renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Zamanın Kıpkısa Tarihi 3

Krater kupalarını Dolduran Ateş ve Aşktı

1/
Gümüşi krater kupalarını dolduran kor aşk ve kızıl ateşti...
Her an ayrıydı bir evvelkinden. Değişken ateşlerin kıyısındaydık. Ve içine tapınağın ve günahlarına yuvarlanabilirdik mecusi tayfasının. Mekanın izotropik özelliği dört kere dörder defa artıyordu. Şişen evreni kozmik bir körük üflüyordu. Enfusi fikrini ve avurdunu kızartarak. Vaziyet o kadar vahimdi anlayacağınız. Ortanca şehinşahtı vizyondaki iktidar. Işık karanlığa kardeşti...
2/:
Gümüşi krater kupalarını dolduran kor aşk ve kızıl ateşti...
Ağızdı açılan yarık. Ya da ateşin fayı... Bir kabadayı... Keskin ve tiz bir kahkaha atıyordu. Ateş gedenin açılan ağzının tavanı ise boydan boya çatlaktı. Ve içindeki kırmızı dili bir anlık özgür salınıyordu. Ardından tutsaklığı görünür gibi oluyordu an be an. Aman Allah'ım! Diyorduk. Bu da neydi? Çubukleyin alfanın savrulduğu kargı şimşekleri savuruyordu tavan. Hurra diye düşünüyordu tüm planetler ve yaran... Ve mutasyon... Ve tekrar tekrar mutantik mahluk... Evrime bir evrilme daha düştü...
3/:
Gümüşi krater kupalarını dolduran kor aşk ve kızıl ateşti...
Orta ayar bir çağdaydık. Kızgın karlı bir dağdaydık. Çevre şiştikçe geriliyordu. Şiir yazıcılarının elinde deliniyordu zaman. Ve her anın taşıdığı dolunay gibi bir tepsiydi. Ve gümüşi krater kupalarını dolduran kor ateşti. Oysa şarapla terbiye edilmiş kırmızı etler cızırtılarla kokuyordu. İyi kolestroller iyiydi. Ve kötüleriyle değişiyorlardı rollerinin sonunu. Tayf ölçümleriyle arşınlanıyordu kıta prototipleri. İlk önce As... Yani anası Asya’nın. Asya anasının rahmini deşti...
4/:
Dedik ya ey ehli şiir...
Gümüşi krater kupalarını dolduran kor aşk ve kızıl ateşti...

Aşk Ovasında Dumansız Ateş Sakini

1/:
Dumansız ateş sakinleri aşk ovalarında...
Sular yarıldı. Ardı karardı okyanusların. Marz adlı bir Zombardı okyanustan doğrulan. Ve Atlantis... Ateş krallarının gözlerinde turkuaz bir soyutluk. Ve boz rengin yanıp söndüğünü görüyordu Mu'nun uçsuz bucaksız ovalarında dumansız ateş sakinleri. Sonra çatal dilleri ile kırmızılar geliyordu kutuplardan. Ardından turkuvaz derili huriler... Serin ekvator yöresine. Yalaz renkli atlarını meşale kılıp... Ve dünyanın ateş ırmaklarından sulaya sulaya. Oysa haksızdılar davalarında...
2/:
Dumansız ateş sakinleri aşk ovalarında...
Alt zamandan bir başka ırk... Kırık mızraklılar ya da. Onların da uniform ölçüleri orta bir kararlılıktaydı. Şiir yazıcıları da susuzdular. Ve birer bardak istiyorlardı. İlk ve kızıl Volga’nın dolaylarından ilk günahlarını işlemek için. Kızıl gezegenin yeni müdavimlerindendiler onlar da bundan böyle. Ve soyut türkülerdi lisanları. Karşı kabileden olan yanmaz ateş canları teber tebere. Aksi ve asi... Şimşek ibrişim iplikler abalarında...
3/:
Dumansız ateş sakinleri aşk ovalarında...
Şifasız bir bunalımdı bulutlardaki. Zaman canla yarış halinde. Ölüm ve doğum iç içe. Ama hem aspirini biliyorlardı tayifeyi latif. Ve hem de aynı anda heroin diye bir şeyi... Bir başka ilacın daha muhtevasını ex tabletlerine dönüştürüyordu simya dilinde ruhban. Işık diyarına yolluyordu ardından. Tayf ölçümleriyle yine endazedeydik. Çünkü bizdik ve acizdik. O anda şiir yazıcıları gazel derdinde... Şifalara gebe arzhanenin biraz daha genişlediğini hissediyordular. İlk dalga boyu salınımları zihnimizi sallıyordu galiba bizimse.
Lokman şifalı ot aramada arzın ilkel savanlarında...
4/:
Dedik ya ey ehli şiir...
Dumansız ateş sakinleri aşk ovalarında...

Şen Şakraklaşıyor Günah ve Aşk Ehli

1/:
Gün be gün şen şakraklaşıyordu günah ve sevda ehli...
İşte ilk sufi... Yani yapay azizenin bir kerameti daha! Diye şen şakraklaşıyordu günah ehli. Hatta bu arada diabolikin bazı özel yerleri de büyümüştü doğada. Ya da öyle gibi geliyordu kendine. Ama neyse. Aldırmıyordu boynuzlu haham. On bin sekiz spektroskopiydi zaman. Yüreğimize iniyordu iliğimiz. Beynimiz kutsuyordu kendine uzanan eli...
2/:
Gün be gün şen şakraklaşıyordu günah ve sevda ehli...
Terimiz tuz içinde. Tuzsa denizin sevdası balıklara... Kokuşabilirdik her an. Yaman bir günahla yan yanaydık. Sevgimizle doldurduğumuz kraterler uykudaydı... Herkes özel intiharını planlamadaydı. Hayallerin için sakladığımız gelecek şekilleniyor muydu ne? İlk baronluklar bahane. Her bozgun çelimsiz bileklerimizin son ürünüydü. Tarihe ağıyordu savaşın seli...
3/:
Gün be gün şen şakraklaşıyordu günah ve sevda ehli...
Teşneydik şiire. Habire üleşiyorduk aşk artılarını. Yüreğimize eğilme vakti eşikteydi oysa. Bizse avuçlarımıza doldurduğumuzla yetiniyorduk. Soğuk ve kışla olan aşkımıza tamdı özlemimiz. Ama dukhan ehli öyle mi? Diabolik ve mücerret ehli tam alnacımızda. Çünkü kor kızıllıklarına oydukları heykellere düşmandık. Ama ne çıkar? Zaman daha da kızarır ve yakar mahluku. Korku uyanık... Kırmızıya olan inançsızlığımızdı dinamiğimiz bir tek. Aşk zamanını gözlüyordu birinci semada cinsi latif. Hafif bir sisle halkalanıyorduk. Bilemezdik bundan böyle kaderin içeriğini. Ve yanıktık heyula alaşımı terk edeli...
4/:
Dedik ya ey ehli şiir...
Gün be gün şen şakraklaşıyordu günah ve sevda ehli...

Füzyon Aşık Oluyor Antimaddeye

1/:
Füzyon, aşık oluyordu antimaddedeki gizeme...
Onulmaz bir fetretti bizimkisi. Bir cilalı taş devriydi tandırlardaki. Cin ve can avcısının başı dertte... Yontma deri tabanı tutuşuyordu alt ucundan. Kavruk ten gibiydi... Bozgunu bürünmüşlüğümüz aşkımızın yanık yüzüydü. Ve bir aşk ve ışk hanesindeydik. Ama bu kadar da olamazdı radyasyon sufileri. Füzyon aşık oluyordu anti maddeye. Nereye? Ve ne kadar? Ancak imkansızdı bu, yazık ki olanlar oldu. Ama bize ne?...
2/:
Füzyon, aşık oluyordu antimaddedeki gizeme...
Ufuk şakaklara dayadı. Çizgi uzandı. Salma çizgisinde orantı yandı. Fotojenik bir zombi gördüklerine inanamıyordu. Ancak buydu. Ve şahittik biz. Aşkın yanında ikimiz.. Ve bir de kırba vardı. İçi ateş dolu. Gittikçe irileşen bir sivilce çıbanı gibi sağı solu. Şiir ağıtçılarının göğsündeki şişliği vurmak istiyordu. Ama beceremiyordu bir türlü. Ölü bulutlar Macellanlaşmaya berdevam... Bütün vücudu felç oluyordu arzın. Sonu bulunuyordu sözün...
3/:
Füzyon, aşık oluyordu antimaddedeki gizeme...
Bu bir aşk parlaklığı. Ya da aksi bir paradigma... Çünkü ilk Atlan imparatorunun gözündeydi kara bir leke misali. Beyninin dışında ise asilerin mutand beyi... Ve hiçbir yeri çalışmıyordu od ülkesinin. Sonu bulunuyordu sözün... Evet, ne yazık ki katılaşıyordu ateş. İlk atomik savaşın şiddetiyle bin parsek et ve leş. Kızıl meyvelerin uniform ölçüleri bir o yana, bir bu yana... Mu’haneyi boş bulan da vardı. Dolu sanan da... Mu’nun ateş gözlü Cengiz hanı öyle mi? Ya?... Karışık haldeydi at izi it izine...
4/:
Dedik ya ey ehli şiir...
Füzyon, aşık oluyordu antimaddedeki gizeme...

Umurumuzda Değil Şişen Egolar

1/:
Sevdanın umurunda değildir şişen egolar...
Ve öyle bir kaos dilimi. Can ve cin ehli iç içe. Hiksoslar öyle zalimleşiyordu ki. Ah! Ve illa beyaz ateş istiyordu her sabah. Ancak yüksek kolestrol zenginiydiler kızıl kırallar. Bazısı hariç eksodustan. Her şey ben diye bağırıyordu. Ve kibirin kızı uzaktan. Ne demekse ben? Bilen yoktu aramızda. Diab’dan başka. Şiir yazıcılarının işi aşkındı başlarından. Ve umurlarında değildi şişen egoların devri. Taşlıyordular habire. Ve kızıl kolestrol zenginliği dertti... Yüreklerde eriyordu yağlar...
2/:
Sevdanın umurunda değildir şişen egolar...
Sonsuzluk servetti. Ve büyüyordu ezeli eksoda. Uzayda nokta nokta uygar dabbeler. Ama neredeler? Yıldızlar da ama... Bizse izotropik bir meydandaydık. Düğün kırk ateş gecesi sürüyordu. Dayıyordu baronlar kırmızı etini ahırdaki atların. Kaf üfür üfür masal yazımında... Ve simurg divit ucu... Haşır haşırdı dağlar...
3/:
Sevdanın umurunda değildir şişen egolar...
Ve İlberya'daki tandırdı kaynayan. Altımızda on beş milyar mikron vurdumduymazlık. Yalnızdık. Ama kral domuzlarının seyisleri misali... Kozmo bir ahırdaydık. Oysa kozmik ateş topları yirmi bir bin pareyi çoktan aşmışlardı. Kral Kull'un oturduğu yer on bin selsiyus... Ve yuvarlak masayı kavrayan kıllı bileklerin nabzı beş yüz parsek ölçüde. Omuz omuza kaçkın şıhablar...
4/:
Dedik ya ey ehli şiir...
Sevdanın umurunda değildir şişen egolar...

Yüreğimizde Yirmi Dört Ayar Gazel

1/:
Yüreğimize doldurduğumuz yirmi dört ayar mersiyenin sesiydi...
Fitne üzerine kuruluydu Mu. Atlo ise sulhe abanık. Doktrin diken diken oluyordu burada. Teologlar yürekten yanık. Ve ateşli kolestroldü damardaki çan. Kaçan üryan bir adamdı. Ancak ilk sözünü duyunca davanın, kozmik fon kararıyordu. Çünkü davetsizdi paradigma. Ve Eskoçlar giriyordu izan kitabına. Bir de... Aşk zamanına tabii ki. Beş dalga boyu salınımı vardı ateş frekansının. Kıvırcık saçları bile şimşek suretliydi evvanın. Yıldırımlarla düzeliyor ve çiviler gibi çakılıyorduk arza. Ya toprak?... Ateşin nesiydi?
2/:
Yüreğimize doldurduğumuz yirmi dört ayar mersiyenin sesiydi...
Ardından yürüyorduk. Bir kervandaydı yapraklar. Ve dimdik bir hal alıyordu kutuplar. Doğu dönüyordu batıya. Eksodustu kutupta. Ve en eski kreygırın kılıcı... Kan ve yalan... Biz çaresiz bir sayfa daha içiyorduk koşmamızdan. Yüreğimize bir hal mi oluyordu ne? İçimize doldurduğumuz bize ait bir sesti. Ve som ve yirmi dört ayar mersiyeydi.
3/:
Yüreğimize doldurduğumuz yirmi dört ayar mersiyenin sesiydi...
Ve aşkımıza can vuruyordu. Kabrimiz diye oyduğumuz ateş kuyuları faaldiler. Mitrik heykellere tapıyorlardı bir kısım Atlant sakini. Ve kuul tarihleri her an inançsızlıklarıyla başlıyordu. Uğul uğuldu ateşin kıyameti. Cenneti unutsa mıydık? Ya da anımsasak gayyayı... Gayya ki günahın muhkem kafesiydi...
4/:
Dedik ya ey ehli şiir...
Yüreğimizde doldurduğumuz yirmi dört ayar mersiyenin sesiydi...

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Tayf Ölçümü Günü Füzyonu

Zamanı büken hadiseler var. Bu yazıda olanlar söylendiği gibi şiir yazıcıların elinde delinmş bir zamanda geçiyor.Tasfir edilen sahne ya güneşsi bir yerde ya da başka ateş topunda geçiyor diye hayal ediyorum.

İki atomaltı parçacığı tek beden olma hadisesi için yeryüzünde düzenek kuramıyoruz, sıcaklılk müsait değil. Bu sıcaklığı sağlayacak büyük enerjiyi veirirsek de parçacıkalrın bedenlerinin kavrulması riski var birleşemeden. Hergün defalarca hidrojenle yine bir hidrojenin buluşup helyum denen kaynaşmanın yaşandığı yer olsa olsa güneştir, ya zamanın delinip mekanın devrildiği bir yerdir. Ya da zamanın ve mekanın son nefesini verdiği fani mürekkebin son kızarmış damlasıdır.

...........

Bu manzarayı canlandırırken zihnimde Dante'nin Virgil'le yaptığı cehenenem yolculuğunu da anımsamadım değil. Beatris'in aşkı görüngüler halinde gidip gelirken Dante'ye bu ateş şehrinde gezintisi sonunda;

“ Ey benim için Cehennem’e ayak izlerini bırakmaktan çekinmeyen,umudumun kaynağı, kadın, /gördüğüm bunca şeyi / senin yetkinin, senin iyiliğinin / erdemine iznine / borçlu olduğumu biliyorum” diyordu.

Ve en sonunda yolculuğun;

“Elindeki yolları yöntemleri / kullandın, kölelikten özgürlüğe / ulaştırdın beni” ve “ Düşlemin gücü burada tükendi; / artık isteğimi, istencimi / dengeli bir çark gibi döndürüyordu,/ güneşi yıldızları döndüren sevgi” fikrine varıyordu.
...........
Bu yazıda benzer bir sonuç çıkarmaya çalışıyor olmasam da "Dante'nin Virgil"i yerine, yazarın başka kavramları olduğunu ve sahnenin bir cehennemden çok arzın felcini anlattığına daha yatkınım. Ve okurken iç sıkıntısı verici kesif bir dumandan okuyanın gözlerini yandığı hissini yazarın bilinçle vermeye çalıştığı kanısında olduğumdan bahsetmek zorundayım. Hesap endişesi aşk ehline de gelir diğerlerine de o sırada. 'Dumansız aşk ehli'ni kurtarmaya bir aspirin yetebilir oysa ki...

Bazı Kelimelerin yazıyı anlamlandırmada inhibitör olduğunu söylersem çok karşı çıkan olmayacaktır sanıyorum. Diabolik bana Jetix'de bir çizgi filmi hatırlatıyor ama peki ya bunlar? Arz, Zombard, Heroin, Hiksos, Diab...vb? Bir de şu var ki fotojenik zombi nasıl olacak onu hayal edemedim :)
...........
Aslında füzyon neden aşık oluyor antimaddedeki gizeme? Görüntüsü aynıdır, herşeyi aynıdır aslında maddeyle antimaddenin...Ama antimadde diğer sanal bir aynanın ardındaki görüntüye eş sayıldığından mı gizemlidir? Ya da antimaddenin daha taze ve sabi olmasından mıdır bu cezbesi?

Yanma odaları dediğimiz düzenekte biz fizikçiler heyecanla antihidrojen dozunu eşit hidrojenle karıştırırken oluşan antimaddeler bir yandan füzyonun aklını başından mı almaktadır? Ki işin içine mikro alemin kelebek ömürlüsü bir antimadde girince güneşin meşhur hidrojen bombasının yüzlerce kat fazlası patlamalar olmaktadır. Bu şehrayin füzyonun aşkına mı tekabül etmektedir? Sebebine ya da sebebinin içindeki zıtlığa aşık olmak yine arzın felç olduğu noktada mı daha anlaşılır görülecektir? Bu kızaran gökteki havai fişekleri düşleyerek kendimizi haklı saymamız kabul görür mü?

Bakınız Sayın Yozgat nasıl da akıl karıştırdınız :)

Her durumda 'içi ateş dolu kırba', 'düğün kırk ateş gecesi', 'doğum ve ölüm içiçe', 'toprak ateşin nesiydi?', 'tayf ölçümleriyle endazedeydik' parçacıkları zamanı delme niyetindeki şairlerin kalem uçlarına yakışacak cinsten...

Füzyon tepkimesi kadar sarsıcı ve yakıcı değil ama 'Zamanın Kıpkısa Tarihi 3' şehrayininde iyi bir çağrışım patlaması yaşadım ben :) Teşekkürler.