renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Vaziyete Bakılırsa Hiçbir Zaman Gecikmeyecek Bir Fikri Akyüz Yazısı

Fikri AkyüzBiz uzun yıllardır köşe yazarlığı yapabilmek için kıvranıp duran ve hazır dünya görüşümüze yakın bir parti iktidarda yer alıyorken, iktidara yakın gazetelerden birine kapağı atmak için fırsat kollayan kişiler olduğumuz için, aynı amaca matuf bir yazıyla karşınızdayız bugün. Birazdan okuyacaklarınız, hiçbir fikri temeli olmayan, edebiyat endişesi taşımayan ve tamamıyla internet medyasına malzeme çıkarmak için yazılmış şeylerdir.

“ORMAN DEĞİLİZ ARTIK, MİLLİ PARKIZ”

Köşe yazarlığı müessesesinin ‘yeni nesil’ için hanidir zıvanadan çıktığı malum. Mezkur köşe yazarları bir edebi metin ortaya koymaktan ziyade kendilerini en kısa yoldan okutabilmek için didiniyorlar adeta. Kimisi Yavuz Donat misali “kapalı kapıların arkasında” olup bitenleri yazma peşinde, kimisi Ertuğrul ‘sosyolog’ Özkök misali “Ben en iyisiyim, assam da kessem de bana bir şey olmaz” havasında, kimisi de Engin Ardıç misali “Ötekini haşat ederim, berikini yere çalarım, şu grubu zaten komple mahvettiydim” diyerek yazıyor. Arkaplanını öne çıkarmaya çalışan yok. Gerçi, çoğusunun arkaplanı da yok…

“İNTERNET MEDYASINA SELAM EDERİM!”

‘İnternet medyası’ denen ucube kavram icat olalı beri az evvel söylediklerimizin hepsini öpüp başımıza koymamız gerektiği iyice aşikar oldu. Öyle ki, bütün bir varlık sebebini sadece hassas kulakların duyabileceği küçük bir ‘tık’a bağlayan bu teşkilatlar için en önemli şey manşet. Manşet ne kadar iç gıcıklayıcıysa ‘tık’ da o kadar “bereketli.” Hal böyle olunca, bir yerden sonra ajansların haberleri de, gazetelerden alıntılanan haberler de bu camiayı kesmez oluyor. Cankurtaran arayışlarında en yakın başvuru merciiyse köşe yazıları oluyor. Editörler, metinde yer alan bir küçük cümle, ufak bir ayrıntı, falancaya çemkirme, filancaya meydan okuma görür görmez, hop, bilmem kaç ‘byte’a manşetlerini atıyorlar. Paragrafı tersten okuyunca da ortaya şu çıkıyor: Yeni nesil bir köşe yazarının yazısının azami okura ulaşmasına giden yol, internet medyasına verdiği malzemeden geçiyor biraz da.

Ezcümle, gazetelerin kahir ekseriyetindeki köşe yazarlarının söz ve fiilleri, edebi metin gayesi olmayan, sadece daha çok kişinin göz temasının sağlandığı şeyler ortaya koyma gayretinden fazlası değil.

“BENİ DE ARANIZA ALIN, N’OLUR!”

Biz uzun yıllardır köşe yazarlığı yapabilmek için kıvranıp duran ve hazır dünya görüşümüze yakın bir parti iktidarda yer alıyorken, iktidara yakın gazetelerden birine kapağı atmak için fırsat kollayan kişiler olduğumuz için, aynı amaca matuf bir yazıyla karşınızdayız bugün. Birazdan okuyacaklarınız, hiçbir fikri temeli olmayan, edebiyat endişesi taşımayan ve tamamıyla internet medyasına malzeme çıkarmak için yazılmış şeylerdir.

Yeni Şafak’ın en yakışıklı, en parlak saçlı, en korkusuz, en ağız payı verme uzmanı yazarı Fikri Akyüz’ün, gazetenin 23 Nisan tarihli sayısındaki yazısını okuyunca neye uğradığımıza hiç şaşırmadık. Kimileri için “Yılmaz Özdilleşen şair: İsmet Özel..” başlığı can sıkıcıdır, ama bizim için değil. Çünkü kendisinin köşe yazarlığı tekniğini az çok biliyoruz. İddia ediyoruz, çok değil, 10 tane yazısını okuyan herkes Fikri Akyüz’ü keşfedecektir. Zaten, merkez medyanın muhtelif yazarlarına ve ‘CHP solu’ eksenli sataşmalarına alışkın olanların sayısı günden güne artıyor. İşbu nedenle, evvelce Nihat Genç’e de özensizce taarruz eden Fikri Bey’in gün gelip İsmet Özel’e, literatüre kaydettiği “Yılmaz Özdilleşmek” fiiliyle, ağır eleştirilerde bulunması pek de şaşılacak bir şey değil.

BU YAZIYI OKUTTURACAK BİRKAÇ SORU

İsmet Özel’i savunmak gibi bir saygısızlık içerisine girmeyeceğimizden, mezkur yazıya da değinmeyeceğiz. Biz şu an sadece ve sadece Fikri Akyüz’ün fikir ve duygu dünyasını merak etmekle meşgulüz. Sözgelimi Nihat Genç’e “şovenizm pompatörü” dediği gün neler düşünüyordu? Bir şiire mi takıldı, iş arkadaşlarından biriyle mi atıştı, yoksa gençlik yıllarında gittiği bir mekanın sahibiyle mi karşılaştı? “Ajitatif manüpülasyon” kelimesi dağarcığına girmeden önce en son hangi filmi izlemişti mesela? Yılmaz Özdil’i her üç yazısından birine konuk etmeyi kararlaştırdığı gün hangi şarkıyı mırıldanıyordu? Nihat Genç, kendisine o çok sert cevabını verdiğinde ne kadar sevindi ya da hiç üzüldü mü? O gün internet siteleri ‘o’ köşe yazısından en çok okunanlar listesini zorlayan ‘o’ haberi yaptıklarında eşine dostuna telefon açtı mı? E-posta kutusuna düşen mektup sayısının artışı ya da azalışı ne tür yazılara göre değişiyor, farkına vardığında saat kaçtı?

Bir anlığına Nihat Genç’in edebi kişiliğini yok sayalım ve sıkça televizyon programlarına katıldığı, yani bir bakıma “popüler” olduğu için Akyüz’ün onu falan yönden eleştirmesini “mazur” görelim. İyi de, “Yılmaz Özdilleşen şair: İsmet Özel”e ne diyeceğiz peki? Fikirlerini apaçık beyan ettiği ciltler dolusu kitabıyla, memleketin zihin ve kalp dünyasına nakşettiği şiirleriyle sıra dışı bir yeri olan İsmet Özel’e, televizyonda görüldüğü ilk anda çalakalem saldırmasına ne diyeceğiz? Şairin son birkaç yıldır iyice olgunlaştırdığı ve somut örneklerle şekillendirdiği fikrini “Ha, o mu? O ırkçılıktır canım” diye bir avazda silip atmak ne zamandan beridir bu kadar kolay?

BİBERLEYELİM Mİ BİRAZ?

Ahmet Kekeç’e benzemeye çalışan birinin, onun edebi geçmişinden bihaber olması niye önemsiz? Engin Ardıç’a özenen birinin, onun bilgi birikiminden yoksun olması kimsenin dikkatini çekmez mi? AK Parti iktidardan uzaklaşır ya da uzaklaştırılırsa malum gazetelerin yazarlarının kaçı hala “köşe yazarı” olarak anılabileceğini düşünüyor? Dünyanın en kolay işinin Bush’u ve merkez medyayı eleştirmek olduğu gerçeği değişir sananlar var mı aramızda? Aynı anda hem CHP’den, hem Ertuğrul Özkök’ten, hem Butto suikastından, hem tarihten anlayan (?) bir köşe yazarı günün birinde kanaat önderi olacağını gerçekten düşünebilir mi? Köşe yazarlığı müessesesinin zıvanadan çıkması bir köşe yazarını hiç mi rahatsız etmez? Asıl işi kağıt kalem koklamak olan (olması gereken) insanlar internete nasıl bu kadar sırt dayayabilir? Mizanpajıyla, dizgisiyle, manşet anlayışıyla kendi topraklarından çıkmış, dibine kadar yerli bir gazetecilik devrimi bekleyen halis gazete okurlarının bu beklentileri boşa çıkmaya mecbur mu?

Sabaha kadar uzatabiliriz, ama gerek yok. Bu kadarı hiçbir fikri temeli olmayan, edebiyat endişesi taşımayan ve tamamıyla internet medyasına malzeme çıkarmak için yazılmış bir yazı için kafidir sanıyoruz. Artık arkadaşlarımızdan “Aferin, ağzının payını ne güzel vermişsiniz” telefonlarını bekleyebilir, “Hislerimize tercüman oldunuz, teşekkür ederiz” mealli e-postalarımızı cevaplayabilir, “Bu yazıya cevap gelse de cevaba cevap yazsak, popülaritemizi iyiden iyiye artırsak, en gözde polemikçi yazarlardan olsak” diye kuluçkaya yatabilir ve “Bir sonraki yazımızda Başbakan’a ‘Sayın’, Baykal’a ‘Bay-kal, hahaha’ diyeceğiz” hülyalarıyla başımızı yastığa koyabiliriz.

İyi geceler Fikri Akyüz, her nerede yazıyor ya da yazd… Neyse.

Not:

1) “Siz İsmet Özel tarikatından mısınız kardeşim; size ne?” diyecek olanlar varsa, uyaralım: Henüz öyle bir tarikat yok; açıldığı gün kaydımızı yaptıracağız Allah izin verirse.

2) Her şey bir yana da… Üniversite yıllarındayken “An gelecek Yeni Şafak’ta İsmet Özel hakkında böyle böyle denecek” deseler gülmeye bile tenezzül etmezdik herhalde. Lakin, biz diplomayı alalı epey olmuş anlaşılan.

3) Yazıyı göndermeden önce kategoriler bölümüne aşka dair demeyi o kadar çok isterdim ki.

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Muhabbet Adalete N'apar II

“Allah Türkleri diğer milletlerden üstün yaratmıştır” demek ne demektir Allah aşkına?

O yazıyı okumuştum ya, tekrar okudum. Bizim muhatabımız kim? İnsan mı hâkikat mi? Nihat Genç benim boyumdan uzun kitap yazdı diye darbeciliğine ve ulusalcılığına göz mü yumulacak? Oldu o zaman. İsmet Özel de, tarihi itibariyle teklif dahi edilemeyecek bir konumda olacak.

Bu meselede muhatabı hakikat olanlar Fikri Akyüz'ü, muhatabı insan olanlar İsmet Özel'i savunur. Ben İsmet Özel'i çok severim, milli gazete arşivim falan da vardı zamanında. Ama kutsayıp da baştacı edemem, hele hâkikate rağmen...

...gör ki raksederek ağlamak da varmış hesapta...

katılmadan edemedim

Bizim muhatabımız kim? İnsan mı hâkikat mi?
Aslında, yukarıdaki cümle herşeyin özeti ama heryerde görmeye alışık olmadığımız için, insan için için sevinip katılmak istiyor; evreka sevinciyle '' evet! evet! budur! '' demek istiyor. Ve bu güzel cümlenin eş anlamlısını kurmak istiyorum: bizim muhatabımız kim? Güç mü değer mi?
Pazar günü bir akrabamla sohbet ederken bana, Atatürk konusunda nasıl beynimin yıkanmış olduğunu anlatıyordu. Merkeze şeyhini koyduğu ve tüm açıların merkezi orası olduğu için baktım ne söylense dinlemeyecek, bende onu anlamayacağım, dolayısıyla anlaşamayacağız; çünkü, teslim olduğu yada teslim alındığı şey, algısında, serengeti aslanları kadar kabul edilmiş bir gücün de temsilcisi yada bizzat sembolü haliyle adamımızın da idolü...

- abi! İyi güzel de, senin bu söyleminin diğer müridlerden ne farkı var?

- nasıl yani?

- mesela dedim, bu konuşmayı varsay seninle yapmıyorum. Herhangi bir tarikat müridi yada kamp mensubu ile yapıyorum, mistik yada seküler hiç fark etmez, yeterki söylemin merkezinde bir insan olsun; birkaç öğe dışında nasıl bir fark oluşabilirdi ki kurgunun yada resmin bütününe bakıldığında?

- iyi de Atatürk şeyh miki?

- şeyh, şeyh mi ki? Kimse birşey değil ama herşey olmayı beceriyor; dikkat etmiyormusun, yemek yapmak gibi altyapı hep aynı. Üst yapının farklı olması, kişilerin farkından, mantalitenin farkından değil.

- peki ya peygamberler bunun neresinde?

- hiçbir yerinde! Çünkü onlar insanları kendilerine çağırmadılar; kendilerinin de sorumlu oldukları ilahi ilkeye çağırdılar ve ilahi ilke istersen hakikat de!, hiçkimsenin üst yapısına istersen tanrısallık arzularına yada kendini fena fillah olarak gerçekleştirmelerine yada piramitlerine de!, hizmet etmez; sadece Adalet'e, aynen Kabe gibi.

Bu olayı algılayanlar açısından yada maruz kalan muhataplar açısından bakıldığında iki olgu ile karşılaşıyoruz. İnsanları kişilere yada kendilerine çağıranlar, muhataplarının duygu depolarından devşiriyorlar neye ulaşmak istiyorlarsa, bilinç alanı değil orası, meleke gerektirmiyor; iblissel oryantasyonlara açık...Oysa, ilahi ilkeyi algılayabilmek, mutlak surette bir bilinci, melekeyi, hayatı ve kitabı okumayı gerektirir. Biraz zor gibi görünse de, insanın ''değer'' ile buluşmasının sünneti bu; dolayısıyla değer kazanabilmesinin. Bunun tam zıddı güç kazanmak algısıdır, kendine değer(!) katabilmek için; ve mutlaka başkalarının sırtına yaslanmayı ( şıhsal dayanaklar piramidi ), yığıcılığı, bencilliği zorunlu kılar kendini ifade etme biçimi olarak; reklamın iyisi kötüsü olmaz temel ilkesizliğidir. Sanki biraz şu örnek uzağına düşmemiş anlatmak istediğimin http://www.cemaat.com/7310/kil-beni-ey-namaz-konseri#comment-21053
...
Henüz yorumu giremeden başka bir yorum yollamış kardeşimizin biri, haksız sayılmaz: '' dün öyle diyordunuz, bugün böyle diyorsunuz; niye abi? '' der gibi yazmış sitemini. İnsanları merkeze alınca şaşırmamak mümkün değil, işin raconu bu: hevanın istemenin sınırı duru yokki...ve insan sayısı kadar fraksiyonu-yolu var...
''İnsan için önüne çıkan bütün yollar, yürünebilir yollar ise o insan kaybolmuş demektir.''İsmet Özel Bu denli doğru bilebilen biri için, yolu bilmemek inanılası değil; kendimize dur diyebilsek yeni yol açılmayacak da...Güzel ve özlü sözler neye hizmet eder:kıl Beni Ey Namaz cümlesi dahi artistik bir gösteriden başka ne ola?

Şunu da eklemeliyim: dikkat ettim de, insanlar beni hiç yanlış anlamıyorlar; yanlış anlatmadığımdan değil, neydiyse doğru-yanlış onu anlatmaya çalıştığımdan sanıyorum. Bu sitede yazan herkes aşağı yukarı sınırsız tanımsız ve ucu açık heryere çekilebilecek cümleler kurmayı başarabilir ve bundan keramet devşirmeye kalkan çıkarsa bakın görün ne derin pek derin karizmalar yatağıymış cemaat, oluverir; iş, salt niyette gizli kalamıyor, iştir kişinin ayinesi, okumayı bilen varsa kuma gömülü kafalar gizlendiğini sanadursun açıkta olan yer açıktadır...
SELAMÜNALEYKÜM

Hay Allah(cc) Razı Ola...

''Gazeteler tutuklamış dünya kelimesini...''İsmet Özel.

Ne zamandır hafsalamın bir yerinde bir şekilde kurcalar durur orasını...
Bu konu trajik olmasının yanında gazetelerimizin niçin bu kadar seviye düşürdüğüne kanıt tutulacak bir ayna olsun derim.

Edebiyatı, şiiri tahliye edip yerine yaşam tarzı, popüler ve sığ polemik figüranlarını yerleştirdiğimizden bu yana elimize gazete alırken ''acaba gene ne gibi bir halt\fiyaskoyla karşılaşacağız'' kuşkusu sarıyor insanı...

İsmet Özel her ne hikmetse doğru dürüst okunmadan ve düşünmeden medyaya yansıtılmış ve cümlesinin önüne sonune yerleştirien ajite-yönlendirme metinlerle değerlendirilir olmuş özellikle protestan ahlaklı gençler(sünniliği bir aşağılık şeymiş gibi gören cemaat, vakıf,dernek etrafındaki kişiler) tarafından...

Nihat Genç'e gelince;onu bir fenomen olacak şekilde her gün gözümüzün içine sokacak denli bize okutmaya çalışanlar bugün her ne hikmetse onu bir meczupmuş gibi lanse etmeye başladılar ellerindeki gazete, dergi ya da internet sitesinde.İyi de ''Ey Akl-ı evvellerim benim!''
Bugün hala daha takip ettiğim ve belki durağan haliyle de olsa en takip edinilesi dergi olan Gerçek Hayat;o gündem belirlediği günlerde (bu tabi zıpkın- delikanlı editör Murat Menteş'in eseriydi o zamanlar-her ne kadar kendisi veda yazısında bir kırgınlığının olmadığını söylediyse de ve hakkını helal edip\helalllik istediyse de onun kapı dışarı edildiğine dair söylentiler de duyduk İstanbul takımından ve ona layık görülen bir paçavrada popüler kişilerle ropörtaj yapmak işi oldu.) derginin boş kalınacağı anlaşıldığı zaman hemen bir Nihat Genç söyleşisi patlat.Bu hafta da o şekilde kotarılsın...O zamanlar ''anarşist bilge'' şimdi ise ''faşist meczup''
Kim dedi size Nihat Genç'in söyledikleriyle amel edin diye.

İsmet Özel'le üzerinde ''Amerikalı değilim, hiç olmayacağım '' yazılı tişörtler giyenler bu gün kendi durdukları yerin meşruluğuna hiç ama hiç bakmadan kendisinin bir şaçma hülya peşinde olduğundan dem vurarak kendisini bir meczup konumuna getirmişlerdir ellerindeki basılı ya da görsel platformlarda.

Aynı şeyi tabi ki Nihat Genç'in İslamcılarla olan birlikteliği sürecinin bugün ki aldığı tavıra kadar geçen serencamında okuyabiliriz.(Nihat Genç'i tabi ki İsmet Özel'le bir tutmak gibi sığlık yapmadan)
Nihat Genç'le Sakarya Çay Ocakları'nda, Doğu Konferansları'nda ve Vadi Kitapevi'ndeki ilişkilerini,muhabbetlerini,projelerini ballandıra ballandıra(kesinlikle küçümsemiyorum, çok güzel şeylerdi onlar) bize sunan bugün ise iktidarla olan ilişkilerinin düzeyine oranla Nihat Genç'i kaka, faşist, ulusalcı, ergenekon meczubu göstermeye çalışanlar
çok mu masumlar ve duruşlarını bizi Türkiye'nin normalleştiğine(!) ikna etmek üzere ayarlamaktan başka ne yapıyorlar.Halbuki Ergenekon denen tasfiyede ikame olan kişilerin sözcülüğünü yapmakla meşguller.(Bu konuda bilgisinden ziyade bilgisini ihate eden hikmetine saygı duyduğum Yusuf KAPLAN Beyefendi'nin Yeni Şafak'ta geçtiğimiz günlerde bir hafta arayla yazdığı yazılardan istifade edilebilir.)

''İnsan için önüne çıkan bütün yollar, yürünebilir yollar ise o insan kaybolmuş demektir.''İsmet Özel

Ne çok acı var...A.C.Z. ''Yaşamak''

Didişmek

Köşe yazarları bazen sistematik bir refleksin esiri olurlar. Bunu yadırgamamak gerekir. Fikri Akyüz ya da başka biri sistematik reflekse sahip olabilir. Zira bu ülkede sistematik bir yoketme projesi var. Fikri kendi açısından mücadele ediyor,hatta bu konuda yeteri kadar saldırgan değil.
Bu ülkede bir köşe yazarı iktidar değiştiğinde ekmeğini kaybetmiyorsa, sahici(!) gazeteci sınıfına girer.Ama bundan sonra dönek,kıvrak,maşa gibi sıfatların tümü de ona uygundur.
Eğer hep köşe yazarı olabilenleri övüyorsa yazar,durup bir daha düşünmesini tavsiye edeceğim. Eksik düşünüyor ve övdüğü kalıcı yazarlar gibi davranıyor.
İsmet Özel veya Nihat Genç gibi zorlama önderleri manipüle ederek de sataşma gerekçenizi açıklayamazsınız. İkisi de sıradan birer insandır. Kendilerine hayırları olmayanlar ne zamandan beri kanaat önderi oluyor kardeşim? Sürekli ana eksen değiştirenlerin ruhsal sorunlarını da eleştirin adam gibi. Kuyruk olma refleksi ne de haşin yapıyor bazılarını. İbretle bakmak lazım.

Alper SELÇUK

Bu yoruma cevap vermektense;iki ocak daha fındık toplasaydım...


''İsmet Özel veya Nihat Genç gibi zorlama önderleri manipüle ederek de sataşma gerekçenizi açıklayamazsınız. İkisi de sıradan birer insandır. Kendilerine hayırları olmayanlar ne zamandan beri kanaat önderi oluyor kardeşim? Sürekli ana eksen değiştirenlerin ruhsal sorunlarını da eleştirin adam gibi. Kuyruk olma refleksi ne de haşin yapıyor bazılarını''

Şimdi bu alıntıladığım bölümde sizin eleştiriniz benimkine eklentili olduğu için bunun da doğal muhatabı sanırım benim…

Öncelikle söyleyeyim ki yazımda nasıl bir sataşma yapmışım ki Fikri'nin ne olduğu zikrinden okunamayan köşe yazarına.Ayrıca yazımın neresine bakarak mezkur iki şahsın benim tarafımdan önder olarak bellendiği zannına kapılmışsınız pek anlamış değilim.Üstelik de ‘‘zorlama önder’’ zannı ki bu öyle bir insanın kolayca yaftalanacağı türden bir yafta değildir.

Sizin mezkur iki şahısla kişisel\algısal düzeyde bir sorunuz olabilir ya da olmayabilir.(ben yorumumda bir sürece sadece tek tarafından bakılmaması gerektini ifade etmek istemiştim.Fikri Akyüz'ün adını dahi kullanmadan üstelik...)

Ne çok acı var...A.C.Z. ''Yaşamak''

Yılmaz Özdilleşen Şair: İsmet Özel.. / Fikri Akyüz

“Allah Türkleri diğer milletlerden üstün yaratmıştır” demek ne demektir Allah aşkına?

Düpedüz Nazi kafasıyla hareket etmek ne zamandan beri Müslümanlığın tezahürü oldu?

Haşa Allah, örneğin “Türkler en üstündür, Araplar biraz daha az üstündür, Rumlar azıcık üstündür, Ermeniler alçaktır, Çingeneler ise en alçaktır” diyerek yarattığı insanları kategorize eder mi?

* * *

Yazının tamamına ulaşmak için;

Yılmaz Özdilleşen şair: İsmet Özel..

tartışma yanlış bir yöne sapıyor sanki

anlayamadığım, yazıda ismet özel'in ya da nihat genç'in fikirlerini savunmak gibi bir hareket yokken bu iki isim üzerinde tartışma koparılması.

yazıyı okuyunca ben bir köşe yazarının, "köşe yazarlığı" müessesesini nasıl laçkaca kullandığına (evet, "kullandığına") dair bir değerlendirme gördüm.

bence tartışma yanlış bir yöne sapıyor.

İnsanlar hangi dünyaya kulak kesilmişse öbürüne sağır

Hangi kalıba gireceğine karar verememiş birisi, Türkiye'de insan/müslüman olarak "girilebilecek tek kalıbı" keşfetmiş bir dehaya bulaşarak değer kazanacağını sanıyor. Ya da tuttuğu köşeyi, bu tip hezeyanları yazması şartıyla muhafaza edebiliyor. Yani arkadaşa güzelce yazdırılıyor. Zamanında "Türkiye'nin birikimi" olacağını zannettiğimiz bir gazete, İsmet Özel'in ayrılmasıyla fikir fukarası Fikri Akyüz gibilere köşe kapmaca oynatacak kadar irtifa kaybetti. Çünkü İsmet Özel son yazılarından birinde şöyle demişti: "Çok Satan Bir Gazetede Yıldız Falıda Olmalıdır" Ve o yıllardan sonra taşları yontarak, parlatarak yıldız yaptılar. Şimdi o yıldızlarla fala bakıyorlar. Hatta bazı mistik yıldızlardan zorla hakikat kıvılcımları(!?) çıkartmaya çalışıyorlar. Artık tüm gazeteler "tatlı su balıklarının, takılacakları oltayı aradıkları" ortalama anlayışın mezarlarıdır.

Herşeyin kokuştuğu, neyi tutarsan cıvık cıvık ele yapıştığı bir zaman diliminde çürümeyen nadir (hemde çok ender) insanlardan birisine ve fikirlerine bigane kalmak "hakikatle zerre miktar işi olmamak" demektir. "Tahrir Vazifelerini" hakkıyla tamamlamış olan İsmet Özel'in düşünceleri sadece Türkiye için değil dünya için bir imkândır. Bu topraklarda Müslüman olmanın ne menem bir şey olduğunun izharı İsmet Özel'dir. Musab Yasir'in özdeyişi(!?) gibi insan ayrı, hakikat ayrı olamaz. İnsan hakikatin tecelli ettiği tek ortamdır. Yani "bizim muhatabımız kim? İnsan mı hakikat mi?" saçma bir soru! Hakikat; avare dolaşan ve önüne gelenin onu bulabileceği bir "buluntu" değildir. Hakikat herkesle kolkola yürümez. Nerede sıradanlık varsa orada hakikatin esamesi bile okunmaz.

Bu dünyadaki sağırlığın kaynağı ahirete olan inançta aranmalı. Vesselam.

sağır dünyadan...

...insan ayrı, hakikat ayrı olamaz. İnsan hakikatin tecelli ettiği tek ortamdır. Yani "bizim muhatabımız kim? İnsan mı hakikat mi?" saçma bir soru! Hakikat; avare dolaşan ve önüne gelenin onu bulabileceği bir "buluntu" değildir. Hakikat herkesle kolkola yürümez. Nerede sıradanlık varsa orada hakikatin esamesi bile okunmaz.

Yusuf Taşar kardeşim! Ben senin yerinde olsam, bu paragrafı iyice bir düşünmeden yazmazdım. Yani, kulak kesildiğin dünyadan bakınca budur benden sadır olacak ancak budur diyorsan; sana bir iyilik yapayım, sağır olduğun dünyadan bu paragrafın '' ben yoksam herşey yalan'' demek olarak okunuyor. Merak etme, bu denli belirleyici değilsin evrende, elbet bir yerin var ama iddia ettiğin kadar iri değilsin, hele yok olsan hakikat tecelli etme sıkıntısına hiç düşmez, merak etme! De Musab kardeşin dediğini de ıskalamışsın sanırım. Mitleştirilmiş insan motifini mi hayatın merkezine koyup kuyruk olacağız yada senin deyiminle hakikatle buluşmuş insandaki hakikatin kendisini mi merkeze koyacağız? Adamına göre muamele mi, ilkeye göre adam mı? Birde hiç merak etme, hakikat çok sıradan insanların arasında tecelli eder, hem de şaşılacak kadar sıradan. Hz. Nuh kıssasını hatırlasana, müstekbirler mitolojik bir patlama beklemiş olmalılar ki hakikatten, ayak takımı ile eşitleneceklerine inanamadıkları için, sevgili Nuh'u delilikle itham edecek kadar da gözlerini karartabilmişler. Hz. Muhammed'in başına gelen çok mu farklı; hatta herşey okadar sıradan ki, yanındakiler gibi; mekke oligarşisi bu sıradanlık karşısında rasulün getirdiklerinin ilahi olup olmadığı kuşkusu içinde mücadele etmiyormu ona karşı? Melek, mucize, blok halde kitap...vs talepleri olayın sıradanlığından başkasını mı çağrıştırıyor; büyük bir olağan üstülük mü algılamış bu adamlar ki garip davranıyorlar?

Diyeceksin ki peki ben niye böyle düşünüyorum? Sanıyorum insanı bu denli merkezde okumanın ardında '' nur-u muhammedi'' teorisi olabilir; yani bir algılama olarak hakikatin ortaya çıkışını izah çalışması, bigbang gibi yada teslis inancı da evreni izahta garip teorilere dayanmıyor mu? ( öyle düşünüyorsun demiyorum, düşüncenin izi yazıya yansır ya...)
Yukarıda bir kardeşimiz Yusuf kaplan'dan bahsetmiş; eğer onu okuma imkanı bulan kardeşlerimiz varsa bilirler; Yusuf hoca amerikan sinemasının oturduğu felsefeyi anlatırken merkezde mehdi motifi ve geri kalan kalabalıklar, yani başrol ve kalabalıklar eksenli bir algılamanın insanlara dayatıldığını ve bunun sakıncalarına değinir. Eğer hakikat öyle olmuş olsaydı, peygamberimiz kabenin etrafında değil, celaleddin rumi gibi kendi ekseni etrafında tavaf ederdi.

SELAMÜNALEYKÜM

Yalnız O Herkesler / O Herkesler Kendine Akarak Boğulan

"Sağır dünyadan" 'herkeslerin' sözlerini okuyalım: "Birde hiç merak etme, hakikat çok sıradan insanların arasında tecelli eder, hem de şaşılacak kadar sıradan. Hz. Nuh kıssasını hatırlasana, müstekbirler mitolojik bir patlama beklemiş olmalılar ki hakikatten, ayak takımı ile eşitleneceklerine inanamadıkları için, sevgili Nuh'u delilikle itham edecek kadar da gözlerini karartabilmişler. Hz. Muhammed'in başına gelen çok mu farklı; hatta herşey okadar sıradan ki, yanındakiler gibi; mekke oligarşisi bu sıradanlık karşısında rasulün getirdiklerinin ilahi olup olmadığı kuşkusu içinde mücadele etmiyormu ona karşı?"

Kafanızda sıradanlığa/üstünlüğe ayırdığınız yeri belirten bu cümleler oligarşiklerin (ne demekse bu kelime!?) diliyle yazılmış. Hz. Nuh'un yanındaki müminlere ayak takımı, Hz. Peygamberin ashabına sıradan insan demek de neyin nesi? İslam'ın, hiçbir dönemde sıradanlıkla ilgisi olmamıştır. İslam herzaman üstün olanların dini olmuştur. Hakikat nerede tecelli ederse orada sıradanlıktan bahsedilemez. Bariz üstünlük vardır. Her an hakikatle teması olan, herbiri gökteki yıldızlar gibi olan sahabenin sıradanlıkla ne alakası olabilir? Katışıksız bir mü'minin dünyası "herkeslerin dünyasından" farklıdır. Söylemek istediğiniz şey; toplumsal statü bakımından bir hiyerarşi ise; siz zokayı çoktan yutmuşsunuz zaten, üstü kalsın.

Not: Nerede İsmet Özel ismi geçse orada bir tartışma(gerçi tartışmaların seviyesi tartıya gelmiyor, ne hikmetse) başlıyor. Fikri Akyüz'müş, şuymuş, buymuş teferruat kalıyor. Çünkü İsmet Özel: Türk tarihinde, Türk düşünce hayatında, Türk edebiyatında, hassaten Türk şiirinde "sıkıysa varlığı inkar edilsin" denebilecek bir insan. Ağırlığı isminin dolaştığı her yerde hissediliyor.

Türkiye'nin En İyi Şairi

"Herşeye Rağmen" ismet özel'i seviyorum
çok kızıyor ve çok seviyorum.
o da bizim bu huyumuzu seviyor
böylece yaşayıp gidiyoruz.
iyi ki varsın.
Türkiye'nin en iyi şairi.
senin hakkında tartışmak kadar başka hiç bir şey lezzet vermiyor bu camia edebiyatında.

yani said bey

Türkiyenin en güzel kızı der gibi. Türkiye'nin en iyi şairi demek biraz absürd kaçmıyor mu?. Kriterleriniz neler? Eğer bu kriterler içinde kişisel tutarlılık yoksa nasıl seçeceğiz? Ya da tutarlılık olmamalı mı?

Alper SELÇUK

"Türkiye'nin en güzel kızı"

Selçuk Bey,

"Türkiye'nin en güzel kızı" deyişi ile "Türkiye'nin en iyi şairi" deyişi arasında lingistik açıdan bir bağ var gibi dursada aslında aynı şeyler olmadığı aşikar nasıl mı? mesela ben "güzellik göreceli şeydir" dediğim zaman
beni onaylama yada reddetme olanağınız vardır ve bu çok doğal karşılanır ya hu kardeşim nasıl güzel olmaz demez kimse öte yandan "şairlik göreceli şeydir" diye bir tanım hem söyleyiş hem anlatım biçimi hem edebiyat, hem şairlik açısından sakat bir ifadeyi beyan eder.
Bugün İsmet Özel şair değildir diyen birini hatırlamıyorum kavgalı oldukları ve cekemediği için İsmet Özel'e çamur atan Hilmi YAVUZ'U saymazsak hal böyleyken şiir sanatı üzerindeki asgari müştereklerden haraketle ve Türkiye'nin hem sağına hem soluna hitap etmiş iki kesimde okunan takip edilen, sol cenah tarafından bile düşünceleri değil ama şairliği tartışılmaz denen birisi için Türkiye'nin En İyi Şairi lafzını kullanmam abarti hayranlık vs. ile acıklanamaz.
Kaldıki ben ismet özel'i yere göğe sığdıramayan biri de değilim. İsmet Özel üzerinden yapılan eleştiriler ve son dönem müslüman kesimin getirdiği eleştiriler şiirlerine şairliğine değil aksine düşüncelerinedir ve son olarak yeni biri bu ünvanı alana kadar Türkiye'nin en iyi şairi İsmet Özel'dir. Emin olun bundan bende rahatsızım ama sizce kim desem bana bir isim söylemekte çok zorlanacaksınız buyrun soruyorum sizce?

Mecbur muyuz en'i seçmeye? Seçelim o zaman!

Övmek ve yüceltmek dışında bir seçeneğimiz yok mu?Ya da en demek zorunda mıyız? Kıyaslamalı mıyız? Bir şair'i küçümsemek veya yüceltmek,bir çobanı küçümsemek veya yüceltmekten farklı değildir ki? Ya da bir marangozdan. Şiir bir iştir. Onu yaygın kullanılabilir,izlenebilir ve seçilebilir kılan insanın kendisidir. Bu babda, basitçe birşey söyleyelim;tutarsız,'içine dönük' şairi ve şiirini küçümsemek istiyorum ben şimdi. Bence o bir ruh hastasıdır. Ve bu hastalığı onun en iyi olarak seçilmesine manidir.Küçümserken bir sürü en dib bulabilirim. Yüceltmek isteseydim de bir sürü en tepe bulmam mümkündü. Bu şiire mahkumiyet niye yani? Onu kutsamak niye? Sanat elbette toplum ve insanlar içindir. Kişi için olan herşeyin kişileri sürükledikleri tek bir yer vardır; o da ben kuyusu. Bu türlerin şiirine gelince. Onu anlamak veya anlamamak neden sorun olsun ki? Nihayetinde düşünce de bir sanatsa bir sürü ruh hastası var düşünce tarihinde. Öğretmenler olarak seçtikleriniz hastaysa,sizin hastalıktan uzak kalmanız imkansızdır.Bakınız materzyalizm kullarının düştükleri ruhsal bataklıklara. Ve bilhassa bu bataklığa özenen bizden birilerine. İyi bakın,denge noktalarını nerede yitirdiklerini görebilir misiniz acaba?Sonra kalkıp en seçebilir misiniz onların içinden? Bana göre en iyi yaşayan şari, akdere köyünün kuzularına şiir yazan çocuk çobanıdır. Var mı itirazınız?.

Alper SELÇUK

Akdere köyünün kuzularına şiir yazan çocuk çobanı

İtirazım var alper bey,
şöyle ki, çocukluğunda kuzu değil ama inek çobanlığı yapmış biri olarak beni öncelikle gülümsettiniz. Kuzulara şiir yazan küçük çoban'nın büyüyünce ki halinden bahsediyoruz zaten yani onuda kıyaslarsak aynı katagoride ki şairciklerle kıyaslarız ki doğru olanda budur.

Şimdi şiirin ne'liği üstüne bişeyler söylememiz icap edecekse öncelikle sizin şiiri aşağılayıcı uslubunuzla bu işi yapamayız. "Şiir bir iştir. Onu yaygın kullanılabilir,izlenebilir ve seçilebilir kılan insanın kendisidir" gibi marksist söylemler ile de işin içinden açıkcası çıkamayız. Benim gibi şiir ile dünyanın kurtarılacağına inanan birisi ile hiç konuşamayız. En iyisi bu şiir vbe en meselesi burda bitsin.

not: en'i seçmek zorunda olmadığımız noktasında hemfikiriz.

saygı ile efendim.

no marksizm no etiket

Bizim akdere köyünün çocuk çobanı bir simgedir. Kuzu da aynen öyle. İzah edeyim,anlaşılmamış; Buradaki kuzu dış unsurdur, kişinin kendi ve içi değil. Yorumun kökleri burada. Ayrıca marksist değilim ve bu etiketlemenizi çok derin ve anlamlı buluğumu söyleyemem; kolay ve sığ kalmış. Alışkanlık herhalde bu sizde. Sakaryaya da uzağım aynı zamanda. Ama isterseniz keselim. Şiir algınız çok yerel ve çap uzunluğu fazla değil.

Bol şiirler.

Alper SELÇUK

Hayata Yalnızca Kafa Banmak

Düşüncelerine eleştiri(!?) getirenler niçin şiirlerine, şairliğine eleştiri getiremiyor. Çünkü ne şairden ne de şiirden anlıyorlar. Daha doğrusu düşünceden de kimsenin birşey anladığı yok. Düşüncelerine gövde olarak gazete kâğıdını seçenler, kafa yerine de televizyon monitörü taşıyorlar. Onlar için şiir eğlence araçlarından biri. Unutmayalım ki; Erbain'ini tamamlayan adam Tahrir Vazifeleri'ni tamamlayabildi; her Cuma, Mektuplarını titizlikle kaleme alan bir adam Bir Yusuf Masalı'nı yazabildi. Yok düşünceleri şöyleymiş şiirleri böyleymiş... Geçiverin bu mavalları. Yüksek kültürle temas edemeyenin hakikat neyine, şiir neyine, düşünce neyine?

ne kadar da cahiliz!

İnsanlar yazarken niye büyüklenirler,büyüklenmenin kibir olduğunu bile bile?..
Kardeşim siz yazın bir şeyler,biz takdir edelim..Birilerini savunurken kendimizi ortaya koymak...Tüm derdimiz bu mu?
İsmet Özel,takdir edilesi şair...
Yakın gelecekte badem gözlü olacak bir fikir adamı..
İyi güzel de her sözü baştacı edilecek biri mi?
Mecbur muyuz onun "Türklük asr-ı saadette Mescid-i Dırarda namaz kılmamakla başlayan bir süreçtir" ifadesini kabullenmeye?
Yakın tarihi,içinde bulunduğumuz vasatı en iyi tahlil edenlerden biri,tamam.
Şiirleri ittifakla baştacı olarak kabul edilen edebiyat malzemesi,tamam..
Ama,"ben üstün yaratılmışım,çünkü Türküm!" sözüne tamam değil..
Ümmet-i Muhammed-in avam kabul edildiği bir vasatta bu sözler çekilir mi?