renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Türkiye Lübnan'a Asker Göndermeli mi?

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Her Halükarda...

lübnan'a gönderilen askerler her halükarda ölüme gitmiş olmayacak mı?
israilli yada hizbullah...
karşına çıkanı öldüreceksin. yada öleceksin.
seçme şansın olmayacak.
haksız mıyım?

Türkiye Lübnanda

Türkiyenin Kuzey Irak'ta PKK'ya karşı başarılı olması için mutlaka Lübnan'da askeri güvenlik sağlamak ve orada bulunmak zorunda.

Çünkü PKK için Lübnan-Suriye portalı alternatif bir bölgedir.

Onun için Lübnan işgalinde Amerika ve İsrail oluşturacakları güvenlik şeridinde Türkiye'ye çok çağrı yapacak ve Türkiye'de stratejik açıdan buna katılacaktır.

Hasılı, Ortadoğu'daki bütün ülkelerin ortak derdi masum insan ölmemesine dönüktür. Değilse, güvenlik şeridi olarak Lübnan'da konuşlanmaya hepsi heveslidir ve Türkiye'nin PKK operasyonunda başarılı olması Lübnan'da bulunacak güvenlik gücünde yer almasına bağlıdır.

Herhalukarda Türkiye orada.Hizbullah Türkiyenin gelmesini isteyecektir!....

acaba?

sevgili melike,
acaba ben mi yanlis anliyorum,iki tarafta olmak aynimidir?hangi tarafta öldügün onemli degil mi?mazlum ile zalimim ölümu aynimidir?yanlis anladiysam düzeltebilirsin.
askerlerin gidip gitmemesinden cok, nicin gittigi onemli olmali.

:)

tabii ki önemli medine hanım.
önemli olmasa gitsin gitmesin fark etmezdi benim için.
israil'in karşısında herkes yer almak ister. ama şartlar bunu sağlar mı sağlamaz mı ona güvenemiyorum sadece o kadar.

mesele...

uluslararası ilişkilerde durum böyle değil.. en azından mevcut yürürlükte olan kanunların dışında uygulanan kurallara baktığınız zaman, durum hiç de bunu göstermiyor...

filistine barış gücü gönderildi zamanında... amerikanın işgal ettiği diğer ülkelere de gönderildi... afganistan'a, filistin'e ve bugün lübnan'a gönderilmesi planlanıyor... araya türk gücünü de sıkıştıracaklar... bir yere barış gücü'nün yollanıyor olması demek, yani bunun türkçesi: artık olay bitmiştir, "the case is closed" anlamındadır... yani daha türkçesi, dosya kapanmıştır... artık alacak verecek yoktur... peki, israil'den bunun hesabını kim soracak veya sormalıydı?... BM mi?... "hikaye!"

bugün amerika iki kez ırak'a girdi... barış gücü neredeydi?... uluslararası bütün anlaşmaları ve BM'i hiçe sayıp, cenevre sözleşmelerini de ayaklar altına alıp bir ülkeyi talan etmedi mi?... peki, bunun hesabı soruldu mu?... hayır...

yıllardan beri süregelen ve kurgulanan bir oyunun parçası bu... işgal edecekler, sonra barış gücü yollanacak ve iş bitecek... zamanında filistin'e yollandı da ne oldu?... en verimli toprakları da dahil olmak üzere filistini ikiye bölüp, bir kısmını israil yapmadı mı BM?... BM'in görevi neydi ki oysa?...

bu kanlı tiyatral oyun son hızıyla senaryosunu adım adım uygulamakta... arapçada bir deyim vardır "ba'de harabi-l basra" yani bunun türkçesi şudur, "iş işten geçtikten sonra..." bunu biz de kullanırız... bir ırak, bir lübnan bu hale geldikten sonra, barış gücü yollasan ne, yollamasan ne, türk askeri gitse ne olur gitmese ne olur... tabii, bu oyunu iyi oynuyorlar... bir ayağı ortadoğuda olan her ne kadar pasif görünse de ağırlığı ciddi anlamda hissedilen ve ortadoğudaki en büyük kozları olan Türkiye'yi de araya sokarak, ortadoğuya ayak atmak... sonrası ne olacak, göreceğiz... ama şunu iyi biliyorum ki, ortadoğudaki bu oyun henüz yeni başlıyor... ve ilerleyen yıllar hiç iyi şeylere de gebe değil....

Türkiye Lübnan'a asker göndermemeli

Ben gitmelerine karşıyım, hemde şiddet ile karşıyım...
Çünkü özellikle şu vakitlerde Türkiye malum ve beklenen savaşa itilebilir...Pkk bahane edilip Türkiye stratejik! ortaklarının yanında savaşa dahil edilebilir...Müslüman kanı akıtabilir...
Zaten istenen de bu değil mi?
Ve dahası bence pkk kesinlikle bir bahane...Belkide bilerek son dönemde horatıldı yeniden...Birileri amaçları doğrultusunda her şeyi mübah görüp her şeyi araç edinebilirler...Bizleride araç kılabilirler...Türkiye neyi ne zaman yapacağını çok iyi tartmalıdır...

Üstelik Bush'un ve Blair'in Lübnan'a barış gücü göndermek isteyip Türkiye'nin de bu gücün içerisinde yer almalarını istemesi , sizce barış için mi?

Bush nereye barış götürmüş ki?

İSTEYEN KİM?

Öncelikle Türk askerinin Lübnana gitmesini isteyen kim, buna bakmak gerekir. bush ve blair isteyen olduğuna göre demek ki bu barış gücünün amacı israili korumak olacaktır. İsraili koruyup Hizbullahı silahsızlandırmak. Sonra İsrail daha rahat ilerliyecek. Çünkü İsrail
Hizbullah karşısında zorlanınca dünyaya yeterince rezil oldu.
Türk askeri, israil daha fazla din kardeşimizi öldürsün diye Lübnana girecekse ben buna karşıyım.Benim bu savaşa girip-girmemek
konusundaki korkum yanlış tarafta savaşa girip müslümanlarla karşı karşıya gelmektir. İnşaAllah böyle bir şey olmaz ve inşaAllah Lübnana askerlerimiz gitmez. İsrail ve Amerikayı ayakta tutan ülke konumunda olan Türkiye daha ne kadar Amerikanın arkasını toplamaya çalışacak. Amerika
Nerde sıkışsa hemen Türkiyeden yardım istiyor.
Türkiye Stratejik açıdan önemli ve güçlü bir ülke olduğu için Amerika Türkiyeyi hep arkasında görmek istiyor. Keşke yöneticilerde bu önemi farkedip şu Amerikayı sırtlarından atıp doğru tarafta yer alsalar.

Kral Abdullah...

parasını ödediği için ve hatta ödemese dahi Türkiye bu süreçte son derece çaresiz...Türkiye çoktan beri çaresiz aslında, çaresiz halk, çaresiz hükümet, ''çare yok secde etsem anılarıma...''...

Son günlerde G.Doğuda ölen askerler, bu operasyonun bir parçası. İsrail baştan beri pkk ile ilişkilendiriyor farkındaysanız süreci. Tüm kıyaslarını bunun üzerinden yapıyor. Hatta G.Doğudaki terörü hangi istihbaratın yaptığının önemide kalmamış, önüne gelenin parmakladığı hatta zaman zaman durumu seyretmekten sıkılan sorumsuz paşaların bile dahil olduğu bir istikrarsızlaştırma alanı orası. Geçen bi tanesi itiraf etti ya memura nizamat vermek için sağda solda bomba patlattığını; onu bırakın ''iyi çocuk Ali '' iş üstünde yakalanmadımı halk tarafından...

Türkiye halkı sürekli K.Iraka angaje ediliyor ama içeride olan bitenin( tunceli,bitlis,muş,hakkari,şırnak,van....) hesabını vermeye yanaşan yok nedense. 3 asker ölür hoop hükümet; peki paşalar hiç hesap vermezmi? Onların imamhatiplerin önündeki kızlardan başkasına demeç vermeye güçleri yok galiba? Yada dökülen kanla kendi sorgulanamazlıklarını oluşturuyorlar. köylü Hasanın oğlunu kurban et, hesap verme, hesap sorana HEEYT ULAN! Bende soruyorum Adalet mi bu ? Nede olsa vatandaşız lanlı manlı konuşçak kadar cesur değilim henüz.

Velhasılı aynı oyunun Lübnan versiyonu hazırlanıyor. Türkiyenin Lübnandaki BM temsilcisi (adı aklıma gelmedi. 63 yaşında, Lübnan amerikan üniversitesi prof'u Timur Göksel galiba...) bugün hürriyet gazetesinde demeci var. Türkiye Lübnana gidecekse mutlaka Hizbullahla görüşüp anlaşmalıdır birinci elden, ben buna arabuluculuk yaparım diyor ve ekliyor: israil Hizbullahı silahsızlandıramadı bunu Türkiyeden beklemeye kalkıp çatışmaya sokabilirler uyarısında bulunuyor. Dünkü ateşkes yazım şaka değildi kardeşlerim. Dün akşam sky tv de İbrahim Karagül, Nuray Mert, M.kaynağın manipülatör kızı ve bay Keyman da aynı sıkıntıyı görmüşler ki, israil bu rezaleti ne pahasına olursa örtbas etmek için daha fazla kan dökmek derdinde. ancak kamuoyu vicdanı Hizbullaha yönelmişken daha kirli bir operasyon peşine düştüler abd ile. Lübnana konuşlandıracakları BM gücüne kendileri saldıracaklar Hizbullah diye. Hiç şaşırmayın bunu G:Doğu,K.ırak,Afganistan ve bilimum yerde yaptılar ve yapmayada devam ediyorlar. Örnek: uzaktan kumandalı mayın konsepti eklendi savaş sepetimize, abd ıraka girdiğinden beri ve pkk da nasıl ulaşıyorsa ulaşıyor abd den habersiz (!) Bizim herhalükarda canımız yanacak. Sesimizi çıkarmasak kendi çocuğumuz kurtulur umuduyla, kızkardeşimizin oğlunu yakalayacak bu kirli savaş, yada komşumuzun oğlunu. Cenazelere gidip lanet okuyacağızda KİME? Kendi payımızı esmi geçeceğiz? Hadi geçtik, Allah'ın bizi görmekte olduğunu nasıl unutacağız? hadi onuda unuttuk ölüm yokmu?

Selim Şevkioğlunun yazısını dikkatle okudum; insan kendi ölümünü pek düşünemiyor, ''başkalarının ölümü çeker bizi, bana ne demeyiz başkasının ölümünden...'' ama azıcık bile dalıverse bu düşünceye tuhaf bir ürperti kaplıyor içini. Lübnanda, Filistinde, vietnamda, G.Doğuda ölenler insan...bunu unutmak kendini unutmaktır. bazen cemaate yazarken tedirgin oluyorum, hani çok açıkmı konuşuyorum, başıma birşey gelmesin diye düşünmüyor değilim; ama ölüm duygusuna kaptırınca kendimi tüm tedirginliğim gidiyor; Hakkı söyleyende ölecek, söylemeyende... diyorum kendi kendime.Ki egemenler bizi sustrmak için yapıyorlar herşeyi; susulmayınca ne mi oluyor? Tabiki Allahın zaferi yakın oluyor. Bu ara sakın susmayın, önemli bir imtihanın içindeyiz; kaybedersek cehennemden çıkış olmadığını hatrınızdan çıkarmayın.

BAKARA 80-81-82 Sayılı birkaç gün dışında ateş bize dokunmayacaktır dediler. deki onlara: siz Allah katından bir sözmü aldınız- ki Allah verdiği sözden caymaz- yoksa Allah hakkında BİLMEDİĞİNİZ şeylermi söylüyorsunuz? Hayır! Kim bir kötülük ederde kötülüğü kendisini çepeçevre kuşatırsa işte o kimseler cehennemliktirler. Onlar orada ebedi kalırlar. İman edip imanlarının gereğini yapanlara gelince onlarda cennetliktirler. Onlar orada ebedi kalırlar. ALİ İMRAN 23-24 Kendilerine kitaptan bir pay verşlenleri görmezmisin ki,aralarında HÜKMETMESİ için Allahın kitabına çağırılıyorlarda, sonra içlerinden bir gurup cayarak dönüyor. Onların bu davranışları: Bize ateş sadece sayılı günlerde dokunacaktır demelerinin bir sonucudur.Onların uydurdukları bu yalanlar kendilerini dinleri hakkında yanıltmıştır. Selamünaleyküm

Sarmısaklasak Da Mı Yollasak Sarmısaklamasak Da Mı Yollasak?

"Lübnan’a asker göndermeli miyiz, göndermemeli miyiz?" sorusundan daha önce sorulması gereken "şayet göndereceksek hangi sebeple göndereceğiz, göndermeyeceksek hangi sebeple göndermeyeceğiz?" sorusudur kanaatimce.

Bu konuda Hükümet ile Genelkurmay’ın eşgüdüm toplantılarında muhtemel bir asker gönderme kararına altyapı olarak tayin ve ilan ettikleri asker gönderme gerekçelerini incelediğimde hem kendime hem de mensubu bulunduğum milletimin ruhuna uymayan bir durumla karşılaştığımı belirtmeliyim.

Asker gönderilir ya da gönderilmez, bu çok da önemli değil. Bir işte gerekçe (niyet) çoğu zaman işin kendisinden daha önemlidir.

İşte hükümet tarafından açıklanan gerekçeler:

Genelkurmay ile Dışişleri arasında yapılan eşgüdüm toplantılarında Türkiye’nin Lübnan’da oluşturulması planlanan BM Barış Gücü’ne asker göndermesi eğilimi ağırlık kazandı.

NEDEN GiDİLMELİ?

Eşgüdüm toplantılarında asker gönderme şu gerekçelere dayandırıldı:

1. Türkiye tarihi bağları nedeniyle bölgedeki gelişmelere kayıtsız kalamaz.

2. Türkiye dünyanın önemli aktörlerinin yer aldığı bir gelişmenin parçası olmak zorunda.

3. Başta AB’nin önemli ülkeleri olmak üzere 22 ülke asker gönderiyor.

4. 2009’de BM Güvenlik Konseyi geçici üyeliğine aday Türkiye’nin, BM’nin böylesine önemli bir görevinde devre dışı kalmamalı.

5. Bunlar Türk dış politikasının öncelikleriyle ters düşmez.

Kaynak: http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=178949

Yorumlamak gerekirse;

1. Bu tarihi bağlar neden daha farklı bir müdahaleye sebep olmuyor da her yer yıkılıp onca insan katledildikten sonra hatıra geliyor? Gerçek bir gerekçe olmaktan ziyade ‘rıza üretme’ gayreti daha ağır basıyor sanki.

2. ‘Dünya’nın en önemli aktörleri’nin bir meselede rol alması bizim için nasıl bir gerekçe olur? Bu aktörler kime ve neye göre önemli? Buna şaşmamak mümkün değil! Hele de bu gelişmelerin bir ‘parçası olmak zorunluluğu’ da neyin nesi oluyor?

3. Peki 22 ülkeden geriye kalan ve asker göndermeyen ülkeler neden gerekçe gösterilerek ‘asker göndermeme’ eğilimi ağır basmıyor? Mesela, neden bir Venezüella kadar da olsa onurlu bir duruş sergileyemiyoruz?

4. İşlevi bit(iril)miş bir BM’nin 2009 yılındaki Güvenlik Konseyi geçici üyeliğine adaylığımız önem arzediyor da neden başka üyesi olduğumuz (İKÖ, D-8 gibi) kuruluşları tetiklemek yönünde daha etkili bir yönteme başvurulmuyor. Bu -etki etme gücünü elinde bulundurmamıza rağmen- edilgenliği seçişin temelinde yatan sebep ne?

5. Bu maddeye yorum yapmakla seviyemi düşürmeye hiç niyetim yok.

Bu gerekçeler bir gerçeğe atıfta bulunuyor; Modern sömürü sisteminin edilgen bir unsuru olunduğunun ve kendi öz değerlerimizin hükmünün esamesinin bulunmadığının...

Şimdi siz oylamaya devam edin, asker gönderelim mi göndermeyelim mi?

______________________________________
"Bütün sorular sorulduğunda cevap verilmiştir."

Türkiye'nin savaşı

Türkiye,Lübnan'a asker göndersin,savaşta tarafını belli etsin...Türkiye'nin bu savaşta alacağı konum açıktır:Ya Hizbullah olacağız,ya da büyük ortadoğu projesinin destekçilerinin,eli kanlı sömürücülerin,seri katillerin tarafında olacağız..Sloganist yaklaşmıyorum bu çok açık bir gerçek,şuanki konjunktürde Türkiye'nın alacağı tavır ise kesinlikle Hizbullah'in karşısında bir tavır olacak......Hizbullahçı avına çıkmaya hazırlanıyoruz.........Boynumuz nasıl dik tutacağız diye düsünüyorum..?

İsrail'e müdahale gerekirken neden barış gücü?

Tüm batı tandanslı medya üyeleri ağız ve yöntem birliği etmişçesine, savaşın yol açtığı kıyıma değinip gözlerimizi boyuyor.. ve bunun hemen ardından bilinç altımıza şunu yerleştirmeye çalışıyor, 'Lübnan'ın barış gücünden başka bir alternatifi yok'. Lübnan'ın daha önce böyle bir şeye ihtiyacı var mıydı pekala? hayır. Peki şimdi neden var? Bunun tek bir yanıtı var aslında. Tabi ki yeni dünya düzeni için. Düzeni bozan unsur ne? elbette Hizbullah. Peki ya İsrail! İki tane askerini kaçırdıkları için haklı mı oldular. İsrail işgal ettiği topraklarda hergün yapmıyor mu aynı şeyi. BM niçin İsrail'e müdahale etmiyor. Yeni dünya düzeninin baş aktörleri onlar çünkü.

Batı tandaslı medya gruplarını takip ettim.. bu işte bir bit yeniği var. Her şey hesaplandığı gibi yürütülüyor olmalı. Ve barış gücü de bu hesabın içinde. Lübnan'la alakalı haberlerin arka planına dikkat ederseniz şayet bunu okuyabileceğinizi umuyorum.

O halde Tükriye ne yapmalı? Ellerini görüp, kendi kartını oynayabilecekse ne âlâ. Bu mümkün mi pekala? sanmıyorum.

Evet, yorumuma seçtiğim başlıkta sorduğum soru belki biraz şaşırtıcı. Ancak asıl üzerinde durulması gereken yer burası. Barış gücü'nın altında koca bir çukur var. Üzerine basanı içine çeken.

Barış gücü! ..ooo ne kadar insancıl bir isim. Barış gücü gelince barış da gelecek!!.. ve yine bizi tongaya düşürecekler.

Ağzına sağlık, zihnine kuvvet

Barış gücü şimdiye kadar kime barış getirmişki.

Ateşkes Amerika ve Israil'in strateji değiştirmesinden başka bir şey değil. Öyle bir noktaya gelinmişti ki artık bazı yahudi cemaatleri bile Israil'i eleştirir olmuştu, Yahudi imajına zarar veriyorsunuz diye.

Ateşkes sevinç çığlıklarıyla karşılandı, sanki savaş sona ermiş gibi algılandı ama malesef öyle değil. İşte İbrahim Karagül'ün kaleminden olayın iç yüzü;

"Ateşkes kararı uygulanamayacak. Birkaç gün içinde ateşkesin de aslında savaşın bir parçası olduğunu herkes görecek. İsterdik ki, dünya, bu insanlık trajedisini durdurmak için harekete geçmiş olsun ama öyle değil. İsrail’e biraz daha zaman kazandırmak için bu kararı aldılar. Savaşın yeni bir aşamasına geçileceğini göreceğiz. Daha kanlı, daha büyük yıkıma yol açacak bir aşama olacak bu! Ateşkes kararı Lübnan’a bir nefes alma fırsatı sunuyor gibi. Ama aslında İsrail’e nefes aldırmak için hazırlandı. Kararın bütün aşamaları İsrail’le istişare içinde belinlendi. “İsrail’i G. Lübnan’ı terk etmeye zorlamayacak. Uluslararası güç” gelene kadar 30 bin İsrail askeri orada kalacak. İsrail’in askeri operasyon hakkı devam edecek.” Bu da savaşın devam edeceği anlamına geliyor. "

Amerika ve Israil ortadoğu'daki emellerinden vazgeçmedikçe barış bir hayalden başka bir şey değildir.

"Eşrefi mahlukatız lakin hamurumuz çamurdan !"

Ateşkes ve BM kararı

Ateşkesi ve bölgedeye Barış Gücü(!) gönderilmesi çabalarını bir de Birleşmiş Milletler'in 1701 Sayılı Kararı'nı okuyarak değerlendirirsek yapılmak istenenleri çok daha iyi görmüş oluruz.

Bu arada hafızamızı tazeleyerek biraz geçmiş dönelim; Israil'in 1993 ve 1996 yıllarında da geniş çaplı operasyonlar yaparak Hizbullah’ı ortadan kaldırmaya çalıştığını, 2000 yılında FKÖ Lideri Yaser Arafat’ın Amerikalı ve İsrailli yetkililerle müzakerelerinde hiçbir ilerleme kaydedemediği bir sırada, İsrail Hizbullah’tan en küçük bir imtiyaz dahi alamadan tek taraflı olarak güney Lübnan’da işgal ettiği topraklardan çekildiğini de hatırlayalım. İsrail’in tarihi boyunca ilk kez işgal ettiği bir topraktan kayıtsız şartsız geri çekilmiş olması İsrail açısından ağır bir yenilgi olarak nitelendirilmişti.

Sonuç olarak ABD ve Israil, ilgili BM kararıyla Hizbullah'ın silahsızlandırarak pasifize etmeyi, Barış Gücü'nü de bunu yapmak için kullanmak istediği apaçık ortadadır. Ancak unutulmaması gereken Nasrallah ve ekibi bu oyunlara gelmeyecek basirettedir. Mevla yardımcıları olsun. (amin)

"Eşrefi mahlukatız lakin hamurumuz çamurdan !"

Olacak Olacak

Türkiye asker göndermeli, evet. Ama barış gücü falan değil. Gönlümün lisanıyla "savaş gücü"... Tapuyu gösterip sahilden girelim, dağında taşında hatıralarımızı yâd edelim. Ulu Sultanın kemiklerinin sızısını dindirelim. Kaldığımız yerden devam edelim. Ha bugün ha yarın; köy meydanda, olacak olacak...

lübnan yardım etmeliyiz

Eğer güvenlik konusunda vaadedilenler sağlanacaksa ve askerlerimiz ateşkes bölgesinde görev yapacaklarsa gidip tabiki oradaki insanlara yardım etmeliler.Daha önce Bosna'da ,Kosava'da ,Somali'de sıkıntı çeken insanlara yardım ettiler,bölgedeki varlıklarıyla onlara destek oldular.Bütün siyasi dengeler bir yana,birilerinin İsrail zulmüne maruz kalan Lübnan halkına yardım etmesi lazım ve Türk askeri bunu en iyi şekilde sağlayacak imkana daha da doğrusu merhamete sahip

ZAMAN gazetesi ile

psikolojik harekat; aslında en şeytani yolda bu. Hürriyet gazetesi ile yapılana daha az kızdığımdan değil, halam da hürriyet okuyor ama sünni ile şii arasındaki farkları bilmediği gibi onu ilgilendirmiyor, dolayısıyla hürriyette mezhepçi harekat pek tutmuyor, okuyucu kitlesinin bu bağlamın dışında olması vede onlar için sünnilikle şiiliğin aynı uzak durulması gereken kaynaktan beslendiği bilgisi ayrılıktan ziyade birlik çağrısı olarak bile algılanabiliyor.

Peki ya "Zaman"a ne demeli? Ne yaptığını ve hangi okuyucu kitlesine seslendiğini iyi biliyor ki, bugün psikolojik harekatın en güzel numunelerini sunmuş bizlere. 12. sayfa '' abd Irakta İranı, israilde Lübnanda Hizbullahı güçlendirdi '' başlığıyla şii hilali tehlikesini anlatıyor ve insan da '' Hamasıda israil kurdu; Araplar bizi arkadan vurdu...'' tipi yalan haberlerin de israil tarafından anlaşmalı olarak zaman gazetesine söyletildiği izlenimi uyandırıyor ve ister istemez bu dinler arası dialogun semitik kardeşliği oluştururken, neden mezhep taasubunu körüklediğini düşündürüyor? Bazen şöyle düşünüyorum: ortadünyanın cüceleri, efendileriyle beraber, sözde mordorun(bunlar müslümanlar oluyor) karanlık terör(!) odaklarını yok etme savaşı veriyor ve başarırlarsa eğer mordordan boşalan yeri doldurmayı mı umuyorlar efendilerinin izniyle... Gelelim 13. sayfaya ''gözaltı fotoğrafı'' adı altında Şehid olmuş bir Mücahidin fotoğrafını sunuyor, şöyle: ''...önceki gün yaşanan çatışmada 3 Hizbullah mensubu öldürülmüştü(!) olayın hemen ardından bölgeden geçen ve aralarında muhabirimiz Kürşat Bayhanında bulunduğu 4 Türk gazatıcı Hizbullah milisleri tarafından fotoğraf ve görüntü çektikleri gerekçesiyle bir süre gözaltına alınmış, habercilerin elindeki film ve cd lere de el konulmuştu. muhabirimizin uzun uğraşlar sonucu milislerin(henüz burada terörist dememişler) elinden kurtarmayı başardığı (aynı kahramanlığı israilde denemez bile, efendinin emiri demiri keser çünkü) ''milisleri kızdıran '' (onuda tırnak içinde vermiş, niye kızıyorlarki mi demek istemiş) bu fotoğrafta, siyahlar içindeki (fotoğrafta görüyoruz zaten, siyahın yeniden vurgulanmasının amacı ne ola ?) Hizbullah mensubunun, yüzükoyun yatan cansız bedeni(!) (kendini tutmasa: ortadoğulu teröristin leşi diyecek herhalde) ile hemen yanıbaşında duran Kalaşnikof (silahın markası da önemli çünkü önceden yapılmış bir çalışmanın arşivden indirilmiş demosu gibidir bu kalaşnikof meselesi) silahı görülüyor (yani yalan haber değil, bak kalaşnikof hemde teröristlerin kullandıklarından işte bak orda ya, ha işte gördünmü...)
17. sayfada Ali Bulac'ın yazısı ''asker gönderilmesinle '' nihayetleniyor.

18. sayfa çok önemli. Mutlaka okuyun zaman için kaleme alınmış, prof.dr.(ki yazıyı okuyunca göreceksiniz, bu kadar vahşi olmak için prof olmak gerekiyor galiba dedirtecek cinsten) alon ben-meir, NYU(neyse?) da center for global affairs de uluslararası ilişkiler (savaşan kan! conan)hocası ve World policy ınstıtute( hani bilmiyorum dünya polisi falanmı acba?) ortadoğu projesinin direktörü(müdür falan) Valla bilmiyorum ama Allah hepimizi görüyor, inanmayınca ölümden kaçılmıyor...Uluslararası hesapların yanısıra Allahında bir hesabı olabileceğine inanmaya ihtiyacımız var; Hizbullahın zaferini '' izacae nasrullahi velfeth...'' olarak göremeyenler görmek istemeyenler yarın görmek istemiycekleri bir manzarayla uyarılıyorlar kitapta... Selamünaleyküm

Türkiye, İsrail'in yapamadığını yapacak...

İsrail'in gücü yetmedi Hizbullah'a...
2. defa yenildi Hizbullah'a karşı İsrail.
İsrail Gazete'leri de bu ağır yenilgiyi yazıyormuş.
Elhamdulillah....

Ama şimdi İsrail kendisinin yapamadığını BM'ye ve dolayısı ile TR'ye yaptırmak istiyor.

İsrail, Türkiye eli ile Hizbullah'ı etkisiz hale getirmek, silahsızlandırmak istiyor.

Yukarıda YAKUP AKBAY'ın ifade ettiği gibi; Türkiye modern sömürü sisteminin bir eklentisidir ve kendi öz değerlerinden kopartılmak istenmektedir. Bu yüzden "gaza gelip" Lübnan'a asker göndermesi normaldir.

Hükümet, gerekçelerinde samimi ise LÜBNAN'A DEĞİL ÇEÇENİSTAN'A ASKER GÖNDERSİN...

Vesselam

ENDÜLÜS

Sizin hiç haberiniz var mıdır Endülüs’ten
Bir siz kalmışsınız duymayan halimizi!
Onlar sizden yana çevirerek gözlerini
Ufuklara bakıp bir imdat beklediler

Gitmek mi zor, kalmak mı?

Türkiye Lübnan'a asker göndermeli mi, göndermemeli mi? Bu soru bizim için yeni değil. Daha dün Afganistan'da cereyan eden olaylardan sonra da bu konular gündeme gelmişti. Bugün de değişen bir şey yok. Göndermeli miyiz , göndermemeli mi?

Sizi bir yazıyla başbaşa bırakmak istiyorum...
Okuyalım ve bir daha düşünelim...

Vesselam!

--------------------------------------------

"Laikliğin teminatı olan Türk ordusu" niçin Saraybosna'ya özel bir önem ve destek veriyor? Bosna-Hersek'in ilk cumhurbaşkanı olan Aliya İzzetbegoviç, savaştan on yıl sonraki bir konuşmasında "Bugün bile Türkiye'nin yaptığı yardımları açıklayamam" diyordu. Aynı zamanda müslüman bir filozof olması, bir müslüman olarak bu kadar çok şey bilmesi, kendisini sadece Avrupalı olarak görmeyip bütün harflerinin hakkını vermeye çalışarak müslümanlığını telaffuz etmesi yüzünden olsa gerek, dünya medyasında sıkça "fundamentalist" olarak takdim edilen Aliya İzzetbegoviç'e, "laik Türk ordusu" yardım etti. "Laik Türk ordusu"nun Afganistan'da ne işi var? En ön saflarda bulunmasını saflıkla mı, yoksa sınırları korumaya çalışmasıyla mı izah edeceğiz? "İslamcı"larla laiklerin, solcularla sağcıların referansları dünyayı anlamaya yetmediği için hep aynı soruyu soruyorlar: "Ne işimiz var oralarda?" Saraybosna, Kâbil, Kerkük, Kıbrıs ve Grozni bizim doğal sınırlarımızdır. Resmî sınırların haricinde, erbabının çok iyi bildiği gibi bizim bir de doğal/stratejik sınırlarımız vardır ve bu sınırları korumak da hayatî önemi haizdir.

"Bütün bataklıklara Mehmetçiği yolluyorlar, böyle mi olmalı?" "Nasıl olması" gerektiğini tartışmak gerekiyor; ama ay-yıldızlı bayrağı taşıyan ordunun oralarda varolup olmamasını tartışmak yersiz olur. Dünyanın herhangi bir ülkesinde yaşamıyorsunuz; her şeyiyle merkez olan ülkede yaşıyorsunuz. Bu coğrafya, bu Din gibi sizin kaderinizdir, varoluş nedeninizdir. "Kader"ine sahip çıkmayan yok olup gider. "

İbrahim Paşalı, İstanbul Kriterleri

Bakış açısı

Ahmet Turan Alkan hoca kaç gündür bu bölgeye asker gönderilmemesi gerektiğini zira bunun bizim savaşımız olmadığı gibi bizi ilgilendirmeyen bir savaş ta olduğunu söylüyordu. Haklı zira amaç Türk askeri üzerinden belki de bölgeyi karıştırmak. Bazı safderun arkadaşlar bunun bizim "muhteşem geri dönüşümüze" bir dayelik yapacağını düşünüyor olmaları ise kaale bile alınmyacak kadar sığ bir görüşten ibarettir. Biz el altından yardım ederiz, el üstünden de Bosna'da olduğu gibi insani vazifemizi yerine getiririz o başka. Ama asker göndermek Allah muhafaza Arap kardeşlerimizle bizim aramızı bir daha açmaya yönelik bir duruma da dönüşebilir.

Derin Görüşler

Bazen insan gönlünden geçeni de söylemek ister. Bu belki taşkınlıktır ama taşınca... Sonuca gelince elbette ki "derin görüşler" kaale alınacaktır.

“Abraham’ın yerine İbrahim ölsün”

Selamünaleyküm.

Türk Askeri Lübnan'a gitmeli mi gitmemeli mi? yada Türk Askerine burada biçilen rol ne olacaktır? soruları, bana göre ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Tom Casey'in,

"Türk yetkililerinin de bu meseleye ilişkin gayet kaygılı olduklarını anlıyorum. Türklerin, bu silah transferlerinin gerçekleşmesini engellemek için gerekli önlemleri almakta bulunduğuna ilişkin tamamen ikna olmuş durumdayız"

"Türk hükümeti de bölgedeki ve Avrupa'daki hükümetlerin çoğu gibi, (BM Güvenlik Konseyi'nin Lübnan'a ilişkin aldığı) 1701 numaralı kararın başarıya ulaşması konusunda kararlı. Bu kararın unsurlarından biri de Lübnan'ın meşru silahlı kuvvetlerine gönderilenler dışında bu ülkeye silah transfer edilmemesinin sağlanması. Bu, sadece Türkiye ile değil, bölgedeki diğer ülkelerle de görüştüğümüz bir konu. Türklerin, 1701 numaralı kararın başarıyla uygulanmasının sağlanmasına bağlı olduğuna tamamen inanıyorum"

bu sözleri ile net bir şekilde cevabını bulmuş ve Türk askerine ( yada sair ülke askerlerine) bölgede Hizbullah'ın etkinliğini ve direnç gücünü bertaraf etme misyonunun yüklenmiş olduğunu göstermektedir.

Bu misyon ise tehlikeli bir sürece açık davetiye olup Türkiye ve bölge halkları bu süreçten belkide sarılması mümkün olmayacak yaralar alacaktır. Topluma bir şölenmiş gibi sunulan bu tehlikeli açık davete icabette mevcut Hükümet ve Türk silahlı kuvvetlerinin çok hevesli olduğunu görmekteyiz.

ABD dışişleri bakanlığı sözcüsü Tom Casey'in ifadelerinden ve Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Abdullah GÜL'ün "Türk Askerinin Lübnanda bulunması prestijdir" mealli açıklamalarından anlaşılan oki Türk Askeri Lübnan'a gidecektir.Üstelikte buraya konuşlandırılacak gücün komuta kademesinde yer alacaktır. Bu görevle şu anda Türkiye Halkının Lübnana göndermiş olduğu yardımlarla had safhaya ulaşan "prestij" Türk Askerine biçilen Hizbullah'ı engelleme görevi ile yerle bir edildiği gibi ciddi bir nefret olgusununda kapılarını sonuna kadar açacaktır.

Bu ülke insanın kahir bir kısmı (tüm farklılıklara rağmen) Lübnandaki bu tehlikeyi görmekte,İsrail'in güvenliğini sağlamak ve hem ABD hemde İsrail için İran ve Suriyeye karşı muhkem bir mevzi oluşturmak üzere Türk Askerinin Lübana gitmesini onaylamamaktadır. Ne varki hem Hükümet'in başı ve Ülkenin Başbakan'ının hemde Türk Silahlı Kuvvetlerinin yeni Genel Kurmay başkanının aynı ellerden almış oldukları "üstün cesaret" ödüllerinin karşılığını vermeleri gerekmektedir.

Şimdi görev zamanıdır ve bu görev yerine getirilmeye çalışılacaktır.

Bu görev geçmişte olduğu gibi yine bu millet’in evladına verilmiştir ve bu görevin adıda “Abraham’ın yerine İbrahim ölsün” olarak konulmuştur.

Not: "Leyleğin ömrü" hesabı, bir kaç "lak lak" ta biz edelim istedik.

Selam ve dua ile,
Fi emanillah.

Sayın Tekin anlamadık açsanız yazdıklarınızı...

Bilmiyorum ama ben ne demek istediğinizi anlamadım. Sizin asker göndermemiz gerektiğiyle ilgili yorumunuz bizim ancak bir dünya devi olmamız neticesinde olabileceğini anlamış ve öyle bir çıkarım yapmıştım. Size zahmet bir de yorumunuzda ne demek istediniz bir açık yazsanız. Sıcak hava zekaveti ve anlamayı -şahsım adına söylüyorum- törpülüyor...

Birini Koklarken Diğerini Ezmeyin

(birini koklarken diğerini ezmeyin
niyazdadır çiçeklerin her biri)

Dünya devi olunca zaten askerler varmaları gereken yerde olurlar. O merhaleler geçilmeden dünya devi olunmaz. Bu yöndeki duygu taşkınlığını "zamansızlık" açısından değerlendirseydiniz bir üzüntü yaşamazdım ama "sığ görüşlülük" değerlendirmesi kardeşlik ifadesi olarak gelmedi bana.
Korku kalıbı içinde büyümeyi, devleşmeyi beklemek, kurbağanın büyüme çabasını hatırlatır. Riskleri olmayan bir gelecek yoktur. Ve ilerlemek için adım atmak gerekir. Ayakta durmayacak kadar kötü durumda olduğumuzu da sanmıyorum. Şimdi adım atmanın tam zamanı. Kendi adımıza kendi insiyatifimizle. Kardeşlerimizle el ele tutuşmak için.
Ortada birilerinin kontrölünde yangınlar çıkaran bir kıvılcım var. Bu kıvılcım dünyayı yakacak bir enerji taşıyor ve yangınları her an kontrolden çıkabilir; umulmadık yerleri sarar. Risk bölgesine en yakın durumdayız. Uzak durmak, kaçınmak çare gibi görünmüyor. Söndürmek için, olmazsa yününü çevirmek için yakın durmamız gerektiğine inanıyorum. Başkalrının insiyatifi altında, hele kardeşlerimize zarar verecek yöndeki girişimlere elbetteki hücrelerimizin bir tekiyle bile razı olmayız.
İşimiz zor, zor ama daha da zorlaşmayacağını söyleyebilir miyiz? Mevlam yardımından mahrum bırakmasın. Varlığı ve birliğine olan inacımızı pekiştirsin ve o inanç çevresinde birbirinden kopmaz halkalar halinde saf saf dizilmeyi, görevlerimizi hakkıyla yerine getirebilmeyi nasip etsin.

Amin

Sayın Tekin;
Dualarınıza ve temennilerinize sadece koca bir amin derim. İnşallah bu samimi duygular bizim dualarımızın kabulüne vesile edilir.
Sığ görüşlülük lafıma alınmışsınız, özür dilerim. Ben de haddimi aşan bir ifade kullandığımın farkına vardım. Doğru ağır bir ifade özür dilerim, hakkınızı helal ediniz...
Son olarak da risk almadan büyünmez lafınıza karşı koymamama ve hatta orada bulunmamız için ortaya koymuş olduğunuz gerekçeleri onaylasam da bir nokta da hata yaptığınızı düşünüyorum. Zira burnumuzun dibindeki Kuzey Irak'a ve oradaki kardeşlerimize yardım edememişken, daha 10 yıl önce Bosna'da ki bundan çok daha acı bir soykırıma hemen hiç bir şey yapamamışken Filistin ve Lübnan'a bizim karışmamız gariplik olur diye düşünüyorum. Daha pek çok acil konuya değinmemişken Lübnan bizim şu anlık boyumuzu aşan bir mevzus-dur. Oraya birileri için ölecek (keşke ölünecekler bizim müslüman kardeşlerimiz olsa) bir asker gönderimi bizi büyük olmak için alınacak riske sokmadığı gibi halk arasında boşu boşuna bir infiale de sürüklenmemiz neticesini verebilir.

Helal Olsun

Hasan Hüseyin Kardeşim;
Aslında aynı yolda ve aynı yöndeyiz. Anlaşamadığımız bir nokta da yok. Şartların ağırlığı, yaşadığımız tecrubeler, şahit olduklarımız bizi ürkütüyor. Hele kardeşlik şuuruna tam olarak erememiş milyonların halkadan kopukluğu... "Haydi!" diyeceğiz de "Ah ki ne ah!"
Meyve acı döneminde, bu yakınmalar elbet olacak. Tatlanacağı günler de uzak değil inşallah. Mevlam salimen tatmayı nasip etsin. Selam ve sevgilerimle.

asker gönderilmelidir diye oylama yapan arkadaşlar

Lübnan'a asker göndermeli diyen arkadaşlar, yorum yapıp neden göndermeliyi bize izah ederlerse çok memnun oluruz...

Çünkü neden gönderilmemesi gerekir anlıyabiliyorum, ama gönderilmelidiri anlayamıyorum...Anlayışımın kıtlığına verilip bize izah sunulurusa sanırım faydalı bir paylaşım gerçekleşir.

Çünkü 24 oy verilmiş , bu cemaat için küçümsenecek bir rakam değildir...

Neden gönderlimeli diyorsunuz ?

KESİNLİKLE GÖNDERİLMEMELİ

Bence biz bi müslüman ülke isek bu girişime katılmamalıyız....

Sonuçta orda olanlarda müslüman ve biz kardeşiz. Eğer kendi kardeşlerimize silah çekip hiç acımadan vurabiliyorsak o zaman yapalım gönderelim ama yazık..... Müslüman müslümana kıyabilir mi?
Kardeşini göz göre göre öldürebilir mi? Vicdan buna elverirse göndersinler.... :(
Ama yazık ki böyle düşünen insanlar arasında yaşıyoruz..................

Evet. .göndermeli

Türk askeri; daha önce Kosova'da, Bosna'da, Afganistan'da ne sebeplerle bulunuyorsa, bu yüzden gönderilmeli Lübnan'a. Bence bu anketi -eğer varsa-siyasi ya da ideolojik yönüyle değil, psikososyal açıdan incelemek gerekir. Yani bardağın dolu tarafını görenler ve boş tarafını görenler olarak. Daha fazla ümitvar olmamız gerektiğini savunuyorum.

neden gönderilmeli diyorum ?

bence gözden kaçırdığımız noktalar var. bizler musluman humanist entel dantel solcu sagci vs bir takım kimliklere sahip olabiliriz, ve bu kimlikler çercevesinde sözler söyleyebiliriz. ancak durum salt insanlık yada inanç değil. bir dünya düzeni var istesenizde istemesenizde, yahut kabul etsenizde etmesenizde. burda işin içine politika giriyor. ben bu sebeple politik kaygıların ağır bastığı bir düşünce ile gönderilmesi gerektiğini düşünüyorum.

tsk bir çok ülkeye askeri güç gönderdi, lübnan ne ilk ne de son olacak( eğer meclisten onay çıkarsa). müslüman ülkeler göndermesin diyorsanız, ordaki insanların müslüman dünyası üzerine düşüncelerini çokta olumlu etkilemeyeceksiniz. ki yıllarca zaten buna dem vurmadık mı,müslüman ülkelerin veya halkların birbine karşı bu kadar uzak ve hatta düşman gibi durmasından. hayır göndermeyelim, ve o bölgeyi "kahrolası, kafir,zalim haçlılara" muhtaç edelim. herşeyin sebebi onlar zaten, bütün suç onların. bizim hiç suçumuz yok. şehidlerimizin yattığı o toprakları bıraktığımız günden beri o bölgelerde huzur olmadı. tek sebebi kahrolası amerika ve siyonistler. cehenneme kadar yolları var adamım. lanet olsun adamım, olamaz, yaz tatili için her yer dolu bu yaz, sevgilim beni terketti, arabayı yenileyemedim bu sene, çok süper bi pc aldım, 756453465746543 mhz işlemcisi var, cok pahalı değil, bi kaç bin dolarcık...
acıklı hikayelerden dem vurup,salya sümük ağlak entryler girip, kadınlar bebekler diyip, hayır olmamalı diyip, gece mışıl mışıl uyumak bana göre değil..
savaş karşıtlığı ayrı bişeydir. ama maalesef savaş karşıtlığını sürekli başka şeylerle karıştırıyoruz. ırak'tada aynısı oldu. "sağcısı solcusu" ( benim kavramlarım değil bunlar) mitinglerde buluştu. ırak'a asker gönderilmesin dedi. ne güzel oldu dimi ? sonra ebu gureybleri gördük. tecavüzleri katliamlari.. sonra kufrettik amerikaya ve onun işbirlikçilerine. hep onlar suçluydu. sonra gene hayatımıza devam ettik. uzaktan bakıp küfretmekle bişey değişmiyo. meydanlarda slogan atmaklada değişmiyo inanın. çünkü hiçbir eylem yada miting devamlılık ve kararlılık sağlamıyo. bir süre sonra bu diyaloglar geçiyo :
-abi miting var cumadan sonra, geliyomusun?
xx- gelemem abi,nargile içmeye gidicektik biz.
- eywallah..
eğer değişseydi bunu önce ben görürdüm.

bu bölge müslüman bölgesidir, ve bu bölgenin yaraları müslümanlar tarafından sarılmalıdır. bizim oraya gönderecegimiz askeri birlik, çatışma için değil, lübnanın yeniden inşaası için gönderilecek bir isthikam birliği olacaktır.

diyebilirsinizki, ulen bu araplar bizi arkamızdan vurdu, sattılar bizi, pkk yı beslediler, gerilla yetiştirdiler. ne ala. o zaman adamım, siz politikaya yenik düşmüşsünüzdür. sürü psikolojisinden öte birşeye sahip olmayan, dedemin koyunları gibisinizdir. toprağa düşen bir damla kan oraya asker göndermek için yeter benim için. bir damla gözyaşı, göğe açılan bir çift kavruk anne eli yeter, az önce gömdüğü bebeğinin kokusu burnundan ömür boyu eksik olmayacak olan.

bizler ırak konusunda aciz kaldık, çünkü insiyatif göstermedik. şimdi vay efendim kürt devleti kurulacakmış, şöyleymiş böyleymiş. kürt-türk mevzusu degil derdim. açık ve net bir şey söylüyorum. eğer ki siz müdahale etmediğiniz, insiyatif göstermediğiniz bir konu alan yada olayda, söz sahibi olmak istiyorsanız, nanik derler. yok öyle üç kuruşa beş köfte.

çok şey kazandıkça korkularımızda artar oldu. paramız arttı, dükkanlarımızın sayısı arttı, islami moda hasıl oldu, arabaları yeniledik, kimisi hanım-lar-ını yeniledi vs vs. ee , hacı abi lübnana yardım dediğimizde ise, dua edelim ömer faruk, muminin silahı duadır dedi bize. e abi senin yengeye aldığın jeep dediğimde, taksitle aldık dedi.

oturduğumuz yerden ahkam kesmeyelim,o bölgeyi gidip göreniniz varmı ? o bölgeden göç etmek zorunda kalan birileriyle konuştunuz mu hiç? islam diyorlar istanbul diyorlar, halifenin şehri diyorlar..

timsah gözyaşlarınızı kabul etmiyorum. kurda kuzuyu teslim edip, vay kurda bak, yedi canım kuzuyu demeyin. gülerler sonra.

dağınık oldu biraz. parça pinçik. ilk yazım mazur görün toparlarım zamanla.

- ahmet abi, ne olcak bu islam dünyası?
- şeytan amerika ömer faruk, birleştirmiyor bizi ?
- peki abi biz neden birşey yapmıyoruz, bir birşey yapmadan onlar nasıl engel oluyorlarki bir iletişim sağlamamıza ?
- ağır mevzular bunlar ömer faruk, bizi aşar, dünkü maç kaç kaç bitti, yatmasın bizim kupon?
- ... yatmasın abi kupon, bebekler yatsın isimsiz mezarlarda..

Adamım!

'' meydanlarda slogan atmakla değişmiyor inanın ... eğer değişseydi bunu önce BEN görürdüm.''
SEN' ce namaz kıldığımız zaman ne oluyor adamım? Öğlen namazını kıldıktan sonra neyin değiştiğini gördün ikindiye varıncaya değin? Adamım, heyecanlısın elbette düşünmeye çalışıyorsun ama bir daha düşünsen iyi olur SEN' in için.

Meydanlarda slogan atanlar seni değil egemen zulmü hedef alıyorlar adamım! Bazen cemaatte ve pekçok başka yerde dikkatimi çekiyor, bazı insanlarda ''meydan fobisi '' diyebileceğim bir meydan düşmanlığı ve meydanlardan faydalananlardan kuşku duyma tedirgin olma hali baş göstermiş. Herhangi bir meydandan geçen ferace örtmüş kardeşlerimizin erkek olduğundan şüphelenenine bile rast geldi bu topraklar. Hani namaz kılmayanların, namaz kılıpta samimi olmamakla suçladıklarının namazlarının boşuna olduğunu birbirlerine tekrarlarken duydukları huşuyla, bu işlerin namazla olmayacağını söylemelerine benzedi biraz bu meydan işi. Namaz kılmayıpta, samimi olmayan namazın eleştirisini yapmanın faydasızlığını vurgulamış olarak; meydanlarda slogan atmanın faydasızlığını vurgulamanın egemen zulmden başkasına faydası olmayacağınıda ilave edeyim. Haa! yapmadığınız işten size fayda çıkmaz ama vicdan rahatlatıyorsa, oda kendini aldatma terapisi olarak iyi gelir bir süre.Ebu garibe gelince:'' gariblerin babası '' demek bildiğiniz gibi, T.C. ırakta olmadığı için var değil; çünkü pekçok ebu garib halihazırda Türkiye sınırları içinde faliyet gösteriyor ve dünyanın pekçok yerindeki ebu gariblere emin ol(hani sende bir kere bana inan adamım!) herkesten önce cıa' dan sonra T.C. destek oluyor. Hava sahası, hava alanı ve muhtelif ebu gariblerle.

Kendi zulmünü başkasının zulmüyle mazur göstermek şerefli bir tavır değildir; helede sesimizi çıkaramayacağımızdan korktuğumuz zalimlere karşı şirin gözükmeye çalışmak İbrahimi bir tavır olmadı hiç bir zaman. Tabii bu sözlerim reelpolitiği bağlamaz, kenar mahalle edebiyatının bir parçası say SEN istersen...

Son olarak, Nasrallah yakın dönem bir beyanatında (tabiri ben argolaştırıyorum) Türkiye pek yaygara koparıyor ama Lübnanı vuran bombaların Türkiyeden kalkmasına engel olmuyor... Hani arapları alenen abd/ingiliz/siyonist işgali için arkadan vuran Türkiyenin, ''araplar bizi arkadan vurdu...'' yaygarasını pek sevmesi gibi. Düşünmek iyidir arkadaşlar...Şimdi hangi koşullarda kime kimin adına ne götürüyorsunuz, birde SİZ kimsiniz? Selamünaleyküm

lanet olsun ! aynasızlar !

yanlış olan, yazıdan sadece bir kısmın alınması. altı ve üstü ile bir anlam ifade eden metnin ortası tarladaki korkuluk gibi cansız kalıyor bu şekilde.

farklı mekanlarda farklı mitinglere katıldık, katılmaya devam ediyoruz, katılacağızda. yumruklarımızı sıktık, haykırdık, ağladık, yeni dostlar bulduk, çok değişik anılarımızda oldu, kısa da olsa medresei yusufiyeyide gördük, bu sözler kibir olarak görülmemeli sadece açıklama içindir. amellerde de ( bkz: namaz) olduğu gibi sürekli olmasından dem vurulup, ki bu eylemlerin yıpranması hususunu siz de paylaşmıssınız, bu sürekliliğin, kalabalığın sağlanamadığı belirtilmişti yazımda, ama yeterli olamamışız sanırım.

biz her zaman tarafımızı belirttik, hz ibrahim için su taşıyan karınca gibi olabilmek için, sonucunu alabilsekte alamasakta. elimiz,dilimiz, olmadı duamızla siz diğer müslümanlar gibi.

ben namazımı kıldığım zaman borcumu ödemenin rahatlığını yaşıyorum, ve bir sonraki ödemeyi bekliyorum.

asker gönderme kararının zorluğu,karar vericiler açısından, açık ve şüphesizdir. bir karar verilecektir, onaylayanlar olacaktır karşı çıkanlarda olacaktır. buna karar vericek olan meclistir vekillerdir. kimin adına kime ne götürmekten kasıt bu ise, hükümetin teklifi, vekillerin kararı ile olacaktır. sonuçları sonrasında ortaya çıkacaktır, halkın cevabıda sandıkta görülecektir. önemli olan bir kararın verilmesidir.

toplumdan gayri bir politika güdülemez. eksik olan belkide konunun net bir şekilde kamuoyuna anlatilmamasi.

anlayamıyorum

anlayamıyorum, anlamak da istemiyorum. madem türkiye bu coğrafyanın gerçek sahibi o zaman neden kendi politikalarını uygulayamıyor. neden özne olamıyor ve neden nesne olma heveslisi... hayır! başkalarının oyunun aktörü olmaktan başka çarelerimiz de var/olmalı.

bu savaş bizim savaşımız. tarafımız bellidir: hizbullah ve bütün ezilen milletler. bm`nin tarafı da bellidir: kana doymayan siyonist israil ve yandaşları.

Türkiye Lübnan'a Asker Göndermeli mi?

Öncelikle Lübnan'a asker göndermekten yanayım.Tabi ki on günlük vaad için ağladık,tabi ki Lübnan halkı için dua ettik.Ama duygusal düşünmeyi bi kenara bırakmalıyız.Sokaktaki herhangi bir çocuğu çevirip sorsak birgün israilin bize saldıracağını söyler.Ki tasarlanmış haritalar basında yer buldu.Mademki büyük bir savaş bekliyoruz ona hazırlanmalıyız.Lübnan'a gidecek ufakta olsa bir birlik bölgenin stretejik bir haritasının çıkarılmasıdır bence.Ve şuna güvenmeliyiz herkesin bi hesabı varsa ALLAH'ında bi hesabı vardır

Evet!!! bu bir zafer ama..

bismillahirrahmanirrahim... israil mezzalimine, hizbullahın dur diyerek filistinli mücahitlerle, kıyıma canlarını siper ettiği günlerin başlangıcında.. israil askerlerinin lübnana karşı topyekün harekat başlatması zihinlerde, altmışlı yılların sonlarında isaril suriye mısır savaşları ve lübnan ın altı günde geçilmiş.. işgal edilmiş gerçeği yer edinmişti.. ama bizler müslümanlar olarak daha sonraki yıllarda.. golan tepelerinin savunulması zaferlerinde de olduğu gibi hizbullah askerlerinin gücünün hiç azımsanmıyacak boyutta ve nitelikte olduğunuda hatırlıyor idik.. nitekim, hizbullahın milyarlarca müslümanın dualarını da arkasına alarak, etkileri dünya üzerinde zayıflamış olan siyonist gücün ortadoğuda hatta burnunun dibindede zulme daha devam edemiyeceği ve engellenebilir olduğu gerçeğini kazandığı zaferle tüm dünyaya göstermesi bizler için şaşkınlık uyandırıcı bir anlam ifade etmemektedir..inançlı müslümanlar olarak gayet iyi bildiğimiz ve inandığımız bir gerçekte, zulme ortak olmayıp ona direnen mücahitlerin verdikleri canların Allah katında bir karşılığı olduğuydu.. velhasıl, dünya üzerinde ki tüm müslüman kavimlerin lübnanlıların gösterebildiği basireti, şerefi gösterebilmesinin siyon sapkınlarının kökünü kurutabileceğini aziz lübnan halkı apaçık bir şekilde önümüze sermişken, BM nin aldığı bir karar tekrardan akılların karışmasına.. zihinde yeni durum hakkında yeni sorular canlanmasına yol açtı.. lübnanın güneyine siyonizme çanak tutan devletlerin askeri birliklerini konuçlandıracak ve lübnanın kontrol altına alınmasını sağlıyacak olan bu kararın karşısında, bizim müslüman türk milleti olarak sorgulayacağımız bir çok durumdan biri de şu: "BİZ NEYİ YADA KİMİ KORUMAK İÇİN ORADAYIZ?"... sözün kısası büyük ortadoğu projesinideki temel amaç olan ortadoğudaki müslüman devletlerin kontrol altına bir şekilde alınabilmesi kıstası burada ne kadar göz önünde bulunduruluyor.. bunun gerçeklerini araştırmadan alınacak bir kararın lübnan halkının korumak için bölgeye gidecek olan türk ordusunun, siyonist iddaya bir adım daha atması için çarpık şeriat devleti israile çanak tutmasından başka bir işe yaramayacak olması görünen bir tablo.. ki bu bize neden hala afganistandayız sorusunu hatırlatan bir gösterge... amerikanın enerji kaynaklarını korumaktan daha önemli işlerimiz yokmu bizim.. güçlü ve bağımsız ve söz sahibi türkiyenin(!) önem arz eden tek önceliği, amerikanın önceliklerine yataklık bekçilik kotoyuculuk yapmakmı?.. bir an önce yetkililerimiz basiretli bir tutum atmaları gerektiğini ne zaman anlayacaklar.. söyleyecek çok sözümüz var ama hepsi söylenmeyecek kelimelerden ibaret.. malum yayın politikası.. yinede ben tüm yüreğimle.. belkide eskiden ağzımda pelezenk kalmış bir solcu söylemle... YAŞASIN (MÜSLÜMAN) HALKLARIN KARDEŞLİĞİ... metin ensar erinç.. esselamüelyküm..

Hangi Hizbullah!

Ah! vakit olsa da uzun uzun yazsam.. hatta, entrika ve psikolojik savaş unsurları üzerine bir blog hazırlayarak daha çok kimseye ulaşsam, ne ki; eskisi kadar tedirgin değilim artık. Gavurun uygulayacak yeni metodu ve dahi bizim de sokulmadık yerimiz kalmadığı içün entrikalarını kolay çözer olduk gayri.

Bu gavur mikrobu bizi Lübnan'a çekmek hususunda pek bir iştahlı. 'Telefonlar.. davetler.. acele bekliyoruzlar' falan. Zihnimdeki tilkiler hareket halinde deveran ederken komplo teorileri ürüyorlar(üremek-den) tabi. Mesela, beni tedirgin eden senaryoların başında şu geliyor. Mossad ve Cia ajanları, barış gücü misyonu ile bölgede bulunan Türk Birliği'ne sabotaj yapacak. Askerlerimiz ölecek ve fatura Hizbullah'ın üzerine kesilecek. Hizbullah ile Türkiye karşı karşıya gelmiş olacak.. dolayısıyla bölge insanı ve İran. En azından ilişkiler zedelenecek. Tam da, 'Hizbullah' isminin halkımız üzerindeki menfi imajının nasıl olup da, meşru bir hareket olan Lübnan Hizbullah'ı ile özdeşleştirmeye/ilintilendirilmeye çalışılabileceği üzerine düşünürken.. aradan altı buçuk sene geçmiş olmasına rağmen Beykoz baskınının (Türkiye Hizbullahı'nı çökerten son darbe) haber bültenlerine bugün itibariyle taşınmış olması ve bu haberlerin pek çoğunun Lübnan Hizbullahı'ndan bahsedildikten hemen sonra verilmiş olması bana hiç de rastlantı gibi gelmiyor. Ortamı hazırlamaya yönelik psikolojik harekatın başladğını düşünüyorum.

Bölgedeki gelişmeleri ve dolayısıyla İsrail'in ve BM'nin adım ve tavırlarını hepimiz takip ediyoruz. Açıkcası burnuma çok pis kokular gelmeye başladı. Türkiye'nin tarafsız davranmasını ve kayıtsız kalmasını asla arzu etmiyoruz. Ancak, bir tuzağın içine doğru çekilmek istendiğimizin işaretlerini aldığımı iletmeyi bir sorumluluk addediyorum. Gavur, bir tilki kadar kurnak ve sinsi. ABD'nin, PKK meselesinde Türkiye'nin yanında oluduğunu deklare edip durması dahi işkillendiriyor insanı.

Bir de meselenin stratejik önemi var. Bence burası, yani Hizbullah'ın durduğu yer, Irak, Afganistan vb den çok daha önemli. Hizbullah, gerek İran'la olan yakın ilişkisi gerekse Lübnan'daki cografik pozisyonuyla şer projesinin en önemli engellerinden biri. Bir taraf olacaksak şayet, oranın neresi olduğu malum.

Hayır, hayır! asla, dış politikada pervasızlığa taraftar değilim. Sorumluluk tek taraflı değil.. çok yönlü bir olgudur. Şu politik konjonktürde, Ne tarafta olmamız gerektiği bilndiği ve bunun gereği yerine getirildiği müddetçe icraatlerden öte hiç bir şeyi önemsemiyorum.

İster gitsin ister gitmesin...

Abdullah gül mirac günü Kudüste namaz kıldı. Bana çok ilginç geldi; ''kaptın bonusu gene, eni iyi yerden '' dedirtti. Merak ediyorum sizcede müslüman olmak bu mudur? Kabenin karşısına saray yapmak abd ile insanlığın işgaline ortak olmak; israille işbirliği yapıp mescidi Aksada namaz kılmak kaç bin kat sevabı vardır acaba süleymaniyedekine yada Eyüptekine oranla.?.. Diyarbakırda sayısız uçağı indir ara, israilin emriyle; müslümanlara yardım etmeyi bırak, yardım edenleri engellemeye çalış; sonrada bölgede olmazsak nolurun hesabını yap! Olsan bana mı olucan olmasan faydan mı olacak. aslında gelişmeleri dikkatle izleyince reelpolitik gösteriyorki büyük devlet olmamızın gereğini zaten büyüklerimiz yaparken benimde hangi namazın hangi mekanda kaç bonuslu ve aralarındaki sevapsal oranın incelemesini yapmak ve daha buraya gelmeden bile yalnızca abdestin 70.000 fazileti aşamasına dönmem gerekiyor; çünkü kudüste namazı kılan ben değilim ama iş lafa geldimi benden çok konuşan yok: suriyeye giden uçakları arıyorlarmış ama incirlikten giden bombaları soramıyor büyük devlet: nasılsa belli değilmi VAAD bombalıyacak, bizimde içimiz yanacakmı, yanıyorsa niye,neden, niçin kuyuya düşen çocuk niçin ölmesin?

Rüştücüğüm

Rüştücüğüm müthiş bir muhalefet sergiliyorsun, ne ki; iktidar makamını ben temsil etmiyorum. Sadece dış politikayla alkalı bir değerlendirmede bulundum. Konumuz Abdullah Gül'ün müslümanlığı ve hurafeler de değil ayrıca. Laik bir devletin, böylesi bir savaştaki konjontürel durumu üzerine mülahazalar diyelim biz buna. Bu sizi ilgilendirmeyebilir, beni ise ilgilendiriyor. Bir şeyin bizi ilgilendiriyor olması için aynı yerde duruyor ya da el ele vermiş olmamız gerekmez. Aynı bölgede ya da ilgi ve sorumlu hissettiğiniz bir alanın içinde olmak dahi kafidir. Vakayı etkileyebilecek her şeyle ilgileniyorum. Türkiye ile İran'ın arasının sıcak olmasını arzu ediyorum mesela. Aynen tezkere vakasında olduğu gibi azıcık da olsa etken olabileceğimiz ya da etken olan dünya siyaseti, Arap ülkelerinin tutumu vb hep ilgilendiriyor. Bunun için Türkiye'nin hareketleri de ilgilendiriyor. Adana ve Diyarbakır'dan kalkan uçaklar ilgilendiriyor.. az ya da çok, bu üslerin ve kullanımı hususundaki anlaşmaların daha önce yapılmış olması da öyle. Kudüs'te kıldıkları namazla ilgilenmiyorum açıkçası. Kılmadıkları ilgimi çekmiyor değil ama. Böyle bir hususun sizin ilginizi çekmiş olması da ilgi çekici ayrıca. Kılsa bi dert, kılmasa iki :)

Siz bunları söyleyince benim de aklıma Sakine hanım ile aranızda geçen diyalog geldi. son paragrafta kullandığınız 'bizden' kastı tam olarak anlayamadım ama.. ne yapmamızı öneriyorsunuz?

Rüştü kardeşim, Irak tezkeresini bu milletin duyarlı insanlarının muhalefeti engelledi. Temeli daha evvel atılmış ülkemdeki üslerden kalkan lanet uçaklara işaret ederek ne yaparlarsa yapsınlar diyemem. Hele hele böylesi fevkalade ehemmiyete sahip bir hususta toptancı tutum ancak şahıslar için makul karşılanabilir. İran dahi, daha önce görmezden geldiği PKK militanlarını bombalıyor bir süredir. Neden?
Her türlü detayı önemsemesi hasebiyle Türkiye ile arayı hoş tutabilmek için.

Sevgili Selim abi

haklısın eleştiriyorum ama bu seferki eleştiri yalnızca senin yazının altına denk geldi; yani, senin yazına değildi. Hatta benzer eleştirileri ve endişeleri dile getiriyoruz da, madem istedin bir eleştiri yapayım: bu denli alıngan olmamalısın, buluttan nem kapacak kadar ama bu denlide ince gördüğün için takdir ediyorum; çünkü anlıyorumki bu mesele( Türkiye, Dünya, Müslümanlar, cemaat...) senin derdin. Bana ne, ben yazar geçerim dememen yani.

Eleştiriyorum çünkü yüzde 32 gibi yüksek bir oran ne olduğunu anlayabiliyor değil ve bu ''bana ne '' denemeyecek kadar önemli; dolayısıyla buna ilişkin düşüncelerimi ve bilgilerimi paylaşmaya çalışıyorum, '' böyle düşünmemeleri gerektiğini '' anlatmaya çalışıyorum kendimce, bugün ısrarla yapabileceğimin bu olduğunu düşündüğüm için. Dün haber bültenlerinde Abdullah Gül'ün siyonist askerlerin(kaçırılan) anneleriyle yapığı görüşme ve Türkiyeden büyük beklentileri olduğu haberi vardı. Jak şirakın israilli askerleri kiliseye sokmaması ve Abdullah Gülün israillileri mescide sokması... Bunlar önemli Selim abi! Neye nasıl inandığımızın ve neler yaptığımızın yani kime hizmet ettiğimizin(kimin kulu olduğumuzun) önemi var. Kendi sınır ötesine asker gönderemeyenlerin(ki göndersinler için söylemiyorum, illada göndereceklerse..) Lübnana asker göndermeye kalkmalarını ''gördüğümü'' onlarında bunu enaz benim kadar bildiklerini söylemeye çalışıyorum.

Eleştiriyorum çünkü ben ''müdahilim'' görevimin bir parçası da bu ve bunu bana Hz Şuayibin salatı emrediyor ve bu yüzden kendini salatla tanımlayanlara ''bunu size namazınızmı emrediyor?'' diye sormak zorundayım. Bizim bir belirli tanımımızın(standardımızın) olduğunu hatırlatmaya çalışıyorum ve birilerinide: ''belirsizlik üreterek tanımımızı zedelemeye çalıştığını'' gördüğümü anlatmaya çalışıyorum ama bunları yaparken emin ol en çokta kendim yeniden başka doğruların farkına varabiliyorum ve bu böyle sürüp gidiyor... Nadir Marmaraya katılıyorum:'' şahsıma yapılacak övgüyü haram kabul ederim'' diyor.Bana eleştiriler lazım abi,çünkü hesap günü ''iman ve eleştiri '' çok uzak bir yerde kalacak; zaten o gün hakla batıl bize sorulmadan ayrıştırılacak ama bizler dünyada yaptıklarımızın sonucu olarak taraflardan biri olacağız. Ayetleri ''ne çok bilmek'' için okumamalıyız azda olsa yapabilmek için okumalıyız, ''belirlenmiş'' ''tanımlı'' ''belli'' ''aşikar'' ''EL'' ''BİR'' ''THE'' olan gözümüzün önünde, bunlara dikkat edelim kardeşler ve kendim; bunlarla müdahil olalım çünkü yarın çok geç olacak. Müslümanlar laik değil oldukları için, kıldıkları namazla yaptıkları tüm işler arasında kopmaz bir bağ olduğunu, bunun ister komşu ilişkileri isterse uluslararası ilişkiler olsun (o başka o başka tipli şeytanın cümlelerine hayatımızda yer olamayacağı) fark etmeyeceğini söylemeye çalışıyorum. bugün Rasulullahın yanımızda olmamasından ötürü bunları söylemesi gereken kişinin ben olduğumu düşünüyorum ve bunun sünnetin ta kendisi olduğuna inanıyorum.

Eleştiri önemli, eleştiri yoksa ıslahada gerek yok; herşey mükemmel demekki.Eleştiride eleştirilir, amaç doğruyu aramaksa bu kaçınılmazdır; aksi halde hepimizin burda çet yapmakatan öte anlamı yok demek olur. Eleştirilme tehtidi hepimizi daha sıkı düşünmeye ve doğruyu bulmaya teşvik eder; yoksa nediye kendimizi hergün hesaba çekiyoruz zaten eleştirilemez mükemmellersek? Bencillikten kurtulmak ancak eleştiri ile mümkündür, poh pohla gelinebilecek yer içinde bulunduğumuz dünyanın halidir.Cemaate mektup yazan kardeşimin ne anlatmak istediğini anladım sanıyorum. Eleştirmeyelim demekle ne yapmak istediğini anlayamadım. Sanırım burada zaman gazetesi ile ilgili eleştirime de canı sıkılmış; peki kardeşim eleştirmeyelim ve psikolojik harekata devammı etsinler? O eleştirileri zamandaki yazıların altınada girdim ama yayınlamadılar; maden o kadar cesur gazetecilik örnekleri veriyorlar, eleştiridede cesur olmayı göze alıyorlar demektir. Hayat bir er meydanıdır kardeşim, girip güreşirsin yenilebileceğinide unutmadan ama hiçkimseye ''bunlar iyi insanlar bunları niye eleştiriyorsunuz?'' diyerek,'' bizim adamları niye yeniyorsunuz ya? '' demeye getirme hakkına sahip değiliz. İftira ediyorsam, buyurun yanlışımızdan dönelim ama ''gıybetin'' tanımını genişleterek(ki herkesin savunmasına açık bir alanda bu eleştiriler yapılıyor veya sizin tanımınızla gıybet) aslında zihinlerde ''belirsizlik '' yaratmaya çalışarak savunma yapılmaz. bence siz şöyle yapmalısınız:'' sayın üstadım, sizi falan yerde falanca konuşmanızdan yada eyleminizden ötürü eleştiriyorlar, ne diyorsunuz? '' demelisiniz ve o kişi değilse bile onun adına savunmayı yapmalısınız, çünkü yanlış olduğu iddiasına muhatap olduğunuz herne ise onuda yapabilmişsiniz. Cemaate yazan terler anlıycan, yazmayan terlemeyi göze alınca yazar... Daha Türkçe: ben yerken( yapmak anlamında) öteki ''niye hep sen yiyorsun?'' derse ona ''niye mümin kardeşini eleştiriyorsun?'' mu demeliyiz yoksa niye hep kendimizin yemesi gerektiğinin kılıfını bari olsun izah etme lütfunda(!)mı bulunmalıyız? sorgulanamaz belirsizlikler oluşturmaya çalışanlar ÇOK TEHLİKELİDİR! kardeşlerim. Eleştirilere muhatap olanların iyiliklerine gelince; GAZALİ derki: '' bir adam gelip yere attığı ipi yılana çevirse ve ardından 2*2= 5 dese derimki: 2*2=4 de, o ipi yılana çevirme işini hele bize bir anlat, nedir bu şarlatanlığın formulü ?''

Benim bir amacım var kardeşlerim! Sizlerinde amacı olsun istiyorum; olanlarında amaçlarına giden yolda daha ciddi olmasını istiyorum. Gördüğünüz gibi burada ki ''isteme'' bir temenni ve sizlerle iletişim kurarak bu isteğimi duaya çevirmeye çalışıyorum ve sonuçlarıylada hiç ilgilenmiyorum çünkü tüm sonuçlar Rabbimin elindedir. Şunu çok iyi anladım kardeşlerim, burada 3 insanı etkileyip 5 insanın etkisine maruz kalmakla bir yılda yapamayacağım okumanın(ki bu okuma tek yanlı olacağı için yanıltıcıda olacak) tesir gücüne belki bazen bir haftada ulaşıyorum. Kaslar çalışarak gelişiyor, aklımızda. Cemaat için söyleyebileceğim en kısa tanım AKARSU, durağanlığa fırsat vermiyor, tam herşey bitti, yani işte bukadarmış akşam herkesin kabul ettiği kadar akşammış derken birileri çıkıp ''bir dakika lütfen...'' deyip daha önce göremediğimiz bir pencere açıveriyor. Yeni bir pencere açılınca bakmıyalımmı, eski pencerelerimize ayıp mı olur? Kişisel hakaretamiz eleştiriler, kişileri hedef alan eleştiriler elbetteki faydasız yani ben AK partide dışişleri bakanı olma pozisyonunda olup, Abdullah Gülün yaptığından farklı birşey yapmayacakken sırf koltuk kazanabilme uğruna doru eleştirileri yapsam bile, eleştiriler doğruyu söylediği ve düzeltilmediği müddetçe konu benim art niyetimle savunulamaz. Nezaman Abdullah Gülün başını yiyip yerine otururda aynılarını yapmaya başlayınca eleştirilerin odağında olmayıda haketmiş olurum. Yani, topluma mal olan insanlara yapılan eleştirileri ''gıybet'' tanımıyla ele almak bana biraz emevi hanedanlarının eleştirileri önlemek için kullandıkları dili hatırlattı ister istemez. Cemaate yazmak gibi...

Son olarak Sakine ablayla ilgili şunu söyliyeyim:bence maksadını aşan bir ifade kullandı ki hepimiz bunu zaman zaman yaparız, bende maksadını aşan ifadelerle yanlışını göstermek istedim ama güzel olmayan sözün hiç tesir etmediğini bir kez daha anlamış bulunarak; onu bukadar üzmüş olmaktan dolayı(üzülsün istedim ama lokal olmasını umuyordum) çok pişmanım; eğer derseki ben dönücem rüştü yazmasın koşuluyla'' yazmam! ''( ki öyle demeyeceğini bilerek bedelin büyüklüğüne razılığımı ifade için..) benide affetmesin( affederse çok sevinirim tabii ki) ama diğer insanları üzmeye hakkı yok, ki hernekadar ''hak'' meslesinde farklı düşünüyorsamda cemaatin geri kalanının hakkını( Sakine ablaya olan sevgileri hakkı) gözetmelisin abla! İnsanız çamurdanız, bir daha yapmam keskin bir ifade olur , dersimi aldım inşallah yapmamak için gayret göstereceğim. Selamünaleyküm (inşallah bir daha kem-küm olmayacak Sakine abla!)

Eleştirinin nasılı niçini

Efradına cami ağyarına mani olmayacak şekilde yazmışsınız.Güzel olmuş.Elinize sağlık

Rüştü kardeşim müsterih ol

Aleykümselam ...Elbet çamurdanız,hatamızda var sevabımızda...Bazen iyi niyetlerle başladığımız bir işin başka yerlere gittiğini görür üzülürüz . Ancak her işimiz itidal ile olursa ona da çare buluruz. Herşeyin haddi hududu vardır, bize düşen onu bilmektir.
Rüştü kardeşim sanır ki vermek istediği lokal üzüntü büyüdü de büyüdü. Öyle olmadı ...Zira bize verilen küsme süresi üç gündür bilirsiniz. Kırılsan dökülsen üç gündür. Bende bunu aşacak gaflet hamdolsun yok. Yüz çevirilecek onca yüz varken müslüman kardeşime üç günün üstünde kırgınlık sürdüremem. Fazlası nefsimin ilavesidir ki onun böyle birşeye yeltenmesinin imkanı yoktur. İstemeden bulaştığım günahların üstüne birde kendi ellerimle kibir musibetine asla giremem.Benim böyle bir şeye yeltenmeyeceğimi de nefsim iyi bilir.
Gönlümüzü inceltmek yerine neden kalınlaştıralım ki...Neden sinemizde gereksiz yükler taşıyalım. Rabbim affetsin bizleri. Biz elbette birbirimizin özür beyanını önemseyeceğiz. Çünkü bu aynı zamanda karşıklı bir incelmeye doğru gittiğimizin göstergesidir.
Olan biten belki de basit bir kuşak sorunudur. Aynı yerlerden geçtiğimiz için biliriz. Bizler nasıldık kimbilir.Estik estik yorulduk aktık aktık durulduk.
"Müslümanlar ancak kardeştirler, öyleyse kardeşlerinizin arasını bulun .." İlahi buyruğundan çokça nasiplenen kardeşlerimi de Allah'ın
selamı ile selamlıyorum. Allah yar ve yardımcımız olsun.

dunyabulteni.net

http://www.dunyabulteni.net/yazi_detay.php?id=1675&yazar=35

ibrahim karagül'ün kalemine güvenenler bakabilir

NİYE BU KADAR ÜRKÜYORUZ

Soğuk bir kutup gecesi yavru kutup ayısı annesine yaklaşır
-annee ben kutup ayısı mıyım?
-evet oğlum
-Eee peki annee sende kutup ayısı mısın?
-evet yavrum
-Eee anne babam da kutup ayısı mı?
-Tabiki oğlum!?
-Eee peki anne dedem,dedemin dedeleri falan hepsi kutup ayısımıydı?
-Evet oğlum hepsi kutup ayısıydı
-Ee yani sülalemizde bir karışıklık falan yok di mi annee?
-Yok tabi oğlum hepimiz kutup ayısıdık,niye soruyorsun?
-O zaman ben niye bu kadar üşüyorum???
(fıkra;8.SÜTUN)
-Babaa biz müslüman mıyız?
-Evet yavrum
-Eee peki sen,annem,dedem,dedemin dedeleri?
-Evet yavrum
-babaa peki Lübnan müslüman mı?
ÇOCUKLUĞUMU BAĞIŞLAYIN İKİNCİ FIKRANIN DEVAMINI BÜYÜKLERE(!)BIRAKIYORUM-CEVAPLAYABİLİRLERSE!

Yardım Etmek Gerek!

Lübnan saldırılarının siyasal yönüne dair pek bilgim yok aslını isterseniz. Tek bildiğim oradaki insanların yardıma muhtaç olduğu ve birilerinin onlara yardım etmesi gerektiği gerçeği...

1994-2002 yılları arasında Ruanda katliamı gerçekleşmişti. Katliamda orada bulunan herkes elini ayağını çekti! Sadece orada bulunanlar değil, diğer ülkelerden de hiçbir yardım gönderilmedi! Orada 800.000 bazı tahminlere göre de 1.000.000 insan öldü! Bırakın yardım eli uzatmayı, insanlara bu konuyu sorduğumda hiçbir bilgileri olmadığını ilk defa duyduklarını söylüyorlar ve benden öğreniyorlar olan biteni!

Dinleri, renkleri, yaşam biçimleri ne olursa olsun insan, insandır! 1992 yılında birşeyler yapamamış olabiliriz Afrika'lı kardeşlerimiz için. Ama bu Lübnan'dakilere yardım edemeyeceğimiz anlamına gelmiyor. Tabi ki bu konuyu siyasal yönüyle de değerlendirmek gerekir fakat sizler büyüklerim olarak bunu zaten yapıyorsunuz. Ben de küçük bir kardeşiniz olarak, bunu küçük kalbimle değerlendiriyor ve bu konunun düşen bir çocuğu elinden tutup kaldırmaktan başka birşey olmadığını, ne olursa olsun hiçbir insanın ölüme terk edilemeyeceğini düşünüyorum..

Lübnan'a yardım gönderen tüm kardeşlerimi tüm içtenliğimle tebrik ediyorum.

Saygılarımla...

Cevap:

Bence burda asker yollanıp yollanmaması önemli değil önemli olan: askeri niçin yolladığı yani türkiyenin yolladığı askerler kime hizmet edecek bunu bilmek gerek.

SELAMETLE

Yine Belirsizlik

Pazar günü hiç alışık olmadığımız bir gündü. İsmailağa camii imamı şehid edildi. Kim, neden yapsın? Bugün yalnızca Milli gazeteden bakabildim habere ancak oradada olay belirsizliğini koruyor. Provakasyon ihtimali gözönünde bulunduruluyor ama hiç kimse provakasyonun niteliğini açmaya çalışmadı yada henüz ben şahid olmadım ama bu öylece es geçemeyeceğimiz kadar önemli bir durum kardeşler. Ülkemiz dar boğazdan geçerken herzamanki gibi, tüm zamanların hedef tahtasındaki müslümanlar alışık olmadıkları yeni bir yöntemlemi karşı karşıyalar acaba? Bölgenin iyice ısınması ve merkeze Türkiyenin çekilme çalışmalarında bir takım pazarlıklar müslümanlar aleyhine kanlı senaryolarla yaptırım gücünümü artıracak? Kimlik kodlarının bizlerden farklı olmadığını bildiğimiz hükümet, iktidar uğruna evlatlarını istemedende olsa yemeyemi soyunuyor, gözleri döndüren iktidar hırsında ve yapıldığı esnada insanda sıkıntı vermeyen masum politik atraksiyonlarmış gibi algılanabilen ama sonra ''ben ne yaptım?'' pişmanlığına dönüşecek günah tadında...Hedeflerinizi bilmeden yaptığınız her eylem birbaşkasının hedefini gerçekleştirecektir ve sizin bundan sağlamayı umduğunuz çıkar temelli yaklaşıma (makyevelist-şeytani) işbirlikçilik deniyor vede tarihi şöyle küçük bir analize taabi tutsanız: işbirlikçiliğin daima kendiniz için yapacağınız onurlu bir mücadeleden daha fazla kurban vermeyi zorlayacağını görürsünüz. Çünkü sizi zorlayanlar acımadan sonuna kadar tüketmekten zerre miktarınca vicdan azabı duymayacaklardır ahlaksızlıkları itibari ile.
Gelelim iç politik hesapların neler olabileceğine. B.Anıtın GKbaşkanı olması belli çevrelerde büyük bir endişeye sebebiyet verdi özellikle Fethullah hoca cemaatine.Şemdinliden beri laikler deşifre olmalarının ardında Nurcuları gördüler öylede oldu anlaşılan, bunu B.Anıtın hedef gösterdiği açıklamalarda da görüyoruz. Ancak, B.Anıtın böyle bir hedefi varsa bile bunu abd ye ve diğer müslüman cemaatlere rağmen başarabilmesi imkansız. abd yi sonra irdeleriz çünkü o tüm unsurların meşruiyeti olmakla beraber tüm unsurları çarpıştıracak ve hepsini yutmaya hazırlanmış canavar. Gelelim içerideki örgütlü cemaatlere ve örgütsüz AK partiye. Cemaatlerin liderleri piramit yapılar içinde kalabalıkmış gibi olmalarına rağmen, yapıların istişareden yoksunluğu ve aşağıdakilerin olan bitenden haberdar edilmeyişleri sebebiyle karşı güçler tarfından liderlerin baskılanması sonucu kitlelerin kontrolünü mümkün kılıyor. Tehtide uğrayan yapı liderleri biraz daha yaşamak uğruna yada herkesi korumak uğruna tavizi kabul ediyor ama bu diğer cemaat