renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Yaklaşan Cumhurbaşkanlığı Arefesinde Kemikleşen Laikçilik

Türkiye’nin rantçı, oligarşik elitlerinin ideolojisi Kemalist Laikçilik, tarihinde ilk kez bu cesamette bir kitleye kavuşmuş durumda. Toprağı olmayıp devleti olan, devleti olup da toprağı olmayanlar bahsinin, topraksız devletlerine benzeyen Kemalist-Laikçilik artık bir toprağa da sahip olmuş gözüküyor. Benim ilkokul yıllarım bu satırları okuyan pek çoklarının da olduğu gibi kulak çeken laiklikle birlikte yaşam modelini ararken yaşanan tedirginliklerle doludur. O sıralar benim için Atatürkçülük ve Laiklik köy enstitülerinden mezun olmuş devlet-ü alimizin sadık kulları ojeli bayan öğretmenler demekti. Zaman zaman kalın bıyıkları ve Nutuk'u okurken şişen boyun damarları ile solcu-alevi ya da alevi solcu (ne demekse) buyurgan baylar da bu resmi tamamlardı. Tabi bu eğitilmiş zevatın farklı mesleklerde birbirinin kopyası versiyonları da mevcuttu ama nihayetinde hepsi devletin ekmeğini yiyen yarı-okumuş bir avuç insandı. Fikirsiz ideoloji, kitlesiz hareket son on yıla kadar elitlerin ve onların sadık yarenlerinin hem-daşlık kurduğu hayata tutunduğu bir mecra idi. Bir nevi veteran askerler huzur evi misali.

Refah-Yol Süreci ya da Barbarlar Geliyor Siyaseti

İslam dininin mesajı ve vazettiği prensipleri dışa dönük ve bütünleyicidir. Tarih boyunca kendini İslam’a nispet eden tüm ekoller, mezhepler ve cemaatler de sınırlı istisnaların dışında bütünleyici ve dışa dönük olmuştur. Emr-i bil-maruf'u, cihadı, tebliği dinin temel emirlerinden sayan İslam’ın bu canlı etkiyi uyandırmaması da zaten olanaksızdır. Türkiye deki dini cemaatler ve tarikatlar siyasal baskılar ile zaman, zaman içlerine kapanmışlarsa da yaklaşım olarak kapsayıcı tümleyici özelliklerini kaybetmemişlerdir. Rahmetli Timurtaş Uçar Hocaefendi'nin ifade ettiği şekli ile cemaatler “cehenneme doğru sürüklenen insanları cennetin yollarına doğru çekmek” çabası içinde olmuşlardır. Zaman zaman kendilerinden sadır olan dışlayıcı söylemleri bu çerçevenin tetiklediği atmosferle sınırlandırmışlardır.

Siyasal İslamın güçlendiği seksenlerden itibaren iktidar imkanı bulan Refah Partisi "ana muhalefet"ten iktidar partisi olma sürecine girerken, mütedeyyin Anadolu halkını bir blok altında toplayabilmek, oy potansiyelini arttırmak adına kendi karşıt söylemini oluşturmakta bir sakınca görmemiştir. Refah seçkinlerinin ve akil adamlarının bu stratejisi tutmuş ama kontrol edilebilirlikten uzak kalmıştır. Strateji tıpkı bir devrimin, karşı devrimi oluşturmasına benzer domino hareketini başlatmıştır. İktidar şeçkinlerinin ilk kez korkulu rüyalar görmeye başladıkları bu dönemde muhtemelen sadece kolluk kuvvetleri ile ayrıcalıkların korunamayacağı, imtiyazların sürdürülemeyeceği kanaati Kemalist Laikçi cephenin sahaya bir sivil ordu sürme politikasını gündeme getirmiş, sosyolojik süreçler bu planın hayata geçmesini kolaylaştırmıştır. Fırçalanan belediye başkanlarının sızısını yüreğinde hisseden, söylediği söylemlerin arkasında duramayan siyasilerin gösteremediği dik duruşu sokaklara inerek göstermek isteyen kitleler karşılarında karşı cephenin doğal /sanal kahramanı Şantal Zakarileri bulmuştur. Fikri ve kendi iktidarda imtiyazlı Kemalist laikçiler 70 küsur yıl sonra bir kitleye kavuşmuş ve fikirsiz ideoloji ete kemiğe dönüşmüştür. Artık Barbarların geldiğinin, kör baltalarıyla kelle kopardıklarının gür sesli münadilerle haykırılması kitle mobilizasyonu için yeterlidir.

Yol Ayrımında Düşünmek

Yukarıda ifade edilen süreç siyasal olarak hezimete uğratıldığında Refah Partisi'nin küllerinden bir "anka kuşu" değilse bile Ak Parti yükselebilmiştir. Kendini inşa eden sürece karşın AKP siyasal tabanına vaat ettiği hemen, hemen hiçbir şeyi sunmamış bunun yerine önce iş ve aş diyerek zengin adamın kölesi olmakla ulaşılabilecek bu düzlemi siyasetinin omurgası haline getirmiştir. Fakat bir kez uyanmış harekete geçmiş olan karşı cephenin militanlarını bu söylem ve politikalarda tatmin etmemiş, sivil ve militarist karşı blok AKP'nin her icraatının altında bir buzağı aramıştır. Hırçınlaşan Kemalist laikçi cenah salvo üstüne salvolara devam etmiş nihayetinde AKP iktidarının 4. yılında barbarların Çankaya‘nın kapılarına devlet-ü alimizin harimine dayandığını cümle aleme ilan etmiştir.

Aday Olacak mı?

Tayyip Erdoğan Fatih Sultan Mehmet'e ya da Turgut Özal'a öykünerek olsa gerek sakalının teline dahi bu sorunun cevabını söylemiyor. Daha da ötesi bir gün aday diyenlere öbür gün aday olmayacak diyenlere malzeme verip ortalığı toz dumana veriyor. Bunun tek bir sebebi olduğunu düşünüyorum 4. yılının sonunda Tayyip Bey siyasi üstadı Necmettin Erbakan'ın siyasetini uygulamayı kafasına koymuş görünüyor; kutuplaştırma. Tayyip Erdoğan'ın adaylık kararını verirken tek bir şeye baktığını düşünüyorum; seçmen anketlerinde görülen oy oranlarına. Çünkü Tayyip Erdoğan Necmettin Hoca'nın aksine kanaat önderi ve dava adamı olmaktan öte aksiyon adamı ve buyurgan bir lider. Bu otoriter aksiyonerliğin kırılma noktası gerisin geriye dönmüş, bozguna uğramış bir ordu, oy oranları düşmüş bir partidir. Tayyip Erdoğan kendi küllerinden bir Anka kuşu yükselmeyeceğini çok iyi bilmektedir. Aslında denklem oldukça basit.

İki Kere İki: Abdullah Gül

Eğer genel seçimlerde yeniden tek başına iktidar olabileceksen Cumhurbaşkanlığına aday olma çünkü –halen – orası sembolik bir yer aksiyon adamına yakışmaz. Ama yeniden iktidar olma şansın zayıfsa kargaşa içindeki parti ile uğraşmaktansa en üst perdeden bir kahramanlıkla emekliye ayrılmak hiç de fena bir alternatif değil. Kemalist laikçilerin söyleminden korkar, aday olmaz isen karizman sarsılır ve oy kaybedersin ama aday olursan dört yıllık itilmişliğe ve küskünlüğe rağmen İslamcı taban sana sahip çıkar oluşan blok sayesinde oy oranların artar. Başı açık ya da hanımının başı açık bir AKP'liyi aday olarak sunar isen blok çözülür oylar artmaz. Tabi bir de MHP ve DYP'nin durumunun ne olacağı meselesi var ama ne de olsa onlar için Genç Parti yedekte hazır. Şimdi Tayip bey her gün anket sonuçlarını izleyip her hamlenin kaç puan ettiğini hesaplamaya çalışıyor olmalı, eğer genel seçimlerde yeniden zafer kazanacağına inanırsa aday olmayacak, kendi yerine mülayim kişiliği ile karşı bloğun söylemlerini zayıflatacak. Başörtülü eşi sayesinde de mütedeyyin bloğu tatmin edecek, bu sayede genel seçimlerde birkaç puan daha kazandıracak Abdullah Gül‘ü tercih edecektir.

Yaslı Gittik Şen Geldik

Bu arada Ankara'nın meydanlarını dolduran Anıtkabir'de Mehmetçiğin gözyaşlarını silen, gittikçe kemikleşen karşı cephenin attığı golün rövanşı için "Kocatepe Camii Avlusu" son derece müsait görünmekte. Şerefeden şerefeye ezan tokuşturur gibi Anıtkabir'den yükselen "laik cumhurbaşkanı" sedaları, Kocatepe'de dillenen dindar cumhurbaşkanı ile kol kola gökyüzüne yükselmekte.

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Cumhurbaşkanlığı Ve Kutuplaştırma Politikaları

Kutuplaştırma siyaseti Erbakan'ın başlattığı birşey değilse de Erbakan'ın siyasetine yaramıştır diyebiliriz.
Ancak bu anlayış Ak Parti'nin siyaset anlayışı olmadığı gibi muhtemel bir kutuplaşmanın Ak Parti'nin işine yaramayacağı da açıktır.
Dolayısıyla, kutuplaştırma çabasının kaynağının, sadece siyasal çıkarlar açısından düşünsek bile Ak Parti olmadığını anlayabiliriz.

Ortalık toz duman...Hesap, herkesin az da olsa toz yutacağı üzerine yapılıyor. Ak Parti, kendisini "Refah Partisi çizgisi"ne yaklaştırmaya ve nihayetinde aynı sona ulaştırmaya çalısan bir politikayla karşı karşıya ve bu kutuplaşmış zümre tarafından sıkıştırılarak karşıt kutup olmaya zorlanıyor. Evet belki genel başkanın mizacı bu noktada bir dezavantaj olabilir ancak reel hayatta işlerin kağıt üzerindeki kadar kolay yürümediği de âşikardır.
Bu yazı çok kesin yargılar içeriyor oysa türk siyaset tarihi uzmanlarının bile kolay hüküm çıkarabilecekleri bir dönem değil bu...Türkiye'de çok soğuk sandık şakaları yapılmış bugüne kadar.
Cumhurbaşkanlığı ve üzerinden yapılacak her türlü kutuplaştırma çabasında, iktidarın da muhalefetin de hesapları soğuk bir şakaya kurban gidebilir...Ne diyelim hakkımızda hayırlısı...

Aslolan kuralına göre oynamak değil, kural koymaktır.

AKP'nin bugüne değin siyasetsiz bir siyaset izlemeye gayret gösterdiği açıktır.Yazımda da ifade etiğim gibi önce aş ve iş diyerek siyasi cepheyi belisizleştirmeye çalışmıştır.Ancak cumhurbaşkanlığı seçimleri arefesinde tam tersi bir politakanın AKP ye fayda getireceği bir durum ortaya çıktı ve AKP bu durumu siyaseten kullanacak gibi görünüyor.Bu tabi kendisinin bileceği bir iş fakat sosyolojik kırılımlara zemin hazırlayan bu durumlarda sorumluluk sahibi her müslüman iki kez düşünmeli derim.
Yani kimin kimle hesabı varsa o hesabını görsün.Oligarşiyle hesaplaşman varsa , militer bürokrosiyle güç tokuşturmaya niyetin varsa yap , ancak bunun malzemesi kalabalık kitleler olmamalı.Müslümanca duyarlılığı olan kişiler için bu olmamalı.Şah ismail Yavuz kavgasının izlerini bugün hala görüyor, yaşıyoruz.Kırsala , bozkıra şıkıştırılan kitabi gelenekten yoksun kapalı alevi toplulukları her önüne gelen ideolojinin malzemesi olmaya devam ediyor.Hakikatı ifşa etmek başka bir şeydir karşı cephe oluşturacak kitle mobilizasyonlarını sağlayacak söylemler başka
AKP tezgaha gelmekle tezgah kurmak arasında gidip geliyor.Refahın karşılaştığı sondan kendince dersler çıkaran AKP yönetimi oyunu kurallarına göre oynama çabasında.Ancak aslolan kuralına göre oynamak değil kural koymaktır.

Kavramlar cumhurbaşkanını nasıl etkiler?

‘Cumhurbaşkanı dindar olmamalı.’ Evet yeni bir (post modern) darbeye meraklı değilseniz, dindarlığı seküler bir ön kabul olarak öne sürmek hatadır. Merhum Turgut Özal başarılı bir cumhurbaşkanı idi fakat dindar bir cumhurbaşkanı değildi. Dindar bir mümindi. Bu ülke hep ağızlara sakız edilmiş kavramların kölesi oldu, onlara hakim olamadı. Laiklik, demokrasi, cumhuriyet.. İnsanlar laik olma iddiası güttüler dine, dini faaliyetlere karşı çıkarak. Fakat kişilerin laik olamayacağını -devlet kademesindekiler hariç- kimse kavrayamadı. Ha gerçek manasıyla laik olduğunu iddia eden varsa ( laik: din adamı olmayan kimse; din adamı dışında kalan halk ) geriye kalan çoğu(muz)ndan farkı olmadığını bilmelidir. Kurumlar laiktir ya da olmalıdır efendim; cumhurbaşkanlığı gibi. İşte bu yüzden cumhurbaşkanı dindar olmamalıdır.

6 gün önce vuku bulan cumhuriyete sahip çıkma iddiasıyla toplanmış kalabalığın söylemlerine bakalım bir de: "Çankaya yolları şeriata kapalı", "Kasımpaşa imamı satamazsın vatanı", "Çankaya emlaktan satılık vatan", "susma sustukça Tayyip Erdoğan gelecek", "Türkiye Sezer'le gurur duyuyor", "ampul Tayyip", "orduya uzanan eller kırılsın”.. Bunlar Hürriyet Gazetesi’nin pazar günkü haberinde belirtilmiş sloganlar. Üzücü bir durumda olsa halk başbakanına bunları söyleyebilmiş. Sloganlardaki küstahlığı bir kenara bırakıp meseleyi Erdoğan merkezine getirirsek durum ne olur? Halk istemiyor hatta nefret edenler var vs. Peki kimi getirelim efendim? Bu soruyla birlikte uzlaşmanın ne denli sonuç dışı olduğu rahatça anlaşılıyordur. Hamit Akçay’a Tayyip Erdoğan’ın kişi tahlili yönüyle katılıyorum. Evet buyurgan bir lider ve aksiyon adamıdır. Fakat zekice bir sinsiliği de vardır. Yakın çevresiyle son bir yıl içinde bir iki ismin cumhurbaşkanlığı adaylığı hakkında konuşmuştu fakat şimdi sürekli kafaları karıştırmaya çalışıyor; haftaya hep birlikte göreceğiz. Sonuç ne olursa olsun yeter ki bize tekrar postal sesi duyurmasın. Kişisel kaybım 28 şubat sürecinde bir yıldır ve postal için bir yıl daha vermeye niyetim yok.

Cumhuriyete nasıl sahip çıkılır? Bir de ona bakalım. Malumdur ki cumhuriyet, temsili demokrasinin olduğu yönetim sistemidir. AKP ve dolayısıyla R.T.Erdoğan’da demokratik kurallar çerçevesinde cumhuriyetin işletilmesi için gelmişler. Mitingdeki birinci anlamsızlık buydu; cumhuriyete nasıl sahip çıkıyorsun? Yönetim sistemine sahip çıkılır mı? Ha diyelim sahip çıkmaya heveslisin, cumhuriyetin işletilmesinde bir aksaklık mı var arkadaş? Kavramları anlamak ve ona göre düşünmek isteyen yok efendim. Mesela Türkiye’de sol gruptaki partilere tarafgirlik eden arkadaşlara solculuğu sorun ve aldığınız cevapla CHP, DSP vesairesini mukayese edin. Siyasi arenada solcu sermaye yanlısı, piyasa ekonomisini benimseyen, Avrupa Birliği ve diğer uluslar arası birliklerle iyi ilişkiler içinde olandır. Fakat ülkemizde solcuların mühim kısmını sermaye karşıtı, milli ekonomiyi destekleyen, anti-kapitalist kesim oluşturur. Nihai olarak solcu olmayan fakat ülkemizde sol gruptaki partiler olarak bilinen partileri yine aynı zihniyetteki halk destekler.

Bir de şu “şerefeden şerefeye ezan tokuşturma” meselesi kulağımı tırmaladı, alıştırmaya çalıştım zihnimi fakat niyetiniz iyi olsa da ezanın tokuşturulması benzetmesini benimseyemedim.

"Herkes, insanlığın genel iyilik halini artırmak için küçük de olsa hatta küçücük de olsa çaba sarfetmelidir." (Leo Tolstoy)

insan hiç değişmiyor

Peygamberleri onlara: Bilin ki Allah, Tâlût'u size hükümdar olarak gönderdi, dedi. Bunun üzerine: Biz, hükümdarlığa daha lâyık olduğumuz halde, kendisine servet ve zenginlik yönünden geniş imkânlar verilmemişken o bize nasıl hükümdar olur? dediler. «Allah sizin üzerinize onu seçti, ilimde ve bedende ona üstünlük verdi. Allah mülkünü dilediğine verir. Allah her şeyi ihata eden ve her şeyi bilendir» dedi. (Bakara 247)

İsrailoğullarının ileri gelenlerine göre iktidar, servet ve sermaye sahiplerinin olmalıdır. Halbuki bu fikir, toplum menfaatine ve adalete aykırıdır. Doğru olan iktidara zenginlerin değil, ehil olan kimselerin gelmesidir. Kişinin ehliyetini, onun manevi gücü, bilgisi ve görgüsü ile beden kuvveti ve cesareti temsil eder.(Diyanet Vakfı mealinden)

Ey menba-ı ÂŞK! Gönlüme kıldığın nazar-ı mehabbet kadardır kıymetim...

İki Kere İki Abdullah Gül

19 Nisan Tarihinde yayınlanan yazımda gerekçeleri ile birlikte Abdullah Gül'ün cumhurbaşkanlığına aday gösterileceğini ifade etmiştim.Abdullah Gül'ün adaylığının kesinleştiği şu durumda tamamlayıcı olarak bir kaç şeyi daha ifade etmek yerinde olacak.

Tayyip Erdoğan ölmeyi gösterip bayılmaya razı etmek şeklinde özetlenecek stratejiyi başarı ile uygulamış görünmektedir.Bu bağlamda bu sonucun AKP açısından başarılı bir siyaset olduğu söylenebilir.Öte yandan bu karar Türkiye'deki ve AKP deki pragmatist siyaset örneğinin de bir örneği olarak Türk siyasal tarihinde yer bulmuştur.Bu tarihten sonra AKP Abdullah Gül isminin arkasına değer inşa etmeyip uzlaşma gibi renksiz ve amorf kelime üzerinden mevcut stotükonun devamını tesis edecektir.Oysa Tayyip Erdoğan ismi laikçi kadrolar tarafından tartışmaya açılırken murad edilen netice statükonun sağlamlaştırılması ve inşa edilen laikçi kitlenin cesametinin artırılmasıdır.Tayyip Erdoğan buradaki karşı okumayı görmüş ve bu ortamın sunacağı faydayı sağlayacak pragmatist siyasetini hayata geçirmiştir.Yani bu durumdan kemalist laikçi kadro ve AKP fayda sağlamış görünmektedir.Neticede bir sonraki seçimlerde bu siyaset AKP ye oy olarak geri dönecek fakat AKP nin varlık sebebi olan taleplere bir fayda sağlamayacaktır.

Faydanın Fiyatı

Efendim mevcut durumu yerinde tahlil etmişsiniz fakat malumunuzdur kemalist laikçi kadro 29 Nisan'da İstanbul'da ikinci bir miting yapacaklar, bu sefer Abdullah Gül ismi üzerinden. Bu durumda bu kadronun durumdan sağladığı faydayı nasıl görüyorsunuz? Tayyip Erdoğan'ın seçilmemesi mevzuu ise onlar AKP'den herhangi birinin adaylığına karşı idiler zaten. Salı akşamı Tarafsız Bölge programına konuk olan ADD genel başkan yardımcısı Ali ERCAN, Abdullah GÜL hakkında benzer çekincelerini belirtti. Siyasi bir faydadan bahsettiğiniz belli fakat AKP'nin faydası açık bir şekilde öndedir mukayese edersek. Yani işaret ettiğim kısım kemalist laikçi kadroya bu fayda ne kadar işlerine yarar? Benim görüşüm olanlara karşı hükümetin gösterdiği dirayet ile bu faydayı çoktan tükettiler bile.

"Herkes, insanlığın genel iyilik halini artırmak için küçük de olsa hatta küçücük de olsa çaba sarfetmelidir." (Leo Tolstoy)