renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Unutmadık Hiç

mevlana idris/gerçek hayat

91 yıl önce Çanakkale

Bizim için ölmeden biraz önce namaz kıldılar

Unutmadık hiç

----

Yukarıda yer alan çalışma Mevlana İdris'e ait olup Gerçek Hayat Dergisi'nin 17 Mart 2006 tarihli nüshasından alınmıştır.

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

ÇANAKKALE CEPHESİNDEN YAZILAN SON MEKTUP

Hasan Ethem bir şehidimiz, Niğde’nin Divrin(Yıldıztepe) kasabasından…

Mektubunu yazdıktan iki gün sonra Maydos (Eceabad)'da şehit olan ihtiyat zabit (yedek subay) namzedi Hasan Ethem'in mektubudur bu.Düşmanın Çanakkale'ye dayandığını işittiğinde birçok fedakar Türk genci gibi o da vatan için gözünü kırpmadan cepheye koşmuş, gönüllü yazılmıştır. Kendisi İstanbul Hukuk Fakültesi son sınıfına devam ederken aynı zamanda Bayezit Numune Mektebi'nde öğretmen olarak vazife yapmaktaydı.

Valideciğim, Dört asker doğurmakla müftehir şanlı Türk annesi,

Nasihat-amiz mektubunu Divrin Ovası (Niğde) gibi, güzel, yeşillik bir ovacığın ortasından geçen derenin kenarındaki armut ağacının sayesinde otururken aldım. Tabiatın yeşillikleri içinde mest olmuş ruhumu bir kat daha takviye etti.

Okudum, okudukça büyük dersler aldım. Tekrar okudum. Şöyle güzel ve mukaddes bir vazifenin içinde bulunduğumdan sevindim. Gözlerimi açtım, uzaklara doğru baktım. Yeşil yeşil ekinlerin rüzgâra mukavemet edemeyerek eğilmesi, bana, annemden gelen mektubu selamlıyor gibi geldi. Hepsi benden tarafa doğru eğilip kalkıyordu ve beni, annenden mektup geldi diyerek tebrik ediyorlardı. Gözlerimi biraz sağa çevirdim güzel bir yamacın eteklerindeki muhteşem çam ağaçları kendilerine mahsus bir seda ile beni tebşir ediyorlardı. Nazarlarımı sola çevirdim çağıl çağıl akan dere, bana validemden gelen mektuptan dolayı gülüyor, oynuyor, köpürüyordu ...

Başımı kaldırdım, gölgesinde istirahat ettiğim ağacın yapraklarına baktım. Hepsi benim sevincime iştirak ettiğini, yaptıkları rakslarla anlatmak istiyordu. Diğer bir dalına baktım, güzel bir bülbül, tatlı sedasıyla beni tebşir ediyor ve hissiyatıma iştirak ettiğini ince gagalarını açarak göstermek istiyordu.

İşte bu geçen dakikalar anında, hizmet eri:
-Efendim, çayınız, buyurunuz, içiniz, dedi.
-Pekala dedim, aldım baktım, sütlü çay...
-Mustafa bu sütü nereden aldın, dedim.
-Efendim, şu derenin kenarında yayıla yayıla giden sürü yok mu?
-Evet dedim. Evet ne kadar güzel.
-İşte onun çobanından 10 paraya aldım.

Valideciğim, on paraya yüz dirhem süt, su katılmamış. Koyundan şimdi sağılmış, aldım ve içtim. Fakat yukarıdaki bülbül bağırıyordu: "Validen kaderine küssün, ne yapalım. O da erkek olsaydı, bu çiçeklerden koklayacak, bu sütten içecek, bu ekinlerin secdelerini görecek ve derenin aheste akışını tetkik edecek ve çıkardığı sesleri duyacak idi"

Şevket merak etmesin o görür, belki de daha güzellerini görür.

Fakat, valideciğim, sen yine müteessir olma. Ben seni, evet seni mutlaka buralara getireceğim. Ve şu tabii manzarayı göstereceğim. Şevket, Hilmi (kardeşleri) de senin sayende görecekler.

O güzel çayırın koyu yeşil bir tarafında, çamaşır yıkayan askerler saf saf dizilmişler. Gayet güzel sesli biri ezan okuyordu.

Ey Allah'ım , bu ovada onun sesi ne kadar güzeldi.Bülbül bile sustu, ekinler bile hareketten kesildi, dere bile sesini çıkarmıyordu. Ezan bitti. O dereden ben de bir abdest aldım. Cemaat ile namazı kıldık.. O güzel yeşil çayırların üzerine diz çöktüm. Bütün dünyanın dağdağa ve debdebelerini unuttum. Ellerimi kaldırdım, gözümü yukarı diktim, ağzımı açtım ve dedim:

"Ey benim Rabbim !
Şu kahraman askerlerin bütün dilekleri; ism-i Celâlini İngilizlere ve Fransızlara tanıtmaktır. Sen bu şerefli dileği ihsan eyle ve huzurunda titreyerek, böyle güzel ve sakin bir yerde sana dua eden biz askerlerin süngülerini keskin, düşmanlarını zaten kahrettin ya, bütün bütün mahveyle! "diyerek dua ettim ve kalktım. Artık benim kadar mes'ut, benim kadar mesrur bir kimse tasavvur edilemezdi.

Oğlun Hasan Ethem

Hasan Ethem'in validesine son mektubunda duygularını samimi ve edebî bir şekilde aktarırken askerlerin moral ve motivasyonlarını sağlayan manevi hayatlarından tablolar sunmaktadır.

Şehitlerimizi rahmetle anıyoruz.

kınalı kuzular

Çanakkale benim için dram değil aslında. Büyük sevinç; hem şehitler için hem de bizim için.

"Ağlarsa anam ağlar" dedikleri vardır bir tek ağlayan Çanakkale'ye de. Anaların kuzularını kendi elleri ile yolcu edilmesidir Çanakkale.

Bir annenin vatan müdafaası için gönderdiği evladına kına yakmasının öyküsü canımızı alır, yüeğimizi titretir. Komutanı da duygulandıran da budur işte. O zamanlar duygu yoksunu değildir kimse şimdiki kadar.

Allah'ım bizleri o zamanki ruhla ruhlandır. Lakin "Bedr'in arslanları ancak bu kadar şanlı idi"

kervanımız yürüyor...

Çanakkalede..

Geçen pazar Çanakkaleye bir akrabamın düzenlediği tur ile gitmek nasip oldu.. Sanki japon turistlerin gezişi gibi geziyor alışveriş yapıyordu herkes.. Sağı solu eşeleyip mermi çekirdeği arayanlar, hediyelik eşyalar için pazarlık yapanlar, kefensiz gömülen 72 milletden şuhedanın nerelerde gömülü olduğu bilinmeyen yerlerde çok rahat gezebiliyordu.. Kurmay Yarbay Mustafa Kemal i vazifesinin üzerinde genel komutan gibi addeden ve bu şekilde öğrenilmesi için 10 otobüs dolusu acemi askere abidenin önünde tek kişilik bir oyun sergileyen sivil giyimli komutan.. 91 yıl boyunca bir milletin metamorfozu.. Gideceklere tavsiyem oralarda gezinenleri değil 91 yıl önce yazılmış destanın hayalini görmeye çalışın..

Etkileyici bir bakış

Etkileyici bir bakış gibi.. çok şeyler ifade eden bir an bu.

Hali ve ahvali anlatan, özenle seçilmiş, son derece manalı ve isabetli bir fotoğraf karesi. Altına bir şey yazmamayı tercih etmek de öyle. Sükut etmek düştü bize yine.

Rabbim şehitlerimize rahmet, bizlere de, onlarla birlikte kılacağı hal ve hayat yaşamayı nasip etsin..

Tebrik ve teşekkür ederim!

"Hubbül vatan min'el iman" ( Vatan sevgisi imandandır)

Önce vatan diyen
ezan susmaz diyen
bayrak inmez diyen
şehid ölmez diyen
birleri var, birileri var!
.............................

Bir duruş, bir anlayış ve bir hatırlayış, muhabbet tadında ancak bu şekilde resmedilebilirdi. Şahsım adına Cemaate, tebrik ve teşekkürlerimi sunarım.

"Mevlam bu aziz millete, bu aziz vatana zeval vermeye inşaalah"

Zaman alışmayı öğretir belki, ama unutmayı asla!

Cümle geçmişlerimize, Mevlam rahmet eyleye, inşaallah.

Muhabbet ve dua ile

dualarla kalalım

Bu topraklar için

Çanakkale deyince
Mehmet Akif'ten sonra tek söze bile güç yetiremiyor insan.
Apaçık düz söyleyeyim her fert gidip bir görsün o toprakları.Görevdir
Yazmıştım ama indiremedim yanlızdım Gelibolu yarımadasında Kemaltepe ile Anzak Yolu kavşağında bir bez asılıydı geçen yıl
ŞEHİTLER DİYARI DİNLENME TESİSLERİ

www.ulvialacakaptan.com

Dur Yolcu!

Harbe dair Churchill'e atfedilen iki lakırdı var:
"Biz orada [Gelibolu, hcdogan] Türklerle değil, Tanrı ile çarpışıyorduk."

"Cihan Harbi; denizlerde binlerce gemi dolaşıyordu, milyonlarca insan cephelerde savaşıyordu. Ancak hiçbir durum veya kişi harbin seyrini Nusret kadar değiştirmemiştir." [Kef ve Nûn çağrısıyla yapılan 18 Mart Deniz Zaferi]

Generaller alan bir savaştı. Memleket evlâdlarının koşa koşa cepheye koştukları, salibin hıncını "imân dolu göğüslerinde" söndürdükleri bir savaştı. Kilitbahir'de, Seddülbahir'de, Anafartalar'da can verip nam saldıkları bir savaştı.

Bursa tandanslı bir fanzinde "Birinci dünya savaşından beri canım sıkılıyor" demişti adını hatırlamadığım bir şair.

"Yazık olsun uygar denen bu çağa
Nice yiğitleri kardı toprağa
Mehmedim'e kurşun atan alçağa
Yumruğumu sıktım sıktım ağladım" der Dilaver Cebeci'de.

El-Hâk; Varlığımız Türk Varlığına Armağan olsun.

ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNE

Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi,
Tepeden yol bularak geçmek için Marmara'ya
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde -gösterdiği vahşetle- "Bu bir Avrupalı!"
Dedirir: Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!
Eski Dünya, Yeni Dünya, bütün akvâm-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi... Mahşer mi, hakikat mahşer.
Yedi iklimi cihânın duruyor karşısında,
Ostralya'yla beraber bakıyorsun: Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk;
Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ...
Hani, tâ'ûna da zuldür bu rezil istilâ!
Ah, o yirminci asır yok mu, o mahhlûk-i asil,
Ne kadar gözdesi mevcud ise, hakkıyle sefil,
Kustu Mehmetçiğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.
Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz...
Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz.
Sonra mel'undaki tahribe müvekkel esbâb,
Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb.

Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;
Beriden zelzeleler kaldırıyor a'mâkı;
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
Yerin altında cehennem gibi binlerce lâğam,
Atılan her lâğamın yaktığı yüzlerce adam.
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer
O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkâz-ı beşer...
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el ayak,
Boşanır sırtlara, vâdilere, sağnak sağnak.
Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller,
Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.
Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,
Sürü halinde gezerken sayısız tayyâre.

Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler...
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal'a mı göğsündeki kat kat iman?
Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm?
Çünkü te'sis-i İlâhî o metin istihkâm.
Sarılır, indirilir mevki'-i müstahkemler,
Beşerin azmini tevkif edemez sun'-i beşer;
Bu göğüslerse Hudâ'nın ebedî serhaddi;
"O benim sun'-i bedi'im, onu çiğnetme" dedi.
Âsım'ın nesli... diyordum ya... nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmeyecek.

Şûhedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...
O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar...
Vurulmuş tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhid'i...
Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
"Gömelim gel seni tarihe" desem, sığmazsın.
Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb...
Seni ancak ebediyyetler eder istiâb.
"Bu, taşındır" diyerek Kâ'be'yi diksem başına;
Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;

Sonra gök kubbeyi alsam da ridâ namıyle,
Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle;
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan,
Yedi kandilli Süreyyâ'yı uzatsam oradan;
Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına;
Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem;
Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...
Yine bir şey yapabildim diyemem hatırana.

Sen ki, son ehl-i salibin kırarak salvetini,
Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddin'i,
Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran...
Sen ki, İslâm'ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın;

Sen ki, ruhunla beraber gezer ecrâmı adın;
Sen ki, a'sâra gömülsen taşacaksın... Heyhât!
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât...
Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana âguşunu açmış duruyor Peygamber.

Mehmet Akif Ersoy

durun bakalım orada

Çanakkale deyince hep dilimde o cümle: "Durun bakalım orada"

Alah bizi şehitlerimizle birlikte haşretsin inşallah.

Çanakkale kitapları

Çanakkale ile ilgili güzel kitaplar neşredildi. Çevremdeki gençlerin ilgi ile okuduklarını ve çok etkilendiklerini gördüm. Bu kitaplar tanıtılabilir diye düşünüyorum. Gene çevremde hislerini bayrak asarak belirten, Kuran okuyan , Hatim başlamayı düşünenler vardı. Doğrusu her biri "Çanakkale geçilmez" dedirten davranışlar. Allah onlara Rahmet eylesin , bizleride aynı şerefe nail olabilecek amellerle donatsın.

Bir canakkale kitabi....

canakkale ile ilgili okudugum bir kitab.
ötüken yayinlarinda cikan, Mehmet Niyazi'ye ait " Canakkale Mahseri" kitabini okuduktan sonra insan o topraklarin üstüne basmaktan haya ediyor.....

BAYRAKSIZ OLAMAM

Taşıp 20 yaş dileklerimden ufuk ufuk süzülen bir gemiyim.
Rüzgarsız kalabilirim,yelkensiz olabilirim,BAYRAKSIZ OLAMAM.
Eşsizsem,yalnızsam,kısmatini bekleyen bir genç kızsam ve gelirse eğer mutlu günüm yapılırsa düğünüm
duvaksız olabilirim,BAYRAKSIZ OLAMAM

İster erkek,ister kadın çocuğuyum bu vatanın
ve gazada can borcuyum,serhatte kale burcuyum
susuz olabilirim,uykusuz olabilirim,BAYRAKSIZ OLAMAM.
Ölürsem taşım yazım kaygı olmasın yakınlarıma
Birşey istemem yeterki ay doğsun mezarıma
Taşsız olabilirim,yazısız kalabilirim,BAYRAKSIZ OLAMAM.

Konaksız,saraysız,evsiz,yuvasız,köysüzkalabilirim,
sevdiklerim gidebilir,sevenlerim ihanet edebilir,herşeysiz kalabilirim
Herşeysiz olabilirim,BAYRAKSIZ OLAMAM.
Bizans önlerinde bir yeniçeri
Kılıç tutar bayrak tutar elleri
Bu kimdir diye sorarsan
Benim ulubatlı Hasan benim
Elim kesilebilir,ayağım eksilebilir ve oklar delebilir
Ateşler eriyip yakabilir kollarım,kanatlarım bir bir bırakabilir beni,
Kolsuz olabilirim,kanatsız olabilirim BAYRAKSIZ OLAMAM.
BAYRAKSIZ OLAMAM,BAYRAKSIZ OLAMAM...

Arif Nihat ASYA

unutmadık ve asla unutmayacağız!!!

Çanakkale denince aklıma ilk gelen,
Dur yolcu! Bilmeden gelip bastığın,
Bu toprak bir devrin battığı yerdir.
Eğilde kulak ver, bu sessiz yığın
Bir vatan kalbinin attığı yerdir.
mısraları oluyor. Kesinlikle gidilmesi ve o manevi havanın teneffüs edilmesi gerekiyor. Yetişen her gencin "Çanakkale Destanı" nı bilmesi ve bu şuurla yetiştirilmesi şart bence. Ne Seyit Onbaşı' yı ne Yahya Çavuşu ne Ezineli Halil Efendi' yi ne de şehit olan binlerce MEHMETCİĞİ unutmadık ve unutmayacağız...

Şehit Olacağım

1914 yılı. Amasya merkez köylerinden Akyazı, o zaman 150 nufuslu küçük bir köy. Askerde olanlar hariç tam otuz beş kişiye sefer emri çıkmış ve dualarla uğurlanmışlar köyden; kimi Sarıkamış'a, kimi Çanakkale'ye... Gidenlerden yirmiyedisi şehit düşmüş.
Şehit düşenler arasında Şevket İpek ve iki kardeşi de var. Sefer emri gelince, ailenin en büyüğü olarak teyzesi yalvarmış Şevket dedemize. "Oğlum sen gitme, daha yeni evlisin, parmağındaki kına silinmedi henüz. Kardeşlerin bekar. Onlar gitsinler. Sen de gidersen ailemizin başında kalacak tek bir erkek bile yok."
Şevket dedemiz ailesini Allah'a emanet ederek, arkasına bakmadan gidiyor Çanakkaleye. Vedalaşırken son sözü şu oluyor: "Rüya gördüm. Çanakkalede şehit olacağım. Kalamam gayri..."