Türkiye'de İslâmî Ruhbanlık Sınıfı(*) İdeali'inin İflâsı; Müslümanlar 'Kişi'leşiyor

"Batı’nın kirli bilgisinde dağılıp eriyenler bile dönüp geldiler."
İncil, tahrif edilen Tevrat'ın aslını, Kur'an aynı gerekçeyle, hem muharref ve eklemeli Tevrat'ın(ve zebur’un) ve hem de muharref ve birden fazla nüshası bulunan İncil'in aslını doğrulayıcı ve dini tamamlayıcı olarak gönderildi. Bu gerçek, Allah'ın son ilahî bildirisi olan Kuran'da ayetlerle sabit olduğu için tartışılmaz bir kesinlikle ortadadır ve kuşku götürmemektedir. Allah'ın önceki peygamberler aracılığıyla gönderdiği mesajların tahrif edildiği apaçıkken, bu tahrifi yapanların mevcut olacağı da açıktır(Kendilerini bağımsız araştırmacı olarak tanıtan Yahudi ve Hıristiyan araştırmacılar bu tahrifleri bilimsel çalışmalarla da kesinleştirmiş durumdadırlar). Peki, Allah'ın mesajlarını tahrif ederek, tahrif edilmiş bu mesajlarla insanlar üzerinde hâkimiyet kurmak isteyenler kimlerdi? Allah'ın mesajlarını kendi çıkarları doğrultusunda yorumlayıp değiştirmek, hukukî değerlendirmelere göre ne anlama geliyordu?
...
İncil'in gönderilmesi, muharref ve eklemeli-Talmud- Tevrat'ın Yahudi din adamları, hahamlar ve havraların kurumsal hâkimiyetlerini sağlamak adına insanlara zulmetmek için kullanılmasının sona erdirilmesi gibi 'insanların özgürleşmesi/kişileşmesi hedefine yönelikti. Yahudi ruhban sınıfı diyebileceğimiz bu sınıfın -her Yahudi o sınıfa dahil olamaz- Allah'ı ve dini kullanarak kendi çıkar mekanizmalarını sürdürmek adına insanları sömürdüğünü, bu sömürü düzenini mantıksız ve akıldışı bulanların da 'kâfir' ilân edilerek toplumdan dışlandığını, haklarının ellerinden alındığını, cezalandırıldığını ve hatta öldürüldüğünü biliyoruz. Bu sınıfın baskılarına peygamberlerin de maruz kaldığını yine ayetlerden öğreniyoruz. İnsanı Allah'tan uzaklaştıran ve ruhban sınıfının kölesi haline getiren uygulamaların sonucunda; İncil, yeni bir kurtuluş ve özgürlük mesajı olarak Hz.İsa vasıtasıyla insanlara gönderildi. Tevrat insanları özgürleştirici olarak gönderilmişti; ancak tahrif edilerek insanları köleleştirici bir niteliğe büründürüldüğü için İncil gönderildi.
…
Hz.İsa'nın vaazlarında en çok değindiği konu, yine kişilerin özgürleşmesi ve sadece Allah'a kul olmaları emriydi. Yahudi ruhban sınıfı kendi egemenliklerinin sürmesi adına İncili reddettiler ve Hz.İsa'yı alaya alarak, öldürmeye çalıştılar. İnsanların özgürleşmesi onların kurumsal hâkimiyetlerinin sürmesini imkansız kılacaktı. Hahamların izinleri olmadan hiçbir hukuki (miras, evlilik, ticaret vs) kazanıma sahip olamayan insanlar, hukuk'un kaynağı değişeceği için egemenliği asıl sahibine ait kılacak ve bu egemenliğin şemsiyesi altında özgürleşerek yaşayabileceklerdi. Bu yüzlerce yıllık alışkanlıkların değişmesi, dikey hiyerarşinin en katı özelliklerle uygulandığı (Yehova adını hiyerarşide en tepede bulunan haham yılda bir kez büyük bir törende telaffuz edebiliyordu, onun dışında hiç kimse Yehova adını ağzına alamazdı, hâlen de alamaz.İnsanın inandığı yaratıcıyı anması bile tapınakçıların belirlediği kurallara bağlıydı) ruhbanlık sınıfının sona ermesi demek olacaktı. Tapınak'ın efendileri Hz.İsa'nın özgürlük savaşını -yapageldikleri- tuzaklarla engelledikten çok kısa bir süre sonra, Havarilerin insanlara ulaştırdıkları İncil'in mesajlarının ardına düştüler. O mesajların insanların zihinlerine yerleşmelerini engellemek için yok edilmeleri gerekiyordu. Başlangıçta azılı bir Hz.İsa düşmanı olan Paul adında bir Yahudi, gördüğünü söylediği bir rüya ile Hz.İsa taraftarı oldu ve Havarilere inanmış olan mü'minleri aldatarak onlara önderlik etmeye kalkıştı; o mesajların algılanışında yeni formlar oluşturdu. Bu tipik bir tapınak organizasyonuydu. Daha sonra Paul, yeni dine yeni insanlar kazandırmak bahanesiyle,İncil'in mesajlarını değiştirmeye,bazı emir ve gereklilikleri önemsizleştirmeye başladı, yerel ve batıl dinî unsurların,özellikle paganizmin Hıristiyanlığın temellerine oturmasını sağladı. Bu organizasyon sonrasında İncil'in mesajları da tahrif edildi ve Yahudilerin diledikleri bozunma sağlanmış oldu. Bu bozunmanın sağladığı güven ortamında da Süleyman Mabedi'nin bekçileri yüzlerce yıllık hükümranlıklarını sürdürmeye devam ettiler. Sonrasında da yeni bir Hıristiyan ruhbanlık sınıfı meydana getirildi.(Bugün Yahudilikteki din adamları sınıfının aynısı, daha geniş hakimiyet unsurlarına sahip bir şekilde Vatikan'da, İstanbul'da ,Antakya’da İskenderiye'de -buradaki varsayılarak-temsil ediliyor).
...
İncil'in insanın özgürlük mücadelesinde büyük bir adım olduğu, ancak yapılan büyük ölçekli tahrifâtla bu adımın yeni bir kölelik zinciri oluşturduğu çok sonradan anlaşılabildi. Ancak yeni din Roma İmparatorluğunun siyasi güdümünde Avrupa'da en uzak köşeye kadar yayılana dek insanlar bunu fark etmediler. Kralların ve derebeylerinin Kiliseyle kurdukları sıkı işbirliği sayesinde insanların, canları, kanları, malları, namusları ve çocuklarıyla herhangi bir hakka sahip olmayan sadık birer köle hâline getirilmeleri, aklın tüm sınırlarını zorlamakta gecikmedi. Hahamların Elohim(Tanrılar)i ve Yehova'sı ile Papaların Teslis'i insan aklını zorladı ve akıl kendi özgürlük alanında bilinen tüm engelleyici unsurları reddetti. Bilim, Yahudiliği ve Hıristiyanlığı reddeden insanların akılları ile yeni bir döneme girdi(Müslüman bilim adamlarının çalışmalarını çalarak kendi kurduğu 'bilim dairesi' içine hapseden kilise, egemenliğini bu şekilde de koruyamadı). İnsanlığın kâbus olarak gördüğü ruhbanlık sınıfı, insan aklının fıtrattan ileri gelen özgürlük arayışına mâni olamamıştı.
...
İncil'in insanın özgürleşmesi yolunda yaşadığı son, Tevrat'ın yaşadığı sonla aynı olunca Allah yeni ve son bir mesaj gönderdi. Hz.Muhammed vasıtasıyla insanlara gönderilen Kur'an, insan'ın kişileşmesi(birey olması) ve özgürleşmesi mücadelesinde tâze bir güç oldu.İnsan heykellerinden oluşan tanrılar topluluğunun işgal ettiği Kâbe, insanların köleleşmesini sağlayan kabile efendilerinin elinde bir araçtı.Aslında Kâbe'nin heykel tanrılarla dolması da Yahudi din adamlarının ince marifetlerindendi. Onlar kendi kutsanmış ırklarının dışındaki diğer insanları heykelden tanrılar edindikleri için aşağılamaya devam ediyorlar ve onların birer 'taştan başka bir şey olmayan tanrılara kölelik etmelerinden memnun olarak' bilgelik pınarının tek sahibi olduklarını vurgulayıp bundan sağladıkları menfaatlerle insanlığın özgürlüğüne mâni olmaya devam ediyorlardı. Peygamberlere yaptıkları yüzünden uğradıkları lanetle dağıldıkları yeryüzünde, fesat çıkararak insanları sömürüyorlardı. Sömürü mekanizmaları Kur'an'ın gönderilmesiyle büyük bir yok olma riskiyle karşılaştı. İncil'in yaşadığı son, onların Kur'an'ı da tahrif edebilecekleri hususunda cesaretlendirmişti. Allah'ın Kur'an'a verdiği sonsuza dek 'değişmez' olma özelliği insanları özgürleştirmeye ve sadece Allah'a kul olmaya davet ettikçe ve insanlar bu davete seve seve, koşa koşa icabet ettikçe, Yahudi din adamları büyük bir bunalıma sürüklendiler. Kilise, coğrafî sebeplerle konudan uzaktı ve kendi hâkimiyet alanlarını risk altında görmüyordu. Ama yüzlere yıllık fitne fesat kazanı tekrar kaynamaya, İslâm üzerinde ince, uzmanlık gerektirecek kurgular yapılmaya başlandı.
...
Yahudilikten dönme Münâfıkların yaptıkları başlangıçta pek işe yaramadı. Peygamber sağdı ve her türlü tahrifâta anında müdahale edebiliyordu. Birinci Halife Hz.Ebu Bekir'in ayetlerin yazılı olduğu materyalleri korumaya almasıyla, Yahudilerin metin üzerinde tahrifât yapma girişimleri boşa çıkarıldı, Hz.Ömer ve Hz. Osman eliyle de Kur'an mushaf haline getirildiğinde de Tevrat ve İncil'in yaşadığı son'u Kur'an'a uygulayamayacaklarını anlayan Yahudiler, eski yöntemlerinden birini tekrar uygulamaya koydular; Hıristiyanlara Allah'tan başka Oğul ve Kutsal Ruh(Veya Kutsal Anne) Tanrılarını edindirdiklerinden Müslümanlara da Allah'tan başka tanrılar edindirmeye çalışacaklardı.Yahut kendilerinde ve Hıristiyanlarda olduğu gibi bir ruhban sınıfı oluşturacaklardı. Egemenlik kayıtsız şartsız Allah'a ait olmamalıydı. Abdullah Bin Seb'e ve arkadaşları Hz Ali'yi yolda karşılayıp ona secde edecekler ve O'nun Allah'ın cisme bürünmüş hâli olduğunu söyleyeceklerdi. Amaçları fitneler, fesatlar, ihtilâller oluşturmak Müslümanları fırka fırka ayırmak, onları Resulü Ekrem'in ashabından soğutmak, onların rehberliğini imha etmek; bizzat Peygamberin nam ve nişanını ortadan kaldırarak, onun yerine mitolojik bir takım vasıflarla tanıtacak bir şahsiyet koymak(Yeni bir İsa) ve böylelikle İslam'ı da tahrif ederek Hıristiyanlığa benzetmekti.
...
Zaman geçecek, Kur'an insanlar tarafından benimsenecek, hâfızâlarda korunacak, yazılı nüshâlarla küresel bir yayılma gücü bulacaktı. Fakat bununla beraber Abdullah Bin Seb'e ve diğer Yahudilerce yakılan fitne ateşi de büyüyecekti ve sonrada bu ateşin sönmemesi için gerekli olan her şey yapılacaktı. Sahabîler vefat ettikten sonra itikâdî ve amelî tartışmalar başlatılacak , tabiîn ve etbâuttabiîn dönemlerinde 'saptırılmış önermelerle'aklın egemenliği tesis edilmeye, İslâm siyâsî egemenliklere alet edilmeye çalışılacak; ancak bütün bunlara rağmen İmam-ı Âzam, İmam-ı Şâfi, İmam-ı Mâlik ve İmâm-ı Hanbel gibi Kur'an'a ve sahih hadislere sadık, mantıksal çıkarım gücü yüksek düşünürlerce İslam(özellikle fıkıh) bozulmadan yaygınlaşacaktır.
…
Dört mezhep imamından sonra itikâdî meseleler, helenistik materyalizmin çeviri eserleri kullanılarak abartılmaya ve özünden saptırılmaya çalışılmışsa da İmam Maturidî ve İmam Eşârî gibi değerli düşünürlerin çabalarıyla Kur'an ve sünnet merkezli esaslar tazyif edilememiştir. Bugün Müslümanların büyük çoğunluğu tarafından aynı şekilde algılanan İslâm, o dönemlerde can karşılığında verilmiş mücadelelerle, insanın özgürleşmesi sürecinin devam etmesini sağlamıştır. Fakat fitne engellenememiş; Hz.Ali üzerinden yürütülen çalışmalar şiâ gibi bir mezhebin doğmasına neden olmuş ve böylece de bu mezhepte bir ruhbanlık sınıfı(imamlar) oluşturularak kısmı bir başarı sağlanmıştır. Sunnî ve şiâ gibi iki mezhebe mensup olmak durumunda kalan Müslümanlar, Yahudilerin tâcizinden kurtulamamışlardır. Şia kendi kalın çizgisinde ilerlemiş, ancak insanın ince özgür çizgisini muhafaza eden Sunnîlik henüz Yahudilerin istediği çarpıklıklarla eğriltilmemişti.
...
Emeviler, Abbasiler ve Memluklardan sonra Osmanlılar Sunnîliğin temsilcisi olarak Hilâfet mekanizmasını kullanmışlar, İslam, Osmanlılar döneminde medreseler ve şeyhülislamlık gibi yeni kurumlarla kendi varlığını sürdürmeye devam etmiştir. Hilafet ve şeyhülislamlık gibi kurumlar, şiâdaki gibi Ayetullahlar silsilesinden farklı olmakla birlikte(ama onlarla benzer sonuçlar oluşturacak şekilde), insanların özgürleşmesinde engelleyici roller oynamaktan kurtulamamışlardır. Fetvâların insan hayatındaki önemi giderek artmış, Muhkem ayetlerin bazı hükümleri göz ardı edilip onların yerine ictihat sonuçları kullanılmış, Mezhep İmamlarınca Kur'an, Hadis,kıyas ve ictihad ölçü alınarak tesis edilen İslâmî Hukuk nosyonları(fıkıh) kişilerin aleyhine daraltılarak birer hüküm aracı haline getirilmişlerdir(Bu uzun bir süreçtir ve bu sürecin bir çok aşamasında medreselerde müderris ve sonrasında şeyhülislam olmayı başarabilen Yahudiler en önemli etkendirler. Bu etki II.Beyazıt döneminde başlamış Kanuni döneminde artmış ve Osmanlı'nın gerileme ve yıkılış dönemlerinde sistematik bir şekilde ve fikrî bozunmayı sağlayacak düzeyde etkili olmuştur. Sunnîlik içindeki ruhbanlık sınıfı da bu dönemde oluşturulmuş, başlangıçta insan'ın özgürleşmesine hizmet eden tarikatlerin giderek yozlaşması ve çeşitlenmesi ile tarikat mensuplarının dinî ve siyasî sistem üzerinde güçleri artmış,tekke ve zaviyeler eliyle gerekli olan altyapılar hazırlanmış ve dergâhlarda bina işlemleri tamamlanarak özlenen hedefe ulaşılmıştır).
...
İnsanlığın özgürleşmesinde kurumsal olarak siyasî literatürde ulaşılan zirve devletin (Osmanlı Devleti) yıkılmasını sağlayan veya hızlandıran en önemli unsur Yahudilerin tarikâtler ve dergâhlar vasıtasıyla oluşturdukları bu yeni sınıf oldu. Allah'ın mesajlarını değiştiremeyenler bu kez, Allah'ın mesajlarının doğrudan ulaşılabilir olmasını engellediler. İnsanları dergâhlara ve şeyhlere bağlı olmakla övünür ve bu bağlılıkla siyasî, iktisadî ve ilmî pâyeler alabilecek hale getirdiler. Allah'a ulaşmak gibi, İslam dışı, fantastik ve kabalistik bir hedef oluşturarak, insanın tasavvuf gibi paranoid bir döngüde sarkaç salınımına tutulmasını sağladılar. Şeyhler ve mürşidler efendileşti, insan'ın Allah'a ulaşması yolunda birer rehber olmaktan çıkıp aracıya dönüştüler. Allah'ın emirlerinden önce şeyhlerin emirleri dinlendi; ilerleyen zamanda Allah'ın emirlerini merak eden müntesip kalmadı, körleştirildiler ve böylelikle köleleştirildiler. Ve Abdullah Bin Seb'e nin yüzlerce yıl önceki hedefi, yüzlerce yeni tanrı sayılabilecek kişiden müteşekkil çok geniş yetkili 'ruhbanlar sınıfı', Sunnîlik içinde tartışılmaz bir güce ulaşılacak özelliklerde inşa edildi.
…
İslam'ın yaygın iki mezhebi de Yahudilikteki gibi bir yapılanmaya mahkûm olmaktan kurtulamamışlardı. Tıpkı hahamlar heyetinin icraatları gibi Şeyhlerin, efendilerin izni olmadan evlilik,ticâret, siyâset, ibadet yapılamamış, ek olarak yeni ibadet türleri ortaya çıkmış, insanların Allah'a yaklaşma, Allah'ı anlama ihtiyaçları sömürülerek ve yönlendirilerek Allah'tan uzaklaşmaları sağlanmıştır.
...
Bütün olumsuzluklara karşın İnsanlığın özgürlük mücadelesi, Allah'ın koyduğu ölçüler ve beyan ettiği değişmez mesajı sayesinde, her iki mezhebin(Sunnî ve şiâ)içinden Kur'an merkezli düşünceler üreten akl-ı selim sahibi insanlarla sürmeye devam etti. Onların varlığı ve verdikleri eserler Müslümanların özgürleşmesinde ve kişileşmesinde gelecekte çok önemli görev üstleneceklerdi.
…
Yeni dönemin yeni devleti Türkiye, yerleştirilen yeni rejimle batıdakinden farklı bir seyir izlemedi. Batıda Hahamlar heyeti ile Papaların aklın özgürleşmesi sürecinde reddedilişi, bir çok Yahudi ve Hıristiyan’ın dinsizliğe yönelmesini sağlarken, tarikâtlerin,dergâhların,şeyhlerin reddedilişi de Türkiye'de ve diğer Müslüman ülkelerde de benzer sonuçlar oluşmasına neden oldu. Egemenlik çatışmaları sürdü, yasaklanan tarikâtler, tekkeler türdeşleri gibi gözlerden ırak, gönüllere yakın bir yol izlediler. Geçmişten gelen iz sürüldü. İslâm'ın yeryüzüne yayılışındaki hizmetleri asla inkâr edilemeyen bazı yapılanmalar varlıklarını bu çatışma esnasında koruyabildiler ve yeni nesillere ulaşmakta başarılı oldular. Ancak; Yahudi kökenli yapılanmalar da varlıklarını sürdürüyorlardı. Güç elde etme çabası iyi ve kötü niyetli yapılanmaların birbirinden ayırdedilmesini zorlaştırdı. İnsanların özgürlüğü geçmiş kötü alışkanlıklarla yine ellerinden alınmaya başlandı. Cemaatler veya tarikâtler eliyle insanlara yeniden istendik kalıplar giydirildi. Çarklar insanları öğüttüler.
...
Bilginin engellenemez bir kolaylıkla ulaşılabilir olması bu yeni dönemde, insanın özgürlüğü için büyük bir fırsattı. İnsanın kişileşmesi, çeşitlenen Kur'an mealleri ve aklın ulaştığı algılama ve kavrama düzeyi sayesinde ciddi ve saygın bir sorgulama evresine girmeyi başarabildi. İnsan Allah'ı, okumakla anlayabileceğini, bu yolda kendisine rehberlik edecek olanların yeterli olup olmadıklarını denetleyebileceğini/denetlemesi gerektiğini öğrendi. İrâdî yeterlilikleri yontulan kendi özel hayatlarındaki tercihleri kısıtlanan ve sonrasında kısıtlanan varlıklarıyla birlikte gelen ruhsal ve sosyal sorunlarla bunalan ve başka kaynaklardan ‘öğrenen’ insanlar tepkiler vermeye başladılar.
...
Kuşkusuz her yeni yol kendi özel zorluklarını da beraberinde taşıyacaktır. Türkiye'de Müslümanların kişileşmesi çok zor olmayabileceği gibi çok da kolay olmayacaktı. Fikrî altyapılarını batılı düşünürlerin düşünceleriyle bezeyen ve sonra dönüp bu fikirleri Kur'an süzgecinden geçirmeyi başarabilenler (bu kişileşme mücadelesinde büyük zayiatlar vermelerine rağmen) kendi kişilikleriyle hizmet ettiler. Ayakta kalabilenler,"önce Kur'an okuyun, kişiye kişi olma özelliğini Kur'an kazandırır, sonra diğerlerini, sonra yine Kur'anı okuyun", dediler. Batı’nın kirli bilgisinde dağılıp eriyenler bile dönüp geldiler.
...
Yeni dönemde, Allah'ın mesajlarını kendi çıkarları doğrultusunda yorumlayıp değiştirenlere karşı, Allah'ın mesajlarını gelişen bilim ile anlamayı tercih edenler artıyor. Türkiye'de insanların ruhunu, malını, çocuklarını köleleştiren bir ruhbanlık sınıfının (ihdâs edilse bile) iflas etmekten kurtulamayacak olan bir ideal olacağını düşünen ve yazan her akl-ı selim sahibi Müslüman kişileşiyor; kişileştikçe insan olma onurunu, kendisine verilen 'Allah'a kul olma' ödevine/görevine göre elde edip edemeyeceğini biliyor. Kanaatlerine önderlik eden nice insanın boğulup kaldıkları yerde ‘ben …hocaya bağlıyım” diye bağırdıklarını işiten/fark eden her Müslüman, boğulmamanın yollarını Allah’ın son mesajına bağlanarak bulabileceğini idrâk etti. Onu anlamak için çalışıyor.
23.06.2008
(*): Diğer dinlerdeki ruhbanlık sınıfları da insanın özgürleşmesinin önündeki en büyük engeldir.
1. Sümerler dönemi, ruhban sınıfının korkunç taassubu ve hakimiyeti altındaydı. Kendilerini "Tanrı Hizmetçileri" kabul eden bu sınıf, yoksulların bahçesinde yetiştirdikleri meyvelere, besledikleri hayvanlara el koyuyor, halkın ödediği dini vergileri gün geçtikçe artırıyorlardı. Şehir devletlerine hakimdiler. Şehir devletinin başında Rahip-Kral vardı. Ruhban sınıfı, onun en yakın yardımcısıydı. Bütün şehir devleti, "Tanrı Ülkesi" sayılırdı. Ziraat, askerlik ve yönetimle ilgili işler büyük şehir mabedinde kararlaştırılıyordu. M.Ö. 2750 yıllarında Kral Urganika, ruhban sınıfına karşı çıkarak bazı reform metinleri hazırladı, çeşitli kanunlar koydu ve hukuka dayalı bir düzen kurarak bu kargaşaya son vermeye çalıştı.
2.Mısır medeniyetinin ilk yıllarında, tarih öncesi çağlardan kalma şehir tanrıları varlığını sürdürüyordu. Heliopolis şehrinde bulunan Ra rarihlerine göre, Güneş Tanrısı Ra bütün ilahların en büyüğüydü. M.Ö. 2250 yıllarına doğru bu rahiplerin Güneş dini, devlet dini oldu. M.Ö. 1230 yıllarından itibaren bütün Mısır'a hakim olan Orta Krallık devrinde, ruhbanların gayretiyle hükümdarlar ilahlaştırılmaya başlandı
3.İran'da bulunan Zerdüşt (M.Ö. 570-493), alemi yaratan ve şekillendiren Ahura Mazda dediği bir Tanrı inancını savunuyor ve görevlendirildiğine inanıyordu. Ancak, Zerdüşt'ün ölümünden sonra ruhbanlar, yüce varlığın nuru olarak kabul ettikleri ateşi kutsallaştırdılar
4.Hindistan'da, kurucusu olmayan Hinduizm dini hakim durumdaydı. Bu din bir bakıma, hind toplumundaki kast sistemini koruyan ve yorumlayan ilkelere dayanıyordu. Aslında Felsefi Hinduizm'de, mutlak, ebedi, sonsuz ve nitelendirilemeyen bir varlık olarak açıklanan Brahma inancı vardı. Bu durum Hinduizm'in, Tek Tanrı inancından kaynaklandığını ancak, ruhbanların ve hükümdarların bunu kendi menfaatlerine uygun bir şekle soktukları düşüncesini akla getiriyordu. M.Ö. 2000'e kadar dayanan Vedalar, Hinduizm'in temeliydi. Bunların nasıl yazıldığı bilinmediğinden, dinin kurucusu da meçhuldü. Açık olan gerçek, Hinduizm'de ruhbanların ve imtiyazlı sınıfların egemenliğiydi.
5.Çin'de ortaya çıkan düşünürlerden ilki, Taoizm'in kurucusu olan Li-Tan (M.Ö. 604- ? ) idi. Taoizm’de daha sonraları, büyücüleri, rahip ve rahibeleriyle, dini şefleriyle bir ruhban sınıfı meydana geldi. Bunlar türlü ayinler ve törenler icad ettiler. M.S. 156 yılında, devlet tarafından O'na kurbanlar kesilmesi emredildi. M.S. IV. yüzyılda ise, Lao Tzu'ya bazı olağanüstü özellikler yakıştırıldı (Dr.Abdullah Manaz, İlahi Kitaplar ve Kur’an)
- Seçkin Deniz yazıları
- yorum yap >giriş/kayıt
- gönder
Alakalı Yazılar
- Cemaat'te Yayımlanan İslâmiyât Yazılarının Arkeolojik Arka-planını Tesbite Dair Bir Deneme
- Özgürleşme
- Kutsal Metin Uzmanları / Mühendisleri Üzerine
- İnsanların Hak Alanları Paralelinde Demokrasi ve Hilâfet Tartışmalarına Serin Bir Bakış
- İran Ne Yapıyor, Ne Hedefliyor, Türkiye'ye Karşı Tutumlarında Samimi mi?





C.Y. İslâmiyât Yazılarının Arkeolojik Arka-planı ; değerlendirme
Bir yazıya karşılık başlıbaşına bir yazı yazmak ve bu yazıyla bir yazı sahibini yargılamak ilginç bir durum,yazının altına yorum girebilirdiniz. Bu yer
işgali niye?
Önce bir tesbit yapalım"Türkiye'de İslâmî Ruhbanlık Sınıfı(*) İdeali'inin İflâsı; Müslümanlar 'Kişi'leşiyor" başlıklı yazıya karşılık, "Cemaat'te Yayımlanan İslâmiyât Yazılarının Arkeolojik Arka-planını Tesbite Dair Bir Deneme" başlıklı yazının amacı nedir?
"Yukarıdaki yazıyı küçümsemek,aşağılamak,yazının ana fikrini sabote etmek;yazarına sorunlu bir düzeyle hitabetmek,onunla alay etmek ve daha bir sürü kontrolsüz olduğu anlaşılan sözcüklerle saldırılarda bulunmak".
Bu tazyif girişiminin esas sebebi,ruhbanlık sınıfının bir temsilcisi olmak mıdır,yazar bu sınıftan biri midir? Yazıdan çıkan sonuç bu. Eğer öyleyse bu tepkiyi normal karşıladığımız bilinsin.
Çok bilmiş bir tavırla başlayan ve sonra gittikçe sıradanlaşan ve sığlaşan,temelsiz bir arkaplan çalışmasını önemsemek ve değerlendirmek belki bir zaman kaybı. Ama düşünen insanlara saygımızdan dolayı,kendi içinde tutarsız ve yakışıksız olan bir sözler topluluğunu karşılıksız bırakmak,haksızlığın yayılmasına izin vermeye benzer.
Herhalde mail vasıtasıyla kendisine ulaşan yazıyı okumak 'zorunda kalırken' sinirlerine hakim olamamış ve bir çok hata yapmıştır;kendisine ulaştırıldığına göre kendisi de 'allâme' sınıfındandır. Ve yazım o ve onun gibiler için yazılmıştır.Bu tür yazılar genellikle efendileri rahatsız eder,normal şartlarda okur yazar biri bu yazıyı paylaşmak için arkadaşlarına gönderir,herşeyden önce;bir düşünce ve araştırma ürünü olduğu için. Geçelim.
"Modern zamanlarda İslâmî ilimlerin başına bela olan en büyük problemler nelerdir?" şeklinde bir soruya muhatap olsak ben şahsen bu problemleri şöyle saymaya başlarım:
• İndirgemecilik
• Genellemecilik
• Anakronizm
• Doğal hiyerarşik ve yerleşik ilmî düzenin çiğnenmesi
• Kur’ân ayetlerinin ve hadis nasslarının politize edilmesi
• İdeolojik okuma biçimleri
• Modern kavramların baştan çıkarıcı çekim alanında debelenip durmak…
• Modern cahilî kültürün üzerimize püskürttüğü telakkîleri mutlaklaştırmak"
Demiş yazar. Olaya tersinden bakar mısınız? Bilgiyi,'tekelleştirme' çabasını görüyor musunuz?Hüküm belli;herkes anlayamaz. Oysa Ayetler apaçık;Kur'an herkes anlasın diye,gönderildi.Allah'ın ilk emri de: "oku", hemde okuma yazma bilmeyen -peygamber olacak olan-bir insana verilen emir!Ve okuma yazma bilmeyen bir insan bilimsel hiçbir yöntemden haberdar olamaz.Zaten o dönemde 'çok iyi din alimleri' vardı;herşeye vâkıftılar. Ama Allah yine elçi göndermeyi gerekli buldu.Demek ki insanları köleleştiren din adamlarına karşı elçi gönderiyor ve alimlerin 'az bir ücret karşılığı' Allah'ın ayetlerini sattığını söylüyor Allah. Şimdi yeni bir elçi gönderilemeyeceğine göre ne yapacağız? Kur'an'a sarılacağız.
Evet bir tarafta -ayrım yapmadan- insana"oku!" diye emreden Allah, diğer tarafta 'bizden başkası okuyamaz' diyen alimler(!).Haydi buyrun bakalım.Kime inanacak insanlar?.Yine tanrıcılık oynayanlar,yine şirk,yine küfür.
"Evet Kur'an anlaşılır bir kitaptır ama nâsih-mensuh, âmm-hass, mutlak-mukayyed, delalet-i katî-delalet-i zannî, sübût-i katî-sübût-i zannî ve daha onlarca kavramı bilmeyen insanın Kur'ân ve hadis nasslarından neler istihrac edebileceğini düşünüyorsunuz?"
Bu ama'ları anlıyor musunuz. Ama,"ben olmadan anlayamazsın",demektir. Allah, herkesi din alimi olmaya zorlamıyor.Akıl sahipleri,düşünenler,akledenler, diye ayırıyor.Şimdi soruyorum ruhbanlara:"Kur'an,hiçbir bilimsel yöntemi bilmeyenlerce anlaşılabiliyorsa,muhkem ayetlerin tümü,açık ve netse,insanlar bu ayetlerle amel ettiği zaman Allah'ın emirlerine uymuş olmuyorlar mı?Siz nerde devreye giriyorsunuz söyleyeyim mi? Müteşâbih ayetlerde-bu da ayetlerde beyan ediliyor,Allah tuzakları açığa çıkarıyor,eğer okursanız-.Ama size bir şey daha söyleyeyim mi? Ruhbanlar da o müteşabih ayetleri kafalarına-egoların göre yorumlayarak insanları Allah'tan uzaklaştırıyorlar.Sözettiğiniz 'aracıları' getirin ve sohbet ettirin,şişkin egolarından başka bir şey çıkmaz ortaya.Bildikleri,yanıldıklarına yetmiyor. Bir insan,kendisine fayda getirmeyen bilgiyle mi anlayacak Allah'ı? Ve bu bilgiyle insanları aydınlatacak öyle mi?Aydınlatmayacağı,aksine karanlığa sürükleyeceği kesin.Sadece tek ışık kaynağı kendisi olsun diye yapacak bunu. Sonra kendi tanrılığını ilan edecek!
"fıkhı hukuka indirgemek", bu ifade nasıl bir ifadedir,düşünür müsünüz? Fıkıh,İslam hukukudur. Bu kadar basit bir şeyi,cehaletten değilse,tartışma konusu yapmak,yine tanrılık hevesindendir. Fıkhı,bilinmezler çukuruna gömmek gayretidir. Önce hukuk nedir öğrenmeli,sonra da fıkıh nedir anlamaı,düşünmeli akl-ı evveller.Sonra yeri gelirse akıl vermeye kalksınlar tekrar.
Yazıdaki soruların çapsızlığını ortaya koyarak değrlendirelim bu cahil-ego cesaretini.
"Allah'ın mesajlarını kendi çıkarları doğrultusunda yorumlayıp değiştirmek, hukukî değerlendirmelere göre ne anlama geliyordu?"
Hukukî değerlendirmelere göre bir anlam ifade etmesi ne anlama geliyor? Hukukî değerin bu siyakta ne işi var?"
Bu cümledeki eleştirinin mantığını anlamaya çalışır mısınız biraz? İlahi mesajların tümü,Allah ile kul arasında bir sözleşmedir. Bu da muhkem ayetlerle sabittir. Sözleşmenin ne olduğunu hangi alana girdiğini de söylemeye lüzum yok. Hukukî değerlendirmeler ise insanın esâreti ve özgürlüğü meselesidir. Yazının tam okunmadığı anlaşıyor. Takıntılara hitabeden yerler önemsenmiş.
"Kişilerin "özgürleşmesi“ ya da "Hz.İsa'nın özgürlük savaşı“ ne demek. Hz. İsa, Magna Charta'nın bir bendi midir ya da Jean Jac Rousso mudur? Hangi "muharref olmayan" metinlerden okudunuz siz bunları?
Gülümsememek elde değil.İslam'ın Allah'a teslim olmak demek olduğunu bilmeyen birine ne anlatabilirsiniz?. İnsanların tahakkümünden Allah'a sığınmak özgürlük değilse ve peygamberler bu yüzden gönderilmiş değillerse,özgürlük nedir? Ruhbanların emrine girmek mi? Elbette tarikatler,tekkeler,bunu açıkça söylemezler.Nerden bileceksiniz.
"Hz.Muhammed vasıtasıyla insanlara gönderilen Kur'an, insan'ın kişileşmesi(birey olması) ve özgürleşmesi mücadelesinde tâze bir güç oldu.
Bu köşeli lafları bu elektronik sayfalar üzerine fırlatmak için, İslam'ın zihin dünyamızı dolayısıyla hayatımızı biçimlendiren kavramları üzerinde absürt operasyonlar yapmak nasıl bir akıl faaliyetidir?insanın ince özgür çizgisini muhafaza eden Sunnîlik“ ne demek? Barışık olduğunuzu söylediğiniz Ehl-i Sünnet’in diliyle konuşun lütfen"
Kusura bakmayınız,düşüncenin diline de hakim olmak ve yönetmek istiyorsunuz. Size kolay gelsin,diliniz sizin olsun,bana gerekli değil;bunlar da sizin tanrılık araçlarınız zaten.O yüzden kullanıyorum:)Herkes anlasın diye.Siz absürd deyin,o sizin teraziniz.Bu bir operasyonsa,evet,tek kişilik.Sunnilik,evet o da kalınlaştı sonradan; yazıda bu analizde yapıldı.Son üç yüz yıldır kalınlığın boyutları ve sonuçları ortada. Müslümanlar ruhbanlar yüzünden rezil durumda.
"Hangi muhkem ayetin açık hükmü gözardı edilerek onun yerine ictihad sonuçları kullanılmış? Fıkıh insanların özgürleşmesini mi engellemiş yani?"
Fıkıh,insanların özgürleşmesini engellememiş;Müteşabih ayetleri kendi keyiflerince yorumlayıp fıkha dönüştürenler ve bu fıkhı da muhkem ayetlerin yerine koyanlar insanların özgürleşmesini engellemiş.Anlaşılmıyor mu yazıdan?Anlaşılmadıysa yazıyı bir daha okuyun.
"Yahudiler kaç tane tarikatın içine girerek oralarda hangi sınıfları oluşturmuşlar?"
Bence siz kendi tarikatinizin kökenlerini bir araştırın. Allah'ın emirlerine uymayan şeyler çoğunluktaysa bilin ki;sizin tarikatınız yahudi eseridir. Değilse müsterih
olunuz.
"Allah’a ulaşmak ne zamandan beri "islam dışı, fantastik ve dahi kabalistik bir hedef" olmuştur?"
Size burada kabalayı anlatmayacağım. Ama hayat ağacı nedir, Gidin,öğrenin. Ama size bir tek şey söyleyeceğim;Kur'an'da Allah,"bana ulaşın!"diye bir emir vermemiştir. Bana aşık olun,dememiştir.Allah yarattığı insanın zayıf olduğunu ve kendisine sığınmaktan başka bir yolu olmadığını söylüyor. Bana söyler misiniz,Allah aşkının kökeni nedir?Hangi fantastik kısırdöngünün eseri bu? İnsanları bu kısırdöngüye sıkıştırıp kukla gibi oynatmak değil midir hedef?"Gel kardeşim,sana Allah'a ulaşmanın yollarını göstereyim!" öyle mi? Sen kimsin ki? Peygamberler,ancak Allah'ın ayetleriye kul olmayı öğretirken,sen Allah'a ulaşmayı öğreteceksin? Söyler misin sen kimsin?Kendisine ulaşılacak yolları sadece Allah biliyor,sen kime neyi,hangi sıfatla öğreteceksin?.
Bunlar kabalistiktir kardeşim.Biliniz.
"Türkçe zafiyeti mi vardır? İnsanların dergâhlara ve şeyhlere bağlı olması övünülesi bir şey değil mi yani?"
İşte bak,sorun burda. Sen övün,ama bırak başkalarını köleliğine ortak etme.Bir rehber yeter adam olana. O da Kur'andır. Kur'ana uyan Peygamberdir.
Anlama zafiyetini gideriniz.Türkçe zaafiyeti yok. Bunlar şeyh sözleri değil.
"Bir lokma bir hırka" sözüyle hayatlarını biçimlendirmiş aşk adamları, hangi siyasi ve iktisadi payeleri almışlar. Bu bir iftira değilse nedir?"
Şimdi bu soruyu,nasıl cevaplayacağımı düşünüyorum. Ama tarih merakı olmayan,müslümanların yaşadığı rezaletin sebebine kafa yormayan birine neyi nasıl anlatabilirsiniz ki? "Bir lokma,bir hırka"yı satıp da tanrılık edenlerin listesi çok uzun.Allah'ın hâlis kullarının listesi ise kısa. zaten onların ne dediğini de kimse bilmez;gelip uluorta yerlerde konuşmazlar.Siz duyamazsınız.Bunu geçelim.
"Tasavvuf, paranoid bir döngüde sarkaç salınımına tutulmak" (ne demekse) mıdır?"
Yukarıda açıkladım Allah'a ulaşmak babında.Bakıp tekrar düşünmenizi öneririm.Ayrıca,tasavvufu olumlamış değilim,ne ilk dönemi ne sonrayı.Kabala'nın İslam'ın özünde açamadığı ama tarikatler vasıtasıyla zihinlerde açtığı,ordan girdiği deliktir tasavvuf. Ama eğer Allah'ı düşünmek,ona ibadet etmek,tefekkür etmek ve zikretmek esassa bunu her yönüyle olumlu ve olması "en gereken" olarak görüyorum. Fakat tasavvufta bu yok.Perdeler var.İnsanlar aldatılıyorlar.
"Sünnilik içinde tanrılar makamında bir ruhbanlık sınıfı oluşmuş" da ümmetin âlimleri buna sessiz mi kalmış? Vaybe!!! ve Allah’ın adaleti –haşa- hiç tecelli etmemiş mi yani?"
Hakikaten,en ilginç taraf bu,dalga geçmeye çalışmışsınız ama,ortada çok komik bir durum var. Yapanlar islam alimi diye geçinenen ağalar. Kim mani olacak?. Olmaya çalışanı derdest edip mahvediyorlar. Demek bu kadar düşünebiliyor insanlarımız?. Ama kalkıp hakaret dolu bir sürü söz içeren yazı yazabiliyorlar.
"Tıpkı hahamlar heyetinin icraatları gibi Şeyhlerin, efendilerin izni olmadan evlilik, ticâret, siyâset, ibadet yapılamamış, ek olarak yeni ibadet türleri ortaya çıkmış, insanların Allah'a yaklaşma, Allah'ı anlama ihtiyaçları sömürülerek ve yönlendirilerek Allah'tan uzaklaşmaları sağlanmıştır."
Bu genellemeleri yapan kişinin kendisine sunulan bu sloganları sorgulamak hic aklına gelmez mi? 200 yıldır tekrarlanan bu köşeli lafları tekrarlarken hiç "acaba?“ gibi bir zihin refleksi olmaz mı?"
Evet;akletmek de bir zihin refleksidir ve Allah'ın sık sık tekrarladığı bir emirdir. Yoksa haberiniz yok mu?Alışkınsınız 'sunulan slogonları tekrarlamaya;herkesi de kendiniz gibi sanıyorsunuz. Önceki yazılarımı açıp okuyun. Bana da tek tek saydırmayın,şeyhine danışıp evlenenleri,ayrılanları,kimlerle konuşup konuşmayacağını,eşine nasıl davranacağını,nerden alışveriş yapacağını,hangi markaların alınıp alınmayacağını..
"Siz hiç İslam ilim ve kültür tarihi içinde kimseye düşünür/mütefekkir falan denildiğini duydunuz mu?"
Allah müetehâkınızı versin. İnsan bu kadar sığ olabilir mi?
Siz hiç akletmez misiniz? Şimdi gelelim en edepli parağrafa:
"Sorgulama reflekslerinizi kendi değerlerinize yönelttiğiniz kadar biraz da egemen paradigmanın zihninize saldığı oltalara sazan olmamak için çalıştırsanız ve o paradigmanın zokaları olan kavramlara yöneltseniz böyle sathi ve deli saçması hatalardan kendinizi masun ve muhafaza etmiş olursunuz. Hiç olmazsa gidin Schumacher'in İz’den çıkan "Aklı Karışıklar İçin Kılavuz“ kitabını okuyun (bu da bizden bir geyik olsun).
Hiçbirşey söylemeye gerek yok. Çapınız,kapasiteniz burda.Kafanızın karışıklığını anlamak için bile Schumacher adlı bir ecnebiyi okumuşsunuz ve öneriyorsunuz. İslamî literatür ne zaman bir ecnebiyi kaynak kabul etmiş? Kafanızın karışıklığı geçmemiş,bilakis kafanız daha da karışmış. Olta -sazan ilişkisi düzeyinizin kanıtı. Orda dursun. Hak lazım olunca kullanacağız.
Peygamber insanlara -ilk dönemde -tek tek İslamı anlatmıştır.Kişi mühim olduğu için. Mükellef olmadan cemaat olmaz. Bu esası bile bilmiyorsunuz,ama çok şey iddia ediyorsunuz. Kişisiz cemaat,sürüdür. Karşı çıkışınızın zaten tek sebebi de bu.Allah insanları insan istiyor,sürü değil. Ama siz sürü istiyorsunuz.
"Bilginin engellenemez bir kolaylıkla ulaşılabilir olması bu yeni dönemde, insanın özgürlüğü için büyük bir fırsattı."
Hele bu cümle, kimse kusura bakmasın ama tam evlere şenlik cinsten. Bilginin bu kadar kolay ulaşıldığı bu modern çağ Müslümanlığının ve insanlığının ürettiği düşünsel ve çevresel kirlilikler ve sathilikleri hangi çuvalın içine sığdırabileceksiniz?"
Önerdiğiniz kitaplar şeyhinizin dergahından mı? Yoksa herkes ulaşabiliyor mu? Çelişkilerinizin boyutları ortada.Eskiden dergahtan,tarikatten hakedenlere verilirdi kitaplar. Yahudilerin ve hıristiyanların yaptığı gibi. Sahi, hala saklıyorlar mı sizden bazı -anlamayacağınız- kitapları?
"Yeni dönemde, Allah'ın mesajlarını kendi çıkarları doğrultusunda yorumlayıp değiştirenlere karşı, Allah'ın mesajlarını gelişen bilim ile anlamayı tercih edenler artıyor."
İşte burası zurnanın zırt dediği yer ! Akordun kopup senfoni yerine kakafoninin tavan yaptığı nokta! Allah’ın mesajlarını gelişen bilim ile anlayacakmış çağımın insanı."
Zurnanız mı var? Hep zırt mı diyor? Maalesef biz çalgıcı değiliz.Zaten sizin de delirdiğiniz yer bu nokta. Demek ki;yazım hedefine ulaşıyor.Şükür Allah'a. Siz gidin şeyhleriniz size anlatsın,biz bilimin süslediği yolda rahatsız değiliz. İnsanları da rahat bırakın.Yazı gereğinden fazla uzadı,ama deşifreleriniz için gerekliydi. Aradaki lüzumsuzluklarınız için zahmet etmeyeceğim.Ama;
"Eğer illa da İslâmî ilimler sahasında bir şeyler yazacaksanız aşağıladığınız hocaların önünde diz kıracaksınız. Yoksa bu düşünsel ve zihnî arızalar yakanızı bırakmayacaktır."
.Biz Allah için dini anlamaya çalışanlara hürmet eder ve onlardan öğreniriz,bugüne kadar hep bunu yaptık. Bunu yaptığımız içinde sapıkları ayırdedebiliyoruz.Allah'ı az bir ücret karşılığı satanlara karşı da böyle yazılar yazarız.
Allah sizlere hayırlı olanı versin.
Not:
1.Hemen her müslüman,Allah'ın, son elçisi Hz.Muhammed(S.A.V)'e "Habibim" yani "Sevgilim" diye hitabettiğini düşünür. Basit bir soru soracağım, kaçınız araştırdınız? Kur'an'ın hiçbir yerinde böyle bir ifade yok.Ancak bazı meallerde bazen parantez içinde bazen de parantezsiz eklenmiş meale. Buyrun.Bu ne demektir,düşünün?.Alemlere rahmet olarak gönderilen mübarek Peygamber'e bu şekilde hitab etmemişse Allah,etmiş gibi göstermek hangi düşüncenin ürünüdür? Kim sokmuştur bunu Müslümanların kafasına?
2.Yukarıdaki yoruma sebebiyet veren hakaret sahibi şahsın konuyla doğrudan ilgili bir çeviri yazısı var. Lütfen okuyunuz. Eminim aydınlatıcı olacaktır.
Kur’ân-ı Kerim'in Bilimsel Tefsiri ve Sakıncaları
Zafer İshak Ensârî (Çev: Ömer Faruk Tokat)
http://www.darulhikme.org.tr/default.asp?sf=yazar&haberid=106&ktg=20
3. Şahsın Cemaat'deki bir yazısı, da kafa karışıklığına delil olabilir.
Mevlid Kandili ve Neo-Selefî Tarza Dair
http://www.cemaat.com/2021/mevlid-kandili-ve-neoselefi-tarza-dair
4. Size "MUHYİDDÎN-İ ARABÎ" Prof.Dr. Süleyman Uludağ imzalı bir link veriyorum(Kolaylıkla ulaşılabilir bilgi).
http://www.ibnularabi.com/hay1.htm
Ve lütfen,Celaleddin rumî'nin Hocası Sadreddin Konevi'nin Hocası ve Üvey Babası;Yahudilerin bolca bulunduğu İspanya asıllı;hayatı boyunca Hükümdar ve zengin sofralarında bulunan,Gazali ile girdiği felsefî polemiklerle ün salan ibn-i rüştün talebesi bulunup onu dize(!) getiren, cincilerden ders alan ve kerametlerinin tümü kendinden menkul olan ve nihayetinde batılı müslüman hükümdarlardan yüz bulamayıp doğuya yönelen, kadınlara ilgisi dillere düşen,fakihlere düşman olan ve ölmeden evvel akli dengesi bozulan,yazığı herşeyi (Paul gibi) rüyada verilen haberlerle ilişkilendiren,bir elçi aracılığıyla vahiy alan, kemikleri kalmış tavuğu dirilten İbn-i Arabî'nin kendi ağzından anlatılanları okuyun.Ben bir kaç pasaj aktaracağım. Türkiye'de ve Dünya'da tasavvufta merkez alınan kişiyi görün. Yazdıklarının tümü hayal mahsülü,kendisine mani olabilecek olan fakihleri de etkisizleştirmeye çalışıyor. Ve onların çıkardıkları sonuçların yerine kendi uydurduklarını ekliyor.(Şu dipnota bakınız:İbn Arabî Buhari, Müslim ve Tirmizî'yi özetlemiş (ıhtısar), İbn Hazm' ın el-Muhalla isimli eserini kısaltmış, el-Mısbah isimli eserinde sahih hadisleri toplamıştı. Mişkatu'l-Envâr ve el-Erbaûn isimli eserlerinin konusu da hadistir. O hayatının sonuna kadar Kur'ân ve hadisle ilgilenmiş, çok tanınan bir âlim olduğu zaman bile hocalardan hadis dersleri almıştı. Nebhanî, I, 118). Size soruyorum şu anda Buhari, Tırmızi ve Muslim,sahih olmayan bir sürü hadis içeriyor.Sizce bu hadisleri bu kitapları yazanlar mı koymuştur. Yoksa onları özetleyen mi?.Hadis kitabı neden özetlensin,Bunlar makale mi?Ömrünün sonuna kadar İslam'ın temel kaynakları olan Ku'ran ve Hadisle meşgul olmasının sebebi gerçekten masumane midir? Yoksa tahrifat mıdır? Bilmiyorum. Sadece soruyorum. Akletmeye çalışıyorum.Şimdi alıntılara geçelim.Önce bir şiiri:
"Ceylanlara otlak, rahiblere manastır" "Putlara tapınak, hacılara Ka'be" Tevratın sayfaları, İslâm'ın mushafi oldu." "Dinim sevgi dinidir, onun kervanına yöneldim"
"Bu sene Allah'ın el-Bedî (yaratıcı) ismi sayesinde keşif yoluyla ilk akıl, (Akl-ı evvel) makamına erdim"
Bu esnada ansızın beliren yüzü ve sözü güzel bir kişi İbn Arabî'ye Allah tarafından gönderilen bir elçi olduğunu belirterek ona gayet güzel sözler söylüyor. Bu sözler aracılığıyla Allah'tan kendisine ittihadla ilgili bazı hususlar vahy (ilham) ediliyor bu sözler vahdet-i vûcud anlamına geliyor
İbn Arabî İbn Rüşd'le vâkiada (hayalde) ikinci bir görüşme daha yaptığını, akıl ve fikir yoluyla gerçeği arayan bu filozofun ulaştığı sonuçlan kendisine anlatıp bunların doğru mu yanlış mı olduklarını sorduğunu, kendi zamanında inzivaya cahil olarak girip âlim olarak çıkan (benim gibi) birisi bulunduğu için Allah'a şükür ettiğini anlatır. İbn Rüşd'ün Kurtuba'da kılınan cenaze namazında hazır bulunduğunu kaydeder.
İbn Arabî ölülerin ruhlarıyla ilişki kurmayı ve onlarla görüşmeyi Ebu'l-Haccâc Yusuf el-Şübrbülî'den, ilahî ilhamı ve feyz almayı ise Musa b. İmrân el-Mirtelî'den öğrenmişti.
"Bir gün şeyhimiz Ureyni'nin meclisinde oturuyordum. Söz iyilikten ve sadakadan açılmıştı. Adamın biri: "Sadaka tercihen yakınlara verilir" deyince şeyh derhal ekledi: "Allah'a yakın olanlara"(17). Başka bir vesile ile Ureyni'den söz ederken: "O, kendisine hizmet edip faydalandığım ilk şeyhtir, kulluk konusunda engin bilgi sahibi idi" diyor.(Allah'a yakın olanlar,kimler?Şeyhler:).Sadakaları onlara verin)
"Fâtiha'yı okurken onun manevî mertebesini anlamıştım. Şöyle ki: O Fâtiha'yı okurken hava türünden maddî bir şekil meydana gelmiş, sonra ona yönelip: "Ey Fâtiha! Git falan yerde bulunan bu kadının kocasını al ve buraya getir" diye hitab etmişti. Çok geçmeden adam ailesine kavuşmuş, kadın da sevinmiş ve def çalmıştı."
Görülüyor ki İbn Arabî hayatta olduğuna inandığı Hızır'la görüşebiliyor, konuşabiliyor, ondan bilgi alabiliyor. Yani hayatta olmasa bile onu hayattaymış gibi tasavvur edebiliyor.
"O sırada yanımda bulunan bir ruhla konuşuyordum"
" Adama sordum: "Abdallar abdallık mertebesine neyle ulaşırlar?" Şöyle dedi: Ebu Tâlib Mekki'nin Kûtu'l-Kulûb'ta bahis konusu ettiği şu dört hususla: Açlık, uykusuzluk, suskunluk ve inziva."( Bunlardan sadece inziva Peygamberimiz tarafından uygulanmıştır,Hıra'da inzivaya çekildiğinde azığı bitince döner gelirdi.Seçkin Deniz)
İbn Arabî Kurtuba'da iken Hz. Peygamberden evvelki ümmetlerin içinde bulunan bütün kutupların isimlerinin, kendisine Allah tarafından ihsan edildiğini ve bunları Berzah âleminde gördüğünü belirtir.(25)
İbn Arabî 591/1194 senesinde Cebeli Tarık boğazını geçerek muhtemelen ilk defa muvahhidlerin saltanat merkezi olan Fas'a geliyor. Buradaki ulema ve meşayih ile görüşüyor. Burada iken sihir, tılsım ve ebced hesabı konularında geniş bilgi sahibi olan kişilerden bu hususlar hakkında bilgi alıyor
İbnn Arabî'ye bir mürşide ihtiyaç olmadan tasavvufa girmeyi mümkün kılan bir eser yazması rüyada ilham edildi. Bu ilhama uyarak Mevakiu'n-Nucum isimli eserini kaleme aldı. Bu eserde gök cisimlerini sembol olarak kullanarak sulûkûn üç merhalesinde Allah'ın Sûfiye lutfettiği yüce nurları anlattı (39). İbn Arabî bu eseri ele geçiren bir kimsenin şeyhe ihtiyaç duymayacağını özellikle belirtir.
Dinî konularda az sayılmayacak bilgilere sahip olan Isfahanlı İmam Mekinuddin b. Şucâ'nın Nizam isimli güzel ve alımlı kızı İbn Arabî'nin dikkatini çekiyor. Tercümânu'l-Eşvâk isimli âşıkhâne şiirleri ve gazelleri ihtiva eden eseri İbn Arabî'ye bu dilber ilham ediyor, İbn Arabi'nin bu eserdeki şiirlerinin konusu zahirde Nizâm, ama bâtında Allah'tır.
Konevî şöyle diyor: Şeyhimiz İbn Arabî dilediği peygamberlerin ruhu ile görüşme gücüne sahipti, isterse ruhun bu dünyaya inmesini ve maddî bir biçim almasını sağlıyor ve onunla görüşüyor, isterse rüyada görüşüyor, isterse kendisi beden kalıbından çıkıp ruhlar âlemine yükseliyor ve onlarla görüşüyordu
İbn Arabî fakihleri sevimsiz kılan diğer bir hususa dikkati çekerken diyor ki: "Bazı müslümanlar, özellikle de fakihler evliyanın dünyadaki hallerine bakıp gülüyorlar, istikamet üzere bulunan halkın velilerin manevî zenginliklerinden söz açtıklarını görünce gülüyor ama sözlerini de kabul etmiş gibi görünüyorlardı
Bir yaşını biraz geçmiş ama henüz konuşmayan ZZeyneb'e babası(ibniArabi): "Karısıyla cinsii ilişkide bulunan fakat boşalma olmadan bu ilişkiye son veren kişinin Şer'î hükmü nedir?" diye sormuş, "üzerine gusül farzdır" cevabını alınca hayret etmişti.
Karşılaştığı çeşitli harikulade haller buna eklenince kendisinden akli denge bozukluğu diyebileceğimiz marazı bir özellik peyda olmuştu. Bizzat İbn Arabî'nin her akıllı yazar gibi eserlerini akla ve fikre dayanıp yazmadığını söylemesi de bunu gösterir."(76)
Yemekten sonra Muhyiddîn-iArabî hazretleri hanımına; "Tavuğun kemiklerini bir yere topla." buyurdu. Kadıncağız kemikleri bir araya topladı. O zaman Muhyiddîn hazretleri; "Bismillah! Kalk git ey tavuk!" buyurdu. Allahü teâlânın izniyle hayvan et ve kemiğe büründü ve kanatlanarak uçtu
5.İşte size tarikat çatışmalarına misal;Ama lütfen gülmeden okuyunuz;
Son devrin büyük meşayihinden Muhammed Nazım Kıbrısi el-Hakkani K.s.un "Risale Okumanın Zamanı Geçti" "Risale Okumanın Faydası Yok" gibi sansasyonel başlıklarla internet haber sitelerinde manşetlere oturan açıklamasının en önemli ayrıntıları olan bu konudaki en önemli ayrıntı Muhammed Nazım Kıbrısi el-Hakkani K.s.un "bu açıklamayı silsile büyüklerinden alınan manevi emir ile yaptığı" idi.
Kuzey Kıbrıs T.C. Lefke şehrindeki dergahta görüşülen Şeyh Muhammed Nazım Kıbrısi el-Hakkani K.s. Risale-i Nur cemaati ve Said Nursi rh.a Hz. ile ilgilendiğini ve hatta yıllar önce İstanbul'da tanınmış Nur camiası önderlerinden Mehmed Kırkıncı ve cemaatinden bir grup ile yapılan Risale-i Nur dersine katıldığını ifade ettikten sonra şu noktaların kamuoyuna iletilmesini istedi:
1. Risale-i Nur hakkında şiddetli bir açıklama yapması için kendisine "şiddetle" talimat veren makam, bugün bütün dünyadaki yaşayan "Nakşbendi meşayihi imameti"dir.
2. Şeyh Muhammed Nazım Kıbrısi el-Hakkani K.s. çok ciddi tesirlere yol açan açıklaması sonrası alem-i berzahta olan SAİD NURSİ Hz. kendileri ile "bir şekilde" görüşerek sözkonusu açıklamasından dolayı kendilerine teşekkür etmiştir. Bu görüşmede Said Nursi rh.a Hz. "kendisi adına paralar toplanması"ndan ; Risale-i Nur okuyanların kendilerini "müstesna müslüman" diğer ümmet-i Muhammedi "parya müslüman" saymalarından ve tarih boyu yaşayan İslam ulemasının kaleme aldığı Risale-i Nur dışındaki eserlerin "Nurcu" cemaatler" tarafından küçümsenmesinden rahatsızlığını dile getirmiştir.
Şeyh Muhammed Nazım Kıbrısi el-Hakkani K.s. bu açıklamaları hakkında şüpheye kapılacak; tereddüte düşecek olan bilumum NURCU büyükleri'nin Said Nursi Rh.a Hz.'ne mana aleminde muracaat ederek söyledikleri konusunda kendilerini teyid edip etmediğinin sorulmasını talep etmiştir.
http://www.tasavvuf.info/sunum2.htm
Selam ve Sevgiyle
Seçkin Deniz
Tarikatlere sızmalar
Size "MUHYİDDÎN-İ ARABÎ" Prof.Dr. Süleyman Uludağ imzalı bir link veriyorum(Kolaylıkla ulaşılabilir bilgi).İbn-i Arabi bir yahudi sızmacısıdır,demiyorum. Sadece okumanızı ve düşünmenizi istiyorum. Kur'anla örtüşen yönleri göremedim,gösterir misiniz?
http://www.ibnularabi.com/hay1.htm
Ve lütfen,Celaleddin rumî'nin Hocası Sadreddin Konevi'nin Hocası ve Üvey Babası;Yahudilerin bolca bulunduğu İspanya asıllı;hayatı boyunca Hükümdar ve zengin sofralarında bulunan,Gazali ile girdiği felsefî polemiklerle ün salan ibn-i rüştün talebesi bulunup onu dize(!) getiren, cincilerden ders alan ve kerametlerinin tümü kendinden menkul olan ve nihayetinde batılı müslüman hükümdarlardan yüz bulamayıp doğuya yönelen, kadınlara ilgisi dillere düşen,fakihlere düşman olan ve ölmeden evvel akli dengesi bozulan,yazığı herşeyi (Paul gibi) rüyada verilen haberlerle ilişkilendiren,bir elçi aracılığıyla vahiy alan, kemikleri kalmış tavuğu dirilten İbn-i Arabî'nin kendi ağzından anlatılanları okuyun.Ben bir kaç pasaj aktaracağım. Türkiye'de ve Dünya'da tasavvufta merkez alınan kişiyi görün. Yazdıklarının tümü hayal mahsülü,kendisine mani olabilecek olan fakihleri de etkisizleştirmeye çalışıyor. Ve onların çıkardıkları sonuçların yerine kendi uydurduklarını ekliyor.(Şu dipnota bakınız:İbn Arabî Buhari, Müslim ve Tirmizî'yi özetlemiş (ıhtısar), İbn Hazm' ın el-Muhalla isimli eserini kısaltmış, el-Mısbah isimli eserinde sahih hadisleri toplamıştı. Mişkatu'l-Envâr ve el-Erbaûn isimli eserlerinin konusu da hadistir. O hayatının sonuna kadar Kur'ân ve hadisle ilgilenmiş, çok tanınan bir âlim olduğu zaman bile hocalardan hadis dersleri almıştı. Nebhanî, I, 118). Size soruyorum şu anda Buhari, Tırmızi ve Muslim,sahih olmayan bir sürü hadis içeriyor.Sizce bu hadisleri bu kitapları yazanlar mı koymuştur. Yoksa onları özetleyen mi?.Hadis kitabı neden özetlensin,Bunlar makale mi?Ömrünün sonuna kadar İslam'ın temel kaynakları olan Ku'ran ve Hadisle meşgul olmasının sebebi gerçekten masumane midir? Yoksa tahrifat mıdır? Bilmiyorum. Sadece soruyorum. Akletmeye çalışıyorum.Şimdi alıntılara geçelim.Önce bir şiiri:
"Ceylanlara otlak, rahiblere manastır" "Putlara tapınak, hacılara Ka'be" Tevratın sayfaları, İslâm'ın mushafi oldu." "Dinim sevgi dinidir, onun kervanına yöneldim"
"Bu sene Allah'ın el-Bedî (yaratıcı) ismi sayesinde keşif yoluyla ilk akıl, (Akl-ı evvel) makamına erdim"
Bu esnada ansızın beliren yüzü ve sözü güzel bir kişi İbn Arabî'ye Allah tarafından gönderilen bir elçi olduğunu belirterek ona gayet güzel sözler söylüyor. Bu sözler aracılığıyla Allah'tan kendisine ittihadla ilgili bazı hususlar vahy (ilham) ediliyor bu sözler vahdet-i vûcud anlamına geliyor.
İbn Arabî İbn Rüşd'le vâkiada (hayalde) ikinci bir görüşme daha yaptığını, akıl ve fikir yoluyla gerçeği arayan bu filozofun ulaştığı sonuçlan kendisine anlatıp bunların doğru mu yanlış mı olduklarını sorduğunu, kendi zamanında inzivaya cahil olarak girip âlim olarak çıkan (benim gibi) birisi bulunduğu için Allah'a şükür ettiğini anlatır. İbn Rüşd'ün Kurtuba'da kılınan cenaze namazında hazır bulunduğunu kaydeder.
İbn Arabî ölülerin ruhlarıyla ilişki kurmayı ve onlarla görüşmeyi Ebu'l-Haccâc Yusuf el-Şübrbülî'den, ilahî ilhamı ve feyz almayı ise Musa b. İmrân el-Mirtelî'den öğrenmişti.
"Bir gün şeyhimiz Ureyni'nin meclisinde oturuyordum. Söz iyilikten ve sadakadan açılmıştı. Adamın biri: "Sadaka tercihen yakınlara verilir" deyince şeyh derhal ekledi: "Allah'a yakın olanlara"(17). Başka bir vesile ile Ureyni'den söz ederken: "O, kendisine hizmet edip faydalandığım ilk şeyhtir, kulluk konusunda engin bilgi sahibi idi" diyor.(Allah'a yakın olanlar, kimler? Şeyhler:). Sadakaları onlara verin)
"Fâtiha'yı okurken onun manevî mertebesini anlamıştım. Şöyle ki: O Fâtiha'yı okurken hava türünden maddî bir şekil meydana gelmiş, sonra ona yönelip: "Ey Fâtiha! Git falan yerde bulunan bu kadının kocasını al ve buraya getir" diye hitab etmişti. Çok geçmeden adam ailesine kavuşmuş, kadın da sevinmiş ve def çalmıştı."
Görülüyor ki İbn Arabî hayatta olduğuna inandığı Hızır'la görüşebiliyor, konuşabiliyor, ondan bilgi alabiliyor. Yani hayatta olmasa bile onu hayattaymış gibi tasavvur edebiliyor.
"O sırada yanımda bulunan bir ruhla konuşuyordum"
" Adama sordum: "Abdallar abdallık mertebesine neyle ulaşırlar?" Şöyle dedi: Ebu Tâlib Mekki'nin Kûtu'l-Kulûb'ta bahis konusu ettiği şu dört hususla: Açlık, uykusuzluk, suskunluk ve inziva."( Bunlardan sadece inziva Peygamberimiz tarafından uygulanmıştır, Hıra'da inzivaya çekildiğinde azığı bitince döner gelirdi. Seçkin Deniz)
İbn Arabî Kurtuba'da iken Hz. Peygamberden evvelki ümmetlerin içinde bulunan bütün kutupların isimlerinin, kendisine Allah tarafından ihsan edildiğini ve bunları Berzah âleminde gördüğünü belirtir.(25)
İbn Arabî 591/1194 senesinde Cebeli Tarık boğazını geçerek muhtemelen ilk defa muvahhidlerin saltanat merkezi olan Fas'a geliyor. Buradaki ulema ve meşayih ile görüşüyor. Burada iken sihir, tılsım ve ebced hesabı konularında geniş bilgi sahibi olan kişilerden bu hususlar hakkında bilgi alıyor.
İbnn Arabî'ye bir mürşide ihtiyaç olmadan tasavvufa girmeyi mümkün kılan bir eser yazması rüyada ilham edildi. Bu ilhama uyarak Mevakiu'n-Nucum isimli eserini kaleme aldı. Bu eserde gök cisimlerini sembol olarak kullanarak sulûkûn üç merhalesinde Allah'ın Sûfiye lutfettiği yüce nurları anlattı (39). İbn Arabî bu eseri ele geçiren bir kimsenin şeyhe ihtiyaç duymayacağını özellikle belirtir.
Dinî konularda az sayılmayacak bilgilere sahip olan Isfahanlı İmam Mekinuddin b. Şucâ'nın Nizam isimli güzel ve alımlı kızı İbn Arabî'nin dikkatini çekiyor.
Tercümânu'l-Eşvâk isimli âşıkhâne şiirleri ve gazelleri ihtiva eden eseri İbn Arabî'ye bu dilber ilham ediyor, İbn Arabi'nin bu eserdeki şiirlerinin konusu zahirde Nizâm, ama bâtında Allah'tır.
Konevî şöyle diyor: Şeyhimiz İbn Arabî dilediği peygamberlerin ruhu ile görüşme gücüne sahipti, isterse ruhun bu dünyaya inmesini ve maddî bir biçim almasını sağlıyor ve onunla görüşüyor, isterse rüyada görüşüyor, isterse kendisi beden kalıbından çıkıp ruhlar âlemine yükseliyor ve onlarla görüşüyordu.
İbn Arabî fakihleri sevimsiz kılan diğer bir hususa dikkati çekerken diyor ki: "Bazı müslümanlar, özellikle de fakihler evliyanın dünyadaki hallerine bakıp gülüyorlar, istikamet üzere bulunan halkın velilerin manevî zenginliklerinden söz açtıklarını görünce gülüyor ama sözlerini de kabul etmiş gibi görünüyorlardı.
Bir yaşını biraz geçmiş ama henüz konuşmayan ZZeyneb'e babası(ibniArabi): "Karısıyla cinsii ilişkide bulunan fakat boşalma olmadan bu ilişkiye son veren kişinin Şer'î hükmü nedir?" diye sormuş, "üzerine gusül farzdır" cevabını alınca hayret etmişti.
Karşılaştığı çeşitli harikulade haller buna eklenince kendisinden akli denge bozukluğu diyebileceğimiz marazı bir özellik peyda olmuştu. Bizzat İbn Arabî'nin her akıllı yazar gibi eserlerini akla ve fikre dayanıp yazmadığını söylemesi de bunu gösterir."(76)
Yemekten sonra Muhyiddîn-iArabî hazretleri hanımına; "Tavuğun kemiklerini bir yere topla." buyurdu. Kadıncağız kemikleri bir araya topladı. O zaman Muhyiddîn hazretleri; "Bismillah! Kalk git ey tavuk!" buyurdu. Allahü teâlânın izniyle hayvan et ve kemiğe büründü ve kanatlanarak uçtu.
Selam ve Sevgiyle
Seçkin Deniz
İşte Rant ve Makam Kavgası
İşte size tarikat çatışmalarına misal; ama lütfen gülmeden okuyunuz:
Son devrin büyük meşayihinden Muhammed Nazım Kıbrısi el-Hakkani K.s.un "Risale Okumanın Zamanı Geçti" "Risale Okumanın Faydası Yok" gibi sansasyonel başlıklarla internet haber sitelerinde manşetlere oturan açıklamasının en önemli ayrıntıları olan bu konudaki en önemli ayrıntı Muhammed Nazım Kıbrısi el-Hakkani K.s.un "bu açıklamayı silsile büyüklerinden alınan manevi emir ile yaptığı" idi.
Kuzey Kıbrıs T.C. Lefke şehrindeki dergahta görüşülen Şeyh Muhammed Nazım Kıbrısi el-Hakkani K.s. Risale-i Nur cemaati ve Said Nursi rh.a Hz. ile ilgilendiğini ve hatta yıllar önce İstanbul'da tanınmış Nur camiası önderlerinden Mehmed Kırkıncı ve cemaatinden bir grup ile yapılan Risale-i Nur dersine katıldığını ifade ettikten sonra şu noktaların kamuoyuna iletilmesini istedi:
1. Risale-i Nur hakkında şiddetli bir açıklama yapması için kendisine "şiddetle" talimat veren makam, bugün bütün dünyadaki yaşayan "Nakşbendi meşayihi imameti"dir.
2. Şeyh Muhammed Nazım Kıbrısi el-Hakkani K.s. çok ciddi tesirlere yol açan açıklaması sonrası alem-i berzahta olan SAİD NURSİ Hz. kendileri ile "bir şekilde" görüşerek sözkonusu açıklamasından dolayı kendilerine teşekkür etmiştir. Bu görüşmede Said Nursi rh.a Hz. "kendisi adına paralar toplanması"ndan ; Risale-i Nur okuyanların kendilerini "müstesna müslüman" diğer ümmet-i Muhammedi "parya müslüman" saymalarından ve tarih boyu yaşayan İslam ulemasının kaleme aldığı Risale-i Nur dışındaki eserlerin "Nurcu" cemaatler" tarafından küçümsenmesinden rahatsızlığını dile getirmiştir.
Şeyh Muhammed Nazım Kıbrısi el-Hakkani K.s. bu açıklamaları hakkında şüpheye kapılacak; tereddüte düşecek olan bilumum NURCU büyükleri'nin Said Nursi Rh.a Hz.'ne mana aleminde muracaat ederek söyledikleri konusunda kendilerini teyid edip etmediğinin sorulmasını talep etmiştir.
http://www.tasavvuf.info/sunum2.htm
Not: Bu açıklamayı neden Said Nursi'nin Berzah alemiyle irtibatı olan kişiler,bizzat kendileri Said Nursi'ye sormamışlar da,başka bir naşibendi şeyh gidip sormuş,şimdi de teyit için siz de gidip sorun diyor? Evet şeyhbendeler,elcevap? Bir şirketin kendisi hakkındaki açıklamayı o şirketin yönetimi yapar;rakip şirketin yönetimi değil. Devlet Bahçeli de Recep Tayyip Erdoğana bu tür akıllar vermeyi seviyor. Aradaki üç Benzerliği bulunuz.
Selam ve Sevgiyle
Seçkin Deniz
İnsanların Bilinçlenmesi ve Paranoid saldırılar
Bu yeni birşey değil.Ahlâkî yozlaşmanın insanların dengelerinde travmalar oluşturduğu ve bu travmaların insanları 'farklı' etkenlerle kontrol altına aldığı malum. Tamamen bilinçlendirmeye yönelik çalışmaların 'basit ve duygusal'içeriklerle sabote edilmek istenmesi,pek de alışkın olmadığımız birşey de değil.Ki;bazı saldırılar artık paranoya düzeyini aşmış durumda. Delil isteyenlere delil vermek de,malayani sebeplerle açıklanıyorsa söylenecek birşey yoktur. Kaldı ki;İnsanları aydınlatan,düşündüren yazıların daha fazla 'kişi'tarafından okunmasının kime ne zararı olabilir? Evet;zararı menfaatperestler göreceklerdir.
Çalışmalarımın içeriği bellidir. Bu içeriklerin insanlara ulaşmasında emeği geçen herkese teşekkür ederim. İnsanlara katkı sunmak niyetinde olanların da 'şarlatanlık' yapacaklarına, çalışmalarını tavsiye ediyorum.
Selam ve Sevgiyle
Seçkin Deniz
Reyting davası
Neden cevabınız sorunun altında değil de kendi yazınızın altında?
Tüm yorumlarınızın yine kendi bloklarınızda toplanması da enterasan!
Bu insanlar reyting için mi geliyorlar?
Nihan Hanım, dikkat ettiyseniz,sözkonusu yazı bir yorum yazısı ve ilgili yazının altında değil.Takdir edersiniz ki;her yazı bir süre sonra diğer yazılardan bağımsız hale geliyor ve yorumlarda yapılan iftiralar karşılıksız kalıyor. Bu yüzden yönlendirme yaptım.Yorum yazının altında olmalıdır. Bağımsız bir yazıya bağımsız bir yazı yazacaksanız o yazıda sorularınız olmamalı,fikriniz olmalı. Sorularınız varsa yazı ile aynı sayfada olmalı ve cevaplarda orda olmalı. Ama diğerlerinin amacı yararlı bir soru-cevap dizgisi oluşturmak değil gördüğünüz gibi. Ben bu çizgiye çekmeye çalışıyorum. Reyting demişsiniz, sizce kaygım sahiden bu mu? Ve bunu söylerken rahatsızlık duymuyor musunuz? Verilen emeğe saygınız bu mu? Burada bir araya gelen insanlara saygınız bu mu? Bu insanlar reyting için mi geliyorlar?Eğer öyleyse,cevap vereyim derdim reyting değil, ama düzeysizlerin saldırılarının amacı reyting. Onlara kolay gelsin. Ben konuyu burada bırakıyorum. Site üyeleri ve okuyucularına saygımdan dolayı bu yorum yazdığımı da bilmenizi isterim. Diğer yazılarımla ilgili yorum eklerimin de sadece süregiden zamanda olaylarla ilgili değişiklikleri yansıtmak ve bir sistem dahilinde kurguların anlaşılmasını sağlamak içindir.Farkında olunuz;yorum olarak vermek durumunda kaldığım bilgiler,izleyicilerin yazıyla ilgili değişiklikleri kolayca izleyebilmesi içindir.
Selam ve Sevgiyle
Seçkin Deniz
Düşünür Ahmet el-Katib:Şii ve Sünni siyasal düşünce ölmüştür.
"—İslam’a ve özellikle de Onun siyasal düşencesine sokulmuş yabancı unsurlar kesinlikle mevcuttur. Bunları ille de efsane ve hurafe olarak isimlendirmesek bile, haksız ve yalan yere Peygamber’e (sav) isnat edilmiş mevzu hadisler olarak isimlendirebiliriz. İslam ve Kuran’ı Kerim’den uzak bir şekilde yeni siyasi ilişikliler biçimlerinin oluşumunda bu uydurma hadislerinin büyük rolü olmuştur. İşin vahim olan tarafı da, bu uydurma rivayetler üzerine inşa edilen düşüncelerin, din kılıfına sokularak bunların İslam olarak isimlendirilmesidir."
...
"Buradan hareketle İslam bünyesine yabancı bu düşüncelere efsane ve hurafe diyebiliriz. Bunu siyasi ihtilaflarını dini inanç konusuna tahvil eden her iki kanadın siyasi teorilerinde görebiliyoruz. Örneğin masumiyet, nass ve Ali sülalesi esası üzerine tesis edilmiş bulunan ilahi imamlık teorisi. Aynı şekilde Abbasilerin, Rasulullah (sav)’e akrabalıkları dolayısıyla yönetim ve hilafet iddialarına zemin teşkil eden kurba (akrabalık) teorisi. Ya da hilafetin Abbas oğullarına ait olduğunu işleyen birtakım uydurma rivayetleri dolaşıma sokmuş olmaları. Ve yine aynı şekilde hicri üçüncü yüzyıldan itibaren İmamiye mezhebinin inanç konusu haline getirilen on ikinci gaip imam teorisi de böylesine bir hurafedir. Ki bu mesele, bir efsanenin itikadi temel bir konu haline getirilmesinin en çarpıcı örneklerinden biridir. Zira o günden beri gizlendiği söylenen bu gaip imamın tarihi açıdan gerçekten doğmuş olduğuna veya yaşadığına dair hiçbir delil yoktur."
...
"“masum imamın gaybubet döneminde” Şiilerin yönetimi ele geçirmek için herhangi bir siyasi hareket veya ayaklanma ve devrim gibi yollara başvurmalarını uzun yüzyıllar boyunca haram kabul etmişlerdir. Ta ki “imamiye” ve “gaib imamı bekleme” düşüncesi için bir devrim niteliği taşıyan “velayeti fakih” düşüncesi doğuncaya kadar!Sünni siyasal düşüncesi ise halifenin bir önceki halife tarafından belirlenmesi ve seçilmesi esasına göre işlemeye devam etti. Yönetimin, silah zoru ve askeri ihtilal yoluyla ele geçirilmesine onay verdi. Ehli hall ve’l akd kurumunun etkin olmasına izin verilmedi. Bu kurumun denetim fonksiyonu geçersiz kılındı, sadece bağlayıcılığı olmayan bir istişare rolü verildi
"Yönetim hakkı gasp edilen ümmet sultana teslim olmaya, boyun eğmeye, kul olmaya ve kaderini beklemeye mahkûm edilmiştir. Hatta öyle ki bazı ehlisünnet fakihleri zalim sultana beddua etmeyi bile yasaklamışlar, onlara en fazla hidayetleri için dua edilebileceğini hükme bağlamışlardır."
"Sünni –Şii ihtilafı İslam ve din temeline dayanmıyor. Bilakis çıkar çatışmasının bir ürünüdür ve bugün de öyle olmaya devam ediyor. Fakat bugün her iki taraf için de bu kavganın getirebileceği hiçbir yarar yoktur. Bilakis her iki tarafın da yararına olanı, herkesin özgürlük, insan onuru, sevgi ve kardeşlik atmosferi içinde yaşayabileceği adil siyasal bir düzen kurmaktır. Tarihin ölü çekişmelerini bir yana bırakarak, insanca bir ortak yaşam için çağdaş alternatifler aramalıyız!
http://www.timeturk.com/Sii-ve-Sunni-siyasal-dusunce-olmustur-16321-habe...
Not:Lütfen,konuyla ilişkisiz yorumlara girmeyelim. Görüldüğü üzere, slogan "kolay ulaşılabilir bilgi" dir. Yazının içeriği ve sorulara uygun yeni haberler seçilmektedir.
Selam ve Sevgiyle
Seçkin Deniz
Aynadır diliniz, Dîlinize.
Yaşlı Bilge der ki;
Kendileri tanımlarken 'şeyleri' süzme fikirlerle, süzmeliği hâs zannederler şahıslarına. Döner ayran kabartırlar, bendelerine.Ki;onlar, bendelerine lâzım olan da değil,hırkalarına cilâ bendinde dil çarpıtırlar. Karabataklar gibidir gözleri;çamurdan ötesini görmezler.
Selam ve Sevgiyle
Seçkin Deniz
Halis din yalnızca Allah’ ındır
اَلاَ لِلَّهِ الدِّينُ الْخَالِصُ وَالَّذِينَ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِهِۤ اَوْلِيۤاءَ مَا نَعْبُدُهُمْ اِلاَّ لِيُقَرِّبُونۤا اِلٰى اللَّهِ زُلْفٰى اِنَّ اللَّهَ يَحْكُمُ بَيْنَهُمْ فِي مَا هُمْ فِيهِ يَخْتَلِفُونَ اِنَّ اللَّهَ لاَ يَهْدِي مَنْ هُوَ كَاذِبٌ كَفَّارٌ (3)
Haberin olsun, halis din yalnızca Allah’ ındır. O’ndan başkalarını evliyalar edinerek “Biz bunlara yalnız bizi daha fazla Allah’a yaklaştırmaları için kulluk ediyoruz.” diyenlere gelince, Allah tartışıp durdukları konuyla ilgili hükmünü verecektir. Şu bir gerçek ki Allah yalancı, inkarcı kişiyi doğru yola iletmez. 39 Zümer 3
İslam'ın tevhid inancına "paralel bir din" olarak geliştirilen ve Budist, Maniheist, Hind-Iran mistik kültürü, Mailen Gnostik ve Neoplatonik felsefesi ve Yahudi ve Hristiyan mistik geleneklerinin sentezinden başka bir şey olmayan Tasavvufun bilgi kaynağı keşif, ilham ve rüyaya dayanır. Buradaki İlham kesinlikle, peygamberlere gelen vahiyden başka bir şey değildir! Ünlü mutasavvıfların hemen hemen hepsi kitaplarını/yazılarını kendilerinin yazmadıklarını, onlara yazdırıldığım, yukarıdan (Tanrı'dan) aldıklarını iddia etmişlerdir
Bu iddiada bulunurken her biri değişik ilham/vahiy tasvirleri yapmış olsalar da özde hep aynıdır: Kendileri sadece, onlara gelen vahyin mütercimidirler! Tanrı onlara doğrudan vahyetmiştir...
Böylece sûfiyye takımı "zahirî bilgi"yi mahkum ederler ve her türlü sözün (hususan Kur'an'ın) bir de batıni anlamının olduğunu, bunu ancak keşif ve keramet sahibi evliyanın bileceğini iddia ederler, işte Kur'an'ın mesajını tahrif etmenin en zalim bir aleti de bu "batıni bilgi" hezeyanı olmuştur.
Biz bu yazıda tasavvuf geleneğinin üç önemli simasının; Muhyiddin İbnül Arabî, Celaleddin Rûmî ve Said Nursi'nin, bilgilerini, yani kitaplarını nereden aldıklarını, kendilerine nasıl yazdırıldığım kendi ifadelerine dayanarak ortaya koymaya çalışacağız. Bu üç isim, popülaritesi en fazla olup, tasavvufun iyi birer mümessilidirler. Bunların kanaatleri bütün sufiyenin ortak akîdesidir
Tasavvuf felsefesi, şeyhin lâyuhtî, lâ-yüs'el mutlak otoritesine mutlak teslim olmayı merkeze alan mutlak kabul esasına, yani kula kulluk esasına dayandığı için, bu felsefeyi kabul edenler, anlıyor değiller, sadece körü körüne teslim oluyorlar. Yani, "bunları tasavvufcu olmayanlar anlamazlar" tezi, dayatmacılığın, mutlak mûtî "kullar" edinmenin bir biçimidir. Bu "anlaşılmazlık" dayatmasını yutanlar, perdelerini indirip, dışa kapanıyorlar, akıl ve iz'an dışı söylemlerle akıllarını ipotek ettirip ruhsal dengelerini sarsıyorlar. Dolayısıyla tasavvuf akideleri anlamakla değil, dogmatik olarak teslim olmakla alakalıdırlar.
Tasavvuf'ta Yazdırılma Motifi
Not: İbn-i Arabî hakkında araştırma yaparken analizimle paralel tevhid asıllı değerlendirmelerin çok az olmasına rağmen 'var' olduğunu görmekle beraber,sorgulamadan derlenen tasavvuf erbablarını da görmek fırsatım oldu.Bir çok prof.'un tez konusu olan bir çok kişi,herhangi bir sorguya uğramadan derlenmiş fikirleriyle anlaşılmazlık gibi bir zırha çelik dokumaya devam ediyor. Lütfen,okuyunuz.Bundan 20 yıl önce derdest edip bir kenara koyduğum tasavvufu yeniden gündeme almakta ki de gayem daha fazla insanın konuyla 'cesurca' ilgilenmesine vesile olursa maksat hasıl olacaktır.Yazımda temel almadığım bu konuyla ilgili verileri fırsat buldukça paylaşacağım.
Selam ve Sevgiyle
Seçkin Deniz
Seçkin Bey, Allah (c.c.)'a iman etmek fizik ile ispat edilmez!
Tasavvuf konusundaki eleştirilerin çoğu, anlam kaymasından kaynaklanır...
Ayrıca tasavvufcu olmayanlar anlamaz sözü bile aslında anlaşılır ve makuldur...
Zaman bulduğumda ayrıntılı konuşmak isterim inşaallah,
Bediüzzaman hz.'lerinin uhuvvet risalesindeki* tüm mü'minleri teyakkuza çağıran vifak-ittifak luzumluluğuna bağlı kalarak...
*http://www.risaleara.com/oku.asp?id=957
Allah, insanı Kendi suretinde mi yarattı?
"İbnü’l-Arabî’nin belirttiği gibi Allah, insana kendi ruhundan üflemiş ve onu kendi suretinde yaratmıştır"
Abdullah KARTAL (Dr., Uludağ Ü. İlahiyat Fakültesi Tasavvuf Anabilim Dalı)
Abdullah Kartal'ın Makalesi
Not: Yahudilerin esas kabul ettiği "Allah insanı kendi suretinde yaratmıştır" Kur'an'la ve İslam'la ilişkisizdir. Yine aynı yazıda İbn-i Arabi'nin teslisle ilgili bir çok çalışması vardır. Görülecektir ki,İbn-i Arabi kutsal metin mühendisidir.Bu ne demektir,düşününüz?
Selam ve Sevgiyle
Seçkin Deniz
Biliyorum ki!
Seçkin Bey,siz müslümansınız.Müslümanlığınızı inkar etmediğiniz sürece müslümansınız.
Sizin bir müslüman olarak yazdığınız yukarıdaki yazıyı okurken,cümlelerinizdeki hata şeklinde yorumlanabilecek hayır!diyebileceğim iddialarınızı Allah(c.c.)'a iman etmişe ait olması sebebi ile iyiye yorma,kasıt aramama,hüsn-niyet sezme şeklinde adaptasyona uğrattım.
Örneğin:
"Bütün olumsuzluklara karşın İnsanlığın özgürlük mücadelesi, Allah'ın koyduğu ölçüler ve beyan ettiği değişmez mesajı sayesinde, her iki mezhebin(Sunnî ve şiâ)içinden Kur'an merkezli düşünceler üreten akl-ı selim sahibi insanlarla sürmeye devam etti. Onların varlığı ve verdikleri eserler Müslümanların özgürleşmesinde ve kişileşmesinde gelecekte çok önemli görev üstleneceklerdi."
Bu pasajda ve genel olarak,insanlığın özgürlük mücadelesinin,Allah (c.c.)ın olaya müdahil olması ile müslümanlar lehine geliştiğini iddia etmişsiniz...
Oysa,Allah (c.c.)hayr ve şerri de yaratandır.Allah(c.c.)için müslümanları özgürleştirme gibi bir misyon belirlemişsiniz.Sanki Kur'an için müslümanın kişisel gelişim kitabı anlamı oluşturmuşsunuz.Oysa Kur'an insanın yaratılış gayesinin manzumesidir.Müslüman olan olmayan herkese,Herşeyin sahibinin(c.c.) hitabıdır!
Herşeyi yaratanın(c.c.),yarattıkları içinde kendi hitabına muhatab olma özelliğini verdiği insana,bütün noksan sıfatlardan münezzeh olan,israf etmesi namümkün'(c.c.) ün,israf değilsin! hatırlatmasıdır...ALLAH'U ALEM (c.c.)
Bu bağlamda Allah(c.c.) kelamının kuşatıcı fonksiyonunu daralttığınızı,şahsi ufkunuz nispetinde bir misyon yükleyerek,müslümanları etki altına almaya çalıştığınızı,dar düşünceler içine hapsederek Kur'an ın değerini zayıflattığınızı iddia edecek kadar zalim olmamak gerek...zaten öyle yapmamışsınız.
Siz,"özgürlük" derken,bu kavrama "ALLAH 'A KUL OLAN ÖZGÜR OLUR" gibi temiz bir mana yüklemiş,ilahi kelam "ALLAH'A KULLUK,DOLAYISI İLE ÖZGÜRLÜK" verir,gibi güzel bir önermeyi müsahhaslaştırmaya çalışmışsınız.
Allah razı olsun...
Sizin düşünceleriniz,saptamalarınız,müşahedeleriniz,yargılarınız arkasına takıldım...
Sizden etkilendim,siz çok hoşuma gittiniz...
Fikirleriniz ışıl ışıl pencereler açtı bana.O pencerelerden daha önce hiç görmediğim,farkına varmadığım aslında üzerine yorulmadığım,çalışmadığım gerçekler yüzüme yansıdı.Yansımanın etkisi ile kendimi daha bir güzel gördüm aynada.Yüzüme vuran hakikat akislerini farkettiğim anda,daha da bir sevdim sizi...
Benide güzelleştirdiniz dedim içimden.Güzelsiniz ki,güzelleştirdiniz... (kim ?!)
Güzelliğinizin kaynağı ile ilgili şahsınıza ait bunca argüman ortada iken,sakın bu güzelliğin size ait olmadığını söylemeyin...Tutup da ben hiçbirşeyim,söyleyene değil,söyletene bakın demeyin...
Hep O'(c.c.) İlla O'(c.c.) diyerek seçilmiş kişi pozisyonuna girmeyin,niye sizi seçsin O'(c.c.),ne özelliğiniz var?Neden O'(c.c.),size ekstradan güzellik versin?O'(c.c.),adaletlilerin en adaletlisidir,hepimizi yaratan ve yarattıklarını başıboş bırakmayan,mülkün yegane sahibidir,diye iman ettik biz.
Bu iman ile yolumuzu buluyoruz,bu iman ile kaya gibi duruyoruz.Ne gereği vardı şimdi.Sizin bu güzel imanınız ile elde ettiğiniz,kazandığınız,hak ettiğiniz güzellikleri neden sahiplenmiyorsunuz?Amacınız nedir?
Lütfen yapmayın,benim değil onlar demeyin.
Bu pırlanta değerinde müşahedeler,tefekkürler vs. bunların hepsi sizin başardığınız,kazandığınız,hakettiğiniz imanınızdan!
Tüm bunlara hayır!,bana ait değiller,eğer O'(c.c.)vermeseydi,olmazdı demeyin.
Mesleğinizi İlahi makamlardan onaylı gösterme arzunuzun temelinde yatan nasıl bir karakter sorunudur?
tasavvuf kavramı size neden böyle ilgi çekici geldi birden?
Oysa tasavvuf diye bişey yok ki,imanın-islamın şartlarında...
milyarlarca farklı fıtratta yaratılmış ,farklı farklı insan için aynı kuralların geçerli olduğu bir hayat alanı yaratılmış ve aynı ilahi kelamla seslenilmiş ve aynı peygamber s.a.v. ile rahmet gönderilmiş...
Tüm bu pozitif genel bakış,seni neden tatmin etmedi de;
tuttun bu farklılıkların israf olmadığı merkezinden yola çıkarak farklılıklardaki hikmeti okumaya çalıştın,farklı yaratılmış her bir insanın,farklı bir hayat ile lutuflandırılmasından,farklılıklara göre "iman" seyrinin rotalarına takıldın... anlamadım gitti.
"iman" etmiş ya işte... Derdin ne?
imanı elinde bir kor mu ki,problem çıksın?
Tasavvuf kavramını "ELHAMDULILLAH MUSLUMANIM" diyenlerin ekseninden çıkarıp,ufuk noktamıza ait zannlar ile yeniden tanımlayalım.
Bize ne başkasının farklı tanımlamasından,biz "iman" sahibiyiz,özgürüz,kişi olabilmiş Kur'an hadimiyiz...
olur mu?
(meslek erbablarına "hepiniz sapkınsınız" diyebilecek yeterli delili olan varsa çekinmesin tabi,dilsiz şeytan konumuna düşmemekle,dili olan şeytan konumuna düşmemek arasındaki incelikte hatırlanmalı)
sözün özü,sözün en güzeli:
"Subhansın ya Rab!,senin bize bildirdiğinden başka ne bilebiliriz ki?herşeyi hakkiyle bilen,herşeyi hikmetle yapan Sensin."(Bakara suresi 2/32)
(ibn-arabi hz.lerinden ziyade genel bir bakış açısında anlaşılması gerektiği kanaatindeyim)
selam ve dua ile...
Yazık,sözün özüne hürmeti olmayanadır
Osman Bey,bu laf kalabalığının arkasına sakladığınız sözleri neden açıkça söyleme cesaretiniz yok?
Neden düşünebilmen(iz)in önüne engeller dikiyorsunuz? Neden korkuyorsunuz? Biraz daha gayret etseniz,küfür ile de suçlayacaksınız,tebrik ederim. Ama düşünsenize;keyfinizi bozan biri var ve sizde elinizden geldiği kadar öfkenizi nefretinizi 'o mahur' kaygan gözlerle ifade ederek figan ediyorsunuz. Alay mı edeceksiniz,sorun değil buyrun edebilirseniz edin! Romantik ve hamasî 'ego' pohpohuna da alışkın olduğunuz içinde bu tür dertlerin herkeste olduğunu sanıyorsunuz. Yazık! Sizin neye inandığınız beni ilgilendirmiyor. Sizler hak sandığınız yolda tefrika ile ilerleyip duruyorsunuz. Hangi ayrılıkların birleşmeler getirdiğini biliyorsunuz belki de. Bildiğiniz masallarda bundan besleniyor,her insan kendi bildiği yolda ilerler. Elbette öyledir;herkes bildiği kadar oynar,der eskiler. Ama kimin ne bildiği,o bilinenin Kur'an'a ne kadar uyduğu meselesi sizi ilgilendirmese de şahsen beni ilgilendiriyor. Kişi olarak,mükellef olarak,sizi herşeyin farkında olmak;ama bu farkındalığa rağmen çarka çomak sokmamakla suçlayabilirim. Haksızlık etmiş olur muyum Osman Bey? Bölünerek yokolmayı kolaylaştırmakla sizleri suçlayabilirim Osman Bey? Allah'ın emirlerini maskeleyenlere yardımcı olmakla sizi suçlayabilirim Osman Bey? Peki,Siz beni neyle suçlayacaksınız? Söyleyin Osman bey? Kur'an'ı okumaya davet etmekle mi? Şeref duyarım!.Ama sakın nefsini tanrı edinenlerle beni bir tutmayın. Hakkımı helal etmem! Gözümde ayrılığı körükleyenlerin hepsi birdir.
Not: Osman Bey,bu sizden beklenebilecek bir yorum değildi. İnsanlar ne zaman öfkelerine hâkim olup,sözü anlamaya çalışacaklar,kardeşim söyler misiniz? Yani mecbur musunuz,insanları tekfir etmeye? Bu alışkanlık sizde olduğu sürece,benim kanıtlarım olmaya devam edeceksiniz. Bir düşünün zahmet olmazsa;yol yol deyip bağırıyorsunuz,benim yolumda bu;neden hürmet etmiyorsunuz?Çelişkileriniz de ikinci kanıt grubuma giriyor. Bir önceki yorumunuzu sonradan gördüm. İnsanın inanması için kanıta ihtiyacı yok kardeşim. Kanıt arayp duranlara git sen sor onu. Allah,insana akıl ve vicdan gibi iki temel vergi vermiş,bu ikisiyle anlamayan,inanmayan kanıt arayıp buluyorsa onun derdi büyük demektir. Çocuk İbrahim'in kanıtı mı vardı? Siz böyle mi Kur'an okuyorsunuz? Gelelim filozof takıntılı tasavvuf derinlikçilerine,insanın inanması için en son ihtiyaç duyacağı şey bile değildir tasavvuf. Geçiniz bu masalları!
Selam ve Sevgiyle
Seçkin Deniz
Özür dilerim Seçkin Bey;
Hakkınızı helal edin,inşaallah...
Bazen sözlerinizin vize aldığı yeri tekrar tekrar sorgulamanız gerekir.Kendini arayan tüm insanlar gibi bende,vizenin nerden geldiğini,nereye gittiğini yeterince irdelemedim sanıyorum.Belki sizde yapmadınız.
Aslında yanlış anlaşılmışım diyeceğim,fakat diyemiyorum tekrar okuyunca.Haklısınız,yanlış anlatmaya meyl etmişim,dolayısı ile çam devirmişim.
Tekrar özür dilerim,hakkınızı helal ediniz,inşaallah...
Tahrif
Bana Tevrat'ın veya İncil'in metninin bozulduğuna dair tek bir ayet gösterebilir misiniz?
Bilim adamlarının kanıtlarıyla zerre kadar ilgilenmiyorum.
Her insan iyidir, ama unutmaya mahkumdur.
Tahrifât. Biraz araştırınız.
Kur'an okumayanların şu 'bir tek ayet' muhabbeti gerçekten bayıyor artık. Neyi kanıtlamaya çalıştıklarını izah etseler de anlasak? Sahiden,yeni mi öğreneceksiniz muharref olanları? Eğer öyleyse buyrun:
Maide Suresi 12., 13., 14., ve 15. ayetler:
12. Andolsun ki Allah, İsrailoğullarından söz almıştı. (Kefil olarak) içlerinden on iki de başkan göndermiştik. Allah onlara şöyle demişti: Ben sizinle beraberim. Eğer namazı dosdoğru kılar, zekatı verir, peygamberlerime inanır, onları desteklerseniz ve Allah'a güzel borç verirseniz (ihtiyacı olanlara Allah rızası için faizsiz borç verirseniz) andolsun ki sizin günahlarınızı örterim ve sizi, zemininden ırmaklar akan cennetlere sokarım. Bundan sonra sizden kim inkar yolunu tutarsa doğru yoldan sapmışolur. *
13. Sözlerini bozmaları sebebiyle onları lanetledik ve kalplerini katılaştırdık. Onlar kelimelerin yerlerini değiştirirler (kitaplarını tahrif ederler). Kendilerine öğretilen ahkamın (Tevrat'ın) önemli bir bölümünü de unuttular. İçlerinden pek azı hariç, onlardan daima bir hainlik görürsün. Yine de sen onları affet ve aldırış etme. Şüphesiz Allah iyilik edenleri sever. *
14. "Biz hıristiyanlarız" diyenlerden de kesin sözlerini almıştık ama onlar da kendilerine zikredilen (verilen öğütlerin veya Kitab'ın) önemli bir bölümünü unuttular. Bu sebeple kıyamete kadar aralarına düşmanlık ve kin saldık. Yakında Allah onlara yaptıklarını haber verecektir. *
15. Ey ehl-i kitap ! Resulümüz size Kitap'tan gizlemekte olduğunuz birçok şeyi açıklamak üzere geldi; birçok (kusurunuzu) da affediyor. Gerçekten size Allah'tan bir nur, apaçık bir kitap geldi.
Selam ve Sevgiyle
Seçkin Deniz
tahrife dair
selam ve dua ile;
kitab-ı mukaddes denilen kitabın (tevrat ve incilin bir arada olduğu Bible denilen) kendisi tahrifatı beyan eder:
" Lut tsordan çıkıp dağda oturdu ve iki kızı onunla beraberdi; çünkü Tsorda oturmaktan korktu; ve o, ve iki kızı bir mağarada oturdular. Ve büyük kızı küçüğüne dedi; Babamız kocamıştır ve bütün dünyanın yoluna göre yanımıza girmek için memlekette erkek yoktur; gel babamıza şarap içirelim ve babamızdan zürriyeti yaşatmak için onunla yatarız. Ve o gecede babalarına şarap içirdiler; ve büyük kız girip babası ile yattı, ve onun yatmasını ve kalkmasını bilmedi. Ve vaki oldu ki, ertesi gün büyük kız küçüğüne dedi; işte dün gece babamla yattım; bu gece de ona şarap içirelim ve babamızdan zürriyeti yaşatmak için gir, onunla yat. Ve o gecede dahi babalarına şarap içirdiler ve küçük kız kalkıp onunla yattı; ve onun yatmasını ve kalkmasını bilmedi. Lutun iki kızı böylece babalarından gebe kaldılar." (Kitab-ı Mukaddes, Tekvin, Bab 19, ayetler; 30-36)
c.ç
şuyuu vukuundan beter
tahrifatı izah eylemek gayesiyle yapılan bu tafsilat dahi nahoş durmuş. hiç gerek yoktu zannımca.
_____________________________________
Ey menba-ı ÂŞK! Gönlüme kıldığın nazar-ı mehabbet kadardır kıymetim...
alıntı
selam ve dua ile;
usta çıkışınızı anlayamadım. her pazar ve cumartesi birileri bu kitabı alıp okuyor kiliselerde, havralarda.. ve öyle olduğuna inanılıyor.. biz her hangi bir dedikoduyu buraya getirmedik.. tevratta ve incilde tahrifat olup-olmadığına ilişkin sorulan soruya kitabın kendisini kaynak göstermenin neresi nahoş?
bir tek örnek mi? değil.. kitab-ı mukaddesin tanrısı bir şeyi yaratmadan önce iyi mi-kötü mü olup-olmadığını bilmeyen ve bazen yarattıklarından ötürü pişman olan bir tanrı.. ve insan şekline bürünüp gönderdiği peygamberiyle güreşen ve güreş esnasında uyluk kemiği incinen bir tanrıdan haber veren kitabın tahrif olup-olmadığı sorgusunu yapana başka ne diyebilirdim ki? bunlara inanıyorlar.. inanın inanıyorlar.. hem de ne teviller getirerek inanıp bir de inandırmaya çalışıyorlar.. işin tuhafı inandırdıkları da var.. ana-babasının müslüman oluşunu kendi müslümanlığına referans gösterip hırıstiyan olan nicelerini tanıdım.. hürmetlerimle..
c.ç
su-i misal
dedikodu olsun diye bu misali önümüze getirmeyecek kapasitede olduğunuzu biliyorum. ama misal çok iğrenç! hem bir baba, hem bir peygamber... bir başka misal ile tahrifat açıklanabilirdi. malum ahlakın iyice çöktüğü bir devirdeyiz. bunun gibi örnekleri de okuyor, duyuyoruz. nefisler de kendilerine yalan dahi olsa bir bahane bulma gayretinde oluyor çoğu zaman. islam peygamberinin, "kötü bir şey gördünüz mü onun üzerini örtün demesi" bu sebebten olsa gerek. ya da "... yaklaşmayın" emirlerindeki ittika gibi...
ha, gerekirse bu misaller işin erbabınca akademik toplantılarda konuşulur, tartışılır. ama uluorta yerde yazılmasını şahsen ben uygun görmedim. meraklısı olan bulamaz mı, bulur elbet! ama arayan bulsun. aramayanın gözüne sokmaya gerek yok diye düşündüm.
iş bu sebebten dolayı benim de nahoş görmem usûlden değil esastan idi.
muhabbetle,
_____________________________________
Ey menba-ı ÂŞK! Gönlüme kıldığın nazar-ı mehabbet kadardır kıymetim...
tahrife dair ayetler
bakara 75; "(Ey mü'minler! Yine de Yahudilerin) size inanacaklarını mı umuyorsunuz? Halbuki onlardan bazıları vardı ki, Allah'ın kelamı (olan tahrif edilmemiş Tevrat'ı)nı dinlerlerdi de, onu anladıktan sonra, bile bile tahrif eder (bozup değiştirir)lerdi."
nisa 46; "Yahudilerin bir kısmı, (Tevrat'taki) kelimeleri yerlerinden değiştirirler,..."
maide 15; "Ey Ehl-i Kitap! Size, Kitap (Tevrat)'tan gizlemekte olduğunuz şeylerin bir çoğunu (ayan beyan) açıklayan ve bir çoğundan da (sükut ile) geçiveren Rasulümüz gelmiştir. Doğrusu size, Allah'tan bir Nur (olan İslam veya Muhammed) ve apaçık bir Kitap (Kur'an) gelmiştir."
_____________________________________
Ey menba-ı ÂŞK! Gönlüme kıldığın nazar-ı mehabbet kadardır kıymetim...