
Hiçbir mezar taşı kitabesi, doğruyu, salt doğruyu, yalnız doğruyu söylemez.
Cemil Meriç
Mezar taşları tarihin perde arkasında yalan kitabeleri…
Hayat defterinin sahte yaprakları…
Solukların toprağa dönüşmesiyle insanın bir zamanlar dünyada yaşadığının göstergesi (!), modern dünyanın uydurduğu bir teceddüt…
Yaşayan ölülerin toprağa dönüşmesini izaha kalkıştığımızda karşımıza çıkan tablo; mezar taşları… İnsanoğlu nefes aldığı dünyada niçin hayatta ne kadar kaldığını mezar taşına yazdırır?... Bu, insanın hayatta yaşadığını iddia etmesi değil de nedir? Niçin Rabbini tanıyan insan, kendisini tanıyan insan, haddini bilen insan dünyada ne kadar kaldığını iddia etmeye kalkışsın ki?...
Bir devrin aynasıdır mezar taşları… Ne kadar süslü mezarlar görürseniz, biliniz ki bir o kadar da sapmış demektir o çağda yaşayan insanlar. Bakınız firavunlara, mezarlarına ulaşmak için iki büklüm oluyorsunuz piramitlerde. İki büklüm olmayı, rükû etmeyi bırakınız bir tarafa, mezarlarına ulaşmak için sürünüyorsunuz, secde ediyorsunuz! Kendilerine ulaşanlar, mezarları karşısında rükûda bulunup, secdeye varanlar oluyor. Tam ibretlik! İlahlık iddiasına kalkışan insanın hali…
Ruh dünyasında nefes alan, Rabbinin kendi ruhundan üflediğinin bilincinde olan insan ölür mü? Bu dünyada Rabbinin kendi hizmetine sunduğu bedeni ölür, toprağa karışır da, ruhu ölür mü? Peki ya ruhunun bilincinde olmayan, olmak istemeyen insan(cık)lara ne demeli? Hangi kefeye koymalı?
Vahiy, insanı ruhunun bilincine, idrakine çağıran sesleniş... Zamanlar ötesi bilinç yenileme eylemi. Vahiy yürekle buluştuğu an, kişiyi miraç fezasına çıkaran ulvî araç. Yüreği işgale uğramış, vahye duyarsız bir kalp elbette diri kalmayacaktır. Diri değildir ki zaten vahye duyarsız bir kalp, dönmüştür özünden. Kalp dönek demektir. Bir insanın derdi neyse kalbi de oradadır. Bazılarının kalbi bileğindedir. Bazılarınınki midesindedir. Sabah kahvaltıyı yapınca akşam ne yiyeceğini düşünür. Bazılarının kalbi şehvetindedir. Bazılarının kalbi de tam yerindedir: akılla ve imanla birleştiği yerde...
İnsan eğer Allah’a karşı sorumluluğunu asarsa, eşyaya karşı da sorumluluğunu asar. Ruhunun bilincinde olmayan, ne kadar muhteşem bir sürecin içinde olduğunun farkına varmayan insanın, ilahlık iddiası ne kadar gülünçtür. Eğer bir insan kendini yamuk bir yere yerleştirirse her şeyi ters görür. Orman görse bütün ağaçları ters diye söker. Yani ters dönmüş bir mantık... Tanrı atama yetkisinin elinde olduğuna inanan bir insan türü. Tanrısını kendi tayin ediyor. Bu insan, acıkınca tanrısını yemez mi?
Mezar taşları, insanın dünyada ne kadar kaldığının bir göstergesi midir? Peki, insanın dünyada ne kadar ölü yaşadığını nasıl göstereceğiz?
Keşke birileri çıksa da, mahşer günü gelmeden önce insanların dünyada ne kadar ölü yaşadığını tespit edip gösterebilseler…
Aynı mezar taşları gibi, günü gününe, hatta saati saatine…
Yorumlar
Osmanlı Mezar Taşları...
Cts, 29/09/2007 - 22:25 — yusa ırmakEs selamunaleyküm,
Ünlü Fransız yazar ve seyyah Gerard de Nerval, İstanbul mezarlıkları hakkında şunları söylüyor: "Boğaz'da son derece güzel ve serin bir yerdeyiz. Buranın bir mezarlık olduğunu söylememe ihtiyaç yok sanırım. İstanbul'un bütün güzel yerleri, gezilecek ve zevk alınacak sahaları mezarlıklardır. Bakıyorsunuz yüksek ağaçların arasında, şuradan buradan güneş ışınlarının sızıp renklendirdiği, sıra sıra beyaz hayaletler var. Bunlar bir insan yüksekliğinde, mermerden yapılmış mezar taşlarıdır. Başları sarıklı, üzerleri yazılı mezar taşlarıdır. Sarığın biçimi, ölünün hayattayken işgal ettiği mevkii, sosyal seviyesini veya mezarın yapılış tarihini belli ediyor. Bazı mezar taşlarının başları koparılmış. Bu koparılmış olanların çoğu Yeniçeri mezarlarına ait. Kadınların mezarlarında da sütun taşlar var. Fakat bunlarda, baş yerinde gül veya demet şeklinde bir süs bulunuyor. Kabartma veya oyma şeklinde çiçeklerle süslenmişler."
Kanaatiaczanemce özellikle İstanbul olmak üzere, Türkiyenin bir çok gelişmiş şehirlerinde osmanlı mezarlıkları, çevrelerinde yaşayan insanlara sanki bu dünyanın geçiciliğini fısıldamışlar... Öyle sanıyorum ki Osmanlı toplumunda hayat ölülerle iç içe... Çünkü insanlar evlerinin önündeki bahçeye, yahut her gün gittikleri caminin bir köşesine bile gömülebilmişler... Bir sürü örneği var tabi bunun İstanbul Karacaahmet, Eyüp veya Edirnekapı mezarlıklarının etrafındaki duvarlar, 1950'lerden sonra örülmüş. En son Cemaat toplaşmasına geldiğimde bunu daha iyi fark etmiştim Eyüpte.. Osmanlı genelinde mezarlıkları çevreleyen duvar yokmuş. Anlatılan o ki herkes rahatlıkla bu mezarların arasından geçebilmekte, bilhassa hanımlar, çocukları ve komşuları ile müsait bir mezarlık sahasında, bir ikindi sohbeti yapabilmekteymiş. Sanıyorum böyle yapmakla Osmanlı insanının hedeflediği şey, dünyanın geçiciliğini hatırlatan nasihati hep göz önünde tutmak ve öldükten sonra kendilerine dua edebilecek insanlara kendilerini daha iyi gösterebilmekmiş. Bu yüzden de, Osmanlı mezarlıklarında mezar taşını yazılarını çoğunlukla yola yapmışlar. Karacaahmet mezarlığında olduğu şekliyle, eğer bir kişi kendisine, mezarlığın yol kenarına bakan kısmında bir yer bulamamışsa, asıl mezarı içeride olduğu halde, mezar taşının bir nümunesini yol kenarına diktirebiliyormuş. Böylece yoldan geçenler, bu mezar taşlarını okuyabiliyor ve bu kişilere ismen dua edebiliyormuş... Bir önemli not ta anlattığınız mevzuya ilişkin ki o da şudur... Firavun gibi, nemrut gibi böyle zalimlerin birisi değil bütün zalim ve gaddar yöneticiler hep böyle akıl almaz büyüklükte ya da insanın mantığının almayacağı çeşitlikte eserler diktirmişler yer yüzüne. Bu da benim çok dikkatimi çekiyor ...
“Ben yokum, Biz’i sizlerden öğrendim. Şimdi sizlerde her bir ben ile biziz.”
yanlış mezar taşı tasavvurları
Cts, 29/09/2007 - 22:49 — Yunus Emreve aleykumselam ve rahmetullahi ve berakatuh
İslamiyette Peygamber efendimiz zamanında özellikle mezar taşları gösterişi ifade ettiğinden olacak o dönemlerde mezar taşları bir anlam ifade etmiyor müslümanlar için... Firavunların mezarları ölmeden önce metrelerce yükseklere piramitler olarak yapılırdı. Hatta İsrailoğullarına Hz. Musa zamanında bu mezarlara -firavunlar ölmeden önce- taşlar taşıtılırdı. Bir firavun ölmeden önce piramiti, mezarı hazırlanırdı...
Osmanlıya baktığımızda ise elbette birçok mana ifade ettiği gibi mezarlarlıklar "dünya dedikleri bir gölgeliktir" düsturuyla inşa edilmiştir. Hem de şehrin en kalabalık mekanlarına, göbeklerine ki, insanlar geçerken ölümü hatırlasınlar, dünyaya niçin gönderildiklerini unutmasınlar.
Bu kısmı yani Osmanlının mezar taşlarını yapmaktaki hikmetini yazıya almadım. buraya açıklama yaptığınız için müteşekkirim. amacım mezar taşları yaptırmakla uğraşan insanlarımıza bir seslenme idi... son zamanlarda şâhit oldum/oluyoruz ilginç ilginç mezar taşlarına, insanlar para biriktirip ilginç ilginç mezar taşları yaptırıyorlar kendilerine...
anlatmak istediğim yazıda da geçtiği üzere "Mezar taşları, insanın dünyada ne kadar kaldığının bir göstergesi midir? Peki, insanın dünyada ne kadar ölü yaşadığını nasıl göstereceğiz? aslında araştırma olarak yazmayı da düşünmedim değil. ama araştırmadan çok amaç ve yanlış tasavvurları ortaya çıkarmaktı gâye-i hedefim...
dünyada kendini bilen, Rabbini tanıyan bir insan mezar taşına niçin değer versin ki?
açıklamalarınız için tekrardan teşekkürlerimi iletiyorum.
selamlar/sevgiler
ulvî ukdenin câm nedâmeti
-- http://tenkafesi.com --