- Bre, vurun söyletmen!
Reşad Ekrem Koçu, 1905 yılında İstanbul’da doğdu. 1921’de Bursa lisesini bitiren Koçu, 1931’de İstanbul Darülfünunu Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü’nden mezun oldu. Burada yaşamı ve eserleri üzerinde önemli etkiye sahip olan Ahmet Refik Altınay’ın önce öğrenciliğinde sonra da asistanlığında bulundu. 1933’te meşhur “Üniversite Reformu” birçok üniversite üyesiyle birlikte Altınay’ı da tasfiye edince hocasıyla birlikte üniversiteden ayrıldı. Emekliliğine kadar Kuleli Askeri, Pertevniyal ve Vefa liselerinde tarih öğretmenli yaptı. 6 Temmuz 1975’te İstanbul’da öldü. Belirtmek lazım gelir ki, Hakkın rahmetine kavuşan Sabahattin Zaim Hoca, Vefa Lisesi’nde öğrenci iken Reşad Ekrem Koçu tarih, Nurettin Topçu ise felsefe hocalığını yapmıştır. Koçu’nun birçok kitabı bulunmakla birlikte, biz özellikle “Yeniçeriler” kitabı üzerinde duracağız.
Osmanlı tarihi incelenirken yeniçerileri, incelemenin dışında tutmak ya da onlara şöylece bir değinmek, tarihin tamamen yanlış anlaşılmasıyla sonuçlanacaktır. Yalnız yeniçerilerle ilgili kapsamlı bir kitap bulmak oldukça zor. Uzunçarşılı’nın “Osmanlı Devleti Teşkilatında Kapıkulu Ocakları” eserinin içerisinde yeniçerilerle ilgili bilgi bulunabilirken bu konuda bulabileceğimiz tek kitaplardan okunmaya değer olanlar Reşad Ekrem Koçu ve Godfrey Goodwin’dir. Kaynak yetersizliğinden dolayı Koçu da sık sık Naima ve Cevdet Tarihine değinmiştir. Danişmend Tarihinde de konuyla ilgili bilgiler bulunabilir. Çoğu eser konuya ilgisi derecesinde dokunup geçmektedir.
Yeniçerileri incelemeye değer kılan en önemli husus elbetteki padişahlarını değiştirebilmeleri (hatta öldürmeleri), istediklerini Sadrazam, vezir veya yeniçeri ağası yapabilmeleriyle birlikte devşirme olmalarıdır. Devşirme sisteminin amacı hala net olarak anlaşılabilmiş değildir. Milliyet fikrinin 18. yüzyıl sonlarında ortaya çıktığı unutularak, bu sistemde Türk düşmanlığı bulan Ali Kemal Meram “Padişah Anaları ve 600 Yıldır Bizi Yöneten Devşirmeler” adlı bir kitap bile kaleme almıştır.
Koçu, kitabının başında devşirmenin nasıl yapıldığını anlatır ve Devşirme Kanunuyla ilgili bilgiler verir. Bu Kanuna göre, devşirilecek oğlanların en küçüğü sekiz, en büyüğü onsekiz yaşında olmalı, bir devşirme devresinde köylerden kasabalardan veya mahallelerden kırk evde bir evden bir erkek çocuk alınmalı, durumu kanuna uygun olsa bile ailenin tek oğlanı devşirilemez, şeklinde hükümler yer alır. Ayrıca, devşirmede hile ve rüşvete de yer verilerek Turnacıbaşının rüşvet karşılığında devşirmeye uygun oğlan olmadığı gerekçesiyle o mahalleyi atladığını, papazların vaftiz defterlerini tahrip ederek onsekiz yaşındaki çocukları üç yaşındaymış gibi gösterdikleri ya da on-onbir yaşındaki çocukların evli gösterildiği de anlatılır.
Diğer taraftan, sarayda üst düzeyde görev yapacakların eğitildiği Enderun Mektebine’de öğrenciler, devşirilen Hristiyan çocuklar arasından alınırdı. Bu öğrencilerin yüzü güzel olmalı, vücudunda kusur olmamalı ve en önemlisi zeki olmalıdırlar. Gerek Kapıkulu askerlerinin elit bir ocağı olan, İstanbul’u korumak sorumluluğu bulunan hatta padişahını değiştirebilecek derecede güçlü olan Yeniçeri Ocağı ile Sadrazam bile çıkarabilen Osmanlı bürokratlarının yetiştirildiği Enderun Mektebi’ne sadece devşirmelerin kabul edilmesi daha sonraki tarihlerde yukarıda bahsettiğimiz gibi Osmanlı’nın Türk düşmanı olup olmadığı konusunu sık sık tartışmaya açmıştır.
Kitabın bir sonraki bölümünde ise Ocak sistemi ve işleyişi ayrıntılı bir şekilde anlatılmıştır. Diğer taraftan, yeniçeri ilim ve sanat adamlarına değinilerek yeniçeri Ağası olan (kendisi ikinci üst kademe olan katar ağalıklardan Haseki Ağa unvanını taşır) Koca Mimar Sinan da tanıtılır.
Daha sonraki bölümlerinde ise Osmanlı’nın yükselme döneminde yeniçerilerin nasıl başarıdan başarıya koştuğu uzun uzun anlatıldıktan sonra ki ilgimizi en çok çeken kısımlar buralarıdır, yeniçerilerin kanlı ihtilalleri anlatılır. Koçu, dili ve anlatımı çok güzel kullanarak yeniçerilerin İmparatorluğun idaresinde hayret edilecek şekilde güçlü olduklarını biraz da içimizi kah acıtarak kah kişiliksiz devlet adamlarının dalaverelerinden bahsettiği için de öfkelendirerek hikaye eder. Koçu, yeniçerilerin Sultan Osman’ı düşürdüğü durumu ne de güzel anlatır:
“Sultan Osman camide bulunan yeniçerilere, bizlere,
- Görün hey dermendler padişah ettiğiniz adamı (Sultan Mustafa’yı kastederek)..! Bu, devletin inkırazına sebep olup kendi ocağınızı söndürürsünüz!..Bu yaptıklarınıza pek yakında peşiman olacaksınız..dedi.
Ve daha nice şeyler söyledi, başındaki tülbendi, kirlice külahı çıkarıp atarak başı açık ağlamaya başladı, ağalara hitapla, “Bilmezlik ile size cefa ettim ise affedin ve siz bana cefa etmeyin, dün sabah padişah idim şimdi üryan kaldım…..”
Sultan Osman’ın Yedikule zindanında nasıl boğdurulduğunu, Cebecibaşı’nın nasıl kement attığını ve Kilindir Oğrusu’nun hayasızlıklarını da güzelce tasvir eder.
Yeniçerilerin oyuncağı olan şahsiyetsiz sadrazam (vezir-i azam) ve devlet adamlarının yanında bize güç verircesine anlatılan devlet adamlarından da bahsedilir. IV. Murat sert bir padişahtı, yeniçerileri bile sindirmişti. Belki de bu sert mizacı çocukluğunda şahit olduğu çok sevdiği devlet adamlarının gözü önünde parçalanmasıdır. Sadrazamı Hafız Paşa hiç unutulur mu?
III. Selim’in boğdurulmasından, Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa Paşa’nın yeniçerilere teslim olmamak için saklandığı mahzenin kubbesini 500 yeniçeriyle beraber havaya uçurduğuna kadar şu tarihimizdeki nice ibretlik olaylar anlatılır.
Kitabının son bölümde ise yeniçerilerin nasıl tarih sahnesinden silindiği bölümler halinde aktarılır. Şöyle ki, Nizam-ı Cedid’den bu yana yenileşmeye sürekli karşı çıkan yeniçeriler Sultan Mahmut’un kurdurduğu Eşkinci Ocağı’na da itiraz etmiş sonunda II. Mahmut’un gazabına uğramış, bir Osmanlı padişahının sözlerinden dışarı çıkmasını bile akıllarına getiremeyen yeniçeriler Sultan Mahmut’un Etmeydanındaki Yeni Odalar adı verilen kışlalarını top ateşine tutması üzerine neye uğradıklarına şaşırmışlardır. Topçu yüzbaşısı Karacehennem İbrahim Ağa meydan kapısını parçalayarak kışlaları tarumar etmiştir. Koçu, kaçan 500 yeniçerinin o gün cellat satırıyla başının kesildiğinden bahseder. Daha sonra, Sultan Mahmut kaçmayı başarabilen tüm yeniçerileri ölüm fermanlısı ilan etmiştir. Padişahın öfkesi öylesine büyüktü ki Belgrad ormanlarına kaçan yeniçerileri ormanla birlikte yakmıştır; ormanın çıkışında bulunan sipahiler de ormandan kaçan yeniçerileri vurmuştur. Koçu, insan feryatlarıyla silah sesleri sürekli birbirine karışıyordu diye anlatır. Olaylar sonunda 6.000 den fazla yeniçeri öldürülmüş, 20.000’e yakın yeniçeri de sürgüne gönderilmiştir. Daha sonra toplum arasında yeniçeri düşmanlığının nasıl yayılmaya çalışıldığını ise Koçu, “Tarihimizde Garip Vakalar” adlı eserinde güzelce izah eder.
Sultan’ın öfkesini anlatmak için yeniçerilerin yakılmasını anlatmak yeterli olmaz, ocağın kaldırılmasından sonra yeniçerilerin tarikatı olan Bektaşilik de yasaklanmış, tekkeler yıktırılarak önde gelen Bektaşi babaları da astırılmıştı. Daha sonra bu tarikat II. Mahmut tarafından Nakşibendi tarikatının içinde eritilmeye çalışılmıştır. Koçu, yasaklamadan sonraki olaylardan ziyade Bektaşiliğin yeniçeriler üzerindeki etkisinden bahseder. Bu konuda Reha Çamuroğlu’nun, “Yeniçerilerin Bektaşiliği ve Vaka-i Şerriye” adlı bir kitabı vardır. Kitabında, Alevilik ve Bektaşilik’i ayırt ederek Bektaşilik ile yeniçerilerin tutum ve davranışları arasındaki etkiden bahsetmeye çalışır, özellikle Bektaşiliğin yasaklanmasını sert bir biçimde eleştirir.
Görüleceği üzere, yeniçerileri anlamak, Osmanlı tarihini ve yönetimini anlamak, günümüzü anlamak (Soner Yalçın Efendi I ve II kitaplarında sistemin 20. yüzyıla etki etmesi sonucu ortaya çıkan İttihad ve Terakki’den çok bahseder.), Alevilik ve Bektaşiliğin tarihimizdeki geçmişini, yenileşme çabalarını anlamakla bağdaşır. Bir de tarih, Reşad Ekrem Koçu gibi objektif ve öncü bir tarihçiden anlatıldığında önümüze lezzet sofrası serilmiş gibi hissederiz.
Yorumlar
Az bilinen bir konu...
Cts, 22/12/2007 - 11:59 — Ahmet CevdetElinize sağlık, iyi bir tanıtım yazısı olmuş. Öyle ki; Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılması sırasında yaşananları ilk bu yazı sayesinde öğrenmiş oldum.
Ayrıca konuya ilişkin verdiğiniz referanslar da merak uyandırıcı. Evvelden bildiğim Tarihçi İlber Ortaylı'nın bahsettiklerinden ibaretti. Yeniçerilik askeri oluşumu sayesinde Yeniçağ'ın ilk bilinen güçlü ve düzenli ordusu'na sahip oluşumuz; ateşli silahların kullanılmasının getirdiği teknolojik üstünlük; Ortaylı'dan referans olarak eklenebilecek ilk akla gelen başlıklar.
Bu ilk yorumumdur; bu vesileyle tüm cemaatin Kurban Bayramını kutlarım...
Ahmet Cevdet
Elinize sağlık...
Pzt, 24/12/2007 - 12:13 — mehmet akbulutGüzel bir çalışma olmuş. Elinize sağlık. Eski yazarlar ve onların yazdıkları artık mazinin derin mahzenlerine mahkum edilmiş gibi düşünülüyor ne yazık ki... Bu sayede haberdar edilmiş olmak bence takdire değer.
Necip Fazıl ve Yeniçeri
Cum, 28/12/2007 - 10:46 — Adem YAKUTNecip Fazıl'ın da "Yeniçeri" diye bir kitabı var malumunuz. Konu hakkında o da güzel bilgiler içeriyor.