Orman değiliz artık, milliparkız.
(İsmet Özel, M. F. Ö.)
Kıraathanelere bomba koyduk, yakında hepsi uçacak. Kıraathanelerin yerini kitapkafeler alacak. Güzel Türkçe’mizi koruyup kitapkafe diyeceğime “kıraatevi” ya da “kıraathane” demek isterdim ancak mekânı korumadıkça kelamı saklasak ne çare.
Bugün Ankara’nın, İstanbul’un, Konya’nın bütün kıraathanelerini dolaştım ve bir tek kitap bulamadım.(Türk sanat musikisi gibi oldu) Hepsinde en az birer tane suratında nike işareti gibi çizik olan adamdan vardı. Ellerindeki tespihlerin tanelerini çok hızlı çeviriyorlardı kıraathaneleri dolduran adamlar. Kalplerini açıp bakmadım ama dudak kıpırdatmayışlarından boşa çektikleri kanısına vardım. Bir yandan sigara tüttürüyorlardı ve bir yandan da içtikleri çayı beleşe getirmek için kâğıt oynuyorlardı. Onlara göre bu kumar değildi. Daha fazla zaman kaybetmeye tahammülüm olmadığından, gördüğüm ilk yüzünde nike işareti olan adama “Burada kitap bulunur mu?” diye sordum. Kimisi dükkânın (uğru kaçmasın diye!) duvarına astığı Kuran’ı Kerim’i işaret ediyordu kimisi de ellerini iki yana açıp maalesef burada kitap bulamazsın diyordu. Peki, o zaman burası neden kıraathane diye soramıyordum, dilim varmıyordu. Evet, buralarda kitap kalmamıştı. Kitabın bol olduğunu bildiğim kütüphanelere gitmeliydim.
Kütüphanelerin altını üstüne getirdim. Kütüphanelerdeki insan sayısı kitap sayısıyla oranlanamayacak kadar azdı. Kütüphanelerde nike işaretli adamlar yoktu ama saçı başı ağarmış, Sürahi Nine’nin taktığı gözlükler gibi gözlüklerden takmasına rağmen hala okumaya aç teyzeler ve amcalar vardı. Gözleri gördükçe okuyacaklardı. Yaşıtlarımı aradı gözlerim pek azını seçebildim. Gittim birinin yanına: “Waldo sen neden buradasın?” dedim. Baktı yüzüme ve güldü. “Okumak için değil araştırmak için geldim buraya, birazdan diğer Waldo’larla kitap okuyacağımız yere gideceğiz.”der demez elimden tuttu ve çıktık kütüphanelerden. Bir kitapevine gideriz diye düşünmüştüm.
Kitapevlerinin de son zamanlardaki halini az çok biliyordum. Sadece yazıp çizenler gelip gidiyordu. Birbirlerine kitaplarını imzalatıp peş peşe sigara, beş peşe çay içiyorlardı. Ellerinden geldiğince siyaset konuşuyorlar kimi zaman ise muhabbet, hafta sonu oynanacak maçların skor tahminlerine kadar geliveriyordu. Buralarda da tek tük gençler vardı. Lafım yok onlara onlar bir şeyler kapabilirmiyizin savaşını veriyorlar. Umarım bunda da başarılı olurlar. Fakat biz Waldo’yla birlikte kitapevine gitmedik. Biz kitapkafeye gelmişiz meğersem.
Üzerinde kafe lafı yazınca insan içerde göreceği insanlara karşı bir ön yargı besleyip “ahanda şimdi kokakola ve hamburger çocuklarını göreceğim” diyesi geliyor. Fakat içeriye adımını attığımız anda ortamın hiç de öyle olmadığını fark ediveriyoruz. Biz Waldo’yla o gün iki tane kitapkafeye gidebildik, geriye kalanları akşama kadar kendim dolaştım. Waldo’yla gittiklerimizi anlatırsam daha iyi olacak. Ankara’da kitapkafe denilince ilk akla gelen yer Mekan. Sahipleri kıraatevi dese de biz bunu bir tevazu olarak görüyoruz. Kendisine kıraatevi diyen yerler ile burayı karşılaştırmak ne mümkün. Mekân bize kapılarını “Cennet mekanınız olsun” diyerek açıyor. Biz de buraya besmeleyle giren ilk insan olmadığımızı fark etmenin huzuru ve güveniyle içeri giriyoruz. Gözümüze çarpan ilk şey: Dergilik. Dergilere bakınca Genç’i de orada görmek gurur verici(ama çoğu zaman Genç’i göremezsiniz, beğenenler evlerine götürüyor galiba) Sonra dergiliğin karşısında kitaplık var. Kemal Tahir’den Sezai Karakoç’a Necip Fazıl’dan Orhan Pamuk’a kadar her türlü yazarın kitabına ulaşabilirsiniz. Kitaplığın önündeki masalardan birine oturup sahlebinizi içerek kitabınızı okuyabilirsiniz. Denedim yazılar hep tarçın tadındaydı. Mekân’da sadece kitaplık yok tabiî ki. Hava karardığında dev bir kurbağa silüetinin belirdiği camın önündeki saz ve gitarı diğer insanlara rahatsızlık vermeyecek şekilde çalabiliyorsunuzJ Mekân’da Çarşamba akşamları söyleşiler düzenleniyor. Hakan Albayrak, Sadık Yalsızuçanlar,Ayhan Bilgen, Şaban Abak ve daha birçok yazar, düşünür, şair “semaya bakarak” aşındırdı Mekan’a çıkan o zorlu merdivenleri . Cemaat.com Ankara’daki toplaşmalarını genelde Mekân’da düzenliyor. Hakan Arslanbenzer Cuma akşamları şiir toplantıları yapıyormuş. Mekân sıcak günlerde şüphesiz daha bir güzel. Terasta Ankara manzaralı çay ve kitap keyfi kolay bulabileceğiniz bir şey değil doğrusu. Mekân’da bir şey yemek isterseniz o da var. Gül böreği benim favorimdir. Satranç gibi vaktinizi çalsa da aklınıza katkıda bulunacak oyunlar da mevcut Mekan’da. Ve böyle güzelliklerine özelliklerine hayran kala kala çıkıyoruz Mekân’dan. Gelelim Nun kitapkafeye.
Nun kitapkafe Konya’da çok merkezi bir yerde. Girişinde dikkatinizi çekmemesi imkânsız olan bir şey var. Malik El Şahbaz(Malcolm x) resmi ve sözleri. Nun, Mekan’a göre kitap konusunda daha zengin. Kitaplıklarında birçok yazarın külliyatı var. Gelenlerin sayısı da çok fazla. Sezai Karakoç okuyan, İsmet Özel’in düşüncelerini tartışan gençlerle dolup taşıyor Nun kitapkafe. Nun’da da söyleşilerin düzenlendiğini duydum ancak henüz hiçbirine katılabilmiş değilim. Konya’da önemli yazarlar var; İbrahim Demirci, Mehmet ve Abdullah Harmancı, Mustafa Özçelik… Onların da böyle yerlere uğradığını arada duyuyorum.
Mekân ve Nun gibi kitap kafeler yeni yeni diğer şehirlerde de açılmaya başladı. İstanbul’da Cağaloğlu ve Taksim gibi yerlerde zaten uzun sureden beri kitapkafeler var. Şüphesiz bu kitapkafeler ihtiyaca binaen açılıyor. Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı olduğunu çokça duymuşluğumuz vardır ancak kahvehanelerin hatırı gerçekten doldu. Sağa sola ağzı köpürerek küfreden adamlardan, daha fazla boş muhabbet ve elleri biraz daha iskambil kâğıdına değsin isteyen adamlara kadar hepsinden kına geldi. Yolda görsek bakmayız hiçbirine. Ve öyle insanların çocuklarını gördükçe içimiz cız eder. Herkes gençlere yüklenmeyi kendine görev edinse de bir toplum bilmelidir ki gençlerin de eğer bir problem varsa sorumlusu toplumun kendisidir. ”Küresel dünya, küresel life” deyip işin içinden çıkmak kolay. Kitapkafe gerçeğinin arka planında şu var: İnsanlar aynı anda birkaç şeyi yapmak istiyor. Alışveriş merkezleri sinemalarla, kitapçılar kafelerle, büfeler gazete bayiliği ile ayakta durabiliyor. Müzelerde çocuk oyun alanları bile konuyor. Genç’i okuyanlar Cafcaf’ı da ısrarla istiyor.
Not: Bir kısmı ilk kez "Genç Dergi"de yayınlanmıştır.
Yorumlar
Kara kaplı kitaplar yeniden insin rahlelere
Per, 03/04/2008 - 09:01 — Hacer Nazan T.Bir kitapkafem olsun, gül bahçesinin hemencecik yanında. Her yanı cumbalalarla dolsun.
Cumbalarında illa rahleler olsun, tüm sıralar sandelyeler çöpe atılsın, sıradan ancak sıradan insanlar yetişeceğinin idrakine varılsın. Gri şehrin betonlarına değil, engin yeşillige, koyunlara, kuzulara ve çeşit çeşit çiçeklere baksın cumabalar.
Huzur içinde kitap okusun kitap sevenler.
Kitaplar mümkünse tozlu ve kara kaplı olsun, çünkü cıvıl cıvıl kitaplar arttıkça kitaba verilen değer de o oranda azaldı. Kara kaplı kitaplar yeniden insin rahlelere.
Teheccüt vaktinde dolup taşsın kıraathane, horozlar öterken, kitaplar ibadet aşkıyla okunsun.
Kıraathanenin gece müdaimlerinden biri, az önce sağılmış ineğin mis kokulu sütünden az şekerli bir kahve servisi yapsın kitap severlere, sevabına sevap katsın.
Nostalji olsun diye yapılmasın tüm bunlar, samimi olunsun.
Bir paket sıgaraya eş değer nargile asla bulunmasın. Havası kokusu tamiz olsun, içerde yalnızca ve yalnızca sütlü kahve ve cumbalardan sızan gül kokusu olsun.
Alışılmış bir kıraathane modeli olmasa da bir kıraathane olursa böyle olsun.
Lanet, siyonistler ve yandaşlarının üzerine olsun!
Sade kahve de olsa ne olur
Per, 03/04/2008 - 09:14 — Sakine AkçaHacer hanımın çizdiği mekan olabilir tabii. Birşeylerin yapaylığı hemen herkesi boğuyor. Böyle olması da güzel aslında.Aradığını bulmaya çalışmalı insan.Kaybolup gitmemeli.
Eski bir yazım vardı. Kitap postasında yayınlanmıştı.Kitap muhabbeti başlayınca aklıma geliverdi. İsterseniz bir bakın.
ÇİĞ ET VEYA KİRLİ YÜN
Merhaba…
Karışık duygular içindeyim. Kitapçılar beni eskiden daha fazla heyecanlandırırdı. Heyecanım çoktandır kayıp. Yitik desek daha güzel belki de… Hükümsüz falan da değil. İsteyen alabilir.
Eskiden çarşıya gidince onca dükkân arasından kitapçılara sığınırdık. Tüketimden kaçmak adına. Bilgiye koşmak adına…
Fakat şimdi o dükkânlardan eser kalmadı. Büyüdüler ve “Saray “haline geldiler. Hani çadırdayken dünyaya hükmedenler saraya geçiş yapınca kendilerini bile idare edemez olurlar ya öyle bir şey. Tabii bütün saraylar gibi lüzumsuz eşyaları da eksik değil hani…
İşin kötüsü biz nasıl uyum sağlayacağız bu devasa mekânlara. Bizi bu kılıkla çoğu yerlere almazlar ya saraylardaki büyüklerimiz tevazu gösterir, biz fakirleri kapılarından kovmazlar inşallah…
Bu kitap neden bu kadar çok? Kampanya filan varsa aman kaçırmayalım eve taşıyalım. Efendim ..şöyle şöyle bir konudan bahsediyor. Hım. Doğrusu çok gerekli imiş! Zaten duymamış olmak gibi bir ayıbı da üzerinizde taşıyorsunuz ister istemez. Ben yeni duydum demek için sağırlık gibi bir gerekçeniz olmalı aslında… Her yerde bas bas…
Tam bu önemli kitabı inceleyecekken içeriye kibar bir genç kız giriyor. Estetik üzerine bir kitabın olup olmadığını soruyor ki, tuhaf, terbiyelenmemiş, en yüksek tonda bir erkek sesi Tarzan gibi üst kata doğru tırmanıyor, ortamı sallıyor adeta. Len Memet bizde şu kitap var mıydı? Lan Memet ha… Yani Mr. Memet gibi sıklıkla kullanılan bir unvan bu ..Bana ne oluyor ki gene…
Hay Allah müstehakınızı versin.Tam kitap buldum diye sevinirken..Tam biraz heyecan yakaladım galiba derken bütün zihnimi allak bullak ettiniz…
O estetik üzerine yazılmış kitabın sizde olması neyi değiştirecek ki. Yani zengin sanacaklar korkusu taşımasam “vah vah vah memleketime” diyesim geliyor.
Estetik satanda estetiğin “e”si yok. Alanda zaten var. Bu alışveriş de neden ola ki, hayret doğrusu. Keşke alan satsa da satan alsa…
Kitaplara bakarken kendi kendime söyleniyorum; annem rahmetli derdi ki “çiğ et ile kirli yünü beyinize göstermeyin.”
Niye anne? diye sorunca da “Çünkü çiğ et ile kirli yün çok görünür. Biri pişince biri yıkanınca azalır. Beyiniz ilk halini size sorabilir, dünyanın eti vardı ne oldu? Diye…
Bir şeyi ham iken ortaya getirmeyin. Son hale gelene kadar uğraşın önce. Kadıncağızın bir bildiği varmış…
Bu kitaplarda henüz pişmemiş ve yıkanmamış olsa gerek. Ondan çok. Her yer ondan dolu. Şimdi kim Hazreti Mevlana gibi tek nüsha eser yazabilir ki. Bereketinden dünya doysun… Hangi babayiğit ihlasına güvenir de bunu yapabilir. Herhalde ilk okuyana kendini anlatmak önemli olsa gerek… Yani önce bilgisayar yerine yazı yazacak bir Hüsamettin Çelebi bulmak gerek…
Velhasıl bu yeni moda kitap işlerine aklım ermez bir türlü… Saraylarda okumaz “len”lerdense, sahaflarda okuyan efendiler ararım… Her neyse…
Benim kafa biraz eski de ondan… Antika... Herkesler anlamaz ne yapalım… Şükür bizi biraz zorlanarak da olsa idare ediyor.
SAKİNE AKÇA
kitapkafe
Per, 03/04/2008 - 10:16 — Selman MaltaşMerhaba.
Muhammed'e bu naif yazısından dolayı öncelikle teşekkür ederim. Evet, biz de kitapkafe müdavimlerindeniz. Yazıda adı geçen Ankara'daki Mekan'a ve Konya'daki Nun'a yolumuz sıkça düşüyor. Gayet memnunuz. Bu tarz yerler daha çok artsın istiyoruz.
Şu da var. Kitapkafe ismini koyarak cazibe merkezi oluşturmaya çalışan ve açtığı sözümona kafede bir kaç kitap bulunan yerler de mevcut. Korsan kitapkafelere dikkat diyelim.
kurtubadergisi.com
heyecan...
Per, 03/04/2008 - 11:32 — Murat Küçükçifcimuhammet yaylalı'ya bu güzel yazı için teşekkürler. böyle mekanların-faaliyetlerin artması beni çok heyecanlandırıyor. mekan'a yolumuz sıklıkla düşüyor Ankara eşrafı olarak. ha gayret az kaldı yazıyor mekan'a çıkan merdivenlerin yanında. epey yoruluyorsunuz.ama bu güzellikler için değer.
daha fazla güzellik için daha fazla,
ha gayret az kaldı
daha fazla...
Modası geçmiş yerler
Per, 03/04/2008 - 14:35 — Osman KılıçBen sizin bahsettiğiniz faydaları malesef göremedim.Bir kıraathaneye gidip de kitap okuyan birini ise hiç görmedim. Olsa olsa can sıkıntısından kapağı ilgisini çeken bir kitabı alır şöyle bir karıştırır ve geri yerine koyar.Gerçekten okumak ve öğrenmek isteyenlerin mekanı kütüphane ya da evi olmalıdır. Ancak buralarda sessiz ve huzurlu bir okuma yapılabilir. Ayrıca gitar sesi ve sigara dumanı da olmaz.
Söz konusu yerler olsa olsa arkadaşlarla sohbet edip çay içmek için uygun yerlerdir, okumak için değil.Modaları geçmiştir artık. Oralarda okuma sevdalılarından ziyade bir de evlenme sevdalıları vardır;kendi düşüncelerinden birini bulabilmek için merdiven aşındırırlar. Kısacası, okuma işlevi dışında diğer bir sürü işlevi yerine getirirler. Sohbet programlarına gelen bazılarının ise "anlatıcı" yerine "dinleyici" olması daha yararlı olabilir.Öte yandan, her hafta bir Şaban Abak ya da Hakan Albayrak bulmak zor tabiatiyle.
Çay içmek için uygun yerlerdir...
ama ...
Per, 03/04/2008 - 17:24 — ahmed davuteyvallah, kitap en iyi kütüphanede veya evde okunur,
kitap kafeler bence kitap okuma yeri değil, kitap tahlil yeri olabilir, öyle masa sandalye gibi aletlerle doğrularak kitap okunmaz, şöyle bi yayılmak lazım : )
anlatımda bahsi geçen mekanların birinde iken, 4-5 tane hanım ablamız bir masaya yumulmuş ve çıt çıkarmadan kitap okuyorlardı, kendimim gülmemek için zor tutmuştum.
velhasıl kafelerde kitap okunmaz! ama yapılan muhabbetler, analizler v.s' de kitap okumak ile eşdeğerdir.
Hakkınızı helal ediniz.....
Per, 03/04/2008 - 18:15 — Muammer Derin'Teşebbüs hürriyetine saygılıyım aslında! Cıbıldak "moda" cılara karşı mütedeyyin hanımları "Tekbir" ile giydiren müteşebbis ruh'a gizli bir hayranlık bile besliyorum. "Kitapsız cafe!" lere müşteri olmayan "tüketici" açıkta kalacak değil ya!
"Kitap kafe!" Bir kahve içip soluklanmak yada dostlarla buluşup birkaç kelam sohbet etmek için gidilen mekanlarda, yakalamışken şunlara iki satır da kitap okutalım işgüzarlığından keyif almak da farklı bir "tiryakilik!" olsa gerek.
'Teheccüt' ten 'ibadet'ten bahsedilmiş....! Talep varsa arzederler efendim! 'İtikaf' bölümleri de hizmete açılır yakında! İnşaAllah! MaşaAllah! BarekAllahu ecmain!
Konuyla ilgisi yok elbette!!! Keyfine düşkün olanlara, Arfatta seksen çeşitli, zengin menülü, açık büfeli, beş yıldızlı, konforlu çadırlar kurulmuş! Duyunca gözlerim yaşarmıştı! Hadi gidip günahlarınızdan arınmayın bakalım! Paranız çıkışmıyorsa, "islami" bankalar ne güne duruyor! Türklerde ki teşebbüs ruhunu kim keşfettiyse, bu kadarını bekliyor muydu acaba? Planlı projeli giriştilerse türklerin müteşebbis ruhunu keşfetmeye; mutlaka bekliyorlardı!
"Kitapsız cafe" ler gibi, kitap kafelerde de kredi kartı geçiyor mu? Bilelim de ele güne rezil olmayalım.'
* * *
Bu yorum da cemaatin ilkelerine aykırı bulunup yayınlanmıyorsa, böyle bir yerde yazmak da bizim ilkelerimize aykırıır! Fazla zorladığımı kabul ediyorum. Hakkınızı helal ediniz.
Allah'a emanet olun.
Cum, 04/04/2008 - 10:37 — Muammer Derin"öyle bir yorum yazmışsınız ki, kitapkafe'ye gidenler sanki gayri meşru bir iş yapıyorlar demeye getirmişsiniz.
sizin ilke dediğiniz, alenen din kardeşlerinize ithamda bulunmaksa bu mailime cevap vermeyin lütfen. eleştirinin de bir haddi-hududu vardır."
Bu değerlendirmeler, yukarıda ki yorumumdan rahatsız olan bir kardeşime ait. Mesaj özel olduğundan arkadaşımın adını zikretmiyorum. Ancak vereceğim yanıt genel olduğundan konuyu bu sütuna taşımayı uygun görüyorum.
Sevgili kardeşim, cemaat editörleri arasında tıpkı senin gibi düşünen biri/leri var. Ve O birileri, bundan evvel bir çok defa yaptıkları gibi bu yorumumu da silip yayınlamadılar!
Cemaat üyeleri arasında da senin gibi düşünenlerin sayısının oldukça fazla olduğunu biliyorum. Ama yine de inandığımı savunmaya düşündüğümü söylemeye gayret ediyordum....Buraya kadar.
Çok fazla zorladığımın farkında olduğumu belirtmiştim. Haklarınızı helal etmenizi istemiştim. Helal ediniz.. Allah'a emanet olun.
evet, o kişi benim
Cts, 05/04/2008 - 14:48 — Selman MaltaşMerhaba.
Polemiğe mahal vermemek amacıyla özel olarak şahsına ilettiğim bu mesajı sitede yayımlayarak, ne yapmak istediğini anlayamadığım Muammer isimli arkadaşa söyleyecek söz bulamıyorum.
Ne hakla özel olarak kendisine iletilmiş bir mesajı aleni olarak yayımlar. Bu nasıl bir anlayıştır, bu nasıl bir saygıdır, bu nasıl bir ilkedir? Anlayan beri gelsin.
Madem ki şahsına yazdığım mesajı yayımlıyor, neden adımı vermiyor? "Mesaj özel olduğundan arkadaşımın adını zikretmiyorum" diyerek sözde kendisinin iyi niyetli olduğunu dikte ediyor. Bu nedir Allah aşkına? Sen kalk, özel bir mesajı sitede aleni olarak, milletin gözüne sokarcasına yayımla, ondan sonra da, "Mesaj özel olduğundan arkadaşın adını zikretmiyorum" de.
Arkadaş genel bir yanıt verecekse, benim özel mesajımı neden bu genel yanıtına malzeme yapıyor? Ne diyebilirim ki. Allah'a havale ediyorum.
Bu polemiğin buraya taşınmasını istemezdim. Fakat, cevap hakkımı kullanmak durumunda kaldığım için bunu yapmak zorundayım. Verdiğim rahatsızlıktan ötürü bütün cemaat dostlarından özür diliyorum.
niyet hayr akıbet hayr!
Cum, 04/04/2008 - 08:49 — ebuzer seferadı kıraat evi olsun kitap kafe olsun, kitabevi olsun, kıraathane olsun içinde kredi kart geçsin ya da geçmesin, kitap okunsun ya da okunmasın, bazıları oraya evlenmek için gelsin ya da gelmesin, moda(!) olsun ya da olmasın, oturup dünyayı kurtarabileceğimiz, mantık sınırlarını aşıp coşkuyla fikrimizi savunabileceğimiz, içtiğimiz çayın hesabını tutmadan şimşeklerin çakışından esrik hale gelebileceğimiz, her gün hakan albayraklar fiilen gelemese de her gün -çete-ler kurabileceğimiz, toplaşabileceğimiz mekanlar olmalı diye düşünüyorum.
Gidip Leman Kültür'de oturacak halimiz yok ya efendim!
suyu biz böyle geçeriz
bizi afet sanırlar
yorumlar üzerine
Cts, 05/04/2008 - 10:01 — Murat Küçükçifciçığırından çıkmış yorumlar var sanki.çığırından... yani rayından.aksi istikamette yol alan.
abi kitapkafeler iyidir.oralarda kitap okunur.hem de nasıl.ben evde okuduğum bir kitaptaki bir cümleyi ya da bir şiiri paylaşacak bir dost bulamıyorum.öyle yerlerde çekersiniz kitaplıktan bir eser.okursunuz neruda'dan bir şiir.
ve bu,okumanın kralıdır.tartışırsınız,anlaşırsınız,eleştirirsiniz...vs.
iyidir abi böyle yerler.kitap okuma yeri olmadığını kabul etsek bile popüler yerlerdir abi bunlar.yanlış anlaşılmasın popülerlik.kitap ekleri, son çıkanlar, konferanslar...bunlarladır bizim popülerliğimiz.
iyidir abi böyle yerler.
iyidir.
Her şeyin İslamisi olur mu?
Paz, 06/04/2008 - 15:51 — Mehmet DemirciYorum yazan arkadaşlardan biri "Leman'a mı gidelim" demiş.Yani illa birilerinin yaptığının islamisini bulmak zorunda mıyız?"Onların modası varsa bizim de modamız olmalı." diyen mantık durduğu yerde durmuyor.Her yere sirayet ediyor."Onlarda varsa biz de olmalı." mantığı bizim kapitalizme daha fazla bağlanmamızdan öte bir sonuç doğurmuyor.
Bu tür yorumların yayınlanmadığı yazılmış.Buranın özgür bir ortam olduğunu sanıyordum.Benim yorumum eksik olsa kimse bir şey kaybetmez ama düşünceye saygı beklemekte hakkım olsa gerek.Çünkü zerre kadar hayrın ve şerrin hesabını vereceğimiz bir gün bizi bekliyor.
http://www.karakalem.net
Son tahlilde;
Paz, 06/04/2008 - 21:50 — ebuzer seferNe yani Lemana mı gidelim?
sizi temin ederim sayın Mehmet Demirci bu yerlere gittiğinizde olduğunuzdan daha fazla kapitalist olmayacaksınız.
olduğunuzdan daha az?
Olur a gittiğiniz esnada orada bir panel, bir söyleşi ya da ne bileyim yanına ilişebileceğiniz sağlam bir sohbet halkası bulursanız, bir şeyler bile kazanabilirsiniz.
Diğer yandan size katılmıyor da değilim her şeyin islamisini bulmak zorunda değiliz.
Bazı şeyler hariç.
Daha kapitalist!
Salı, 08/04/2008 - 18:39 — Mehmet DemirciLeman'a da gitmeyin.İsmi geçen yerlere de gitmeyin.Çünkü bu tür yerler birilerinin para kazanma ihtiyacını karşılamanın ötesinde hiç bir işe yaramıyorlar.Zaten tüketim kültürünün,reklamların vb. amacı birilerini zengin etmekten öte nedir ki!Bu tür yerleri açanlar önce sizin sözettiğiniz ihtiyaçlarınızı mı düşünüyorlar,yoksa nasıl daha çok para kazanıp yaşam standartlarını yükselteceklerini mi?Şayet ikinci kaygı ile açılıyorlarsa bu kapitalizmin ta kendisidir.
Tesettür defileleri kapitalizme ne kadar uzaksa bu tür yerlerde o kadar uzaktır.
Kapitalizm böyle birşeydir,önce ihtiyaç üretilir.Sonra da üretilen ihtiyaç karşılanır.Sonra da birilerinin cebi dolar,birilerinin cebi boşalır.Cebi boşalanlar da ceplerini doldurmak için başka bir ihtiyaç üretirler.Derken süreç bir fasid daire halinde sürer,gider.Fasid dairenin bir kulbundan tutulmak suretiyle kırılacağını düşünenler varsa onlara katılamıyorum.
http://www.karakalem.net