renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Yansın İçim, Yansın Alev Alev

‘Cami avlusuna bırakılmadım ama orada büyüdüm denebilir’ diyor kendisini tanımlarken bir kasetinin kapağında. Bu tarifini okuduğum zaman ben de henüz cami avlusundaki sürecimi bitirmemiştim ve bunu bir latife mesabesinde idrak edip, gülerek es geçmiştim. Ama o potadan çıktıktan sonra sözün mana-i asliyesini dünya hayatının kesretleriyle çarpışırken yavaş yavaş anlamaya başladım. Ev-cami-okul üçgenini her ne kadar çeşitkenar bir hale çevirmiş olsam da, hak eden köşeye hak ettiği değeri vermemiş olsam da, olaylardan hep de bihaber büyümemiştik elhamdülillah. Bir kere mekânın suyunu yudumlamak huyunu da ziyadesiyle kazandırıyordu.

‘uyusun da büyüsün’ ninnilerine kulaklarımız hiç aşina değildi. Ablamın ‘ah diyor deyin, ah bende olabilsem / şimdi kardeşimin yanında’ diye başlayarak söylediği ezgileri biz sadece uyku ilacı olarak algılamış, terennümlerini inceden inceye yerleştirmiştik kalbimizin bir yerlerine. Aslında söylenenlerin gönlümüze nakış nakış işlenen kutlu bir sevda olduğunu ancak büyüyünce anlayacaktım. ‘yaşamak adı için yaşamak / her nefeste adını solumak’ bir tohumun toprağa indirilme şefkatiyle gönlümüzden içeri giriyordu.

Çocukluğumdan kalan en güzel hatıralardan biri de ablamın yıllarca emek sarf ederek koruduğu ve büyüttüğü şiir-ezgi defteriydi. Kardeşimle bu defteri alır, dama ya da bahçeye çıkar yoruluncaya kadar söyler, söyler, söylerdik marşları. Ben de bir defterim olsun diye çok uğraştım ama bir türlü süreklilik kazandıramadım. Ama olsun, Ömer abinin tüm ezgilerini o kadar çok dinlemiştim ki hepsinin sözleri hafızamda saklıydı zaten.

Sadece söz. ‘batıdan doğarsa gün / yapacak bir şeyin yok’ seslenişi def eşliğinde. Kasetin kapağında marşların sözleri olmadığı için, radyomuzdan durdur-ilerlet yöntemiyle sözleri kâğıda geçirmek için çırpınıyorduk. Sonra elimize aldığımız iki çubukla ters çevirdiğimiz 10 kiloluk yağ tenekesinin başına geçer, def ritmini tutturmaya çalışarak ‘duy Resulü kardeşim duysana, duysana / uy Kitaba kardeşim, uysana, uysana’ sesini semada yankılandırırdık.

Ben ortaokul yıllarındayım, abim de üniversite öğrencisi. Tatillerde ondan çok, getireceği video-kasetleri, bant tiyatrolarını beklerdik dört gözle. O yıllarda üniversite öğrencisi olan ağabeylerimiz geçmişi bir hatırlasalar da küçük ortaokul talebelerinin aşkını özlemle yâd etseler. Bant tiyatrolarında müziksiz içten gelen ‘Abdullah bin revaha’ sesi sahabeleri gönlümüze perçinlemişti adeta. Ömer ağabeyi ve daha diğer kıymetli insanları tanıştırıyorlardı bizimle.

Ömer abi, bu ateşin koru, bu bulutun rüzgârı, bu binanın harcı oldu her zaman. İlk kasetinde nasıl ümmetin yanında yer aldıysa, gözlerinin ateşini hiç kaybetmeden yine aynı saftaki yerinde durdu hep. Son kasetinin kapağında da hiç çekinmeden, konjonktür demeden, küresel stratejistlere prim vermeden, dimdik ‘müzikle bir iz düşürmeye çabalıyoruz yüreklere, Çeçenistan, Irak ve Filistin derken, Lübnan ateş altında çünkü.’ diye seslendi.

Ömer abi bir gün kapımızı çalıverse ablama, (ablalarıma) nasılsınız, afiyettesiniz inşallah dediğinde muhtemel ki birçoğu ezgi defterlerini bir şubat soğuğunda sobaya atmanın unutulmaz ağırlığıyla, başını öne eğecek. Şubatın son günlerini ısıttığımızı zannettiğimiz anda içimizin boşluğu daha da üşütmüştü hepimizi aslında. Abime (ağabeylerime) ahval ve şeraitten sual etse birçoğu gözünü kaçıracak ya da –bir avuç kaldık- bahanesinin ardına saklanmaya çalışacak. Zaten Ömer abi başka bir şey mi demişti ki?

Bir avuçtuk biz göklere sığmayan
Bir avuçtuk biz cennete susayan…

Ama dilimizden düşürmeyecektik Lailaheillallah’ı. Otobüslerde, pikniklerde, sohbetlerde hep bir avuçtuk, mazlumun canı yansa ahı bize dokunurdu, tevhid binasında gönlü gönül üstüne koymuştuk.

Ömer abi cami avlusunda müezzinliğe hiç ara vermedi. Biz sendeledik, o elimizden tuttu, biz unuttuk o hatırlattı, biz korktuk o cesaret verdi. ‘kimbilir kaç kere biz öldürüldük’ dedi öncesinde ‘yok mu diyorum Al-i imran’da 103.’yü bilen’ dediği gibi.

—kuşlar sizin kadar hür olmaktır hayalim- dedi, öncesinde –Ya Allah ya Rabbim yolunda öleyim- dediği gibi.

Mavi çizgili gri pop diyerek dalgasını geçiyordu ısrarla müziğine kılıf bulmaya çalışanlara. Hâlbuki Ömer abi kılıfa hiç tenezzül etmedi. Dünya zevkleri uğruna zaman tükettiğini düşünenlere

Başım gövdemden, etim tırnağımdan / Kalbim bedenimden ayrılana dek… diye söz söylemişti.

Herkesin müzik dünyasında birilerinin gözüne girmeye çalıştığı dönemde o, Asra destanlar yazdı yarın için dünden geçen / Bazen mavzer bazen kalem, bazen Boşnak bazen çeçen. diyerek yüreğinin sızısını dile getirdi, Rabbi’nin gözüne girmek için çalıştı.

‘Arif olan söylemişti, bu yol çetindir’ derken arifliğiyle bizi hazırlıyordu takatimizin zorlanacağı imtihanlara.

Çaresizliğin söylemini değil, yolda olmanın özlemini hatırlattı her zaman bizlere. Çocuklar büyüdü, gençler iş-güç sahibi oldu, büyüklerimiz yaşlandı. Ama o hep Hakk’a yaslandı, bu yüzden içindeki ateşi hiç kaybetmedi.

Her şeye rağmen yolda yürürken dudaklarımdan ‘Karanlığın ortasında / parlayan bir güneş gibi / imanın doğduğu şehir / Mekke Mekke güzel şehir’ mısraları dökülüyor. Bir çay sohbetinde sesim kötü bile olsa sözüm güzel olsun maksadıyla müsaadesiz ‘Her eylem yeniden diriltir beni / Nehirler düşlerim göl kenarında / Doğ ey güneş! Erit taştan adamı / ve kurut taşları diken elleri’ diyorum.

Güzel bir radyomuz vardı Dörtyol’da Birlik FM diye. Kültür öncüsüydü. Ömer ağabeyi davet etmişlerdi ilçeye. Henüz ortaokul sıralarındaydım o zamanlar. Mahalleli toplanıp yürüyerek gitmiştik çarşıya. Öncesinde yine vakıftaki ağabeylerimiz güzel bir tiyatro hazırlayıp sahnelemişlerdi. En son Ömer abi sahnedeydi. Her zaman olduğu gibi burada da son eser olarak şehit türküsünü okumuştu. Sonumuzun şehadet olmasını temenni eder gibi her konserinin sonunda…

Şehit tahtında Rabbe gülümser
Ah binlerce canım olsaydı der
Şehit tahdında rabbe gülümser
Canın bedeli bir sofradan yer

Ümitsiz olmaz
Sevdasız olmaz

Dağları oyup zindan etseler
Allah nurunu söndüremezler
Dağları oyup zindan etseler
Davamın önüne geçemezler
Yarasız olmaz
Çilesiz olmaz
Şehitsiz olmaz
Kurbansız olmaz…

1994-dörtyol (abim-Ö.K-ben)

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Hey gidi günler hey!

Benim de bir resimim var ömer abimizle. Şimdi o resim canlanıverdi gözümün önünde. Aradan çok uzun yıllar geçti. Ve hala bu ezgiler dilimde. Yıllar su misali hızla akıp geçsede, bu ezgiler dilimden düşmedi. Ne geçen yıllar bu ezgileri unutturdu, ne de çıkan yeni hit şarkılar...

İlk defa 'sızı' kasetiyle ortaokul çağlarında tanıdım Ömer Karaoğlu'nu. Hey gidi günler hey!

Kalem sahibine kalpten teşekkürler.Kelimeler adeta haykırmış.Zulme karşı bir haykırış bu...

Tevafuk'un Böylesi

Tevafuk'a bakın ki sabahtan beri "Gün Batıdan Doğmadan" albümlerini dinliyorum, ondan ziyade Yansın İçim isimli parçayı tekrar tekrar baştan sona dinliyordum...

Cemaat'e çoktandır girmiyordum bakayım hal/vaziyet nasıl? neler yazılmış, çizilmiş diye girdim ve gözüme ilk çarpan yazı başlığı bu konu oldu...

Dehşete kapıldım denebilir, parçayı bu kadar şevkle dinlerken onun başlık olduğu bir Ömer Karaoğlu yazısı görmek sarstı beni...

Hiç eskimeyen coşkun ve şevk verici bu albümler şuan da özlediğimiz söz ve bestelerle yüklü...Ne devri değişti ne tarzı sıktı bu ezgilerin ve tekrar tekrar dinlemekten tekrar tekrar haz duyduk vesselam...

Her eylem yeniden diriltir beni.........

"Her eylem yeniden diriltir beni,
Nehirler düşlerim göl kenarında.."
Ne çok dinlerdik üniverste sıralarında, okul yollarında, öğrenci evlerinde; tek sığınağım, tek dertdaşım, tek sırdaşım, tek yoldaşım olmuştur; abi şefkati, baba merhameti ile anlamıştır, anlamlandırmıştır, inançlarımın baş kaldırışlarının nağmeleri olmuştur yüreğimin duvarlarına çarpan...
Sözlerini hep içerde saklı tuttum. Hep nehirler düşledim... nehirler düşledim... düşledim... Ve şimdi gömdüm başımı, düşlemekten kaçar olduğum gibi dinlemektende kaçar oldum...