renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Yarışıyoruz Yenile Yenile

Yeni fikirler üretmenin yerini kopyalama, esinlenme ya da aynısını kullanma gibi hazıra konuculuk aldığından beri aynı görüntülerle karşılaşıyoruz. Yeni zannedip de meylettiğimiz birçok oluşumun aslında bir diğerinin benzeri olduğunu anladığımız da ise kaybolup giden vaktimiz için dövünmenin de bir faydası kalmıyor.

Televizyon kanallarımız artık iyice monotonlaştı. Herkesin televizyon programlarından şikayet ettiği bir dönemde neredeyse her kanalda birbiriyle benzer görüntülerle karşılaşmak birçoğumuzu şaşırtmıyor artık.

Bir kanalda tutan programın bir benzerinin başka kanalda başlaması an meselesi oluyor. Sonra diğer kanallara sıçrıyor bu kopyalama. Gün geliyor, kopyalar gereken desteği görmüyor ve çekiliyor sahneden.

STV’de Sırlar Dünyası bir çok yapımcının iştahını kabartınca her kanalda yeni yeni sırlar ortaya çıkmaya başlamıştı. Hem de gülünesi sahnelerle. Dumanaltı bir sahne, uzaklardan gelen beyaz sakallı nurani(!) ihtiyar sunucu ve akıllara ziyan bir senaryo. Bu komedi bir süre meşgul etti zihinleri. Baktılar her şey öyle uzaktan göründüğü gibi hoş değil, sırları bırakıp asıl sahibine çekildiler köşelerine.

Sonra romandan dizi yapma furyası başladı. Yapımcılar edebiyatın derinliklerinde entrikası bol romanlar aramaya başladılar. Sonuçta başlayıp bitenler oldu. İlk başlayanlar ise yollarına hâlâ devam ediyorlar.

Bugünlerde televizyonların iki bombası var. Bu bombaları ya ellerinde patlayacak ya da patronların kasalarını biraz daha dolduracak. Birincisi terör konulu diziler. Diziler ne yapıyor ediyor konuyu teröre dayandırıyorlar. Gündemden uzak değiliz makyajıyla yapılan bu senaryo hareketleri belki küçük de olsa bir izleyici kitlesini etkilemeye yetiyor ama uzun soluklu olmuyor.

Televizyonların ikinci bombası yarışma programları. Kanal başına neredeyse 2-3 yarışmanın düştüğü bir dönemdeyiz. Yarışma programları kadar sunucularının da özenle seçildiği bir gerçek(!) Eski hakemler, haber sunucuları, kendine hiçbir dizide yer bulamamışlar, şiir öldü diyen şiir okuyucuları ve daha niceleri. Yarışıyoruz durmadan.

Bir zamanlar yarışmalarda bir ciddiyet vardı ve yarıştırılan bilgiydi. İzleyici de geçerdi televizyonun karşısına, kendi bilgisini ölçerdi; bilgi tazelemesi yapardı. Şimdiki yarışmalarda yarıştırılan bilgi değil, şov ve şans. İzlenme rekorları kırdığı söylenen bir yarışmada en düşük tutardaki kutuyu bulmanın dışında bir maharet sergilemeyenlerin yarışmasına şahit oluyoruz.

Mevsim yarışmadan yana ya da ibreler yarışmayı gösteriyor olmalı. Bunun sosyolojik bir sebebi var mıdır bilemem ama ekonomik bir sebebi olduğu kesin. Kutudan çıkacak milyarlarla hayatı bir anda değişecek kişiler hazıra konma, hazırdan kazanma yolunu yarışmalarda arıyorlar gibi görünüyor. Televizyonda yayında olan yarışmalara başvuru sayısı yedi yüz elli binmiş. Büyük bir rakam. Rüyalarında bile göremeyecekleri kadar bir parayı bir iki taktik ile kazanmayı düşleyenlerin sayısının daha da artmaması için hiçbir sebep yok. Yıllarca çalışıp da elde edilemeyecek bir servetin cezbedici gücüne meyledenleri yadırgamamak gerek. Dünyanın en zenginleri listesinde ülkemizin listebaşında bulunan kişinin en büyük kazancının “iddialı” bir şans oyunundan geldiğini düşünecek olursak yarışmalara meylimizin nerden geldiğini daha net görebiliriz.

Şimdilik ekranların sefasını bunlar sürüyor. Gün gelir ki bunların da hükmü geçer. Çünkü Türk izleyicisi şıp sevdi bir karaktere sahiptir. Çabuk sevdiği gibi çabuk da terk eder. Bunu iyi görüp de sağlam yapımlara bel bağlamak en doğru olandır. Zihnimiz işgal altında. O kadar çok görüntü gelip geçiyor ki zihninizden sağlam bir kare yakalamak pek de mümkün olmuyor. İşini doğru yapanların hâlâ ayakta olmasını iyi okumak gerekiyor. Yarışmalarla ufak da olsa ilgisi olan herkesin zihinlerinde dipdiri duran “bil kelime bir işlem” yarışması yıllardır TRT’de yayınına aynı ciddiyetle devam ediyor. Kazananın bilgi olduğu bir yarışmada kaybeden elbette yok.

Umutların pazarlandığı, neyin yarıştırıldığının belli olmadığı yarışmalardan uzak durmak kazanılan en büyük yarış olacaktır. Zaferinizin bol olması dileğiyle.

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Bir kelime Bir işlem?

Kolay para kazanmanın o kadar çok yolu var ki mesela: şans oyunları. Kocaman atları evimize sokmaya çalışan kumar oynamaya teşvik eden reklâmlar. At koşturun, yuvanızı dağıtın, çoluk çocuğunuzun rızkını atlara yatırın diyen, zengin küfürbaz hakemler ve şeytanlar. Kimi yadırgamalıyız ki? Yılbaşlarında nimet ablanın önünde kuyruğa girenleri mi yoksa sayı repertuarını genişletmeye çalışan lotocuları mı? Yapmayınız efendim! Bir Kelime Bir İşlemi yapan devlet(kanalı), şans oyunlarından kasasına trilyonlar atıyor. Bilgili olduğunu düşündüğümüz ODTÜ mezunları da soluğu bilgisiz yarışmalarda alıyor. En azından bahsettiğiniz yarışmalarda şahsa ait kaybedilen bir para yok. Kesinlikle desteklemiyorum ama yani sabah akşam national geography izliyorum edası da çok samimi değil bence. Benim sinir olduğum; yarışmadaki sevgi yumağı olma sendromu. Herkesin kısa sürede bu kadar can ciğer kuzu sarması olması! Yapmacıklık, samimiyetsizlik bir izleyici olarak beni yoruyor. Dizilerdeki malkoç oğlu tiplemeleri,”keskin bakışlı” hayatta yapamadığını, film dünyasında eline silah alarak egosunu tatmin etmeye çalışan deli yürek kopyaları. Tarkan’ın etek giymesini bile kabullendiğimiz ama tezatlıklarını kabullenemediğimiz, ATIL KURT! Polisler. Artık haberler bile sıkıcı olmaya başladı. Köşe yazarı olup da kamerayı ortalayamayan konuşma özürlü Barlaslar, gizli kamera mağduru hafiye Kırcalar. TV izlemeyi artık gerçekten mide kaldırmıyor. Ha! Kurtlar vadisine laf yok ama.

tuttuğumuz dal kırılıyor

içim daralıyor. ne talihsizmişiz diye düşünüyorum. umutlanayım diye bir hamle yapayım diyorum, olmuyor. bataklıkta imişim gibi elimi attığım dal kırılıyor.

geçmişe özlem duymayıp da ne yapmalı acaba? televizyonlar öyle, gazeteler öyle. siyaset zaten almış başını gidiyor. "yenildin yüreğim, olsun bir daha yenil, daha güzel yenil" deyip yenilgiler tarihine yeni sayfalar mı eklemeli yoksa alıp başını gitmeli mi?

yarışacak takatim yok. baştan kaybettim ben.