesinlikle alakası yoktur. fişlenirken de şahsıma ayrı dosya açmamışlar, biliyorum. ayrıca islami kimliğin hiçbir zaman gizlenmemesi gerektiğine inanan, siyerdeki "davetteki gizlilik" meselenin fazlasıyla yanlış yorumlandığına inanan bir kişi olarak burada sanal bir kimlik üretmem tutarsızlık olurdu. üye olurken öyle yazdım ve kaldı, her iki kullanımda da kimliğimin ortada olduğu düşüncesiyle açıkçası bugüne kadar dert etmemiştim. sitede müstear isimle başka bir üyeliğim de yoktur.
bir de şu ifade aklıma takıldı: "Bu arada senin de bu sitenin bir üyesi olduğunu unutma lütfen." tam olarak ne kastettiniz?
beytullah emrah önce
tokat
Kastım şudur
Pzt, 27/10/2008 - 14:44 — Şadan Ercanbir de şu ifade aklıma takıldı: "Bu arada senin de bu sitenin bir üyesi olduğunu unutma lütfen." tam olarak ne kastettiniz?
Bu site homojen bir yapı değildir. Birbirinden Farklı anlayış ve düşüncelere sahip insanların bir arada bulunduğu bir platformdayız. Sen de savunduğun düşüncelerle bu yapının içindesin, düşüncelerini eleştirdiğin insanlarla birlikte.
Adı her ne olursa olsun bu mesele bizim meselemizdir. İçimizde kanayan bir yaradır. Hükümetler bugüne kadar bu sorunun çözümü için gerekli adımları atmamıştır. Son dönemde bazı adımlar atıldıysa da sorunun büyüklüğü karşısında bu girişimler çok cılız kalmıştır. Başta iktidar ve muhalefet partileri olmak üzere, odalar, borsalar, işadamları, sivil toplum örgütleri top yekün bir seferberlikle hareket etmelidir. Hükümet kararlı bile olsa sadece hükümetin çabalarının tek başında yeterli olmayacağını düşünüyorum.
"Tedip: Edep merkezli eğitim"
meselenin isminide ''biz'' koyarız anlayışı yanlıştır kardeş
Çar, 22/10/2008 - 08:08 — murat tuzcu (doğrulanmadı)selamun aleyküm
bu meselenin çözülmesini istemeyen kimse yoktur aramızda.
ve şadan beyin bu konuyu açmasıda cemaat'in kardeşliğine bereket katar inşallah.
ben emrullah kardeşimizin yazdıklarında bir çelişki göremedim.
belki kusur bende ama göremedim işte.
türkiye'de yaşayan müslüman bir halka rejimin derinlerinde gezinenlerin yaptıklarını bilmeyen yok.
bu müslüman halk kürt halkı.
''ümmetin yetimleri'' olan halk.
akıl almaz zulümlere maruz kaldıklarında batıda yaşayan kardeşlerinden uzun süre ses çıkmamıştı.
sesi çıkan müslümanlarda diğerleri tarafından görmezden gelinmişti.
ne oldu peki bu durumun sonunda.
derin bir kırgınlık.
derin bir acı.
içi boşaltılmış bir islam kardeşliği söylemi.
neydi o ''bin yıldır bu topraklarda beraber yaşayan kız alıp kız veren'' vs...
e ne oldu sonra.
bir bin yıl daha böylemi yaşayacaktık yani.
üç maymunun dördüncüsünü doğurdu müslümanlar.
görmediler, duymadılar, konuşmadılar, ve böyle yaparak zulme ne yazıkki ortak oldular.
bir özür borcumuz yokmu yani.
müslüman kürt kardeşlerimizden bir özrü esirgemek bu kadar zor olacaksa bu mesele nasıl çözülür?
özür dilemek bir acziyetin ifadesi değildir.
el uzatmadır.
gözlerin yaşlarını silmektir.
selam vermektir.
kardeşim demektir.
bunları diyoruz diyebilirsiniz.
ne güzel o zaman.
peki ne zamandan beri diyoruz?
ne zamandan beri görüyor, duyuyor ve konuşuyoruz?
meseleyi bölgenin ekonomik ve sosyal geri kalmışlığıyla açıklayanlar nasıl meseleyi yarım yamalak anlatıyorsa biz müslümanlarda içi boşaltılmış bir islam kardeşiliği söylemiyle geçiştirdik.
bin yıldır bu topraklarda yaşayacağız kız alıp vereceğiz sonrada ne olacak senin bir derdin varsa onunda adını ''biz'' koyarız olmamalıydı.
evet mesele bölgesel.
ve o bölgesel meselenin mazlumları kürtler.
şimdi ne diyelim.
kürt sorunu dersek birilerinin dil'i üzerimizemi yapışacak.
peki o bölgenin halkı böyle diyorsa.
onlara hala siz koymayın bilemezmisinizmi diyeceğiz.
şadan beyin hanımı kürt olabilir.
ama bu onun yazdıklarının doğruluğuna işaret etmez.
veya onun gibi düşünmeyenlerin yanlış olduğunu ispatlamaz.
zaten konuşarak birbirimizi anlayacağız.
bir ortak zemin ortak bir dil illaki bulunacak.
ama incitmeden.
zaten çok incindik.
çok kırıldık.
çok yıprandık.
hidayet kitabına iman edenlerin birbirlerine merhamet edeceklerinden kimsenin şüphesi olamaz.
bu halka bu zulümleri yapanların safında olmayanlara selam olsun.
tevhid adalet özgürlük
cesaret, çokça cesaret ve dürüstlük
Salı, 21/10/2008 - 22:51 — Ahmet Orsgüneydoğu sorunu derlerdi bir ara, kürt lafını etmemek için.
türklerin ya da bu memlekette yaşayan başkalarının da köklü sorunlarının bir uzantısı olarak doğdu kürt sorunu.
laik, ulusacı ideoloji bu problemi ortaya çıkardı.
sanki geriye kalanların meselesi yokmuş bu memlekette gibi bir eda var kimilerinde.
herkeste bir akıl ki sormayın. oraya şunu yapalım, bunu götürelim. tam bir egemen dili...
vahyin somut çağrısı bütün toplumsal katmanlarda yankılanmadıkça, egemen irade bu çerçevede muhatap alınmadıkça herkes kaybedecek ve kürt meselesi bütün çevreleri içine yuvarlayacak.
cesurca, yakın tarihi masaya yatırarak, resmi dayatmaları, uydurma tarih tezlerini mahkum ederek hakikati ortaya çıkarabiliriz.
allah'ın "ayet"i olan dili yok sayma gibi affedilmez bir insani suç işleyenler, inançları tanrısal edalarla yasaklayanlar önce bunun için devasa bir özür dilemeli ve çözüme bu noktadan bir başlangıç yapmalılar.
Asimilasyon siyaseti buraya kadar!
Salı, 21/10/2008 - 22:56 — rüştü hacıoğluasimilasyon politikasından vazgeçilmeli ve kemalist endoktrinasyona maruz kalmış bilimum kesimler bir an önce rehabilite edilip kafeslerinden kurtarılıp doğal hayata yani insani temelli toplumsal hayata bırakılmalı.
konuya açılım yada kapanım getirmesi bakımından şu aşağıya alıntılayacağım linkte konunun tarihçesine ilişkin Ayşe Hür'ün ilginç bir yazısı var eklemek isterim.
http://www.haksozhaber.net/author_article_detail.php?id=7766
Şadan abi! Beytullah emrah kardeşimizin uyarılarını dikkate almalısın kanaatimce. Sen bir hukuk adamısın, hepimizden daha iyi bilirsin dil'in ne olduğunu; ifadelerimiz, algılarımızın beyanıdır meseleye nereden baktığımızı gösterir.
Karanlığın kökleri
Per, 23/10/2008 - 00:17 — rüştü hacıoğluAyşe Hür'ün, '' Türk kompradorların '' yada türkçe ifadesi ile yayılmacı sömürgenlerin anadolu taşeronlarının Kürt varlığını inkar politikalarının temellerine ilişkin çalışmasının devamını da eklemek isterim ki, nasılsa kitaplardan okunmaya değer bulunmayan kan dökücü yakıcı mesele hiç değilse bir kaç makale okunmuş olmasıyla bilgi kırpıntılarıyla bari anlaşılmaya çalışılsın umulur ki hamaset bataklığında debelenmekten kurtulmaya da bir adım teşkil etmiş olsun.
http://www.haksozhaber.net/author_article_detail.php?id=7778
http://www.haksozhaber.net/author_article_detail.php?id=7779
SELAMÜNALEYKÜM
sorun ne?
Çar, 22/10/2008 - 15:10 — edip muniskürt sorunu 1997'de akademik dünyada hakim bir ses tarafından dillendirildiğinde bölücülükten ırkçılığa kadar geniş bir tanımı yapılmıştı probleme bu adı verenlerin.(kürt sorunu kökenleri ve gelişimi, kemal kirişçi, gareth winrow, TVYY)
şimdi ise durum 10 sene öncesinden bile çok çok farklı.ama sorun sürüyor.sebeplerin izole edilmesi süreci de tüm iyimserliğime rağmen söylemek zorundayım, tıkanmış durumda.bunun birçok sebebi var, ve çözüm de bu sebeplerde yatıyor yine.
bir kere kürt sorunu oluşturulmuş bilinç üzerinde inşa edilen bir sorundur.tarihsel sosyal bir yapının ya da zaman akışının sonucu değildir.michel foucault, cinselliğin tarihi adlı eserinde, cinsellik için, özetle, 'böyle bir sorun kendiliğinden ortaya çıkmadı zaten çıkmazdı da.ama bazı adamlar böyle bir sorunun olması gerektiğine karar verdiler, önce bir sorun yarattılar sonra da çözemediler' der..kürt sorunu da yukarıdaki analojiyle açıklarsak böylesine teorik bir problem.kürtler de tam olarak ne amaçla bu halde olduklarını ya da olmaları gereken durumun ne tür bir amaca hizmet etmesi gerektiğini bilmiyorlar.neden?çünkü kürt sorunu ve kürt milliyetçiliği halk destekli bir oluşumdan doğmaz.bu minvalde, sorun bir aydın sorunudur ve aydınlar ve sorun bir araya gelirse çözüm kesinlikle orada yoktur.neden?
aydın tartışma demektir, farklı açılar demektir, süreksizlik demektir.milliyetçilik gibi halkın kanaatinde tatmin bulması gereken konular aydınlar tarafından değil, komutanlar, kanaat önderleri, liderler tarafından organize edilebilir ancak.faraza, kürtler 19. asırda bir kanaat önderi çıkarabilseydi biz şu an kürt sorunu diye bir şeyle uğraşmıyor olurduk çünkü kürtler ayrı bir devlet kurmuş olurdu.bu önder niye çıkmadı?kürt halkı cahil de ondan mı?ya da kürtler düşünemiyor mu?hiçbiri değil.iki faktör var:halk milliyetçiliği inanılmaz derecede itici buldu.hatta kendi muhayyelelerine göre ve bizim tabirimizle 'ilkel' gördüler.bir liderin çıkıp halkı organize edememesinin sebebi de aşiret yapılanmasıydı.yani feaodal yapı(teknik terim olduğu için feodal'i kullanıyorum) milliyetçiliğin gelişmesine gerçekten engel olmuştu.ikinci faktör ise II. Abdülhamid.diplomatik yolları çok iyi bilen bu padişah, nasıl balkanları ayrışık ama osmanlıya bağlı tutabildiyse, kürtleri de birleşik ve bağlı olarak hamidiye alaylarıyla osmanlıya kenetlemişti.o zamanın kürt önderlerinin abdülhamid'e 'bave kurdan' demesiyle şimdiki kürt aydınların sövmesi aynı sebebe bağlıdır:kürtlerin osmanlıya osmanlının kürtlere vefası(itc'ye kadar elbette)
şimdi, kürtler de tam olarak kendilerini tanımlayabilmiş değiller.milliyetçi ve laik(ulusalcı), kemalist-federasyoncu, ırkçı ve komünist, sosyalist ve milliyetçi gibi sentezi zor kümelenmelerde ayrışmış durumdalar.
sorunun çözümü için bu kümelrin hepsini dikkate almak gerekir mi?gerekir değil ama gerekebilir.
bir kere kürt sorunu salt milliyetçilikle malul bir problem de değil.bu bir dava halini almış durumda.ve ben başarıya ulaşmış bir davanın hala eski çekiciliğini koruduğunu hiç görmedim.yani bir şey dava olmuşsa, ölçüm nesnesi hayattır ve her ölen kişi davayı biraz daha kutsallaştırırken, aynı zamanda çözümden uzaklaştırır.pkk da bunu yapıyor.(naci bostancı, bugünkü zaman)
başak bir şey daha var:kürtçe eğitim kürtçenin serbestliği gibi açılımlar bu sorunun çözümüne katkı sağlamıyor.zaten kürtçe konuşmak ayıplanmadı hiçbir zaman türk halkı tarafında.çünkü sorun o değil.sorun, kuru türklük gururu.ve esası şu:kürtçe eğitim veren bir kurumun varlığıyla kendi dilinin mağlup edildiğini düşünmek.ve tabi genel hatlarıyla biribirini besleyen türk ve kürt milliyetçiliklerinin karşılıklı yürüttükleri 'kim kendi ırkını daha çok seviyor' yarışması..
pkk ve dtp(selefleriyle birlikte) en başta bahsettiğim halk kanaatine inme konusunda kısmen başarı sağlamış oluşumlar.ve bunun meyvesini topluyorlar.(her gün dağa çıkan gençler ve artan kürtçü-ırkçı mitingler)
ama sorunun 150 küsur yıllık bir geçmişi olduğunu düşünürsek, şu anda içinde bulunulan durum gerçekten büyük bir başarısızlıktır kürtçüler için.kürt halkı adına ise benim gözümde insanlığa verilmiş bir anti-nasyonal derstir.
bu böyle değildir belki ama böyle görmek vkimseye bir şey kaybettirmez.
yapılması gereken çok şey var tabi ama en azından kürtçenin serbest bırakılması ve kürtçe eğitim gibi ölüye diriye faydası olmayacak faaliyetlerle zaman geçirmek yerine terörle mücadeleyi askerden alıp özel kuvvetlere devretmek ve halkı pkk baskısından kurtarıp (psiko-diplomatik açılımlarla) asker korkusundan arındırarak en basit tabiriyle kendisiyle baş başa bırakmak ve o bölgeye hızla hizmet akıtmaktır.ab projesi de bu sorunun çözümüne ciddi katkılar sağlayacaktır ama bu tez, sorunun çözmünü kürtçe eğitim vermekte bulanlar için geçerli..
Terör Merör
Per, 23/10/2008 - 01:28 — Muhammet Çelik1) PKK’nın dünü ile bu günü aynı değil. Artık, öldürmekle bitmeyen dağcı teröristler bir yanda, onlarla aynı tehlikede ve sivilleri hedef alan şehir eşkıyaları öbür yanda… T.B.M.M’de ise 15 şehidin verildiği bir dönemde, Abdullah Öcalan’ın hapisteki rahatını düşünen bir grup korkmadan konuşabilmekte… Büyükşehirlerin meydanlarında binler toplanıp PKK lehine slogan atabiliyor artık. Dağdaki teröristlere yapılan muamele onlara yapılamıyor. Bunların yanında PKK’yı kabul etmeyen ama bir “kürt meselesi”nden bahseden vatandaş grubu da var ki bu grubu temsil edecek bir toplaşma var mı bilmiyorum.
2) Sizce HADEP ve daha sonra DTP nereden nasıl ortaya çıktı? Eğer herhangi bir parti veya Milli Görüş’ün partileri ya da İslâmi çevreler, sivil toplum kuruluşları vesair Güney Doğu hakkında esaslı politikalar üretti mi? İktidara gelen herhangi bir parti, Güneydoğu’yu önceleyerek bir icraat politikası güttü mü? [AK partiyi örnek gösterenlere derim ki: araba devrildikten sonra yol gösteren çok olur.] Kürt meselesi var mı yok mu diye tartışmak sadece kavram kargaşasını giderir. Ortada bir “mesele” olduğu kesin. Bu meseleyi diğer dertlerimizden ayrı olarak ele alıp çözüm üretmediğimiz için bu gün neredeeeen nereye geldiğimizi hayretle görürüz işte. Alternatifini bulamayan bu “mesele” sonunda DTP dedi. Haklı olmamakla birlikte Kürt halkının bu kesimi içinde dinlisi de dinsizi de var. Evlatlarını dağda kaybedenleri de… Bu işe bir dur demek istediğini zanneden iyi niyetliler de… Artık gelinen nokta şudur: DTP ve selefleri sayesinde Kürt meselesi ile PKK sanki bir daha ayrıştırılmamak üzere birleştirilmiştir. Oysa bir alternatif sunularak, bölge üzerinde planlar geliştirilmeli, kalkınma, kültür, sosyal hayat konularında atılımlar yapılmalıydı. Geç kalındı. Ekonomik kalkınma dediğimiz zaman bu kesinlikle hafife alınmamalıdır. Zira dünyevi hayatın tamamen paraya endekslendiği, en dindarının bile parayla imtihan söz konusu olduğunda sınıfta kalabildiği bir dünyada, kimse bu konuyu küçük görmemelidir. Kültürel konuda ise Müslümanca bir düşünce üreteceksek, faraza Süleymaniye camii’nin yıkılmasına nasıl karşı çıkarsak, Kürtçenin unut(tur)ulmasına da en az öyle karşı çıkmalıyız. Kürtçe konuşmak, okuyup yazmak, Kürtlerin “doğal hakkıdır” demek yetmez bence, o dili korumak hepimizin boynunun borcudur.
3) Milliyetçilik anlayışımızı gözden geçirmeliyiz. Fransız Devrimi ile başlayan ve halen devam eden ulusalcı bölünmeler, dünyanın değişik coğrafyalarında devam ededururken, bunun ülkemizde olmamasını dilemek, bana dokunmayan yılan bin yaşasın hikâyesine inanmak olur. Sen milliyetçilik yapacaksın ama başkasına izin vermeyeceksin, bu saçma bir anlayıştır ama aynı zamanda hükmünü devam ettiriyor. Yüzölçümleri gittikçe küçülen ülkeler haline dönüşen dünyamız, bir yerde durup, geri dönüşe geçecektir belki, ancak kendi kaderini çizecek kadar dirayet gösteremeyen ülke olduğumuzu görmek bizi umutlandıramıyor.
4) Dış ülkelerden PKK’ya açıkça veya gizlice destek veren ülkeler olduğunu bildiğimiz halde neden gereken dik duruşumuzu gösteremiyor ve “elimiz mahkûm, mecburiyetten” gibi sığınmacı anlayışla yola devam ediyoruz. Bize destek vereceğini bildiren ama bizimle alay edercesine oyun oynayan bir ülkeye halkın gösterdiği tepkiyi devlet göstermiyorsa bu devlet halk için ne yapabilir? Dış politikada samimi değiliz, çünkü ne Avrupa Birliği’ne canı gönülden inanıyoruz ne de ABD’ye… Buna rağmen B planı olarak komşularımızla veya İslâm ülkeleriyle ciddi ilişkiler de geliştiremiyoruz. Seksen yıllık politikadan şaşmayan bir ülke ancak bir deneme yapıyor demektir. Ya tutarsa… Suyun götürdüğü yere gideceğiz bu gidişle, akıntıdayız şu an. Bu hükümetin farklı düşündüğü, yeni çözümler ürettiği derin çalışmalar var, ancak çok yavaş olduğu için bu yavaşlık sürecinde her şey karışırsa başa dönebiliriz ve hiç iyi olmaz. Elimizi çabuk tutsak iyi olacak.
5) Ergenekon ortaya çıktıktan sonra Türk Silahlı Kuvvetleri’nden şüphelenmemiz kaçınılmaz olmuştur. Artık şüphe etmeye hakkımız var, aksi saflık olur zaten. Bir türlü bitmeyen PKK krizi, askerden birileri tarafından desteklenmişse ve Ergenekon’un su üstündeki kısmı su altındaki kısmından çok çok küçükse biz elbette şüphelenmeye devam etmeliyiz. Bu bizim görevimiz.
6) Aklı başında siyasetçiler rejimin malum söylemini devam ettirebilir, herkes Mersin’e giderken biz tersine gitmeliyiz, utanacak bir şey değildir bu meselenin üstüne gitmek… Biz Osmanlı’yı seven insanlar olarak, Müslümanlar olarak farklı olmalıyız. Ama sadece kendimize yontarak değil elbette. Alevilerin bir sorunu varsa bunu da görmeliyiz, Güneydoğu’da bir sorun varsa görmeliyiz. Aksi halde başörtüsü ve İmam Hatipler konularında yalnız kalabiliriz. Görmek sorunu çözmek için ilk adımdır.
7) Vs.
Fukara erler ambarı
Per, 23/10/2008 - 18:52 — Ahmet HasanOrda; Anadolu’da sanki, Bir Çocuk Deposu var. Fukara Erler Ambarı var. Sonsuz Üretim Çiftliği var.
Sen yapma doğru dürüst okumanı. Alma gereken tedbirleri. Verme on yıllardır esirgediğin hakları. İnat et! Israr et! Başarısızlığını azıcık yüzüne vuranları tehdit et!
Al elâlemin çocuklarını, Allah’ın kuzucuklarını: at ateşe! Fırlat ölüme!
Abdullah Öcalan’ın televizyon seyredebilmesi, 3 çocuğun hayatını kurtaracaksa; ben plazma televizyon kurdururum hücresine arkadaş.
Abdullah Öcalan’ın istediği gibi bir yatakta yatması, istediği gazeteyi okuması, görüş saatlerinin zırt pırt budanmaması, 15 çocuğun hayatını bahşedip bir de üstüne memleketimde az biraz bahar havası estirecekse: veririm bütün gazeteleri, alırım ortopedik yatağı, görüş saatlerini keyfimce budamayı kendime hak görmem, göremem arkadaş.
Perihan Mağden
mende mecnun'dan fuzun asıklık istidadı var
asık-ı sadık menem mecnun'un ancak adı var
Bir de..
Cum, 24/10/2008 - 12:14 — Ahmet HasanBir memlekette kendisinin bin yıllardır Kürt olduğunu bilen bir insan, şu veya bu sebepten dolayı kendisini mutsuz hissediyorsa, yaşadığı yerde kan dökülüyorsa, sosyal bir hukuk devletinin hiç bir imkanından yararlanamıyorsa, ve bunun sebebi sadece ve sadece "ırk" ı ise, evet bunun adı Kürt sorunudur. Ve terör sorunu bu Kürt sorunu çözülmeden çözülmez. Bu körlük yıllardır kana boğdu bizi. yeter artık.
mende mecnun'dan fuzun asıklık istidadı var
asık-ı sadık menem mecnun'un ancak adı var
Kelime Adanmadan Önce Söz Vardı
Cum, 24/10/2008 - 06:40 — Musab YasirAkıldan bahsetmek gerekir. Akil adam ya da akleden kalp sahibi. Burada yazacağım çözüm önerilerinin ayağı yere basmamakla beraber başı göklerdedir. Umulur ki ayağı da yere basar birgün. Çünkü eğer bu olursa, sadece Terör değil, II.Osmanlı Medeniyeti olarak yeniden dünyaya adalet dağıtılıp bütün sorunların çözümü işten bile değildir.
Çözüm: Askeri liselerde ve Harp Okullarında ve daha da üst eğitimlerde vesaire okutulan müfredatın baştan sona yenilenmesi, oradaki açık ırkçı ve laikçi daha da özde marjinal ve faşist eğitim/öğretimlerden vazgeçilmesi, okullara belli yeteneği olan bütün vatandaşların girebilmesine imkan tanınmasıdır. Eğitmenler de elemeden geçirilip normalleşmelidir. Evet uzun bir çözümdür bu. Ama en temelden, derinden suyun yön değiştirmesidir. Uzay mekiğinin yörüngesindeki 10 cmlik sapmadır. Ve bizleri Vegaya götürür bir kurt deliğinden...
Bu olduktan sonra gerisi kolaydır. Diyarbakır sokaklarında "tek dil" diye bağırtılan Memolar* karşılığında artan şey kardeşlik değil, kalleşliktir.
*: Memolar tabiri, yoğun bir çatışmada çok rahat bir komutanın çok rahatça "10 memo gider, 10 memo gelir" demesinden esinlenerek yazılmıştır.
...gör ki raksederek ağlamak da varmış hesapta...
nasıl da kabullenmişiz...
Cum, 24/10/2008 - 11:15 — Muhammet Çelikaslında Musab Yasir önemli bir konuya değinmiş burada. Ben yukarıdaki yorumumda unutmuşum ama sürekli aklımdaydı.. Askeri okullara öğrenci alınırken dindar insanların çocukları eleniyor. Böyle bir uygulamayı nasıl da kabullenmiiz, buna nasıl isyan etmemişiz, bu güne kadar neden bu sıkıntımızı yazıp sesli söyleyip bu yanlışı yapanların başını ağrıtmamışız. Hadi diyelim askeri okula alındı yanlışlıkla, bu sefer de namaz kılması, eşinin başının kapalı olması veya içki kullanmaması veya eşini baloya götürmemesi gibi etkenler onun ordudan atılmasına sebep oluyordu, bunlar benim bildiklerim ve bilmediğim daha neler var Allah bilir... yıllarca uygulandı, ezilmiş ama susmuşuz, sonuç geldiğimiz noktadır: Kurtla kuzular aynı çatı altındaymış, çete çökmese haberimiz dahi olmayacakmış.
Bir kaç hatıra
Cum, 24/10/2008 - 14:05 — Selman MaltaşBir Defa da Allah Deyin
Hafta sonu Gerçek Hayat Dergisi'ndeydik. Derginin yazarlarından bir ağabeyimizle oturduk. Sohbet ettik. Bize, yakın bir zamanda çıktıkları doğu turundan bahsetti. Davet üzerine bir arkadaş meclisine iştirak etmişler. Mecliste tartışılan konu Kürt Sorunuymuş. Hararetli bir tartışma ortamı varmış. Ağabeyimiz tartışmaya müdahil olmadan konuşulanları dinliyormuş. Derken ağabeyimize dönülerek, "Konu hakkında ne düşündüğü" sorulmuş. O da cevaben, "O kadar çok kürt kelimesini telafuz ettiniz ki, insan bir kere de Allah der" demiş. Birden mecliste buz gibi bir hava esmiş. Herkes susmuş.
Hayır Dua
Birkaç gün önce Diyarbakır'lı bir arkadaşımla sohbet ediyoruz. Yakından tanıdığı bir zat Diyarbakır'ın kanaat önderlerindenmiş. Diyarbakır eşrafından bir kişi vefat etmiş. Diyarbakır'lı kanaat önderi de ölen kişinin ailesine taziye ziyaretinde bulunmuş. Taziyeye gelenler arasında bir Belediye Başkanı daha varmış. Diyarbakırlı kanaat önderimiz İslam'ın birleştirici vasfından hareketle bir kaç şey söylemiş taziyeye gelenlere. Taziye çıkışı Belediye Başkanı ve yanındakiler elini öpüp hayır duasını istemişler.
Arkadaşım diyor ki, "Daha önce böyle bir şey olsa, hemen o meclisi terkederlerdi".
kurtuba
ağabeyler.
Cum, 24/10/2008 - 12:17 — Ahmet Hasano ağabeyin de ben çok iyi birşey yaptım diye anlattı değil mi bunu bir de. ha bir de şöyle birşey var, bu kadar saattir konuşuyoruz bi kere atatürk demedik. ne farkı var kuzum? bu kibrin, bu insanlara üstten bakmanın, birşeyler tartışan insanlara "ALLAH DEMEDİNİZ!!" demenin manası nedir. el insaf.
mende mecnun'dan fuzun asıklık istidadı var
asık-ı sadık menem mecnun'un ancak adı var
Ya Hayy Ya Hakk
Cum, 24/10/2008 - 15:27 — Selman MaltaşYanlış anlamak da bir haktır Ahmet Hasan. Nitekim insan nasıl bakarsa öyle anlar.
Selam ederim.
Milli Kıskançlık bir Reflekstir
Cum, 24/10/2008 - 23:54 — Musab YasirSelman kardeşim. Müslümana karşı nasıl da merhametlisin. Ne güzel. "Bunca zaman konuştuk da Atatürk demedik, ne farkı var kuzum?" diyerek, "bu kadar konuştuk da Allah demedik" diyene sözümona gösterilmeyen bir tepkiye binaen yazdığınız cümle çok fazla naif. Ve ben sizin kadar zarif değilim zira göğsümde, yani tam şuramda,
kirli sakalıyla bir Ebu Zerr gezinmekte.
-bilirsin, Farısiyiz-
Burada bir paradigma yahut düşünce sistemi var. Atatürk bulvarlarında çok rüyaların büyüdüğünü ve bunca çığlığın hayattaki karşılığının fiyasko olduğunu görüyoruz. Orada "Allah demediniz" diyen adam aslında "Allah ne der, bu konuda Allah ne diyor?" diye sormuştur. Hem de çok iyi birşey yaparak. Yaptığını sanarak değil. Selman kardeşim bunları daha rafine bir dille anlatabileceğini biliyorum.
Eğer tekrar yazmayı düşünürsen bu konuda, bir türlü alternatif oluşturamayan satırları ve aralarını görürsün. Allah ve Atatük. Atatürk çoğu zaman peygamberimizle yarıştırılırdı. Bu sefer Allah ile yarıştırılıyor. Üstelik fark yok-muş, üstelik kuzum.
"Allah bütün çözümlerimizin kaynağıdır. Ne o, zoruna mı gitti?" diye sormanı bekliyorum Selman kardeşim....
...gör ki raksederek ağlamak da varmış hesapta...
insan için...
Cts, 25/10/2008 - 11:56 — Muhammet ÇelikPKK’ya en ufak bir destek vermek Müslüman’a yakışmaz ve dinde yeri yoktur. Kürt milliyetçiliği de Türk milliyetçiliği de kendisine Kur’an’da yer bulamaz. Bu gün Türk milliyetçiliğini eleştirenler Kürt milliyetçiliği bataklığına düşüyor ve bu yanlışı feraset sahibi müslümanlar yaparsa ne anladık biz bundan…
Öbür yandan “Kürt meselesi” yoktur demek de bölgesel sorunu çözmez. Tamam devletimize sahip çıkalım ama devletin ya da rejimin din karşısında yaptığı yanlışları nasıl eleştiriyorsak insan karşısında yaptığı yanlışları da öyle eleştirelim. Çünkü din de insan içindir devlet de… Doğruyu söylemek kimseye zarar vermez.
Açık konuşmak hoşuma gidiyor ne yapayım.
düşünce sisteminde kıyas sorunu
Cts, 25/10/2008 - 11:50 — yusuf baybarsAllah dememe yakınmasına karşılık Atatürk dememe yakınmasını öne sürmek, marangoz ile tahta arasında cüzi bir fark olduğunu kabul etmek ve ikisini eşit düzlemde rekabetlendirmekten geçer.
Saygılar
Deli bir adam size kendinizden utanmanızı söylüyorsa, ne biçim bir dünyadır burası!
Andrei Tarkovsky ( Nostalghia )
o örnekte Allah ile
Cts, 25/10/2008 - 17:45 — Ahmet Hasano örnekte Allah ile Atatürk'ün karşılaştırıldığını sanmaksa ne kadar büyük bir anlamama "hakkı"dır. anlatamam o derece.
mende mecnun'dan fuzun asıklık istidadı var
asık-ı sadık menem mecnun'un ancak adı var
Nezâket illâ ki Nezâket! Ya da Cemaat ölür!
Paz, 26/10/2008 - 15:07 — Seçkin DenizŞadan Ercan'ın yine iyi niyetle başlattığı bir girişim daha şirâzesinden çıkarıldı ve amacına ulaştırılmadı. Tıpkı bundan önceki denemeler de olduğu gibi. Çok bilmiş sınıfından birileri, nezâketsiz ve tepeden bakan tavırlarla iyi niyetleri katlettiler,insanların düşüncelerini aktarmalarına engel oldular-oysa baktıkları yer tepe değil,aksine çözümsüzlükleri derinleştirdiği için diptir; maalesef bu tarz hastalıklarla muzdârip olanlar herkesi bulundukları yer, sanki kendilerine fayda sağlamış gibi,oraya çekmeye çalışırlar-.
Aslında bu tür tavırlar, bu tavırları ortaya konanlarca henüz analiz edilmiş değildir. Analiz edilebilseydi, kendilerinin neden çözümsüzlüğü derinleştirdiklerini anlayabileceklerdi. Lakin bunu yapmaya henüz idrakleri izin verecek olgunluğa ulaşmış değil. Herşeyin merkezine kendi öfkeli,kindâr bakış açılarını monte etmeye çalışan, bu ameliyeyi reddeden başkalarını da küçümseyen bu tür kişilerin ciddî ruhsal tedâviye ihtiyaçları olduğunu anlamaları şarttır. Ki; bu tedavinin de Kur'an merkezli olması gerektiği,apaçıktır. Güzel sözün kökleri yerde dalları göğe uzanan bir ağaca benzediğini söyleyen Allah, insanı sürekli uyarmaktadır.Bu uyarıdan hiçkimse uzakta durma hakkına sahip değildir. Nezâket,hiçbir çuvalı delmez, ama tüm çuvalların bağlarını gevşetir ve açar. Nezâketi küçümseyen insanın niyetinin iyi olmadığını da söylemek lazım. Selim akla düşen, bu tür hırçın tavırlara karşı,sukuneti muhafazaya devam etmek ve nezâketi elden bırakmamaktır. Yanlış anlaşılmasın;sukunet,susmak,geriye çekilmek,çatışmalardan vareste durmak demek değildir. Vakarla yerinde durmaya devam etmek,diğerinin tahriklerine kapılarak ona benzemememektir. Hiç kimse, dengesiz tutum ve saldırılara karşı duvar kadar hissiz,tepkisiz kalamaz. Elbette tepki verecektir, ancak bunu sürdürmek,diğerinin amacına hizmet etmekten başka bir işe yaramayacaktır.
Not:Yukarıdaki yorum, konu itibariyle ortaya çıkan durum temel alınarak yapılan genel bir değerlendirmedir. Bu yazı, altında yorumları bulunan bazı şahıslar doğrudan hedef alınarak yazılmamıştır. Gerektiği yerde herkesin- biz dâhil- unutmaması gereken âdâb-ı muaşeret ve âdâb-ı meşveret kuralları için bir hatırlatma niyetiyle kaleme alınmıştır.Nihâyetinde ortaya çıkan görüntüler, düşüncelerin yansıdığı bu mekanı çirkinleştirmektedir. Site yönetiminin dikkatini çekmek istiyorum;yorumları yayınlarken,tarafsız değil, taraf olunuz. Nezâketsiz yaklaşımları elerseniz, herkes buna uymak zorunda kalır. Yorum yayınlanma kriterlerinize daha dikkatli uymalısınız. Burada sizinde hatanız büyük. Gördüğünüz üzere,sizinde istek ve hevesinizi zaafa uğratmaktadır bu tür durumlar. Yazılara yönelik eleştirileri yayınlamanız, yazarlara yönelik hakaretleri yayınlamamanız bir başlangıç olabilir. Yorum konuya ait değilse,lütfen yayınlamayınız. Yazıya ait yorumun içinde kişisel çıkıntılar varsa bunu da kesmeniz iyi olur,kanaatindeyim. Yorum aynen yayınlanır,diye bir kâide olmasa gerek. Özgürlük ya da tarafsızlık yoktur bu işte. İlkelere uymakta titiz olmak vardır. Burada olmayı tercih eden bu ilkelere uymak zorundadır. Ya değilse çeker gider. Bir süredir, eski kalemleri görmez olduk. Bunun sebebi o kalemlerin buraları küçümsemesi değil herhalde. Buralardaki bazı yanlışların,kişisel çatışmaların yönetim tarafından tarafsız birşekilde izlenmesinin de etkisi var mıdır,diye düşünüyorum? Bu kadar tarafsızlık herkese zarar verir,Cemmat.com'a vermesin. Rica ediyoruz. İstemeyerek de olsa bizden pay alan olumsuzluklar varsa, cemaat.com'un sağlığı adına, bir süredir bunları titizlikle irdeliyoruz.
Selam ve Sevgiyle
Seçkin Deniz
Birileri...
Cts, 25/10/2008 - 16:15 — manolya şahinCiddi bir sorunun çözüm önerilerini ortaya koyarken, yapılan münazara havasındaki sağanak soru cevap yağmuru, olayın hala farklı algılandığına ve bir âlem olan insan gözüyle konunun alem oluşunu seyrediverdim. Zor sorular, zor cevaplar vesselam! Bir kadın gözüyle, olayın şefkat tarafından bakınca, durum içler acısı. Tabutlarda harici elbisesini giyinmiş kızanlar, elleri kınalı gelinler, analar, sözü yarım kalmış nişanlılar, ucu geri dursun tamamı yanmış geleceğe dair mektuplar… Kürtçe ağıt yakanlar analar, “vatan sağ olsun” diyen babalar. “Her şey vatan için” sözüne karşı, asker ocağı kapısında reddi vicdan sözü veren, bir karıncayı dahi incitmeyeceğine(!) dair bin bir yazı düzenler. Kırmızıçizgileri aşmadan, kırmızı bayrak uğruna “her Türk asker doğar” sözüyle yeşillenen kundaklar. Devlete ispiyonladı diye öldürülenler, Pkk ya destek verdi diye devletten tokat yiyen iki arada bir derede kalmış mazlum halk. Mazlum maskesi altında, T.C kimlikli, yediği kapa tüküren nankörler. “Nerde benim kimliğim?” diyerek, katillere methiyeler dizen, duygu sömürücü silahsız eşkiyalar. “keşke Türk olsaydım, bu kadar uğraşmaya değmez!” diyecek kadar kendine ikinci sınıf muamele gösterildiğini iddia eden sıradan bir Kürt genç! İddiayı gerçek yapan halkın, yıllardır çektiğine tepki; “biz” ve “onlar” yaratmak! Aynı sırada aynı eğitimle aynı amaca hizmet eden eşitlik! Rejimi tehdit ettiği için başörtüsüyle meclise giremeyenler, meclise girerek rejimi destekleyen dağdan gelenler. Müthiş bir paranın döndüğü, ticaret haline gelmiş karşılıklı dövüş.
Marksist ve Lenin düşüncesiyle yapılanmış, Allahsızlığı amaç edinmiş terör örgütüne karşı uygulanacak çözümler, silahla zor! her ne kadar reddi vicdan düşüncesini benimsemesem de. Lakin deneyimsiz erlere silah veren zihniyeti de anlayamıyorum doğrusu. Biliyorum birileri bitirmek istemiyor. Birileri vampir gibi, kandan besleniyor. Sağanak yağmurda benim de payım olsun dedim ve sordum; para kaynaklarını kesmeden, sadece suyun yüzeyindeki pisliği temizlemek ne kadar doğru acaba? Birilerinin birileri olarak kalacağı konusunda hiç şüphem yok. Ben birileri derken bile birileri hala iş başında “birileri” olmanın hakkını veriyorlar. Kim bu birileri Allah aşkına?
"sorun adı koyma sorunu"
Pzt, 27/10/2008 - 19:28 — Fatih TEZCANEsselamualeykum;
Şadan Ercan Bey'in tartışmaya açtığı konuyu önemsiyorum.
Ama burada yani bu sitede de "usülsüzlük vusülsüzlüktür" fehvası doğruluğunu ispatlamaya devam ediyor.Bence baltalanmamalı ve daha çok fikir sahibine fikir beyan ortamı sağlanabilmeli.
"Biz böyle diyorsak böyledir, öyle olsaydı öyle derdik" tavrı yaklaşımlar artık güdük kalıyor günümüzde elhamdülillah.Değil öyle.Mesela sorunun adı pekala birisinin dediğinin hilafında birşey olabilir.
Ki tartışmaya açıldığında zaten öyle olduğu görülür.
Perspektif farkı olarak görülebilecek masum bir konu mudur bilemiyorum ama onbinlerce insanı öldürebilen ve yüzbinlerce insanı yaralayabilen ve yönettiği halkın yüzmilyarlarca lirasını mezkur mevzu dolayısıyle ateşe atabilen "rejim sorunu" görülmüyor da bu rejimin sadece bir icraatı olan bu Güneydoğu hadisesi veya adı neyse o mu konuşuluyor...
Bu kral çıplak diyememektir.
Daha açık söyliyeyim mi...
En açık şekilde söyliyeyim mi...
İlla Türkler ve Kürtler olarak ifade etmek icab ediyorsa...
Türkler, dinleri(Kur'an'ın ve ahkamının yasaklanması), namusları(başörtüsü yasağı),zürriyetleri(çocukların Kemalist okullarda rehin alınması) gibi temel konularda inanılmaz iğrençliklerde ve derinliklerde ve sürelerde sömürülmelerine ve ezilmelerine rağmen bunu yapanlara Kürtler gibi onurlu bir dik duruş belirleyemedikleri için kendilerine bakacakları yerde bir de bu dik duruşun yine aynı rejim tarafından suistimal edilmesi ile ortaya çıkarılan Pkk'ya öfke ve tepki göstermek isterken Kürtler-Pkk farkını zaman zaman ve yer yer (ama maalesef hemen her zaman ve hemen heryer) gözden kaçırarak, hem düştükleri komik durumun genel fotoğrafından hem hakkını arayan Kürtler'e yaptıkları ayıbın devasalığından memnun mudurlar?
Bu sıradan bir müslümanın sorusudur.Soru da cevabı bir 100-150 kat daha uzundur.
Ha çok önemLiyse Türk olduğumu da söyliyeyim ama kendimi annemden doğarkenki durum ile değil, kafamdan çıkanlarla edindiğim konum ve bu konumun doğal getirisi olan "Allah'dan başka egemen tanımama" duruşu ile tanımlayacak kadar "insan" ve "müslüman" olduğumu eklemek zorundayım.
Bu arada Türklük ve Kürtlük veya herhangi bir ırk arasında zerre kadar aşağı-yukarı fark gözetenin faşistliği kutlu olsun!
Şahsi sempati oranlarında bir oynama olduğunda bile hemen en sevdiğim Kürt mp3lerini açıyor hemen Kürt bir kardeşimle selamlaşıyor, hasbihal msn falan yapıyorum.
Takva milliyetçiliğinden başkasını kabul edilmez buluyorum.Belki İslam'ın milliyetçisi olunabilirki burada dahi İslam'ın doğru tanımının çok çok önemli olduğunu ama bunun bu konu başlığının altı olmadığını görüyorum.
Bazıları bazı müslüman kardeşler "kafir pkk'nın istekelri yapılamaz" demekte ve bu tumturaklı bir lafmış gibi algılanmakta.
Ateist ve kafir olsa dahi bir Kürt'ün tüm sosyal haklarının verilmesi ve müslümanlarca bunun desteklenmesi gerektiğinin altını çiziyorum. Pkk'yı bitirecek tavır zaten budur ve zaten Müslümanlar altı çizili işi yapamasınlar diye Pkk kurdurulmuştur.Bunu görememenin ceremesini çekiyoruz şimdi müslümanlarca diye düşünüyorum.
Ben böyl düşünüyorum ama bakalım cevablar neticesinde bu sitede ne gibi bir sonuca doğru yol alınacak bunu da ayrıca merak ediyorum.
Vel hasıl-ı kelam:
Şurada da benzerine işaret ettiğim "sorun adı koyamama" sorunu devam ediyor.
Cesaret esaretin panzehiridir.
Bence;
Filistin sorunu yok, İsrail sorunu var.
Kürt sorunu yok, Kemalist elitizm ve faşizm sorunu var.
İrtica sorunu yok, Kemalist eğitim adı altında panateizm ve panpozitivizm, bize bakan kısmıyla anti-islami despotizm sorunu var.
Teşekkür ederim.
Fatih Tezcan.
Sorun
Salı, 28/10/2008 - 23:10 — Abdullah Tahir"Birileri ısrarla "kürt sorunu" vurgusunu yaparak bin yıldır Anadolu topraklarında birlikte yaşayan Türk ve Kürt halkını birbirine düşürme çabalarına hizmet etmeye devam ediyor."
Öyle zannediyorum, Türk İslamcılarının meseleye yaklaşımının genel bir özeti yapılmak istense, yukarıda alıntıladığım cümleden daha iyi bir şekilde yapılamazdı bu özet. Aktütün sonrası yaşananlar son değil, yeni bir süreci filan da başlatmayacak. Bundan emin olabilirsiniz, zira bu PKK'nın Türkiye'de yaptığı, bu ölçekteki ilk eylem değil, kuvvetle muhtemel son da olmayacak. Ancak bu ölçekteki her eylemi müteakip, muhalif medyanın belli unsurları, siyasetteki askeri vesayetin ve memleketteki asker etkinliğinin toplumsal planda daha da zayıf düştüğünü yazmaktan, savunmaktan vazgeçmediler. Dolayısıyla konu, yine Türk siyasi denklemindeki bir değişken olarak ele alındı ve Türk siyasi hayatının bir argümanı olarak, gündelik siyasetin malzemesi yapıldı. Ohal ilan edilip edilmemesi, PKK'ya karşı yürütülen harekatın niteliği, Askeri açıdan zaafların tartışılması ve alınacak siyasi,ekonomik,toplumsal önlemler hep Türkiye'deki siyasetin sınırları dahilinde konuşuldu, tartışıldı, değerlendirildi. Ben bölgede doğup büyümüş bir Türk olarak, şunu açıkça söyleyebilirim ki mesele artık, zannedildiği gibi Anadolu topraklarının güneydoğusu veya Türkiye Cumhuriyeti Devleti egemenlik sahası ile sınırlı olmayan, oldukça kompleks bir uluslararası mesele haline dönüşmüştür. Bu nedenle artık meselenin "Kürt" meselesi olduğu açıkça ortaya konmak zorundadır. Maddelerle meseleyi özetleyecek olursak:
1)Ortada çeşitli faaliyetler sonucunda-artık bu faaliyetleri anlatmanın bir anlamı kalmadı- kendisini Fransız Devrimi sonrası doğmuş şekliyle "Ulus" olarak gören bir halk var.
2)Söz konusu halkın, Fransız Devrimi usulü "Ulusçu" yönü, yine aynı halkın belli bir kesimi tarafından "Lider" olarak kabul edilen bir şahsın kurduğu uluslararası destekli bir örgüt tarafından etkin şekilde beslenmektedir ve hali hazırda yürütülen terör faaliyetleri de aynı bilinci besleyen faaliyetlerdir. Savaşın acısını hissetmeyen bir halkı, klasik örgütlenme faaliyetiyle bağımsızlık fikrine ikna etmeniz yıllar alır, ancak savaşın acısını hissedenler, savaşın tarafı olmak zorunda kalanlar doğal bir duygusal atmosfere girmeye oldukça müsaittirler.
3)Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin resmi paradigmasının yukarıda bahsedilen iki meselenin farkında olmadığını öne sürmek manasızdır. Ancak her devlet kendi topraklarını en azından kendi egemenlik sahasını korumak için askeri seçeneği aynı üslupla kullanmakta. İslami olarak bu doğru mudur? Tartışılır, ancak söz konusu tavır modern devlet ve askeri harekat mantığının dışında sayılamaz.
4)Bununla birlikte yukarıda saydığımız ilk iki unsurun doğurduğu çekinceler, Türkiye'de yaşayan Kürtlerin kültürel taleplerinin kabulünü de zorlaştırmakta, tabiri caizse devlet, öküzün birşeyler sakladığını düşünecek bir çoban rolübe itildiğinden, doğal olarak o buzağının öküzün altında olduğunu düşünmektedir. Ancak dört ülkeye yayılmış, devletsiz bir milletin, kendi kültürünü yaşamak isteyecek bir asabiyete sahip oluşu da yadırganamaz, yadsınamaz bir gerçektir.
5)Son olarak, karşımızdaki kompleks sorunun, zihinsel planda çözülmesinin artık imkansız olduğu, iki millet arasında değil fakat iki milleti temsil iddiasında organizasyonlar arasında- adı devlet olmuş örgüt olmuş önemli değil- yaşanan sınırsız ve ahlaksız savaş, iki ulusun da birbirine aidiyet duygularını göstere göstere alıp götürmüştür. Şu durumda yapılacak olan, akılla yapılamaz, bu imkansız hale gelmiştir. Ancak, dünyayı değiştirip iki ulusun kaderini İslam ekseni etrafında toplayacak gerçek bir Müslüman lider çıkar mı?
Burası da kalp işi kardeşler, duaların halisliği var ise, neden olmasın?
Akıl planında mesele kapanmıştır, kalp planında ise meseleyi çözmek mümkündür...